Deutschsprachige Sonderausgabe

www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Özelleştirme karanlığı
Tüm yurda yayılan elektrik kesintisinin sebebini hükümet, “yeterli doğalgaz ve elektrik olmamasına” bağladı. Ancak uzmanlar, kesintilerin nükleer santraller, yeni doğalgaz anlaşmaları ve özelleştirme için kamuoyu yaratmaya dönük bir tehdit olduğuna dikkat çekiyorlar.

WTO savunmaya çekildi
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Bakanlar Konferansı, ABD’nin Seattle kentinde başladı. Şehrin sokaklarını dolduran protestocu işçiler, emekçiler ve gençler de WTO’nun dağıtılması talebiyle protesto eylemlerine hız verdi.


Elektrikle ‘enerji çetesi’ mi oynuyor?
Enerji Bakanı, Cumhurbaşkanı ve milyar dolarların havada uçuştuğu enerji yatırımları ve anlaşmalardan pay kapmak isteyenler, şöyle bir tablo çiziyorlar:
“Türkiye, bir enerji krizinin eşiğindedir. Örneğin 2000 sonunda bile mevcut enerji kaynakları yetersiz hale gelecektir. Devletin bu alana ayıracağı parası da yoktur. Öyleyse; yerli, yabancı demeden enrerjiye özel sermaye girmelidir. Bu da yetmez, devlet elindeki enerji üretim ve dağıtım şebekelerini de özel sektöre devretmelidir” diyorlar. Aynı anlayışın devamı olarak; bir yandan mevcut santraller özellikle ABD’li firmalara ve onların yerli ortaklarına devredilirken, önüne gelene elektrik santrali ihalesi verilmekte; herhangi bir ölçü ve plana tabi olmadan “boru hatları”, “doğalgaz ihaleleri” yapılmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), TMMOB gibi konuyu yakından bilen kuruluşlar ve pek çok uzman kişi ise tam tersini iddia etmekte; bir enerji sıkıntısından çok; mevcut hükümet politikalarıyla, “Türkiye’nin bir enerji çöplüğüne dönüşme tehlikesi”nden söz etmektedirler. Dahası bu kuruluşların sözcüleri, Enerji Bakanı ve hükümetin enerji politikasını, uluslararası enerji tekellerinin çıkarlarını savunan politikalar olarak nitelemektedirler.
Demirel’in öne sürdüğü “Çankaya’nın elektrikleri enerji yokluğundan kesildi” iddiasının arkasından elektrik kesintileri, Ankara, İstanbul’dan başlayıp, hızla diğer kentlere yayıldı.
Şimdi de, böylece; “Bak, görüyor musunuz elektrik sıkıntısı şimdiden başladı. Öyleyse nükleer santral, termik santral, çevre bozan hidroelektrik santrali vb. ayırmadan her yolla santraller kuralım. Rusya, Türkistan, Arabistan demeden doğalgaz anlaşmaları yapalım; ucuz, pahalı demeden boru hatlarını ihale edelim. Bu işle ilgili şirketlerin gönlünü hoş etmek için anlaşmaları beklemeden nakit ödemeler yapalım ki; elektriklerin kesildiği o ‘eski günlere’ dönmeyelim” denmek istenmektedir.
Ve Enerji Bakanı, önceki gece; “kriz tellallığı için” apar topar çıktığı TV kanallarında; “Yarın, bazı kişiler ihalelere gerekçe göstermek için kasten elektrik kesintisi yapılıyor diyecekler ama öyle değil” deme ihtiyacını duydu.
Evet; gösterilen tablo bu ve Enerji Bakanı, uluslararası enerji tekellerin sözcülüğüne soyunmuş bir komisyoncu üslubuyla konuştuğunun farkında olduğu için “şimdiden” söyleneceklerin önünü kesmek istiyor.
“Birkaç günde, günde 3 saate varan elektrik kesintileri, hele programlı kesinti değilse, bir elektrik sıkıntısı olarak adlandırılabilir mi? Ya da bir ülkede, bu ülke Türkiye bile olsa, aniden, günde üç saate varan elektrik kesintileri gerektiren bir enerji açığı ortaya çıkar mı?” gibi sorular akla gelirse de; bunları şimdilik bir yana bırakıp; soruyoruz: Enerji Bakanı’nın partisi ANAP 16 yıldır iktidardadır. Cumhurbaşkanı ise; ondan önceki 16 yıl boyunca başbakan ya da ana muhalefet olarak vardır. Yani; Türkiye’nin enerji ihtiyacı eğer bugün bir krize dayanmışsa; eğer “hangi fiyata ve kimden olursa olsun elektirk, doğalgaz almak zorunda kalınmış”sa; bundan, bugün, nükleer santrale karşı çıkanlar, mevcut santrallerin yabancı sermayeye peşkeş çekilmesini istemeyenler ya da enerji sektöründe “yap-işlet-devret”, “yap-işlet” gibi modellere “hayır” diyenler ya da; ülkenin doğasını bozacak santral yapımlarına karşı çıkanlar sorumlu değildir. Tam tersine, bundan; Türkiye’nin ulusal enerji politikasını tahrip edip, uluslararası tekellerin oyuncağı olanlar; yani bugün de “enerji krizi” yaygarası eşliğinde enerjiyi uluslararası tekellerin yağmasına açanlar sorumludur. Bu yüzden de; Enerji Bakanı ya da Cumhurbaşkanı’nın “Enerji sıkıntısı var” diye panik çıkarıp, bu panikten yararlanarak kendi amaçlarına varmak istemesi elbette kabul edilemezdir.
Birkaç günde; “günde üç saate varan elektrik kesintisi” yaratmayı başaran bir hükümetten, hele bu hükümet uluslararası enerji tekellerinin “lobi”si gibi davranıyorsa; gerçeği söylemesini bekleyemeyiz. Ama olup bitenlere bakıldığında şu söylenebilir: Eğer, bir enerji sıkıntısı son birkaç günde birden gündeme gelmişse, bunun sorumlusu dolaysız olarak hükümettir. Ama eğer kimi nedenlerden kaynaklanan sıradan bir teknik “sıkıntı”, hükümet tarafından ve uluslararası tekellerin yerli uzantıları tarafından “karanlık gezdirmek” için kullanılıyorsa; açıkça bir komployla; sadece uluslararası tekellerin işbirilikçileriyle değil, bir “enerji çetesi”yle de karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar. Ki; olup bitenlere, yetkililerin telaşlarına bakıldığında; bir enerji çetesinin oluştuğu; milyarlarca dolarlık enerji pastasından pay almak isteyenlerin, pastayı küçültmemek ama kendi payını büyütmek için her yola başvurmaktan çekinmeyecekleri anlaşılmaktadır. Yapılanlar da; bu çerçevede; “ulusal bir enerji politikası” isteyenlere karşı girişilmiş bir “komplo” olarak değerlendirilebilir. Yani; özelleştirmeye karşı çıkanları, nükleer santral yerine temiz enerji kaynağı isteyenleri, dışarıya bağlanmak yerine temiz ve ülkemizin kaynaklarını değerlendiren bir enerji politikasının esas alınmasını isteyenleri; yani bu ülkenin yurtsever uzmanlarını, demokratlarını, halkını, emekçilerini köşeye sıkıştırmak için yetkililer; küçük şeyleri abartmakta, kendi kusurlarını “meçhul odaklara” yükleyip, kendilerini “vatanı kurtarmak” için büyük fedakârlıklar yapan kişiler olarak yutturmak istemektedirler. Oysa; sorunun çözümü ortadadır ve bunun çin de çok şey bilmek gerekmez. Çünkü enerji sorunu, hayatı ve 20-30 yıllık planlar etrafında çözülen sorunlardır. Yeter ki; bu politikanın başındakiler, ülkesini, halkını seven, ülkeyi yad ellere muhtaç etmeyecek politikalar geliştirmeyi kendilerine amaç edinen kişiler (partiler) olsun! Aksi halde, bütün dünyanın enerji kaynaklarını Türkiye’ye bağlasanız ne “enerji krizi” biter, ne de “kesinti”ler.

Başa dön




Ertan Aydın
Karikatürün büyük halini görmek için tıklayın...

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net