|
|

|
           

Özgürlük istiyoruz
Demokratik hakları askıya alan yasal düzenlemeler isteyen Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’a tepki yağdı. EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel de, Savaş’ın düşüncesinin zaten iktidarda olduğunu belirtti.

Avukatlar yürüdü
İstanbul ve İzmir barolarına bağlı avukatlar, Ahmet Taner Kışlalı cinayeti ve tüm faili meçhulleri protesto etmek için cüppeli yürüyüşler düzenledi.

Sümerbank işçisine destek büyüyor
Sümerbank’ın direnişçi işçileriyle dayanışma gelişiyor. Gecelerini işyerinde geçiren işçileri ziyaret eden eş ve çocukları, direniş yerini bayram yerine çevirdi.

Belediye işçisi alacakları için eylemde
Belediye-İş ve Genel-İş’in İstanbul belediyelerinde örgütlü şubelerine üye yaklaşık 2000 işçi, Büyükşehir Belediyesi önünde yaptıkları kitlesel eylemle, alacaklarının ödenmesini istedi.


Özgürlük istiyoruz
Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesinde Türkiye’nin yeni yasaklara ihtiyacı olduğunu iddia eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’a, partiler, kitle örgütleri ve sendikalardan tepki gösterdi. Faili meçhul cinayetlerin yasaklarla aydınlanamayacağının belirtildiği açıklamalarda, ülkenin yeni baskı düzenlemelerine değil, demokrasi ve özgürlüğe ihtiyacı olduğu vurgulandı.
EMEP: Emekçilerin özgürlüğe ihtiyacı var
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın sözlerinin devlet felsefesinin, yönetme tarzının bir ürünü olduğunu, bu tarz ve felsefenin zaten iktidarda olduğunu vurgulayan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyet”in gösterildiğini belirtti.üzel, dün yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin sorunlarının çözümünü “yasaklar hukuku” yaratmakta gören DGM Başsavcısı Vural Savaş’ın kendisini tehdit eden gerici, karanlık güçleri gerekçe göstererek halka tek çıkış yolu olarak “zincirli hürriyeti” gösterdiğini belirtti. Savaş’ın bir hukuk adamına yakışmayacak bir yasakçı zihniyetle konuştuğunu dile getiren Tüzel, Savaş’ın “Dünyanın bütün baskıcı, sansürcü yasalarını alın getirin bana” dercesine hükümeti ve parlamentoyu, Almanya’dan, İngiltere’den, Yunanistan’dan yeni “yasakçı yasalar” ithal etmeye çağırdığını kaydetti.
Parti kapatmakla ünlenen Savaş’ın, bu konuda daha fazla yetki isterken, telefon dinlemenin yasallaşmasını, sansürün kurumsallaşmasını istediğini anımsatan Tüzel, “Ulucanlar Cezaevin’de ve öncesinde diğer cezaevlerinde katledilen onlarca siyasi tutsak yetmezmiş gibi, halkın bütün tepkisine rağmen devleti yeni katliamlar yapmaya davat etti” dedi.
Dönem dikkat çekici
Savaş’ın açıklamasının, Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesiyle, laik-şeriatçı çatışmasının yeniden canlandırılmaya başladığı günlere denk gelmesinin dikkat çekici olduğunu vurgulayan Tüzel, “Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir gün önce konuşması ise dikkat çeken bir diğer noktadır. Dolayısıyla Vural Savaş’ın söyledikleri iddia ettiği gibi kendisinin kişisel fikirleri değildir. Savaş, onlarca yıldır sürdürelen devlet politikalarının, yönetme tarzının sözcüsüdür. Açıklamalarıyla, devletin halka yönelik baskıcı, gerici, yasakçı politikalarının önümüzdeki günlerde daha da artarak sürdürüleceğinin işaretlerini vermektedir” diye konuştu. Tüzel, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve memleketin demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Ve onlar her şeye rağmen, yasakları ve zincirli hürriyeti sevenlere karşı mücadele etmeyi sürdürecekler” dedi.
HADEP: Antidemokratik
HADEP Genel Başkanı Ahmet Turan Demir, yaptığı yazılı açıklamada faili meçhul cinayetlerin, dünyanın tüm baskıcı düzenlemeleri dahi getirilse aşılamayacağını belirterek, “Bu cinayetlerin aydınlatılması için yasal düzenlemelerden ziyade, siyasi iradenin gerektiği görülmelidir. Sansür-sürgün dahil her türlü yasal ve fiili yetkinin verildiği OHAL bölgesinde binlerce faili meçhul cinayetin işlenmesi ve faillerin açığı çıkarılamaması, sorunun yasal düzenlemeler olmadığının en bariz kanıtıdır” dedi.
Savaş’ın açıklamalarındaki HADEP’e yönelik sözleri de eleştiren Demir, “Herkesin cumhuriyetlerin kazanımlarını elde tutmanın ötesinde geliştirme gibi bir görevi olduğu açıktır. Ancak cumhuriyetin kazanımları daha fazla savaş ve daha fazla baskıyla korunamayacağı da açıktır. Kazanımlar ancak cumhuriyetin demokratikleştirilmesiyle büyüyecektir” dedi. Demir, “Eğer cinayetlerle, provokatif diğer eylemlerle barış ve demokrasinin önünün kesilebileceği, Savaş’ın sözde çözüm önerileri kapsamında dile getirdiği uygulamaların gerçekleşme şansı olduğu görülürse karanlık güçler daha fazla cinayet işleme gücünü kendilerinde bulacaklardır” diye konuştu.
DİSK: Yakınacak en son kişi
DİSK Yönetim Kurulu, Savaş’ın bir hukuk adamı olarak açık bir biçimde polis devletine davetiye çıkardığını kaydetti. DİSK Yönetim Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın ‘can güvenliği tehlikede bir vatandaş’ sıfatıyla yaptığı yaptığı basın açıklaması demokrasi, hukuk, özgürlük, insanca yaşam için yıllardır çile çekmiş her vatandaşımızı rahatsız etmiştir. Başsavcı, can güvenliğinin tehdit altında olduğu iddiasıyla Türkiye’de yaşayan herkesi can güvenliğinden yoksun hale getirecek bir düzenlemenin peşinde koşmaktadır. Başsavcının istediği sistem aslında hukuken olmasa da fiilen işlemekte ve birçok sıkıntı da buradan doğmaktadır. Başsavcı’nın en büyük çelişkisi hukukun yetkilerini idareye vermesidir. Başsavcı sivil siyasetçilerin olmadığı bir rejim arayışı içindedir. Türkiye bu anlayışın uygulamalarına çok bedeller ödemiştir ve ne yazık ki ödemektedir.” Savaş’ın faili meçhul cinayetlerden yakınacak en son kişi olduğu kaydedilen açıklamada, cinayetleri çözmenin yargının, özellikle savcıların görevi olduğu vurgulandı.
TGC: Çağdışı bir yaklaşım
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: “Basın özgürlüğünün daha geniş anlamıyla iletişim özgürlüğünün, halkın bilgilenme hakkı olduğunu bir kez daha vurgularken, Anayasa ile de güvence altına alınan basın özgürlüğünü, Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın hedef göstermesini anlamak mümkün değildir.” Çağdaş demokrasilerde çözümün, baskıcı sistemlerde olmadığı kaydedilen açıklamada, “Çözümün, halkın sağduyusuna güvenen, birey özgürlüğüne önem veren, temel hak ve özgürlükleri esas alan bir anlayışta yattığını anımsatmakta yarar görüyoruz” denildi.
DBP: Savaş suç işledi
Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) Genel Başkanı Yılmaz Çamlıbel ise, Savaş’ın açıklamalarının toplumsal gerginliğin azalmaya başladığı, insan hakları, demokrasi ve Kürt sorununun demokratik barışçı çözümünün daha yüksek sesle konuşulmaya başlandığı bir döneme rastlamasının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Çamlıbel, Savaş’ın açıklamasının mevcut yasalara göre suç içerdiğini kaydetti.
‘Terörün panzeri örgütlü toplum’
Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün, demokratik hak ve özgürlüklerin terör gerekçesiyle, darbe tehditleriyle ayaklar altına alınamayacağını, terörün panzerinin örgütlü toplum, demokrasi ve barış olduğunu dile getirdi. Görgün, yaptığı yazılı açıklamada toplumunu daha fazla adaletsizlik, kan ve gözyaşına tahammülü olmadığını söyledi.
Tutuklu yakınlarından tepki
Tutuklu Hükümlü Yakınları Yardımlaşma Dayanışma Derneği Genel Başkanı Meliha Özcan, yaptığı yazılı açıklamada, demokratikleşmeden belli çevrelerin rahatsızlık duyduğuna dikkat çekerek, “Vural Savaş, bu yetmezmiş gibi cezaevlerinde bulunan çocuklarımızın zaten yoksun oldukları insani koşullardan iyice mahrum edilerek tecrit edilmesini istemektedir” dedi.
Mazlum-Der Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu, Mazlum-Der Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Savaş’ın konuşmasının, ara rejimi kalıcı kılmak isteyenlerin, Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesiyle teröre karşı doğan infiali, özgürlükleri ortadan kaldırmak için değerlendirmek istediklerinin kanıtı olduğunu belirtti. Ensaroğlu, sahip olunan yarım yamalak özgürlüklerin bile çok görülerek budanmak istendiği, sansürün adı verilerek talep edildiği, devletin birey için var olduğunun açıkça reddedildiği, basının ve bazı siyasi partilerin hedef gösterildiği bu konuşmanın, ara rejimin kalıcı bir diktatörlüğe doğru götürülme arzusunu taşıdığını vurguladı.

Başa dön


Avukatlar yürüdü
Gazeteci-Yazar Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesini ve faili meçhul cinayetleri protesto eden avukatlar, İzmir ve İstanbul’da cüppeleriyle yürüyüşler düzenledi. Yürüyüşlere katılan avukatlar, halk tarafından da alkışlarla desteklendi.
İstanbul Barosu’na bağlı yaklaşık bin avukat, Kışlalı suikasti ve tüm faili meçhul cinayetleri protesto etmek amacıyla baronun önünden Taksim Anıtı’na kadar karanfiller ve alkışlar eşliğinde yürüdü. İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman ve Baro Yönetim Kurulu’nun da katıldığı protesto yürüyüşünde, “Yine de hukuk devleti” yazılı bir çelenkle, faili meçhul cinayetlere kurban giden basın ve demokrasi şehitlerinin fotoğrafları ve isimlerinin yazılı olduğu afişler taşındı.
İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilen yürüyüşe cüppeleriyle katılan hukukçulara çevredeki insanlar da alkışlarla destek verdiler. Taksim Anıtı önüne gelen avukatlar, basın ve demokrasi şehitlerinin fotoğraflarını ve çelengi buraya bıraktılar. İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, anıt önünde yaptığı konuşmada, Kışlalı’nın bir fikrin savunucusu olduğu için öldürüldüğünü söyleyerek, “Biz toplumun güvencesi olan hukuk devleti için bugün buraya geldik. Faili meçhul cinayetler aydınlatılsın” dedi. Basın açıklamasından sonra anıtın önüne karanfiller bırakıldı.
İzmir’de halktan alkışlı destek
İzmirli avukatlar da, Kışlalı’nın öldürülmesini ve faili meçhul cinayetleri protesto etmek amacıyla cüppeli bir yürüyüş düzenledi. Bölge İdare Mahkemeleri hakimleri ile baroya üye avukatlar, Konak’taki adliye binası önünden Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüdü. Yürüyüşe, yoldan geçen kişiler de alkışlarla destek verdi.
İzmir Barosu Başkanı Çetin Turan, yürüyüşün sonunda yaptığı açıklamada, Kışlalı cinayetinin; laik, demokrat hukuk devletini savunan herkese yönelmiş bir saldırı olduğunu söyledi. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Musa Anter, Vedat Aydın, Abdi İpekçi gibi cinayetlerin faillerinin hâlâ “meçhul” olduğunu hatırlatan Turan; “Aydınların katline seyirci kalan, cinayet şebekelerini ortaya çıkaramayan bir ülkede, demokrasiden, insan haklarından söz etmek çelişkili olacaktır” diye konuştu. İzmirli avukatlar, Cumhuriyet Meydanı’nda, bir dakikalık saygı duruşunda bulunduktan sonra Atatürk Anıtı’na karanfiller bıraktılar.

Başa dön


Sümerbank işçisine destek büyüyor
Bakırköy ve Beykoz’da bulunan fabrikalarını işgal ederek, peşkeşe direnen Sümerbank işçileriyle sınıf dayanışması büyüyor. Her iki fabrikanın işçileri de gündüz üretime devam ederken, geceleri de işyerlerini terk etmiyor.
İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu, direnişteki Bakırköy Sümerbank işçilerini ziyaret etti. Türk Metal İstanbul Şubesi, Basın-İş İstanbul Şubesi, Haber-İş İstanbul 1No’lu Şube, Tez Koop-İş 2 No’lu Şube, Genel-İş 4 ve 5 Nolu şubeler, Kristal-İş Topkapı Şubesi ve Topkapı Şişecam işçileri, Petrol-İş, TÜMTİS ve ambar işçileri, Hava-İş, EMEP ve İP üye ve yöneticilerinin katıldığı ziyarette sınıf dayanışmasının önemine dikkat çekildi.
Türk 1. Bölge Başkanı Faruk Büyükkucak, fabrika bahçesinde toplanan işçilere hitaben yaptığı konuşmada, sorunun yalnızca Sümerbank işçilerinin sorunu olmadığını belirterek, tüm sendikaların sahip çıkması gerektiğini söyledi. Büyükkucak, Emek Platformu’nun harekete geçmesini istedi.
Öğrencilerden destek
İİSŞP adına Basın-İş İstanbul Şube Başkanı Kenan Kaya ve Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin de konuşmalarında direnişe sahip çıkacaklarının ve üzerlerine düşeni yapacaklarını belirttiler. İşçiler adına konuşan TEKSİF Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken de fabrikalarının peşkeş çekilmesine karşı ölümüne direneceklerini belirterek, kararlılıklarını ifade etti.
“Yaşasın sınıf dayanışması”, “Vur, vur, kurtlar-kuşlar dinlesin”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” sloganlarının atıldığı eylem devam ederken, Beykoz Deri Kundura Fabrikası’nın devredilmesine karar verilen İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir grup öğrenci de destek için geldiler. Öğrenciler, özelleştirmeye karşı olduklarını belirterek, işçilerin yanında yer alacaklarını dile getirdiler. Ayrıca Bakırköy Sümerbank’ın yanındaki Nova fabrikası işçileri de dayanışmaya katıldı.
Beykoz işçilerine ‘açık görüş’
Beykoz Deri Kundura işçileri fabrikalarının kapatılmasına karşı işgal eylemiyle direnirken, eş ve çocukları dün fabrikayı ziyaret ederek, direnişe destek verdiler. Fabrikanın demir parmaklıklı dış kapısı kapalı olduğu için, adeta görüş gününü andıran ziyaret, işçilerin “Görüş bitmiştir arkadaşlar” şeklindeki şakalaşmalarına da sahne oldu.Ziyaret sırasında bir konuşma yapan Deri-İş Genel Başkanı Yener Kaya, “Cumhuriyet Bayramı’na iki gün kala bu cumhuriyeti kuran fabrikaları kapattırmayacağız. Beykoz İstanbul’a uzak bir ilçe diye sesimizi duyuramayacağımızı sanıyorlar, ama yanılıyorlar. Kararlılıkla süren eylemimizden dolayı birtakım sinyaller almaya başladık. Ancak tavrımız net: Fabrikamızın burada kalacağı kabul edilene kadar geri adım atmayacağız” dedi.
“Emeğin gücü iktidarı yenecek”, “İşçiye despot, IMF’ye uşak”, “Teslim olmayacağız, direneceğiz”, “Ekmek yoksa barış da yok”, “Direniş var, yılgınlık yok” yazılı dövizler taşıyan işçiler sık sık “Yaşasın işçilerin birliği”, “Deri Kundura bizimdir, bizim kalacak” şeklinde sloganlar atarak hükümeti istifaya çağırdılar.

Başa dön


Belediye işçisi alacakları için eylemde
Belediye-İş ve Genel-İş sendikalarına üye işçiler, alacaklarını ödemeyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerini protesto ettiler. Yaklaşık 2000 belediye işçisinin katılımıyla gerçekleştirilen protesto gösterisinde, hak gasplarının son bulması istendi.
Başta trilyonlara varan işçi alacakları olmak üzere belediyelerde yaşanan sorunlara karşı ortak hareket etmeye karar veren Belediye-İş ve Genel-İş’in İstanbul şubeleri, dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması düzenlediler. Basın açıklamasından önce Saraçhane Parkı’nda toplanan işçiler, taleplerini ifade eden pankart ve dövizlerle Büyükşehir Belediyesi önüne yürüdüler.
‘Emeğimizin karşılığını istiyoruz’
“Yaşasın sınıf dayanışması”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarını atan işçilere hitaben konuşan Belediye-İş Mezbahalar Şube Başkanı Hüseyin Ayrılmaz, özelleştirmelerin işçi kıyımı getirdiğini belirterek, Bakırköy ve Beykoz Sümerbank fabrikalarında yaşananları örnek verdi. Kartal Belediyesi’ne bağlı Karyapsan’dan atılan 62, Maltepe Belediyesi’nden atılan 229 işçinin de geri alınmasını isteyen Ayrılmaz, belediyelerde yaşanan keyfi hak gasplarına karşı sendikalar olarak birlikte hareket etmeye karar verdiklerini söyledi. Sadece emeklerinin karşılığını almak istediklerini kaydeden Ayrılmaz’ın sözleri, işçiler tarafından “IMF’nin itleri sattırmayız KİT’leri”, “Yaşasın işçilerin birliği” ve “İşçi kıyımına son” sloganlarıyla karşılandı.
Genel-İş 3 No’lu Bölge Şubesi Başkanı Zeynel Demirçivi ise bu eylem ile emekten, demokrasiden yana insanları birleştirecek tohumu attıklarını belirtti. Kendi haklarının gasp edildiğini, ancak talancılara yeni haklar tanındığını, 6 aydan beri maaş alamayan belediye işçilerinin belediyelerden trilyonlarca lira alacağı olduğunu belirten Demirçivi, bunun altından ancak birleşilerek çıkılabileceğini söyledi.
‘Hükümet istismar ediyor’
Sözleri sık sık “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganlarıyla kesilen Demirçivi’nin ardından Belediye-İş ve Genel-İş sendikaları İstanbul şubeleri adına hazırlanan ortak açıklama okundu. Açıklamayı okuyan Belediye-İş 1 No’lu Şube Başkanı Hüseyin İncesu, Belediye-İş Sendikası’na üye 12 bin 277 işçinin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Avcılar, Güngören, Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa, Üsküdar, Beykoz, Maltepe, Adalar ve Şişli belediyelerinden toplam 4 trilyon 430 milyar lira alacağı olduğunu; Genel-İş Sendikası’na üye 5 bin 104 işçinin de, Beyoğlu, Eminönü, Fatih, Bağcılar, Bahçelievler, Küçükçekmece, Esenyurt, Kadıköy, Kartal ve Şile belediyelerinden toplam 3 trilyon 172 milyar 815 milyon lira alacağının bulunduğunu kaydetti.
Deprem bahanesiyle belediye gelirlerinin bir bölümüne hükümet tarafından el konulduğu belirtilen açıklamada, “Bu bir istismardır, doğru değildir. Esas olarak bütçe açıkları kapatılmak isteniyor. Belediye işvereni de bu durumu bahane edip işçi alacaklarını ödemeyerek, toplusözleşmemizi ihlal etme hakkına sahip değildir. Hükümet belediyelerin gelirlerinden elini çekmelidir. Yerel yönetimler yasası yenilenmeli, özerk bir hale getirilmeli, siyasi partilerin arpalığından kurtarılmalı ve demokratikleştirilmelidir” denildi.
Sümerbank işçisine destek
Beykoz ve Bakırköy Sümerbank işçilerinin direnişinin desteklendiği ifade edilen açıklamada ayrıca, Ahmet Taner Kışlalı’nın bombalı saldırı sonucu öldürülmesi de kınanarak, faillerinin bir an önce yargı önüne çıkarılması istendi. Eyleme Beykoz Deri Kundura ve Tuzla Deri işçilerinin yanı sıra, Deri-İş Genel Merkezi, TEKSİF Bakırköy Şubesi, Tüm Bel-Sen, Nakliyat-İş, Limter-İş temsilcileri katıldı.

Başa dön


|
MGK OHAL’i uzattı
Milli Güvenlik Kurulu’nun dün Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen toplantısında, OHAL’in 5 ilde 4 ay daha uzatılmasına karar verildi. MGK, Siirt’te OHAL uygulamasına son verilerek, Siirt’in mücavir il kapsamına alınmasını kararlaştırdı. A. Taner Kışlalı’nın bombalı bir suikast sonucu öldürülmesi konusunu da görüşüldü. MGK’nın sonuç bildirgesinde, Kışlalı cinayeti konusunda, “Bu menfur eylemi gerçekleştirenlerin bir an önce ortaya çıkarılarak hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için, devletin bütün kurumlarının azami gayreti ve titizliği gösterecekleri tabiidir” denildi.
SES, sağlıksız uygulamaları eleştirdi
SES Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, MHP’li Sağlık Bakanı Osman Durmuş tarafından, hizmet üretenlerin görüşü dahi alınmadan gündeme getirilen sağlık sandığı kurumu ve vardiyalı çalışma sisteminin “bataklığı kurutmadan sivrisinekle mücadele etmek” gibi olduğunu söyledi. Bursa Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Doğan da, “vardiyalı çalışma” uygulamasının, sağlıkta yaşanan karmaşa ve çözümsüzlüğün çaresi olmadığını bildirdi.
Köyler Dersim’den zorla koparılıyor
Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Karşıkonak, Demirci, Korsan, Ortadurak, Karayusuf köyleri Elazığ’ın Kovancılar ilçesine bağlanmak isteniyor. Kovancılar ilçesine bağlanmak isteyen 5 köyün muhtarı ile Mazgirt kaymakamı arasında yapılan toplantı sonucu öğrenilen karar köylülerin tepkisine neden oldu.
Roja Teze yine toplatıldı
Roja Teze gazetesinin 22 Ekim tarihli 16. sayısı da toplatıldı. Toplatmaya gerekçe olarak gazetenin 5. sayfasında bulunan Mehmet Özkök imzalı, “Çözümsüzlüğün Batağına Saplananlar” başlıklı yazı gösterildi. Roja Teze gazetesi sahibi Veddat Mavlay, yaptığı yazılı açıklamada, “Muhalif basın üzerindeki baskılarda dur durak bilmeyen egemenlerin bu tutumunu kınıyor, herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz” görüşünü dile getirdi.
|
|

|
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat) Fax: +90 212 665 69 43 - 44
E-mail: posta@evrensel.net

|
|