01 Ocak 2015 11:18

Mücadele kartopu gibi büyüyecek

2014 yılı iş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı yıllardan biri oldu. Her gün iş cinayeti olurken; Soma’da 301, Torun Center’da 10, Ermenek’te 18, Isparta’da 17 işçinin öldüğü toplu katliamlar 5 ay içerisinde yaşandı. İşçilere ölümün reva görüldüğü 2014’te, işçiler adlarını direniş ve grevlerle de duyurdu. Bir yandan sendikalaşma mücadeleleri artarken, sendikalı işyerlerinde ise sendikal bürokrasiyle mücadeleler yükseldi. Özellikle ağır koşullarda 12-13 saat çalışan ve asgari ücret yakın bir ücretle işçilerin çalıştırıldığı gıda sektöründe öneml mücadeleler yaşandı ve bunlar 2015’e de devretti. İşçiler 2015’ten umutlu ve mücadelenin bir kartopu gibi büyüyeceğine inanıyor.

Paylaş

Vedat YALVAÇ
İstanbul

2014 yılı iş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı yıllardan biri oldu. Her gün iş cinayeti olurken; Soma’da 301, Torun Center’da 10, Ermenek’te 18, Isparta’da 17 işçinin öldüğü toplu katliamlar 5 ay içerisinde yaşandı. İşçilere ölümün reva görüldüğü 2014’te, işçiler adlarını direniş ve grevlerle de duyurdu. Bir yandan sendikalaşma mücadeleleri artarken, sendikalı işyerlerinde ise sendikal bürokrasiyle mücadeleler yükseldi. Özellikle ağır koşullarda 12-13 saat çalışan ve asgari ücret yakın bir ücretle işçilerin çalıştırıldığı gıda sektöründe öneml mücadeleler yaşandı ve bunlar 2015’e de devretti. İşçiler 2015’ten umutlu ve mücadelenin bir kartopu gibi büyüyeceğine inanıyor.

İŞÇİ AYAĞA KALKMALI

Sefa Köken (Soma Kömür AŞ işçisi): 2014 yılı işçi için kötü bir yıl oldu. Sokağa çıkarak işçilerin haklarını alacak olan örgütüdür yani sendikasıdır. Ancak bu iktidar sendikaları satın almış durumda. İşçilerin öldürülüyor, açlığa mahkum ediliyor. İşçilerin artık ayağa kalkması gerekiyor.

AÇLIKLA TERBİYE EDİLİYOR

Dursun Altıntaş (Hema Maden işçisi): Hema maden işçisi son 6 ayda çok yoğun bir süreç yaşadı 2014 yılında. Son 6 aydır üretim yapmıyoruz. İşten atmalara karşı eylemler yapıyoruz. Şuan peyder pey işten çıkarılıyoruz. Hema işçisi 2015 yılına işsiz olarak giriyor. Ocağın kapanmasına ve 800 işçinin işsiz kalmasına bu hükümet sessiz kaldı. Bu işçiler için 2015 yılı daha kötü olacak. Çünkü buradaki tek istihdam alanı madenler. Çoğu arkadaşımız büyük ihtimalle kaçak ocaklara yönelecekler. Aç kalmamak için bunu mecburen yapacaklar ve hiçbir güvenceleri olmayacak. Onca eylemimize rağmen hükümet bizi duymadı. Türkiye’deki sendikalar da hükümetler gibi bürokratik yapıya bürünmüş durumda. Patronlar iş güvencesi olmayan işleri istediği gibi çekip çeviriyorlar. Bu hükümet ILO sözleşmesinin madenler ilgili olan maddesini yeni imzaladı. Yıllardır düşük ücretle çalışan madenciler yeni yeni şartları düzelecekken işsiz kalıyoruz.

İŞÇİ NEDEN ÖLÜYORUM DİYE SORMAL

Hüseyin Gündoğdu (Torun Center işçisi): Hükümetin getirdiği taşeron sistem işçilerin daha fazla ölmesine ve daha fazla sömürülmesine sebep oldu. Bunun en acı tanığı olan biri olarak, Torun Centere’da alınması gereken önlemlerin alınmaması sonucu 10 arkadaşımızı kaybettiktik. Biz o gün bu gündür mücadele ediyoruz. 24 Arlıkta da ilk duruşmamız vardı. Ben orada şikayetçi oldum ve davaya müdahil olmak istedim. Ancak mahkeme bunu olaydan yakından zarar görmediğimi gerekçe göstererek müdahil olma talebini kabul etmedi. Patronlar katları saydığı kadar yaşanan sorunları saysalar bu kadar işçi arkadaşımız ölmeyecekti. Fakat patronlar her zaman parayı sayarlar. İşçilerin sorunlarını saymazlar. Bunu biz Ermenek’te de, Soma’da da gördük bu katliamları. Unutulur gider diye düşündüler. Ama biz unutmayacağız. İşçi sınıfı olarak bunu unutmayacağız. Katliamın üzerine gittiğimiz için 40 kişi işten çıkarıldık. Kendi isteğimizle çıktığımızı gösteren bir kağıt imzalatmaya çalıştılar.

Bu sistem bu şekilde devam ettiği sürece biz 2015’ten hiçbir şey bekleyemeyiz. Kendi gücümüzden bir şeyler beklemeliyiz. İşçiler ezildikleri zaman başkaldırmalı, öldüğü zaman da neden ölüyorum diye sormalıdır. Hükümetlerden hiçbir umudum yok. Kim gelirse gelsin sömürmeye devam edecek. Benim işçi sınıfından bir umudum var.

DİRENİŞİMİZ SÜRÜYOR

Ahmetcan Hasköylü (Danone işçisi): Daha önceki sendikamız olan Tek Gıda-İş ile patron yıllarca kendi aralarında sözleşme yapıyorlardı. İşçilerin iradesinin yansımadığı bir sözleşme yapılıyordu. Biz de sendika değiştirme kararı aldık. 138 Danone işçisinin 136’sı DİSK/Gıda-İş’e geçmeye karar verdi. Daha sonra bu sendikayla yapamayacağımıza karar verdik. Daha sonra toplu iş sözleşmesi taslağını hazırladık. Sendikamızla birlikte bu sözleşmemizi patrona gönderdik. İşverene de 15 günlük bir süre tanıdık. Patron bize herhangi bir dönüş sağlamayınca biz fabrikada yemek boykotuna, sakal uzatma eylemine başladık. Daha sonra da işe giriş çıkışlarda protesto eylemleri yaptık. Şuanda da kapı önünde kurduğumuz çadırda direnişimiz sürüyor. Birlik olmamız gerekiyor. Bu şekilde hem patronlara hem de hükümete daha fazla baskı yapabileceğimiz düşünüyorum. Biz Danone işçileri olarak en doğal hakkımız olan sendika değiştirme hakkımızı kullandık. Patronunda bu tercihimize saygı duymasını ve sendikamız olan DİSK/Gıda-İş’le masaya oturmasını istiyoruz.

SUSA SUSA BİR YERE KADAR

Özcan Keleş (Ülker işçisi): Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş Ülker patronuyla görüşmeleri otel salonlarında yapıyorlardı. Bize yalnızca imzaladıklarını duyuruyorlardı. İstediğimiz hiçbir şeyi dikkate almıyorlardı. İçerideki sıkıntıları dile getirdiğimiz zaman baskılar oluşmaya başladı. Bu süreçten önce de sendikayla ilgili konuşanları işten atıyorlardı. Meslek hastalıkları çok artığı içinde biz aşırı derecede rahatsız olmaya başladık. Zorunlu mesailer yaptırıldı. 12 saat çalışıyoruz her gün. Gelmeme gibi lüksümüz yoktu. Bu durumdan rahatsız olan arkadaşlar olarak sendika değiştirmeye karar verdik ve DİSK/Gıda-İş’te örgütlenmeye karar verdik. Ancak Gıda-İş bize sendikalı yerleri tercih etmediğini, sorunumuzu kendi sendikamızla sorunu çözmemizi söyledi. Önce kendi sendikanızı değiştirmeye çalışın dedi. Daha önce haklarımızı bilmiyorduk. Gıda-İş’in gelmesiyle birlikte bir çok şeyi farkına vardık. Öz Gıda-İş’in genel merkezine gittik. Sorunlarımızın yazılı olduğu 2 sayfalık bir metin bıraktık. Merkez yöneticiler, “Biz sorduğumuzda her şey dört dörtlük” diyorlar diyerek suçu temsilcilere attılar. Ama daha sonra bunun büyük bir oyun olduğunu anladık. Başı çekenleri yani bizleri mimlediler. Bizi takip etmeye başladılar. Bir araya getirmemeye başladılar. Farklı vardiyalara göndermeye başladılar. Böyle olunca da bizi farklı gerekçelerle zaten çıkaracaklar diye düşündük. Böylece DİSK/Gıda-İş’te örgütlenmeye karar verdik. 67. gündür direniyoruz. İlk günlerde direniş çok zordu. Arkadaşlarımız selam vermekten bile korkuyorlardı. Zaten sendikacılar, vardiya amirleri sürekli takip ediyordu kim geldiğini, neden geldiğini. Ailece görüştüğümüz arkadaşlarımız yanımıza bile gelmiyorlardı. 2015 yılında artık herkesin sesini çıkarması lazım. Ben buradan arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Şuan Ülker’deki malum sendikan yıllardır çektikleri ortada. Susa susa bir yere kadar. Anayasal haklarımız var ama kullanmasını bilmiyoruz. Artık kimse boyun eğmesin. Armut piş ağzıma düş dönemi bitti. Bir şey isteyeceksin ki alasın.

EN BÜYÜK SORUNUMUZ SENDİKACI-PATRON İŞBİRLİĞİ

Serkan Yücel (Nestle işçisi): En büyük sorunumuz son dönemlerde hemen hemen tüm işyerlerinde yaşanan sendikacı-patron işbirliği ve bunun sonucunda işçilerin ezilmesi. Şuan biz de bu durumu yaşıyoruz.  Nestle’ yıllardır örgütlü olan Öz Gıda-İş tarafından yıllarca kandırıldık. Biz 3 lira istedik sendika gidip patronla anlaşarak 1 lira aldı. Gün geçtikçe de işçiler enflasyon karşısında eziliyor. Bu yıl sendikanın da desteği ile bir artık 1000 kişilik bir fabrikayız 3 temsilci bu fabrikayı yönetemiyor. Her vardiyadan 15 işçi seçelim bunlar işçilerin sorunlarını sıkıntılarını sendikaya anlatsın. Sendika da bu anlatılanlar doğrultusunda patronla görüşmeler yapsın.  O komisyonlarda yer alan işçilerden biriyim. Biz işçilerden sıkıntıları alıp sendikaya ilettik. Böyle olunca da işçiler sendikaya daha fazla baskı yaptı. Bunun üzerine patronun da sendikaya baskı kurmasıyla birlikte. Sendika patrona dönerek bu işçiler burada olduğu sürece biz bu sözleşmeyi imzalayamayız dedi.  Patrona isimler verdi. Ben 12 yıldır Nestle’de çalışıyorum. Personel temsilcisine gidip beni sorsanız ismimi bilmez.  Hakkımızda soruşturma olduğu gerekçe gösterilerek 25 Haziran 2014 yılında 27 arkadaşımla birlikte idari izne çıkarıldık. Aynı gün sendika patronla oturdu ve sözleşmeyi imzaladı. İşten uzaklaştırıldığımıza  mı üzülelim yoksa sözleşmenin imzalanmasına mı üzülelim. 2015 yılından umutluyum. Bizim çıkardığımız bu ses mutlaka birilerinin kulağına gidecek. Verdiğimiz bu mücadele de mutlaka bir sonuca varacak. Burada en büyük işin biz işçilere düştüğünü düşünüyorum. Çünkü birlik ve beraberliği sağlayabilirsek bir şeyleri elde edebiliriz. Toplumun gün geçtikçe bilinçlendiğini düşünüyorum. Bu yaşananlar bir şeylerin ayak sesleri. Mücadele kartopu gibi büyüyecek. İşçinin işçiden başka dostu yok. Ne polis, ne kanunlar, ne de sendikalar biz birlik olmadığımız sürece bize bir hayrı olmayacak ve ezilmeye devam edeceğiz. Bugün bana olan yarın başka işçilere olacak. Bu yüzden birbirimize destek olmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok.

SENDİKALAŞMA MÜCADELELERİ 2015’E DEVRETTİ

DİRENİŞ YERİNE GÜBRE DÖKÜLDÜ

Yunus Dağçal (Sütaş işçisi): Sütaş fabrikasının önüne kurduğumuz direniş çadırında 265 gündür direniyoruz. İş cinayetlerinin olmadığı bir yıl istiyoruz artık. Sütaş, insanların 12 saat çalışıp tuvalete giderken kartla girip çıktığı bir fabrika. Tuvalette geçirdiğimiz zaman bile sayılıyor. Sütaş denilince akla direnişte olan işçilerin bulunduğu alana 13 ton gübre döken bir fabrika. Bu her ne kadar Sütaş patronu Muharrem Yılmaz’ın TÜSİAD Başkanlığından istifa etmesine neden olduysa da bu iç yakışık almadı. Diğer işyerlerinde olduğu gibi Sütaş’taki işçi arkadaşlarımız da korkuyor. Yıllardır ailecek görüştüğümüz kişiler korkuyorlar. Son dönemlerde bir de artan polis saldırıları var. Ancak bu polis saldırıları korku yerine daha mücadeleyi daha da artırıyor. Polis saldırdığı zaman seviniyoruz. Çünkü bu patronun korktuğunu gösteriyor. Sütaş işçilerine de buradan sesleniyorum; patronun bu korkusunu görsünler artık. Daha önce Sütaş’ta bir cumhuriyet altını meselesi yoktu. Mücadelemiz sonucunda her yıl 1 adet cumhuriyet altını veriyor. Her 3 ayda bir ikramiye veriyor. Biz bu mücadeleye başladıktan sonra bumlar verilmeye başlandı. İçerideki arkadaşlarımızın şunu düşünmesi lazım içeriye sendika girmeden patron bunları veriyor. Bir de sendikanın girdiğini düşün. Daha iyi şartlarda çalışacaksın. Eşine, çocuğuna daha güzel vakit ayıracaksın. 7 yıl çalıştım Sütaş’ta bu süre zarfında hiçbir arkadaşımın cemiyetine gidemedim. Eşime dostuma bu saatte evdeyim buyurun gelin oturun diyemedim. Çünkü sabah girişimiz belli ama çıkışımız belli değil. Bugüne kadar hiç 8 saat çalışamadım, her gün 12-13 saat çalıştım. Şuan Türkiye’de gördüm tabloyu fırtına öncesi sessizlik olarak değerlendiriyorum. Ben 2015’ten umutluyum. Biz yıllarca olmayan paramızı harcadık. Bugüne kadar kredi kartların yüklendik. Ancak onlarda artık sınıra dayandı. 2015 yılı da daha güzel bir hayat umarım bizi bekliyor. Çocukların ağlamadığı, insanların güldüğü, yolsuzlukların olmadığı bir yıl diliyorum herkese.

MÜCADELEDE GÖRÜŞMELER DE SÜRÜYOR

Mehmet Önder (Maltepe Üniversitesi Hastanesi işçisi):
Şuan direnişimiz 25. gününde devam ediyor. Dev Sağlık-İş’te örgütlendiğimiz için kapı önüne konulduk. Çünkü içerideki sendikalı sayısı her geçen gün artıyordu. Birkaç arkadaşımıza para teklifinde bulunuldu sendikadan vazgeçmesi için. İlk başta 4 arkadaşımızı işten atarak bizi korkutmaya çalıştılar. Sonra baktılar ki olmuyor 94 kişiyi daha attılar. Direnişimiz sürüyor. Bazı görüşmeler yapılıyor. Mücadelemiz sürüyor ancak içeride taşeron da sürüyor. Şuan başımızda olan Cumhurbaşkanı yasa tanımazsa patron yasa tanır mı? Biz şu anda Anayasanın 51. maddesi ne diyorsa onu yapıyoruz. İçeride çalışan sendika üyelerimiz de var.  

ONLARDA VİCDAN YOK

Veysel İlkılıç (Kumport Liman işçisi):
Liman-İş Sendikasında örgütlendiğimiz için işten çıkarıldık. 2013 yılının 2. ayında direnişimize başladık. 265 gün limanının kapısının önünde direnişimiz sürdü. Şuan da direnişimiz sürüyor. 2014 yılı liman işçileri için kötü bir yıl oldu. Çünkü işsiz kaldık. Biz de tehlikeli bir iş kolunda çalışıyoruz. 2014 yılı aynı zamanda iş cinayetlerinin en yoğun olduğu bir yıl oldu. Ve halen bakanlarımız çıkıp da vicdanlarımız rahat diyebiliyorsa kusura bakmasınlar onlarda ne din var, ne vicdan, ne de iman var.

İŞÇİYE SAYGI DUYULSUN

Yasin Erkoaca (ICF işçisi): Anayasal hakkımızı olan sendikalaşma hakkımızı kullandığımız için işten atıldık. 2015 yılında işçiye daha fazla saygı duyulmasını bekliyoruz. İktidar patrondan yana olmayı bırakıp biraz da işçiden yana olsun istiyoruz.

2015’TEN UMUTLUYUZ

Zafer Cengiz (Dora Otel işçisi): Tüm Emek-Sen’de örgütlendiğimiz için işten çıkarıldık. Bizim sektör açısından 2014 yeni bir yıldı. Turizm işkolunda yeni örgütlenmeler başladı. Bizim iş kolumuzda yıllardır yaşanmayan iş durdurma eylemleri yaşandı. Genel anlamda işçi sınıfı hareketinde de bir yükseliş olduğu düşünüyoruz. 2015 yılında da daha ileri boyutlara taşınacağını düşünüyorum. Özelikle turizm sektörü üzerinden çok umutluyuz.

İLK DEFA 3 YILLIK SÖZLEŞME İMZALADIK

İsmail Koç (Trakya Şişecam işçisi): Bizim de 2014’te bir grevimiz oldu. Grevimizin hükümet tarafından yasaklanmasının ardından sözleşme imzaladık. İlk defa 3 yıllık bir sözleşme imzaladık. Bu süre zarfında 3 arkadaşımız işten atıldı. Onların işe iade davaları devam ediyor. 2014 yılı işçilerden çok şey götürdü. Patronlara büyük kazanımlar sağlandı. Sendikamız da çok yıprandı. 3 yıllık bir sözleşme imzalatıldı bize. Bu Kristal-İş’in örgütlü olduğu yerlerde ilk defa yaşanıyor. Kazanımlarımız yüzde 1-2 refah payı. Hem işçilik hem de ücret açısından çok kötü durumdayız. Üzerimizdeki baskılar arttı. Herkesin tepesine kameralar takıldı. Bu kameraların kaldırılması için verdiğimiz mücadele sonucunda da 30’a yakın arkadaşımız uzaklaştırma aldı. Biz 2015 yılında birlik ve beraberliğimiz daha da büyüterek patronlara gerçek gücümüzü göstermek istiyoruz. Şu sıralar sendikamızda seçimler var. Seçimlerden sonra daha iyi şeyler olacağına inanıyorum.

 

ÖNCEKİ HABER

Direndiğimiz sürece umut tükenmeyecek

SONRAKİ HABER

Kütleçekim: Ağır bir konu üzerine kısa bir gezinti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa