www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Almanya’da “ölüm tankları”na
   tepki yükseliyor

Federal Güvenlik Konseyi’nin Türkiye’ye denenmek üzere bir Alman tankının gönderilmesini onaylaması üzerine, SPD ile Yeşiller arasındaki tartışma giderek tırmanıyor.

Barak’ın Ankara’daki silah pazarlığı
İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın Türkiye ziyareti sırasında Ankara’daki yetkililere inşaat karşılığında silah satmayı önerdiği bildirildi.

‘Biz bu pisliği neden yedik?’
Diyarbakır’dan iki okurumuzun, “Kürt sorunu ve barış” konusunda halkla yaptıkları söyleşinin ardından kaleme aldıkları yazıyı yayımlıyoruz.


Almanya’da “ölüm tankları”na
    tepki yükseliyor

Yücel Özdemir
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Fededal Güvenlik Konseyi’nin denenmek üzere Türkiye’ye bir Alman Leopard II tankının gönderilmesini onaylaması üzerine, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Birlik 90/Yeşiller arasında çıkan tartışma tırmanıyor. Alman basını tarafından hükümetin geleceğine bağlanan “tank tartışması” için her iki parti arasında pazartesi akşam saatlerinde başlayan ve saatlerce süren görüşmeden herhangi bir sonuç çıkmadı.
Koalisyon ortaklığı çerçevesinde yapılan görüşmeden sonra bir açıklama yapan SPD Federal Parlamento Grup Başkanı Peter Struck, hükümet protokolünde silah satışı konusunda Yeşillerle anlaştıklarını, bu bakımdan Federal Güvenlik Konseyi’nin kararının bağlayıcı olduğunu söyledi. Struck bu konuda geri adım atmalarının olanaklı olmadığını açıkladı.
Birlik 90/Yeşiller Partisi Parlamento Grup Sözcüsü Kerstin Müller ise yaptığı açıklamada, Almanya’nın Türkiye’ye Leopard II tankları gönderme kararının yanlış olduğunu vurgulayarak, “Ama biz hükümet içinde ortak bir noktada uzlaşmak istiyoruz” dedi.
SPD’nin biri denenmek üzere 1001 Leopard II tankının Türkiye’ye göndermekte kararlı olduğunu gören Yeşiller Partisi, önümüzdeki günlerde hükümetin silah ihracatı konusundaki politikasını masaya yatırmaya hazırlanıyor.
Geçtiğimiz aylarda Kosova savaşına verdiği destek dolayısıyla “antimilitarist” yönü bir hayli yıpranan ve bundan dolayı bölünme noktasına dahi gelen Yeşiller Partisi, Leopar II tanklarının Türkiye’ye gönderilmesini engelleyerek, imajlarını yenilemeye çalışıyor. SPD’ye geri adım attırmak için bütün antifaşist sivil toplum öngütleri ve insan hakları örgütleriyle birlikte Almanya çapında bir kampanya hazırlamaya çalışan Yeşiller’in, takların gönderilmemesinde ne kadar samimi olduğu ise önümüzdeki günlerde görülecek.
Cem-Fischer görüşmesi
Öte yandan, dün Almanya’da, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer arasında, Türkiye’deki insan hakları ve Leopard II tanklarının durumu ele alındı. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Federal Güvenlik Konsey Üyesi Dışişleri Bakanı Joschka Fisher ve Kalkınma Yardımı Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul’un karşı çıkmasına rağmen, Savunma Bakanı Rudolf Scharping, Ekonomi Bakanı Werner Müller ve Başbakan Gerhard Schröder’in oylarıyla NATO üyesi Türkiye’nin hangi tankı satın alacağına karar vermesi için bir Leopard II tankının gönderilmesine karar verilmişti. Bir yıllık deneme başarıyla sonuçlanırsa, Türkiye’de 1000 Leopard tankının yapılmasına başlanacak. Konsey, Türkiye’nin 250 milyon marklık obüs satın alma talebini ise dağlık alanlarda, yani Kürtlere karşı kullanılabileceği gerekçesiyle geri çevirdi.
Karar silah tekellerine yarıyor
Federal Güvenlik Konseyi’nin aldığı karar, aynı zamanda Alman silah tekellerinin çıkarına yaradığı ve onların baskısı altında alındığı da Alman kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılıyor. Silah alımında dünyada önemli bir yere sahip olan Türkiye’deki pazarı elden çırakmak istemeyen Almanya, pazar payını korumuk için daha önce uyguladığı ambargoyu da böylece kaldırdı. Yapılan tahminlere göre Türkiye, 2001 yılı içinde Almanya’dan 14 milyar marklık silah almayı planlıyor.

Başa dön


Barak’ın Ankara’daki silah pazarlığı
İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın Türkiye ziyaretinden ‘tatmin olmuş’ bir biçimde döndüğü belirtilirken Barak’ın ziyareti sırasında Ankara’daki yetkililere inşaat karşılığında silah satmayı önerdiği bildirildi.
Barak’ın Türkiye’den son derece memnun döndüğü belirtilirken, İsrail radyosu, Barak’ın geziyi “son derece tatmin edici” bulduğunu duyururken, ziyarete büyük ilgi gösteren İsrail basını “Barak’ın tarihi ziyareti”, “Türk-İsrail ilişkileri zirvede” gibi başlıklar kullandılar. Gazetelerde, ilk kez bir İsrail başbakanı tarafından Türkiye’ye yapılan resmi ziyaretin önemi vurgulandı.
Silah pazarlığı
Ülkenin en büyük gazetelerin Ha’aretz’in haberinde Barak’ın, silah satışı konusunda yeni önerilerde bulunduğu kaydedildi. Gazeteye göre bunlar, insansız hava ve deniz araçları, “Harpy” tanksavar füzeleri satışı, M-60 tanklarının modernizasyonu, Popoyee 2 füzelerinin ortak üretimini kapsıyor. Barak, İsrail-Rus savaş helikopterinin satışı için de kontrat istedi. Jerusalem Post, Ankara’nın İsrail’den alacağı savunma sistemlerinin karşılığını, İsrail’de 2 limanının yapımını da kapsayan inşaat projelerini üstlenerek ödemeyi önerdiğini, İsrail tarafının ise henüz bu öneriye olumlu cevap vermediğini yazdı.
Hatzofeh gazetesi ise, ziyaretin iki ülke ilişkileri açısından bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Türk-İsrail ilişkileri yeni bir eşikte” yorumunu yaptı.

Başa dön


‘Biz bu pisliği neden yedik?’
Hüseyin Arslan - Hakan Erten
Diyarbakır’dan iki okurumuzun, “Kürt sorunu ve barış” konusunda halkla yaptıkları söyleşinin ardından kaleme aldıkları yazıyı yayımlıyoruz.
Kürt sorunu, ülkemizin en temel sorunlarından biri olma özelliğini koruyor. PKK Genel Başkanı Aldullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi, Öcalan’ın İmralı’daki yargılama süreci ve ardından dile getirdikleri, sorunun “çözüm”üne ilişkin tartışmaları ve girişimleri hızlandırdı. Bu hızlanma PKK’yi, “Kürt kimliğimiz ve kültürel haklarımız tanınsın” sınırlarına sıkıştırdı.
Şüphesiz silahların susmuş olması halk için olumlu bir harekettir. Zira, 15 yıldır sürdürülen silahlı çatışmanın, bir dönemdir başta Kürtler olmak üzere Türkiye emekçi halkına hiçbir yararı yoktu. Aksine savaş ya da silahlı çatışma sınıf ilişkilerinin üstünü örten, Kürt illerinde emekçi hareketini baskılayan, şovenizmi besleyen bir rol oynuyordu. Bölge insanı, potansiyelinin önemli bir bölümünü tüketen bir savaştan yorgun düşmüş, bir an önce savaşın son bulmasını ister hale gelmişti. Öyleki yorgun düşmüş bölge insanı bu yıkımın, açlığın, zulmün, faili meçhul cinayetlerin, işsizliğin kol gezdiği bir ortamda tabii ki belli talepler üzerinden barışı isteyebilecekti. Onlar işsiz, ekmeksiz, topraksız bir barış istemiyor. OHAL’in sürdüğü, faili meçhul cinayetlerin sürdüğü, özel timin, korucuların olduğu, içi boşaltılmış bir ‘barış’ istemiyorlar.
Barış süreci herkes tarafından konuşuluyor, tartışılıyor ve yazılıyor. Biz de yaptığımız halk söyleşisinde “Barışı en iyi savaşı yaşayanlar anlatır” diyerek konuyu sohbete katılan halka sorduk. Çünkü onlar bölgedeki savaştan etkilenen insanlardı ve ancak onurlu bir barışı onlar isteyebilecekti. Birçoğu metropollere göç ettirilmiş, geri kalanlar ise varoş diye nitelendirdiğimiz mahallelerde köyünden, toprağından uzak bir şekilde yaşamlarını sürdürmekteler.
Bu insanlar savaşın acılarını, yaşadıkları sorunları göz önünde tutarak barış talebini destekliyorlar.
Biz ancak barışın niteliği ve kapsamı tartışılır derken söyleşiye katılanlardan bir emekçi hemen söz alıyor:
“Bir gün ağayla kâhyası yolda yürüyorlarmış, önlerine bir hayvan pisliği çıkmış. Ağa kâhyasına bu pisliğin yarısını yerse ona köyün yarısını vereceğini söylemiş. Kâhya duraksamış. ‘Zaten her günüm açlık ve sefalet içinde veya ağanın pis işlerini yapmakla geçiyor’ diye düşünmüş ve kabul etmiş ağanın teklifini. Pisliğin yarısını yemiş. Ağa da sözünde durmuş ve vermiş köyün yarısını kâhyaya. Bir zaman sonra ağa kâhyayı yanına çağırmış ve bir köyde iki ağanın olamayacağını söylemiş. Daha sonra olayın cereyan ettiği yere gitmişler. Pisliğin kalan yarısı halen ordaymış. Ağa pisliğin kalanını yemiş ve kahyadan köyün yarısını geri almış. Kâhya da ağaya dönüp:
- ‘Ağam madem ki eskisi gibi olacaktık biz bu pisliği neden yedik’ demiş.”
Köyü boşaltılan, varoşlardan birinde yaşayan bir köylüye kulak veriyoruz. “Belirli kişiler ile devlet arasındaki barış yine aynı sistemin devamını engelleyemez. Sorun halkın iktidarıdır. Halkın söz sahibi olabileceği, halkın katılabileceği bir barış istiyoruz. Bu barış girişimi devlet ile PKK arasındaki barış girişimidir. Kürtler ile devlet arasındaki barış değildir. PKK’nin barış talebi idamın olmaması içindir. PKK’nin 15 yıldır verdiği silahlı kavga bizim toprak ağalarına karşı değildir. Barıştan söz ederken, bizim toprak isteğimiz, eğitim, sağlık ve köylere geri dönme isteğimiz dikkate alınmıyor. Barış girişimi İmralı ile devlet arasında sürdürülüyor.”
Diğer bir köylü ise “Bizim ele almamız gereken barışın nasıl bir barış olması gerektiğidir. Bugün coğrafyamızda özel tim, koruculuk sistemi, faili meçhul cinayetler var oldukça barıştan söz edilemez. Biz her şeyden önce bunları istemeliyiz” diyor. Ve diğer bir köylü şöyle devam ediyor: “Bir köy ağanındır, biz yine köylere dönsek de o köy yine ağanındır, gidip ona çalışacağız. Yani ezilenler açısından değişen bir şey yoktur.”
Diğer bir Kürt genci ise “Biz faşizmle barışmıyoruz. Halk faşizmi ortadan kaldırmadıkça barışı getiremeyiz. Biz Kürtler, Türk halkıyla birleşerek bir şeyler yapmalıyız. Artık ne zaman analar ağlamayacak, ne zaman babalar çocuksuz kalmayacak?” diye soruyor.
72 yaşında Mardin’de köyleri boşaltılan ve Diyarbakır’a göç etmek zorunda kalan ihtiyar bir köylü ise “110-120 köyümüz vardı. İki üç köylü korucu olmuş. Hizbullah’ın olduğu köyler de korucu olmuş, diğer köyler boşaltılmış. Ağalar bizim ürettiğimiz malların onda dokuzuna el koyuyorlardı. Bütün mallarımız ağalara giderdi. Eğer vicdanlı bir barış olursa iyidir. Ama zulüm altında barış olmaz. Türk-Kürt kardeştir. Bu insanlar açtır, aç...” diyor.
Kısacası bu insanlar;
- “OHAL, koruculuk sistemi, özel tim dağıtılsın”,
- “Köylere geri dönüş sağlansın”,
- “Sağlık kurumları açılsın”,
- “Okullar açılsın” diyorlar.
“Türk-Kürt kardeştir. Bu insanlar açtır” diyorlar.
Bu insanlar da biliyorlar ki sorun “Kürt kimliğimiz ve kültürel haklarımız tanınsın”la sınırlı değildir. Bu insanlar açlık ve sefalet içinde. Şehirde patronları, köyde ağaları onları sömürüyor. Bu başta da böyleydi, “kimlik ve kültürel haklarla sınırlı barıştan” sonra da böyle olacak.
Kâhya haklı olarak soruyor:
- “Biz bu pisliği neden yedik?”

Başa dön


Bir siteye
üç ayrı rapor

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde, deprem sırasında hasar gören ve vatandaşların evlerine giremediği bir site için 3 değişik hasar raporu verildiği öğrenildi. Hacıosman Mahallesi’ndeki 40 daireli Akkuş Siteleri’nin yöneticisi Seyfettin Pişken, site sakinlerinin depremden bu yana büyük sıkıntı yaşadıklarını söyledi. Depremden sonra binalarının Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü’nden gelen 3 ayrı ekip tarafından incelendiğini bildiren Pişken, “İlk rapor az hasarlı, ikinci rapor orta hasarlı, üçüncü rapor ise hasarsız şeklinde verildi” dedi.
DYP’de aday enflasyonu
DYP’nin 20 Kasım’da yapılacak 6. Olağan Büyük Kongresi’ne yaklaşılırken gözünü Tansu Çiller’in koltuğuna dikenlerin sayısı da günden güne artıyor. DYP Büyük Kongresi’nde yeniden genel başkan seçilmek için mücadele verecek olan Çiller dahil adayların sayısı altıya ulaştı. Ancak genel başkanlık yarışının Çiller ile muhalefetin ağır toplarının üzerinde uzlaşmak için çalıştıkları tek aday arasında yaşanacağına dikkat çekiliyor. Kongre yarışına katılacaklar arasında parti kurucusu Mehmet Dülger ile MYK eski Üyesi Nurullah Aydın gibi isimler de bulunuyor. Samsun’dan DYP’nin milletvekili aday adayı olan İsmet Seferoğlu adaylığını açıklayan ilk isim olma özelliğini taşırken, Ankaralı Giray Balcı da aday olacak partililer arasında bulunuyor.
Yalova’da MHP’li başkan tutuklandı
Yalova Asliye Ceza Mahkemesi’nce hakkında “Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan gıyabi tutuklama kararı verilen ve önceki sabah teslim olan MHP İl eski Başkanı Erol Tatar, tutuklandı. Tatar, sevk edildiği Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakkındaki karar vicahiye çevrilerek, Bursa (E) Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Tatar hakkında, Bahçelievler Mahallesi’nde yaptırdığı apartmanın büyük bölümünün çökmesi ve 10 aylık bir bebeğin ölmesi nedeniyle TCK’nın 455/2. maddesi uyarınca dava açılmıştı. Erol Tatar, yaklaşık 2 aydır aranıyordu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net