www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Körfez Savaşı’nın “yıldızı” dev Hammer jiplerinin üretilmesi için Urfa’ya gelen Oshkosh firması yetkilisi, “GAP’ta, özellikle Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine hemen hemen eşit mesafede ve yakın olan Şanlıurfa’da fabrika kuracağız. Fabrika 70 bin metrekare alan üzerine kurulacak ve en az 4 bin işçi çalıştırılacak” diyor. İşbirlikçi sermaye iktidarı, GAP’ta Hammer jiplerine binerek, Ortadoğu ve Kafkaslar’da halkları birbirine kırdırma siyasetinde Türkiye’ye yeni “düşmanlar” kazandıracak maceraların peşindedir anlaşılan.


Görüş................................................Mehmet Zengül

GAP’ta jip maceraları
Meta ihracı, tekel-öncesi kapitalizmin bir özelliğiyken, sermaye ihracı emperalizmin bir tanesidir. Yüksek kâr peşinde koşan tekeller, yabancı ülkelere meta ihracı yanında sermaye ihrac ederler. Özellikle geri kalmış sömürge ve yarısömürge ülkelerde sermaye azlığı, ucuz işgücü, ucuz hammadde ve toprak tekellerinin iştahını kabartmaktadır.
20. yüzyılın başından beri süre gelen sermaye ihracı boyutlanarak sürmektedir. Bizim gibi ‘ulusal onurunu kaybeden’ ülkelerin hükümetleri, yabancı sermayeyi ülkeye çekmek için neredeyse kırk takla atıyorlar.
Emperyalist devletler (veya tekeller) sermaye ihracını daha çok hükümete verdiği borç, “yardım” gibi kredilerle yapıyorlar. Türkiye dış borç ve borç faizlerini son 15-20 yıldır tıkır tıkır ödemesine karşın, borçları her yıl katlanarak artmaktadır. İç borçlanma da sermaye ihracının dışında değildir. İşbirlikçi tekeller aracılığıyla yapılan bir tür sermaye ihracı da iç borçlanmalardır.
Emekçiye cimri, sermayeye...
Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, başka hiçbir kez daha borçlanmasa bile 2005’e kadar 43.3 milyar dolar dış borç ödemesi gerekmektedir. Borcuna sadık Türkiye IMF’nin takdirini(!) toplamaktadır. Emekçilere geldiğinde cimrileşen hükümetler, sermayeye geldiğinde üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmaktadırlar.
1976’da uygulamaya konulan GAP’ın 2005 yılında bitirilmesi öngörülmüştü. Bu dev projenin gerçekleşmesi için 32 milyar dolara ihtiyaç vardı. Ülke için her derdin devası olarak sonulan GAP’ın tamamlanabilmesi için geriye kalan yaklaşık 20 milyar dolara ihtiyaç olduğu söylenmektedir. Bu parayı zamanında bulamamaktan şikayetçi olanlar, hedeflenen sürede GAP’ın tamamlanmamayacağını, bu sürenin 2020’ye kadar çıkabileceği söylenmektedir. Bir yanda 2005’e kadar bulunamayan 20 milyar dolar, diğer yanda aynı yıla kadar ödenecek dış borç; yaklaşık 44 milyar dolar.
Sermaye ihracının dolaylı bir biçimi olan iç borçlanmalar, 1992 yılında 183.3 trilyon lira iken, bu yıl yaklaşık 26 katrilyon lira civarındadır. Emperyalist devletler sermaye ihracında yeni kaynaklar, pazar, ucuz hammadde ve ucuz işgücü gibi sermaye ugulama alanlarını ele geçirmek için yalnızca ekonomik ve siyasal yayılma alanları elde etmezler. Askeri yayılma siyasetlerini de geliştirmek için sermaye ihracından yararlanırlar.
Stratejik bir proje: GAP
Son birkaç yıldır özellikle Kürt illerinde süren savaşta PKK’nin silah bırakmasından sonra emperyalist tekellerin GAP bölgesine olan ilgisi daha da artmış gözüküyor. Bölgeyi gezen uluslararası tekeller yatırımlar yapacaklarını söylüyorlar. Tarımsal sanayi oluşturup, geliştirme alanı olarak sunulan GAP’a her cinsten tekel ilgi gösteriyor. Ancak tekellerin ilgisini yalnızca yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının yağmalanması, bol ve ucuz işgücüyle sınırlı görmek bir yanılgı olur. Keza GAP hem Ortadoğu’ya hem Kafkaslara ulaşılabilecek stratejik öneme sahip bir yerdedir.
GAP bölgesini gezen tekellerin bir tanesine kıyısından köşesinden bakacak olursak, niyetlerini daha iyi anlamış oluruz. Körfez Savaşı’nın “yıldızı” dev Hammer jiplerinin üretilmesi için Urfa’ya gelen Oshkosh firması yetkilisi, “GAP’ta, özellikle Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine hemen hemen eşit mesafede ve yakın olan Şanlıurfa’da fabrika kuracağız. Fabrika 70 bin metrekare alan üzerine kurulacak ve en az 4 bin işçi çalıştırılacak. 2.5 yılda 7 bin 500 adet askeri araç üretebilecek kapasitede olacak” diyor. İlk bakışta Urfa gibi bir yerde 4 bin kişiye iş alanı açacak gibi görünen ve borç yerine üretken sermaye yatırımı olarak gelmeyi hesaplayan ABD tekeli, sermaye karşısında el pençe divan duran ülkenin yöneticileri için “bulunmaz Hint kumaşı”.
“Bir tekel, bir kez kurulup milyarları çekip çevirmeye başladı mı, siyasal rejimden ve daha başka ‘ayrıntı sorunların’dan bağımsız olarak karşı konmaz bir biçimde toplumsal yaşamın bütün alanlarına sızacaktır.” (V. Lenin)
Fabrika yatırımı ekonomik, siyasi olduğundan daha çok askeri amaçlıdır. Yalnız Körfez ülkelerine değil, “.... Çin Seddi’ne kadar” alanda siyasetlerini egemen kılmak için geliyorlar. Bu durum bir sanayi tarım bölgesinde tarımla ilgisi olmayan bir tekel için bir istisna değildir kuşkusuz. Hemen bütün tekellerin sermaye ihracındaki amacı; ekonomik, siyasal, kültürel, askeri olmak üzere çok yönlüdür. GAP’ta kurulacak bir ABD çiftliği bile askeri yayılma siyasetinden ayrı düşünelemez.
Kaçırılmaz bir fırsat
GAP’a özel ilgi gösteren, tarımla ilgili-ilgisiz tüm tekellerin kaygıları tek başına bulundukları alanda daha çok kâr, daha çok sömürü değildir. Kontrol edebileceği, uzanabileceği alana kadar yayılma siyasetini sürdürebilmeleri için GAP kaçırılmaz bir fırsattır. Türkiye’nin ekonomi ve siyasetine müdahalede olduğu kadar bölge ülkelerinden Kafkasya’ya kadar tekellerin nüfus alanlarını koruma ve yayılma siyasetinin bir parçasıdır. Petrol ve suları denetimde tutmaktan, Öcalan’ın uluslararası bir komployla ele geçirilişinden, Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattına, Kafkasya’daki iç karışıklıkların yaratılmasından, Kuzey Irak’ta kurulacak kukla Kürt devletine, Irak, İran ve Suriye’nin hizaya getirilmesine kadar bir dizi gelişme başta ABD olmak üzere emperyalist tekellerin yayılma siyasetlerinin bir aracıdır.
Emperyalist tekeller GAP bölgesini talan ve tahrip ederken, Kürt ve Türk işçi ve köylüsünü daha da yoksullaştırarak emperyalizme daha sıkı bağlanmanın zorunluğunu(!) dayatacaktır. GAP’a ilgi yüksek kâr elde etmek kadar, başta Türkiye olmak üzere bölgeyi bir barut fıçısı haline getirmektir. ABD askeri üsleri yetmemiş olacak ki, Türkiye bütünüyle ABD’nin askeri üssüne dönüştürülmek istenmektedir. İsrail’le birlikte Türkiye’yi Ortadoğu’da emperyalizmin ileri bir karakoluna dönüştürme çabalarının adıdır GAP’a ilgi. Gerici ve işbirlikçi sermaye iktidarı, GAP’ta Hammer jiplerine binerek, Ortadoğu ve Kafkaslar’da halkları birbirine kırdırma siyasetlerinde Türkiye’ye yeni “düşmanlar” kazandıracak maceraların peşindedir anlaşılan.
Başa dön


Portre

Darius Milhaud
(1892 - 1974)
Fransız besteci Darius Milhaud, çoktonluluğun çözümlenip geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. Taşra kökenli bir Yahudi ailesinin çocuğu olan Milhaud, 7 yaşında keman öğrenmeye başladı. 1909-1912 arasında Paris Konservatuarı’nda Dukas ve Vincent d’Indy’nın öğrencisi oldu. 1917’de, Rio de Jeneiro’da Fransa Ortaelçisi olarak bulunan arkadaşı şair Claudel’in çağrısı üzerine onun yanına gitti. İki yıl kaldıktan sonra ülkesine döndü. 1922’de ABD’ye gitti, siyahların müziğini inceledi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında California’ya yerleşerek Mills College’da kompozisyon dersleri verdi. 1947’de Paris Konservatuarı Kompozisyon Bölümü Başkanlığı görevi için yeniden Fransa’ya döndü. Milhaud 20. yüzyılın ilk yarısında Fransa’da İzlenimcilik’e (Empresyonizm) karşı bir hareket oluşturan Les Six (Altılar) adlı grubun en tanınan adlarındandır. Bu grubun öbür üyeleri Fransız Germaine Tailleferre, Louis Durey, Georges Auric, Francis Poulenc ve İsviçre asıllı A. Honegger’dir. Alman romantiklerinin görkemli ve kuralcı müzik anlayışına karşı Satie’nin geliştirdiği alaycı üslûbu benimseyerek arayışlar içine giren grup; caz, kabare, popüler müzik gibi değişik türlere yöneldi. Her biri farklı üslûpta besteler yapan üyeler, 1920’lerde Eyfel Kulesi Evlileri ve Altılar Albümü adlı iki ortak çalışma yaptılar. Bilinen kalıpları aşmaya çalışan Les Six grubunun bu konuda en üretken üyelerinden biri, çoktonluluk üzerine incelemeler yapan Milhaud’du. Hemen hemen her türde beste yapan Milhaud’nun müziğini belirleyen öğelerin başında çoktonluluk gelir. Bir müzik yapıtının aynı anda birden çok ton içermesi anlamına gelen çoktonluluğu ilk kullanan Milhaud değildir. Ancak o bunu inceleyip çözümleyerek, müziğin yapısal özelliği durumuna getirmiştir. Çoktonlu kontrpuan sistemini denemiş, merkezi tonu olmayan parçalar bestelemiştir. Yapıtlarına disonant tınılar, esnek bir ritm anlayışı egemen olmakla birlikte, lirik bir anlatımdan uzaklaşmamıştır. Milhaud’nun 400’ü bulan yapıtları arasında en ilginç iki tanesi de 14 ve 15 No’lu Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’dür. Bunlar ayrı ayrı çalınabildikleri gibi, birarada çalındıklarında da bir sekizli oluşturabilecek biçimde düzenlenmişlerdir.
Güncel Tarih

1979
MEHMET ALİ AĞCA KAÇIRILDI
Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi’yi öldüren ve 25 Haziran’da yakalandığında bunu itiraf eden M. Ali Ağca, Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırıldı. Ağca’yı kaçıranların Abdullah Çatlı ve Oral Çelik gibi kontrgerilla örgütlenmesinin kilit isimleri olduğu o günlerde basına yansımıştı. Ağca’nın cezaevinden kaçırılması sonrasında Abdullah Çatlı’nın evinde gizlendiği, Çatlı’nın eşi Meral Çatlı tarafından Susrluk kazasından sonra açıklanmıştı. Kısa bir süre sonra yurtdışına çıkarılan Ağca’nın ismi Papa suikasti ile bir kez daha duyuldu.

1997
TERSANE İŞÇİLERİ MİTİNG YAPTI
Harb-İş üyesi 2000 işçi talepleri için alana çıktı. Gölcük’te yapılan mitingte işçiler, Türk-İş yönetimini pasiflikle suçlayarak genel grev istediler.

1998
AVRUPA ÇAPINDA GREV
Avrupa Birliği’nin demiryolu ulaşım sektöründe “daha fazla rekabetçilik” sağlamak gerekçesiyle hazırladığı yeni hak gasplarına, Belçik, Fransa, Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya’da işçiler grevle yanıt verdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net