|
|

|
           

Franz Schubert
Schubert o bilinen kalıpsal motifi aşarak yüz yılın gelişim sürecini (burjuva toplumun gelişimini) önceden tanımlar. Kuşkusuz Schubert ‘Kuğu Şarkıları Dizisi’ eriyle birlikte sanatında doruk noktasına ulaşmıştır.

BEKSAV Tiyatro Atölyesi ‘perde’ diyor
1999-2000 yılı sezonunda BEKSAV Tiyatro Atölyesi, “Çok Uzaklardan Geliyoruz” adlı
oyunuyla perde diyor.


Franz Schubert
Hasan Çakmak
Müziğin ifade ettiği şey sonsuz ve ideal olandır. Herhangi bir kişinin tutkusundan, aşkından, özleminden söz etmez.
Tutkunun, aşkın özlemin kendisini anlatır. Wagner
19. yüzyılın başında toplumsal ve siyasal zorluklar içerisinde debelenmesine karşın, Avusturya, Fransız devriminin etkisiyle Avrupa’nın kültür ve sanat alanında geçirdiği değişikliklere, daha yumuşak geçiş yaptı.
Yüzyılın ilk yıllarında, müzik üretimi alanında çeşitlilikler belirmeye başladı; profesyonel ve amatör, icracılar ve teorisyenler, sanatsal müzik ve eğlence müziği gibi müzik üretim çeşitlerinin çoğalmasıyla birlikte, uygulama alanının olasılıkları da çoğaldı. Toplu olarak müzik yapma evleri ve salonların açılması, ev konserleri, kamuoyuna açık sahne konserleri, eğitim alanları, konservatuvarlar, müzik dergileri, müziğin estetik değerlerini şekillendirmeye yardımcı olan kitapların yayınlanmaya başlaması; yanı sıra koro toplulukları, orkestra toplulukları, özel müzikseverler toplulukları vb. kurulması, birçok sanatçının sanatında çatı olmuştur. Bu sanatçılardan biri de Schubert’tir.
Franz Schubert, 1797 yılında yoksul bir eğitim emekçisinin oğlu olarak Viyana yakınlarında dünyaya gözlerini açtı. Müzik öğretmeni olan babasından keman çalmayı öğrendi. Sesinin güzelliği ve deşifraj yeteneği, genç yaşta Viyana sarayı Capellasında burslu olarak öğrenim görmesini sağladı. Öğretmeni olan Besteci Salieri tarafından besteciliğe yöneltildi. Salieri’de armoni dersleri aldı. 15 yaşına geldiğinde sesinin güzelliğini yitirince Capelladan ayrılıp, 3 yıl süreyle Lichtenthal’daki okullarda ders vermeye başladı. Yakın dostu Franz von Schober’in maddi yardımı sayesinde kendini tümden müziğe verdi. Schubert’in yaşamı hep yoksulluk içinde geçti. Geçimini müzik yayın evlerinden gelen küçük bir miktar parayla sağlıyordu. Ömrü boyunca tek bir konser verdi (1827). Henüz 31 yaşındayken, sanatının en verimli çağında Kasım 1828 yılında tifüsten öldü ve liedlerini çok beğenmiş olan Beethoven’in yanına gömüldü.
Schubert ölümünün ardında, bir kısmı basılmamış onlarca beste, 650’ye yakın lied, 9 senfoni, 20 kadar dörtlü, piyano için parçalar, 20’ye yakın sonat, 22 opera, koro eserleri, missalar yaptı. Viyana anlayışına bağlı kalan kısa parçalarla, örneğin liedlerle, büyük bir rahatlık içinde anıtsal eserler veren Schubert’in bestelerinde irticalin cana yakınlığı ve insanı büyüleyen bir güzelliğe sahip. Schubert, lied yapmaya çok küçük yaşta başladı. Müzik tarihçileri Schubert’in bestelediği liedleri 2 zaman kesitine bölmektedir. 1. dönem 1811-1816 arası çıraklık dönemidir. 2. dönem 1816-1818 arası geçiş süreci dönemi, 3. dönem, 1818-1828 (ölümüne dek) dönem ise, ustalık dönemidir.
1811-1818 yılına kadar Schubert şiirlerinden dolayımsız esinlenir ve piyanonun olanaklarını sonuna kadar kullanır. Bestelediği şarkı tipleri, lirik ve halk şarkıları, baladlar, törensel şarkılar ve şarkı dizileridir.
1811 ve 1818 yılları arası olan birinci ve ikinci dönemde Goethe ve Schiller’in lirik ve halk şarkılarını besteledi ve ayrıca bu iki ustanın balad ve törensel şarkılarını da bestelemiştir. Şarkıların kimini “çeşitlemeli dize”de, kimisini de “yalın dize”de seslendirmiştir. Bu dönem çalışmalarında, sözcük ve müzik ilişkisindeki eşdeğerliği amaçladı. Sözcükler heceleri tartı, düşünce ve imgenin en ince ayrıntısına dek inmeye çalıştı.
Bu döneme ait bestelerinde, ideal, ideal olduğu kadar basit ve halkın da kolay algılayabileceği kısa, duru ve sanatsal değeri yüksek olan şarkılarını, Geothe’nin halkçı üslubuyla birleştirmiştir. Bu dönemlere ait bestelemelerini yaptığı Geothe şarkıları arasında Kır Gülcüğü, Çıkrık Başında Gretchen, Denizin Sessizliği, Neşeli Üzüntülü, Mehtaba Şarkı gibi şarkıları ve yine Schiller’in baladları arasında Kefalet ve Dalgıç Baladları ve daha birçokları, ün yapmış eserleri arasında gelir.
Üçüncü dönem olarak adlandırılan ustalık döneminde ise, Schubert’in lied sanatının doruk noktasını oluşturur. Güzel Köylü Kızı, Kış Yolculuğu, Kuğu Şarkıları anıtsal niteliktedir.
Bu dönem şarkılarının özelliğini oluşturan ezgilerinde, armoni zenginliğiyle birlikte, tartımsal buluşlara da unutulmaz bir örnek oluşturur. Schuber’te tartım ve hareket, fiziksel hareket kadar, ruhsal hareketliliğin de imgesidir. Güzel Köylü Kızı, Kuğu Şarkıları, Kış Yolculuğu dizelerinde bunları görmek pekâlâ mümkün.
20 şarkıdan oluşan Güzel Köylü Kızı serisinde, halk masallarının havasına hakim durumdadır. Aşk, doğa, mutluluk ve hüznün imgesi olan dizemsel canlılık, halk şarkısının sesinde yoğunlaşmış bir ezgiyle birbirine kenetlenmiş bir şekilde yansır.
Ve yine Güzel Köylü Kızı şarkısıyla ruhsal yaşantı bakımından birbirine çok yakın olan 24 şarkıdan oluşan Kış Yolculuğu’nun konusu, geçmişte yaşanan ve sonu hüzünle biten bir aşkın öyküsüyle birleşir ve bu öykü hiç bitmez. Schubert kahramanının kışın o çetin koşullarında doğada amaçsızca hep yokuş aşağı yürütür. Kahramana hiçbir kişisel çizgi vermemiştir. Üslup bakımından Güzel Köylü Kızı dizisindeki halk şarkısı öğesi bu eserde kısmen de olsa geri planda bırakılmıştır. Kış Yolculuğu’nda aşk ve doğa önemli bir öğe olarak ele alınmış; ancak şu da bir gerçek ki, şarkıya hakim olan acının ilkel bir görünümüdür.
Ölümünden birkaç ay önce bestesini yaptığı ve 14 şarkıdan oluşan Kuğu Şarkıları Dizisi ise, Güzel Köylü Kızı ve Kış Yolculuğu şarkılarından ayrı bir formattadır. Her iki şarkıda görülen aralarındaki bütünlük Kuğu Şarkısı Dizisi’nde görülmez. Bu yeni dizi gerek üslubu gerekse ezgisi, Schubert’in o bilinen kalıpsal motifini aşarak yüz yılın gelişim sürecini (burjuva toplumun gelişimini) önceden tanımlar. Kuşkusuz Schubert bu eseriyle birlikte sanatında doruk noktasına ulaşmıştır. Son buluşlarla hem izlenimce anlatıma öncülük etmiş hem de Passagaclia (16. yüzyıl İspanya ve İtalya sokak şarkısı)’nın genel niteliğini çağdaşlaştırmıştır.
Schubert sanat yaşamı boyunca Beethoven’in etkisi altında kalmıştır. Geleceğe yönelik üslup çalışmalarında da çıkış noktasını Beethoven’in bileşimleriyle bütünleşmiştir. Lied sanatında birçok sanatçının (Schuman, Mahler, Brahms, Liszt vd.) eserlerine esin kaynağı olmuştur. Eserlerinde kimi zaman bir genç kızın özlemini konu edinmiş, kimi zaman ölümü, kimi zaman işkencelerle dolu acıları, kimi zaman bakirliği, kimi zaman çocuksu masalları, kimi zaman isyanı, kimi zaman edilgenliğe karşı tepkiyi, kimi zaman işçi ve köylüyü, kimi zaman duygusallığı, kimi zaman mutluluğu dile getirmiştir. İşlediği konuların hiçbiri topluma yabancı değildir.

Başa dön


BEKSAV Tiyatro Atölyesi ‘perde’ diyor
1999-2000 yılı sezonunda BEKSAV Tiyatro Atölyesi, “Çok Uzaklardan Geliyoruz” adlı oyunuyla perde diyor. Bugün Muammer Karaca Tiyatrosu’nda ilk oyunu sergileyecek olan tiyatro grubu, 30 Kasım’da da basın galası yapacak ve 5 ve 12 Aralık tarihlerinde yine aynı tiyatro salonunda oyunu sergilemeye devam edecek. BEKSAV Tiyatro Atölyesi, daha sonra ocak ayı içinde bu kez Anadolu yakasında bulunan Barış Manço Kültür Merkezi’nde, “Çok Uzaklardan Geliyoruz”u izleyiciyle buluşturacak.
“Çok Uzaklardan Geliyoruz” oyunu, konusu bakımından hem günümüz konjonktürüyle bütünleşiyor hem de geçmiş ile gelecek arasında bir köprü oluyor. Bu bakımdan geçmiş zaman diliyle konuştuğu söylenebilir. Oyun Türkiye’nin bir büyük kentinde iki satırlık bir “faili meçhul” haberin duyulmasıyla başlıyor. Fakat bu kez, o genç ölü ve sahnedeki oyuncular, iki satırlık bir haber olmayı, suskunluğu paylaşmayı reddediyorlar. Kendi içinizde yarattığınız ve birbirimizi duymaz hale getiren sağır duvarlara, sevgisizlik surlarına yenilmeyerek “iki satırlık haberi” deşiyorlar. Ortaya bir tarih, bir hayat çıkıyor. Bir ucu Nâzım’a, bir ucu 15-16 Haziran’a uzanan bir tarih... Bir yanı Cumartesi Anneleri’ne, bir yanı çevre kirliliğine, bir yanı kayıplara, bir yanı medya gerçeğine uzanan bir hayat... Ama “Çok Uzaklardan Geliyoruz” adlı oyunun tek özelliği, konusundaki bütünlük ve bu bütünlükteki uyumlu zenginlik değil. “Çok Uzaklardan Geliyoruz”, anlatım tarzı ve biçimiyle yepyeni bir deneme... Tiyatro dünyasına yaratıcı ve enerjik bir katkı. Oyunda şiirlere, danslara, beden hareketlerine oldukça fazla ağırlık verildiği gibi, onların kullanılış biçimi de çok farklı... Seslerden, gölgelerden, ışıklardan, dekordan, sahne alanında özgün bir tarzda yararlanılıyor. Oyun böylece bambaşka bir teknikle izleyicinin beğenisine sunuluyor. Folkloru, şiiri, heykeli, resimi, sinemayı, müziği yaratıcı tarzda birleştirebilmiş total bir çalışma.
Oyunun reji, koreografi ve dekor tasarımını, Atölye’nin kurucu yönetmeni Ayşe Emel Mesci üstlendi. Text yazım ve şiir montajını Ali Berkay hazırladı. Müziklerde Paris’teki Tiyatro Soleil (Güneş Tiyatrosu)’in usta müzisyeni Jean-Jacques Le Merete, Ttahsin İncirci ve Yedigün Müzik Topluluğu’nun imzası var. Bir şiir kolajı özelliği taşıyan oyunda Bertolt Brecht, Ataol Behramoğlu, Nâzım Hikmet, Mayakovski, Suna Aras, Ali Berktay, Emirhan Oğuz, Mehmet Özer, Ahmet Telli ve Adnan Yücel, yararlanılan şairlerdir. Oyuncular ise Yaşar Ataş, Zeynep Bilgin, Bülent Çolak, Talip Elmasulu, Özlem Durmaz, Nevin Doğan, F. Filiz Işık, G. Gülsen Maraş, Dilara Tor, Enver Yılmaz...
Oyun tarihleri ve yerleri ise şöyle: 27 Kasım; 30 Kasım (Gala); 05 Aralık ve 12 Aralık. Oyunlar gala gecesi hariç saat saat 19.00’da Muammer Karaca Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Başa dön


|
Günün etkinlikleri
İstanbul Evrensel Kültür Merkezi ‘Asim Bezirci Kütüphanesi Söyleşileri’nin buğünkü konuğu Şair-Yazar Gülsüm Cengiz. Cengiz’in söyleşisi saat 16.00’da başlayacak.
(212 - 243 08 06)
Tohum Kültür Merkezi’nde ‘Potemkin Zırhlısı’ isimli filmin gösterimi saat 19.00’da. (212 - 643 22 33)
Nâzım Kültürevi’nde Gamze Erbil’in katılacağı ‘AB’ye hayır demek için on gerekçe’ başlıklı seminer saat 19.30’da. (212 - 245 04 81)
Ankara Tiyatro Festivali’nde saat 18.30’da Metin Balay’ın yönettiği, Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu’nun “Bir Düştür Yaşam” isimli oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda izlenebilecek. Aynı saatte Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ise “Türkiye’de Tiyatro Örgütlenmesi” konulu panel gerçekleşecek. Saat 20.00’de ise Bartın Bölge Tiyatrosu’nun “Hayvanat Bahçesi” isimli oyunu Fransız Kültür Merkezi’nde sahnelecek. Oyunun yönetmeni Burhan Akçin. Saat 20.30’da ise Mustafa Ahmed’in yönettiği Körmük Meydanı’nın “Hüzün Mahallesi Otobüsü” isimli oyunu Mamak Belediyesi Erkan Yücel Sahnesi’nde Ankaralı izleyicilerle buluşacak.
Blues Festivali Samsun’da sona eriyor
Bu yıl 10. kez düzenlenen “Efes Pilsen Blues Festivali”nin 11 ili kapsayan Blues maratonu, yarın akşam Samsun’da gerçekleştirilecek konserle sona eriyor.
Festivale bu yıl katılan ve “Tüm zamanların en büyük Blues gösteri sanatçısı” olarak tanınan Bobby Rush, bules’un renkli isimlerinden “Kabile Şefi” lakaplı Eddy Clearwater ile blues ustası Jimi Hendrix’in veliahtı olarak gösterilen ve bu müziğin çağdaş yorumcularından Chris Thomas King, Samsun’da ilk kez müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Rus Ordu Korosu Ankara’ya geliyor
Dünyanın en ünlü korolarından ve “Kızılordu Korosu” adıyla bilinen “Rus Ordu Korosu ve Dans Topluluğu”, 26-27-28 Kasım günlerinde Ankaralı sanatseverlerle birlikte olacak.
Kültür Bakanlığı’nın katkıları, Çankaya Rotary Kulübü ve Türk & Rus Opera ve Bale Derneği’nin organizasyonu ile Rus İçişleri Bakanlığı’na bağlı Rus Ordu Korosu ve Dans Topluluğu, Türkiye’yi ziyaret edecek.
|
|

|