Evrensel.net
www.redbazaar.net
DOSYA: ESENYURT'TAKİ KOBANÊ...
DOSYA: ESENYURT'TAKİ KOBANÊ...
Mert'in ölümüne dair sorular cevaplanmalı!
KOBANÊ DİRENİŞİ 47. GÜNÜNDE
KOBANÊ DİRENİŞİ 47. GÜNÜNDE
Kentte çatışmalar şiddetlendi
VALİDEBAĞ'IN KISA TARİHİ
VALİDEBAĞ'IN KISA TARİHİ
Sennur Sezer'in kaleminden...

Ses tonu

Geçen hafta Sinan Cemgil’in söylediği türküden kalkarak yazmıştım aslında; “Mezarımı derince kazın, dar olsun yar yar...”... Eşi Şirin Cemgil ile birlikte söylüyordu; doğum günüydü... Olmadı; fazla “depresif” oldu yazı. Noktayı koyamayınca; bir hafta esgeçtik. Affola. Baskılar, acılar, ölümler arasında “umutsuzluk yasaktır” elbette; ama “günlerin getirdiği...” bu işte. Geçen hafta yazı yazılırken de öyleydi.
O yazının bıraktığı yerden başlayalım yine de.”Usandık yar yar usandık” diyen türküyle Sinan Cemgil’in “ses tonu”nu öğrenmiştik. Biraz Ruhi Su havası, ağır, tok, kendinden emin... Dilimize yıllardır yerleşmiş o sözün müsebbibinin sesiyle bir kez daha oturdu “Hocam” hitabı....
“Hocam” demişken; başka “hoca”larla, “hocaefendi”lerle karışmasın asla. Nakış işleyen işçi de, otu biçen köylü de, onları dizeye döken şair de, ders veren profesör de “hoca”dır işte... Ne diploma ister, ne kırlaşmış sakal. “Hoca” bilendir, yaşayandır, öğretendir, öğrenendir. Emek verendir, ter dökendir, teri silendir. En iyi bu satırları şu an okuyanlar bilir bunu. Büyük ihtimal en çok da onlar söyler bu sözü...
Tesadüf olmasa gerek, iki genç aşığın birlikte söylediği ve bugün bize ulaşan ses kaydının bu türkü olması. “Yüzün görsem tutulur dilim lâl olur” diyen bu türküler elbette unutulmaz; ama neşeli şarkıların yılları oysa o vakitler. Popüler müzik tarihçilerine soralım, anlatsınlar. Ama halkın gerçek tarihi türkülerde işte. Hâlâ öyle...
“Mezarımı derin kazın, dar olsun” diyen Sinan Cemgil’in fotoğraflarında başka bir gerçek var oysa. Hayat televizyonunun montajını izlediğinizde sözcüğün her anlamıyla hayatı görüyorsunuz. “Hocam” dediği her yaştan insanın yer aldığı bir hayat. Onların diktiği ağaçlar bugün gece baskınlarıyla kesiliyor. “Erikler çiçek açınca...” dağlara çıkmayı hayal eden, “devrim bu, nereden geleceği belli olmaz” diyen genç insanlar... Yaşadığımız hayat ile ölümün kavgası bu yüzden, aydınlık ile karanlığın kavgası; başka bir şey değil.
***
“Ses tonu” ile girmiştik yazıyla, bu (dün) sabah bir “ses vakası” ile daha karşılaştık. İronisine, saçmalığına gülemediğimiz günlerden geçiyoruz işte. Oyuncu Barış Atay, büyük ihtimalle “ses tonunun Rechack sözcüsüne benzediği” esprilerinin sosyal medyada dönmesi üzerine, gözaltına alındı. (Umarım, siz bu yazıyı okurken saçmalık son bulmuş; Barış aramıza dönmüştür.)
Uzun söze; ne olduğunu, niye olduğunu anlatmaya gerek var mı? Yaratmayı istedikleri “korku imparatorluğu” 1 Haziran günü çöktü. O gün bugündür ellerinden geleni artlarına koymayarak yeniden “korkutmaya” çalışıyorlar. Barış da, o günlerde ve hâlâ, korkmayanlardan; dik duranlardan... Şimdi hem Barış’a, hem Barış üzerinden herkese bir kez daha gözdağı veriyorlar. İstiyorlar ki; hemen Twitter’da ne paylaşmışız bakalım, bir an olsun “Acaba, bana da bulaşırlar mı?” diye endişe duyalım.
Geçin efendim, geçin... Beyhude bu çaba... Başbakanın sözünü evirirsek; “Ulan, hepimiz oradaydık işte.” İktidar da biliyor bunu.
Ve hâlâ buradayız; hepimiz! Barış Atay, işte bu yüzden yalnız değil, o yüzden olması gerektiği gibi özgür kalacak.
Öyle değil mi?
***
Not düşmesek olmaz; önceki gün bir arkadaşımızı, yoldaşımızı manasız bir trafik cinayetinde yitirdik... Gazetemizin ilk günlerinden beri güler yüzüyle yanımızda olan, hep yanımızda olduğunu bildiğimiz arkadaşımız Seyit Ali Durmaz, asla unutulmayacaklar arasına katıldı. Toprağı bol olsun.

Bu Yazıya Bir Yorum Yapın

UYARI: Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.