Abdülhak Hamit Tarhan

Abdülhak Hamit Tarhan köklü, varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğudur. Hamit'in ağabeyi Abdülhalik Nasuhi Bey (1837-1912) Paris'te Mekteb-i Osmani'de okumuş, Saint-cyre Fransız Harp Okulu'nu bitirmiş. Hareket-i Askeriye'de Eski ve Yeni Nisamat ile Tedmür Harabeleri'ni dilimize çevirmiş. Valilik, elçilik, ayan üyeliği yapmış. Ara sıra şiir de yazarmış. Hamit'in yetişmesinde, edebiyata yönelmesinde etkisi olmuş. Kızkardeşi Abdülhak Mihrinnisa Hanım da (1864-1943) şairmiş.

Abdülhak Hamit, 2 Ocak 1852'de dedesi Abdülhak Molla'nın İstanbul'da, Bebek'teki Pembe Yalı'sında doğdu. Beş yaşlarında iken Köşk Kapısı'ndaki mahalle mektebine gitti. Evde de ağabeyi Nasuhi'yle özel ders alıyordu. Bir süre sonra Hisar Rüşdiyesi'ne devam ettiyse de pek yararlanamadı. Evliya Hoca, Tahsin Efendi ve Salim Sabit Efendi ona özel ders veriyorlardı. 1863'te Nasuhi Bey ve Tahsin Efendi'yle Paris'e yollandı. Bir buçuk yıl kadar orada Ecole Nationale'de okudu. Bir ara babası da oraya geldi, oğlunu gezdirip eğlendirdi. Hamit, 1864 sonlarında yurda dönünce, Bebek'te Yoğurtçu Sokağı'nda bulunan kolejimsi bir Fransız okuluna girdi. Fransızca'sını geliştirdi. Ayrıca, Edremidi Bahaaddin Efendi'den de Arapça ve Farsça öğreniyordu. Bu sıralarda, Babıali Tercüme Odası'nda memurluğa başladı.

1865 yazında Hayrullah Efendi orta elçilikle Tahran'a atandı. Hamit'i birlikte götürdü. Hocası Bahaaddin Efendi de yanlarındaydı. Hamit hem onun, hem de sefaret münşisi (yazmanı) Mirza Hasan Şevket'in yardımıyla Farsçasını ilerletti. İran edebiyatını tanıdı. Fakat babası 1866 Şubatı'nda bir kalp krizinden öldü.

İran dönüşü Hamit 1867'de ilkin Maliye Mühimme Kalemi'nde, ardından Şura-i Devlet ve Sadaret kalemlerinde çalıştı. Ebüzziya Tevfik'le tanıştı. Erhem Paşa'nın oğlu Kadri Bey'den Hüsn ü Aşk'ı ve Sami Paşa'dan Hafız Divanı'nı okudu. 1870 ortalarında Şinasi'yle görüştü. Aynı yılın güzünde Namık Kemal Avrupa'dan dönmüştü. Hamit evine giderek duyduğu sevgi ve hayranlığı belirtti. Onun etkisiyle Macera-ı Aşk'ı Çamlıca'da yazıp 1873'te bastırdı. Ahmet Vefik Paşa ile Sait Bey'in övgülerini kazandı.

Bir ara Başmabeyinci Mecit Bey'in kızı Emine Naciye ile nişanlandı. Hem komşu, hem de küçük yaştan arkadaştılar. Fakat eniştesi Pirizade Sahip Bey'in akrabasından 1859 doğumlu Fatma'nın üzüntüyle "Ben artık karalar giyeceğim!" dediğini duyunca hemen nişanı bozdu, onunla nişanlandı. 1874'de Edirne'de ağabeyi Nasuhi Bey'in konağında evlendi. Ahmet Vefik Paşa, içinde atasözleri bulunan bir oyun yazmasını söylemişti. Düğünden birkaç ay sonra, onun öğütlerine uyarak, Edirne'de Sabr-ü Sebat'ı yazdı. Ardından coşkuyla Sardanapal'a başladı. Aynı yıl bir oğlu -Abdülhak Hüseyin- doğdu. 1875 yazında İçli Kız, 1876 kışında Dubter-i Hindu ve baharında Nazife oyunları yayımlandı.
Hamit, 10 Haziran 1876'da Paris Büyükelçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Eşiyle çocuğunu ağabeyinin yanında bırakarak 21 Haziran'da İstanbul'dan yola çıktı. Ayın 29'unda Paris'e gitti. Arkadaşı Ferit Bey'in Enghien köyündeki evine yerleşti. Birlikte eğlence yerlerini, opera ve tiyatroları gezdiler, kadınlarla gönül eğlendirdiler. Divaneliklerim bu renkli, sevinçli yaşantıların ürünüdür.

Paris'te Hamit bir yandan gezip tozarken, bir yandan da Fransız yazarlarını (Racine, Corneille, Hugo, Lamartine, Musset vb.) okudu, Nesteren ve Tarık oyunlarını yazdı. Corneille'in Le Cid'ine benzek (nazire) olan Nesteren'in Fransa'da 1878'de yayımlanması Saray'ı kuşkulandırdı. Çünkü kitapta zalim bir hükümdara karşı halkın öfke ve başkaldırısı anlatılıyordu.

Elçilik izniyle yıl sonuna doğru İstanbul'a gelen Hamit memuriyetten alındığını öğrendi. Açıkta kaldığından Paris'e dönemedi. Epey sıkıntı çekti. Edirne'ye giderek kendini edebiyata verdi. Sahra'yı tamamladı ve 1879'un ilk aylarında bastırdı. Övgülerle karşılanan bu kitabı, yıl sonuna doğru Tarık'ın basımı izledi. Hamit bu arada Tezer, Eşber, Bir Sefilenin Hasbihali adlı eserlerini hazırladı. 29 Haziran 1880'de Berlin Elçiliği Katipliği'ne atandıysa da kabul etmedi. Daha doğrusu, Odesa'ya kadar gitti, vapurda gördüğü bir Alman kızından huylandı, "Ben bu kadar iri ayaklı kadınlar yetiştiren bir memlekette yaşayamam!" diyerek geri döndü. Bir ara cinnet geçirdiği söylendi. 1880 güzünde Eşber ile Tezer'i yayımladı. 1881 Martı'nda karısı ve çocuğuyla Rize'ye gitti, mutasarrıf olan ağabeyi Nasuhi Bey'in yanında kaldı. İbni Musa oyununu yazmaya başladı. Eylül başında Rusya'da Poti Şehbenderliği'ne gönderildi. 14 Kasım'da görevi Golos (Yunanistan) Başşehbenderliği'ne (başkonsolosluğuna) çevrildi. 1882 Ocağı'nda Golos'a vardı.

1883 yazında Golos'tan ayrıldı. Eşi rahatsızlanmıştı. Hekimler Fatma Hanım'ın vereme yakalandığını bildirdiler. Hariciye'den Bombay Başşehbenderliği önerildi. Hamit, havasının hastaya yarayacağını düşünerek, 1883 Ekim'inde yola çıktı. Önce Fatma Hanım iyileşir gibi göründü. Sonra gitgide kötüleşti. İstanbul'dan izin istediler. İzin gecikince, 1885 baharında ansızın vapura bindiler. Yirmi gün sonra, hasta ağırlaştığında, Beyrut'ta karaya çıkmak zorunda kaldılar. Orada vali bulunan Nasuhi Bey'in evinde konakladılar. 21 Nisan Salı günü Fatma Hanım öldü. Bu olay Hamit'i çok sarstı. Bir odaya kapanarak ünlü "Makber"ini yazdı: 

"Kırk gün, sanki onunla hem-civâr (komşu) ve hem-hâl olmak için, yer katında bir odada Makber'i yazmaya başladım. Öteki makberi ise, her gün, Ahmet Ağa ile beraber ziyarete gidiyordum. Kabrin taşı yapılıp yerine konulduktan sonra Beyrut'u terk etttim." 

1 Haziran'da Beyrut'tan ayrılıp İstanbul'a geldi. Üzüntüsü sürüyordu. Karısıyla ilgili Ölü (1885), Bunlar O'dur (1885), Hacle (1886) eserlerini yayımladı. 6 Aralık 1886'da Londra Elçiliği Başkâtipliği'ne atandı. Bir yıl kadar sonra Finten ile Zeyneb'i basılmak üzere İstanbul'a gönderdi. Fakat raportör Salahi Bey, Zeyneb'i inceledi ve sakıncalı buldu. Devlet ve hanedanla eğlendiği gerekçesiyle Hâmit, 24 Haziran 1888'de görevinden alındı. İstanbul'a geldi. Dostları yardımına koştular. Hâmit de padişaha bir daha edebiyatla uğraşmayacağına mektupla söz verince, elçilik başdanışmanı olarak yeniden Londra'ya döndü. 

Kendine yavaş yavaş Londra'da bir çevre edinen Hâmit ara sıra tiyatrolara, suvarelere, balolara çağrılıyordu. Bu toplantılardan birinde Goris ve Calorty adlı kadınlarla tanıştı. İkisi de onu yakışıklı ve kibar buluyorlardı. İlişkiler bir süre devam etti.  
Hamit 1890'da Tilbury Oteli'nin yemek salonunda güzel bir İngiliz kızıyla, Nelly Claver'la tanıştı. Nelly 1970 doğumluydu, annesi Eliza, babası John adını taşıyordu. Kızdan pek hoşlanan Hamit onunla evlendi. 

1894'te annesine inme (nüzül) geldiğini öğrenince Hamit pek üzüldü. Ayrıca, hâlâ görevinde yükselemeyişine de canı sıkılıyordu. Boşalan Madrit Elçiliği için girişimde bulunduysa da sonuç alamadı. Ancak bir ara muavinliğe getirileceği söylendi, elçi Rüstem Paşa'nın engellemesiyle bu da suya düştü. 1895 başlarında geri çağrıldı. İstanbul'da Nasuhi Bey'le padişaha bir dilekçe yazdı. Abdülhamit durumunun düzeltilmesini buyurdu. Halil Rıfat Paşa 29 Haziran 1895'te Hamit'i Lahey Elçiliği'ne atadı. 

Hamit Lahey'de iki yıl kaldı. Aylıklarını vaktinde alamadığında biraz sıkıntı çekti. Sonunda Londra Elçiliği Müsteşarlığı'na getirildi. Buna çok sevindi. Fakat karısında verem belirtileri görülmesi üzerine kaygıya kapıldı. 1900 yazında iznini alarak onu İstanbul'a götürdü. Boğaz havasının iyi geleceğini düşünüyordu. Gerçekten de, Londra'ya döndüklerinde, Nelly biraz toparlanmıştı. 

Londra Elçiliği'nde gözü olan Hamit 1906'da Brüksel Orta Elçiliği'ne gönderildi. Eşini İskoçya'daki ailesinin yanına bırakmıştı. 
1908'de Meşrutiyet ilan edildi, eski anayasa yürürlüğe konuldu. Fakat Hamit'in durumunda bir değişme olmadı. Yazmaya başladığı İlhan'ı bitirmeye çalışıyordu. Eşinin hastalığı ağır ağır ilerliyordu. Hamit, ona sadakatsizlik etmekten çekiniyor, ama bir toplantıda rastladığı bayan Achilles'le ilişkisini de kesmiyordu. Bu, şiir ve edebiyata düşkün işveli, güzel, zeki bir kadındı.

1909 Haziranı'nda Londra Elçiliği'ne Ahmet Tevfik Paşa'nın atanması Hamit'i iyice üzdü. Çünkü oraya kendisinin gönderileceğini umuyordu. 1910 başlarında Nelly'yi İsviçre'de bir sanatoryuma yatırdı. Yaz sonunda alıp Brüksel'e getirdi. Yeniden öksürmeye başlayınca İskoçya'ya götürdü. Fakat hasta iyileşemedi, 8 Şubat 1911 günü Middesex ilçesinin Isleworth bucağında öldü.
Yirmi bir yıllık eşini kırk iki yaşında yitiren Hamit derin bir üzüntüye kapıldı. Onun için Makber'e benzeyen bir eser yazmayı ve Medfen [gömüt] diye adlandırmayı düşündüyse de tasarısını gerçekleştiremedi.

Aynı yıl veliaht Yusuf İzzettin Efendi'yle birlikte İstanbul'a gitti. Baladan Bir Ses'i yayımladı. Ağabeyinin önerisine uyarak Cemile Hanım'la evlendi. Fakat anlaşamadığından yirmi gün sonra ayrıldı. Hemen Brüksel'e döndü.
1912 Şubatı'nda Nasuhi Bey öldü. 6 Mayıs'ta Hamit Luicienne Sacarè adlı Belçikalı sarışın bir kızla tanışıp evlendi. Ağustosta Şehbal dergisinde Garam'ı yayımlattı. Yeni kurulan Kamil Paşa kabinesi işine son verdi. Bunun üzerine, yıl sonunda Viyana'ya, oradan 1913 baharında İstanbul'a geldi. "Ahır-i ömrümün baharı" dediği yeni eşi de yanındaydı.

Hamit İstanbul'da Validem ile İlhan ve Liberte'yi bastırdı. 1914 yılı başında Sait Halim Paşa döneminde Meclis'i Âyân'a üye seçildi. Bir süre sonra da Meclis'e başkan oldu. 1916'da Finten, İlham-ı Vatan, Turhan, 1917'de Sardanapal, Yadigar-ı Harb, Tayflar Geçidi çıktı.
Birinci Dünya Savaşı Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisiyle sonuçlanınca, Hamit İngilizlerden korkarak mütareke sırasında, 1919'da Budapeşte üzerinden Viyana'ya kaçtı. Sıkıntılı, parasız günler geçirdi. "Şair-i Azam" şiirini Tanin gazetesinde yayımladı. 
Şiir Türkiye'de geniş yankılara yol açtı, üzüntü yarattı. Büyük Millet Meclisi kendisine aylık bağladı. İstanbul Belediyesi de ona Maçka Palas'ta alt katta bir daire kiraladı.

Hamit Tiryeste yoluyla İstanbul'a geldi. 1920 güzünde eşinden üzülerek ayrılmak zorunda kaldı. (Zaten aralarında karı-koca ilişkisi kesilmişti. Hamit o sıra 68, Lüsyen 26 yaşında idi. Duc de Soranzo ile evlenen Lüsyen Venedik'e gitti. Ama Hamit'le yazışmayı bırakmadı. Yedi yıl sonra da yeniden ona döndü.)

Hamit'in 1922'de Ruhlar, 1923'te Garam ve 1924'te Yabancı Dostlar'ı yayımlandı. 1925'te hem Arziler ile Cünün-ı Aşk basıldı, hem de 75. doğum yıldönümü parlak bir biçimde Galatasaray Lisesi'nde kutlandı. Samipaşazade Sezai ile Halid Ziya da törende hazır bulundular. Samipaşazade Sezai, Cenab Şehabeddin ve Süleyman Nazif birer konuşma yaptılar.

1928'de Hamit İstanbul mebusu oldu ve sürekli bu görevde kaldı. Bir ara gribe yakalandı. İyileşir gibi olduysa da hastalık yeniden nüksetti. 13 Nisan 1937 Salı gecesi saat biri beş gece Maçka Palas'ta hayata gözlerini kapadı. 14 Nisan'da büyük bir törenle İstanbul'da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na gömüldü. 

* Asım Bezirci'nin Abdülhak Hamit adlı eserinden alınmıştır.

ESERLERİ

Şiirleri

Sahra (1878)
Makber (1885)
Ölü (1886)
Hacle (1887)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)
Arziler (1925)
Bir Sefilenin Hasbihalinden
Kürsî-i İstiğrak
Bunlar O'dur (1885)
Divaneliklerim yahut Belde (1885)
Külbe-i İştiyak
Elveda Diyemedik

Oyunları

İçli Kız (1875)
Nesteren (1876)
Sabr-ü Sebat (1880)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yı Aşk (1873)
İlhan (1913)
Turhan (1916)
İbn-i Musa yahut Zatülcemal (1917)
Sardanapal (1917)
Abdullah-i Sagir (1917)
Finten (1918, 1964)
İbni Musa (1919, 1927)
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)