SEÇİM 2018
Dünya Kupası

Cumhuriyet davası: Gerçeğe sarıl, umuda sarıl

Dava öncesi Evrensel'e konuşan Murat Sabuncu’nun eşi Eylem Türk Sabuncu ve Ahmet Şık’ın Ağabeyi Bülent Şık'tan çağrı: Adaletsizliği bitirin!

Meltem AKYOL
İstanbul

Gazeteciliğin yargılandığı, yayın çizgisinin suçlama konusu edildiği Cumhuriyet gazetesi davasına Silivri’de devam edecek. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ve Muhabir Ahmet Şık’ın tutuklu olduğu davada 18’i Cumhuriyet çalışanı olmak üzere 20 kişi yargılanıyor. 

Cumhuriyet davası öncesi, Evrensel'e konuşan Murat Sabuncu’nun eşi Eylem Türk Sabuncu ve Ahmet Şık’ın Ağabeyi Bülent Şık, “Yargı artık bu çökmüş iddianamenin arkasında durmaktan vazgeçmeli. Adaletsizliği bitirin” çağrısı yaptı. Basın meslek örgütleri ve gazeteciler ise yaptıkları açıklamalar “Hiçbir şey gerçek kadar güçlü değil. Gerçeğe sarıl, umuda sarıl” dedi.

‘MURAT’IN VARLIĞI VE CESARETİ GÜÇ VERİYOR’

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu tam 494 gündür tutuklu, tıpkı İcra Kurulu Başkanı, Avukat Akın Atalay gibi. Sabuncu’nun duruşmalarda yaptığı savunmalar kadar yapmadığı savunmalar da Türkiye hukuk tarihindeki yerini alacak. Öyleki aynı davada birlikte tutuklu yargılandığı Ahmet Şık’ın savunması yarıda kesilip de duruşma salonundan çıkarılınca “Bir savunma hazırladım ama Ahmet Şık savunmasını yapmadığı için ben de doğal olarak yapmayacağım... Sizden tek talebim arkadaşım aşağıda yalnız duruyor, onun yanına gitmek istiyorum” demişti. Murat Sabuncu’nun eşi Eylem Türk Sabuncu en başından itibaren cesaretle, umutla davanın takipçisi oldu, çok özledi belki, “sinemaya gitmeyi, maç izlemeyi, sahilde köfte ekmek yemeyi.”  Yarın duruşma görülecek ve Eylem Türk Sabuncu duruşma öncesi şunları söyledi gazetemize: “Tam 70 hafta oldu... Cesareti, dik duruşu, korkusuzluğu nedeniyle, Murat’ın varlığı bana gelecek için çok umut veriyor.

Eylem Türk Sabuncu

Murat ve arkadaşları gazete manşetlerinin, haberlerin, tweetlerin yer aldığı bir iddianame ile tam 16 aydır tutuklular... Cumhuriyet davasında aslında gazetecilik mesleği yargılanıyor. İddianamenin büyük kısmı haberler ve köşe yazıları üzerinden oluşturulmuş.

Bu iddianame çökmüştür. Tahliye için çok ama çok geç kalındı. Yargı artık bu çökmüş iddianamenin arkasında durmaktan vazgeçmeli. Murat cezaevine girdiğinden beri her seferinde aynı şeyi söyledi: “Sadece kendimiz için değil, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı, gazetecilik yaptığı için tutuklu olan herkes için özgürlük istiyoruz!” Murat, fikir ve ifade özgürlüğü için, halkın haber alma hakkı için mücadele veriyor. Şimdi yaşadıklarımız da bu mücadelenin bir bedeli... Cumhuriyet davası artık hukukun kara tarihine geçmiştir. Eminim ki bu dava sürecinde yaşananların, yapılan savunmaların bir kitap haline getirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle duruşmalarda biz, bir tarihe tanıklık ediyoruz aslında. Bu duruşma da onlardan biri...”

‘GERÇEKLERİ YAZANLAR SÖYLEYENLER HEDEFTE’

Ahmet Şık’ın Ağabeyi Bülent Şık ile konuşuyoruz. Aslında o kadar çok konuştular, o kadar çok anlattılar ki... Yine de kırmıyor bizi duruşma öncesi. 

Cumhuriyet gazetesinde Ahmet Şık için yazdığı mektuba, “Bir mektubu sadece sana yazamamak” başlığını koyup, “Ahmet, gazetede sadece sana hitap eden bir mektup yazmaya utandım” demişti. Yine aynı incelikle, bütün tutuklu gazetecileri antlamadan anlattı anlatacaklarını. İçinden geçtiğimiz dönemde erçekleri yazmanın, söylemenin ne kadar zor olduğunu vurguladı Bülent Şık ve dile getirmeye çalışanların neler yaşadığını: “Gerçekleri dile getirmeye çabalayan gazetecilerin, akademisyenlerin, insan haklarını savunma konusunda büyük bir çaba gösteren avukatlar başta olmak üzere toplumsal meselelere duyarlılığını yitirmemiş her insanın iktidarın yıkıcı söyleminin hedefinde olduğu bir siyasal atmosferin içindeyiz. Sosyal medya paylaşımlarımız, yazdığınız bir haber ya da yazı nedeniyle başınız derde girebiliyor. Ama bütün bu baskıya rağmen içindeki umudu koruyan, baskıya direnen insanlar olduğu da bir gerçek. Baskı varsa dayanışmanın, bir arada durmanın da binbir türlü yolu var nihayetinde.”

‘HER DURUŞMA BAŞKA BİR BAHANE İLE ERTELENDİ’

Bülent Şık

Ahmet Şık, 2011 yılında bugün pek çooğu ya cezaevinde olan ya da ülke dışına kaçan hakim, savcı ve polislerce tutuklanmış ve bir yıl cezaevinde kalmıştı. Bülent Şık 2011 ile bugünü kıyaslayarak anlattı dönemi: “2011 yılındaki tutukluluğu da çok problemliydi hukuk açısından, iddianame boştu, sahte deliller vardı vs. ama bütün o problemlere rağmen kısmen de olsa bir hukuki zemin vardı o zaman. Oysa şimdi hukuk bütünüyle buharlaştı; herhangi bir davayı yürütmenin hukuki bir zemini kalmadı artık. Ahmet 15 aydır; Akın Atalay ve Murat Sabuncu ise 1.5 yıldır hapiste tutuluyor. Cumhuriyet gazetesi davasında savcının çağırdığı tanıklar tutuklu sanıklar lehinde ifade verdi mahkemede; iddia makamının elinde suçlamalara esas oluşturacak tek bir delil yok ve bütün bunlara rağmen bir tahliye gerçekleşmiyor. Her duruşmada mahkeme heyeti davayı ertelemek için bir bahane yaratmaya çabalıyor” diye konuştu. 

‘YARGILAMA SÜREKLİ UZATILIYOR...’

Cumhuriyet davası Türkiye hukuk tarihindeki yerini alacak davalardan kuşkusuz. İddianamedeki bütün suçlamalar çürütüldü, ancak her duruşma başka bir gerekçe ile ertelendi. Bülent Şık, yargılama denilen şey sonsuzca uzatılabilen bir bekleme haline dönüştürüldüğünün altını çizerek şunları söyledi: “Bir bekleme hali içindeyiz ama neyi beklediğimizi bilmiyoruz. Adaletsizlik hemen her zaman yargı kararlarına içkin bir şey oldu ülkemizde; ama bu kadar berbat olduğu bir dönem sanırım olmamıştı. Bu durumu yeni bir şey olarak görmüyorum; geçmişte var olan ama gözden ırak yerlerde gerçekleştiği için fark edilmeyen ya da görmezlikten gelinen bir kötülük halinin ülke geneline yaygınlaşması olarak görüyorum. Adalet sistemi hep kötüydü ama o kötülük hali kısmi, göz ardı edilebilir bir şey olarak görülüyordu. Çok uzağa gitmeden 1990’lı yılları hatırlamak yeter; henüz 17-18 yaşındayken bir basın açıklamasına katıldı diye tutuklanan ve yargılanıp 10 yıl, 20 yıl hapis cezası alan Kürt öğrencilerle dolu bir ülkeydi burası.”

‘BÜTÜN MESELE İNSANIN HAYSİYETİNİ YİTİRMEMESİ’

Yaşanan dönemin zor koşullarına da dikkat çeken Bülent Şık son olarak şunları söyledi: “İnsanların bireysel tavır alışları üzerinden sınandıkları zor zamanlar gerçekten ve bütün tatsızlıklara rağmen yine de direnmek, birarada durabilmek, dostluk bağlarını aşındırmamaya özen göstermek gerekiyor. Birazda akışına bırakmak, “gün ola harman ola” demek. İnsanların iktidarın kötülüğünden pay alma yarışına girdiği bu karanlık günler geçecek elbette. Bütün mesele insanın haysiyetini yitirmemesi.”

Evrensel'e abone olun...