Evrensel.net

Yeni ‘Yeşil kuşak’

“Yeşil kuşak” kavramı asıl olarak “soğuk savaş” döneminde Müslüman ülkelerin kapitalizm ve onun baş temsilcisi ABD’nin çıkarlarına bağlı olarak SSCB’ye karşı mevzilendirilmesini ifade ediyordu. Buna bağlı olarak komünizmin Müslüman ülkelerde zemin bulmasını engellemek için Orta Çağa özlem duyan radikal akımları destekledi, bu akımların olmadığı ülkelerde yenileri kuruldu. Böylece İslam ülkelerinin bir bölümünün SSCB’nin etki alanı içerisine girmesi engellendi.
Buna rağmen, Arap ulusunun tek bir sosyalist ülkede birleşmesini savunan “Baas Partisi” (Hizbul-Baa’th), azımsanmayacak ülkede “yeşil kuşak”a karşı “Arap sosyalizmi” söylemiyle ortaya çıktı, güç kazandı.
SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinin dağılmasına, teslim olmasına rağmen Arap coğrafyasındaki feodal anlayışa dayalı ve gerçek sosyalizmle alakası olmayan “Baas” partileri ve bu partilerin iktidarda olduğu ülkeler ayakta durmaya devam etti.
Geniş bir çerçeveden bakıldığına, Irak ile başlayan süreç aynı zamanda “Baas” geleneğinin Arap coğrafyasından silinip atılmasını içeriyor. Her ne kadar bu partiler çoktan beri eski çizgilerini sürdürmese de Batı kapitalizmi adeta geçmişin intikamını alırcasına, ideolojik açıdan teslim olmalarıyla da yetinmiyor.
Buna karşın, ortak paydaları Batı emperyalizminin yanında “komünizmle mücadele” olan, “yeşil kuşak” ülkeleri Türkiye, Afganistan, Pakistan, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün gibi ülkelerdeki İslami akımlarla Batı arasındaki “sıkı bağ” bugün de varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Afganistan’daki Taliban ve Usame bin Ladin’in takipçisi El Kaide’nin dışındaki hareketlerin çoğu bugün de Batı kapitalizmiyle aynı cephede, SSCB’nin varisi Rusya’ya ve Çin’e karşı ABD’nin çıkarları temelinde birleşmiş durumda.
Bu nedenle, her ne kadar “soğuk savaş”ın bittiğinden söz edilse de soğuk savaş dönemindeki ittifaklar bugün de farklı tonlarda ve biçimlerde varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Suriye’deki gelişmeler ekseninde ABD ve Rusya arasında yaşanan kamplaşmaya baktığımızda eski “yeşil kuşak” şablonunun bugün de önemli ölçüde varlığını sürdürdüğü görülüyor.
Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Libya, Irak, Tunus gibi ülkelerde ABD’nin asıl dayanakları eski “yeşil kuşak”ın güncelleştirilmiş halinden başka bir şey değildir.
Elbette geçmişe göre önemli bazı farklılıklar da bulunuyor. Her şeyden önce eskiden “yeşil kuşak” ülkelerinin çoğunda “laik rejimler” söz konusu iken, asıl bağlantı kurulan devlet organı ordu idi. Bütün hesaplar, göbekten ABD ve NATO’ya bağlı ordu üzerinden yapılıyor, siyaset de buna göre dizayn ediliyordu.
Şimdi ise; Türkiye ve Mısır örneklerinde görüldüğü gibi, “soğuk savaş” yıllarında yine “yeşil kuşak”ın bir parçası olarak “komünizme karşı derneklerde” bir araya getirilen İslami akımlar doğrudan ABD ve Batı kapitalizminin bölgesel çıkarlarının yürütücüsü halinde gelmiş durumda.
Dolayısıyla Türkiye’de, Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da... “muhafazakar İslamcıların” ardı ardına güçlenmesi, diğer ülkelerde de benzer akımların iktidara getirilmeye çalışılması tesadüf değildir.
Hepsi bir zincirin halkaları gibi, yeni “yeşil kuşak” stratejisine bağlı olarak ortaya çıkarılıyor,  destekleniyor. Hem de ABD; Afganistan’da ve Irak’ta yüz binlerce Müslüman’ın kanını döktüğü halde...
Benzer bir durum şimdi Suriye’de sahnelenmek, daha doğrusu Suriye de bu halkaya eklenmek isteniyor.
Esad rejimini devirmek isteyen Batılı güçlerin temel dayanaklarının “demokratik muhalefet”ten çok “İslami akımlar” Müslüman Kardeşler ve El Kaide uzantıları olduğunu söylemeye gerek bile yok. Asıl olarak, İslamcı akımların bu süreçte güçlendirilerek iktidara getirilmek istendiği aylardır yazılıp çiziliyor.
ABD’nin çıkarlarına göre bölgede hareket eden ülkeler ve akımların da öne çıkardığı bundan başka bir şey değildir: “Esad gidecek, Müslüman kardeşlerimiz gelecek”...
Spiegel Online’a konuşan Suriye Demokratik Laikler Koalisyonu Başkanı Randa Kassis’in anlattıkları da bunu güçlendiriyor.
Esad’ı devirmek üzere kurulan konseyde yer alan Kassis, açık bir şekilde Suriye’deki muhalefetin Körfez ülkeleri Suudi Arabistan ve Katar tarafından silah ve finansman olarak desteklendiğini, bu süreçten devletin din işlerine karışmasını isteyen İslami cihadcıların güçlendiğini, ancak Suriye halkının yarısından fazlasının laikliğin korunmasını istediğini söylüyor. Bu nedenle de ordudan muhaliflere katılan pek çok askerin şimdi Esad’a karşı savaşmak istemediğini anlatıyor.
Yani; İslamcılarla birlikte Esad’ı devirmek için yola çıkan laik kesimler şimdiden başlarına neler gelebileceğini nihayet anlamışa benziyor.
Söylenenlere bakılırsa, Batı kapitalizmi ve bölgedeki iş birlikçileri, Esad’ı devirme adına Suriye’ye “İslami devrimi” dayatıyorlar. Ancak; farklı inançlardan, kültürlerden, uluslardan insanların yaşadığı, ideal olmasa da dinin insan yaşamı üzerindeki etkisinin diğer bölge ülkelerine nazaran daha az olduğu Suriye’de bunu yapmanın o kadar da kolay olmadığı/olmayacağı görülüyor.
Bu nedenle; Suriye’deki rejime karşı gerçekleştirilen büyük kuşatma sadece Esad rejiminin devrilmesi, yerine basit bir şekilde iş birlikçi takımın işbaşına getirilmesinden ibaret değildir. Mesele, her bakımdan çok daha derin ve çok boyutlu bir planın Suriye üzerinden hayata geçirilmesi, yeni ‘yeşil kuşağın’ daha uzun bir süre bölgede varlığını sürdürmesi, dolayısıyla bölgenin bir kez daha, ayağa kalkmayacak şekilde teslim alınmasıdır. Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin dincilik yapmaması gibi insanlık tarihinin önemli kazanımları, emperyalist çıkarlara feda ediliyor. Dolayısıyla bugün Afganistan’ın başına gelenlerin bir benzerinin Suriye’nin başına gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Dileriz, Suriye’deki demokratlar, laikler bu büyük oyunu en kısa zamanda fark eder, kendi dinamikleriyle bir değişimin önünü açarlar.

evrensel.net

Bu Yazıya Bir Yorum Yapın

UYARI: Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.