www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



17 Ağustos depremi, bütün yıkıcılığını Gölcük’te hissettiriyor. İlçe sınırlarından başlayarak merkeze kadar, özellikle de sahil kesiminde enkazları hâlâ duran ya da her an yıkılacak görüntüsü veren yapılar, yıkımın büyüklüğünü ve dehşetini yaymayı sürdürüyor. Bu görüntüler, üzerinden geçen 71 güne rağmen devletin, depremin olumsuz sonuçlarını ortadan ‘kaldırma konusundaki çabasını’ ortaya koyuyor.


Deprem(6)......Serpil İlgün-Ebru Ilgaz-Muzaffer Özkurt

Gölcük’te hâlâ devlet yok
Resmi rakamlarla Gölcük
17 Ağustos depreminin merkez üssü olan Gölcük’te resmi rakamlara göre, 5069 kişi yaşamını yitirirken, 5214 kişi de yaralandı. 2 bin 295 bina, 12 bin 494 konut ve 2011 işyerinin yıkıldığı, 8470 konutun ve 980 işyerinin orta, 7186 konut ile 959 konutun ise az hasarlı olduğu Gölcük’te, yalnızca 147 konut ve 5 işyeri depremden hasar görmedi. Enkaz kaldırma çalışmalarının Yılmazlar ve Alemdaroğlu İnşaat adlı iki firmaya verildiği ilçede, bugüne kadar 605 binanın enkazı kaldırılırken, 477 bina da yıkıldı. Gölcük’te 10 ayrı yerdeki çadırkentlerde, toplam 5547 çadır kurulu. 5448 ailenin barındığı çadırlarda 22 bin 909 kişi yaşıyor. İlçede az hasarlı konutlara verilecek olan 600 milyon liralık onarım yardımı için 2319 kişi başvururken, 100 milyon liralık kira yardımı için başvuran 14 bin 784 kişiden 12 bini kira yardımını almaya hak kazandı. Kira yardımını bugüne kadar 4614 kişi alabildi.

17 Ağustos depremi, bütün yıkıcılığını Gölcük’te hissettiriyor. İlçe sınırlarından başlayarak merkeze kadar, özellikle de sahil kesiminde enkazları hâlâ duran ya da her an yıkılacak görüntüsü veren yapılar, yıkımın büyüklüğünü ve dehşetini yaymayı sürdürüyor. Bu görüntüler, üzerinden geçen 71 güne rağmen devletin, depremin olumsuz sonuçlarını ortadan ‘kaldırma konusundaki çabasını’ ortaya koyuyor. İlçenin geneline hakim olan terkedilmişlik görüntüsü, ilçe merkezinde bir parça da olsa kırılıyor. İlçenin yıkılmayan tek iş merkezi hareketli. Çatlaklar içindeki üç katlı Adnan Menderes İşhanı’nın alt katında yeni yeni açılmaya başlayan büfe ve lokantalar, üst katında ise depremden sonra taşınan bazı resmi kurumlar var. Ellerinde evraklar, işhanı içinde kaygılı yüzlerle koşuşturan Gölcüklüler, her konudaki belirsizlikten yakınıyorlar. Yakınlarını, evlerini, işlerini kaybeden depremzedeler, devletten vaat değil, somut işler yapmasını isteyerek, “Gölcük’te yarın diye bir şey kalmadı. Bir kaç gün sonra ne olacak bilmiyoruz. Bize, yarınımızın ne olacağını söylesinler” diyorlar.
‘Laf bizi ısıtmıyor’
805 çadırın bulunduğu ve 2920 depremzedenin yaşadığı Kızılay yönetimindeki Gözlenentepe Çadırkenti’ndeyiz. İlçeye hakim bir tepelikte, engebeli bir arazi üzerine kurulan çadırkent, aslında “çamurkent” görünümünde.
Çadırkente ilişkin bilgi alabileceğimiz bir yetkili arıyoruz önce. 6 bloğa ayrılan çadırkentde dolaştığımız 6 blokta da yetkili bulamıyoruz. Serpiştiren yağmur altında, çamur içinde koşturarak oyun oynayan çocuklar, suyu mümkün olduğunca idareli kullanma gayretiyle çadır önlerinde bulaşık ya da çamaşır yıkayan kadınlar, çadırkentin tek canlıları gibi görünüyor.
Su sıkıntısının yaşandığı Gözlenentepe’de, depremzedelerin banyo yapma imkanları yok. Tuvaletler ise, açılmasından 10 gün sonra tıkandığı için kullanılamıyor ve hastalık saçıyor.
Kavaklı’da, oturdukları ev yıkılan Zeynep Varol, öfkeyle, “Devlet bu zamanda devletliğini yapmayacaksa ne zaman yapacak” diye soruyor. Tek varlığının, on yıl önce kaybettiği eşinin 67 milyon lira tutarındaki emekli aylığı olduğunu söyleyen Varol, “17 Ağustos’tan beri hep laf ediyorlar. Ama karnımız lafla doymuyor, laf bizi ısıtmıyor, lafla evimiz olmuyor” diyor. Gölcük’ün yüzde 90’nın yıkıldığını, iki ayı aşkın bir süredir devletin Gölcük’te somut hiçbir faaliyette bulunmadığını ifade eden Varol, ilçelerindeki ölü sayısının gerçekte 15 bin olduğunu belirterek, şunları söylüyor: “İnsan olarak bir değerimiz yok. Burada çektiğimiz eziyet, başka türlü açıklanamaz. Olanakları olan gitti buralardan. Bizler de sürünüyoruz.”
‘Kışlık çadırdan umudu kestik’
Yoğun rutubet kokulu çadırı önünde bulaşık yıkayan Sevgi Ergen ise, yanlızca iki öğün verilen yemeklerin kötülüğünü anlatıyor. Ağırlıklı olarak nohut, bulgur, kuru fasulye, patates, makarna ve kara şimşek adını verdikleri yeşil mercimek kullanılan yemeklerden çoğunlukla taş ve kurt çıktığını aktaran Ergen, Kızılay’ın kahvaltılara karışmayacağını bildirdiğini ifade etti. Ergen, yardımların kesilmesi nedeniyle de sadece kahvaltılık malzemelere değil, çizme, mont, kışlık giysi, temizlik maddeleri, battaniye ya da yorgan gibi malzemelere ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Son bir aydır “gelecek” denilen kışlık çadırlardan umutlarını kestiklerini ifade eden Ergen, sağlık problemlerinin arttığına dikkat çekiyor.
‘İş olanağı yaratılsın’
54 yaşındaki Meryem Yıldız, 100 milyon liralık kira yardımının çadırları terketme koşuluna bağlanmasından yakınıyor. Hasta olan eşinin çalışamadığını, oğlunun ise depremden sonra işini kaybettiğini aktaran Yıldız, “100 milyon lira ile kiralık ev bulamayız. Hadi bulduk diyelim. Hiç bir şeyimiz kalmadı. Beş nüfus ne yiyip, ne içeceğiz” diye soruyor.
“Burası yaşanacak gibi değil. Her yer çamur. Yönetim diye bir şey yok. Kimsenin kimseden haberi yok. Zaten vatandaşın verdiği yardımlarla bugüne geldik” diyor 28 yaşındaki Metin Kalyoncu. Bataklığa dönen çadırkenti göstererek, “Bize bunu reva görüyorlar” diyor ve ekliyor: “Su yok. Banyolar kapandı. Tuvalet yok. Yakında bitleneceğiz. Herkes hasta, salgın var.” Saat 17.00’den sonra çadırkent sağlık ocağının kapandığını, bir süredir ilaçların da sınırlandırıldığını belirten Kalyoncu, depremin ardından işlerini kaybedenlere, iş olanağı yaratılmasını istiyor.
Mide ağrısından kıvranır bir halde bulduğumuz 61 yaşındaki Fazlı Yıldız, “Evim, malım gitti. Tövbe buna üzülmüyorum. Ben bu perişanlığa bu rezilliğe üzülüyorum” diyor. Hükümeti ve siyasi parti başkanlarını eleştirerek, “Bunlardan hayır beklenmez. Ankara’da konuşuyorlar. Gelip bu çamura girerler mi? O şerefsizler, deprem paralarıyla memurun aylıklarını ödemişler. Ulan, onlar olmasaydı ne yapacaktınız? Ama asıl kabahat bizde. Çünkü bu adamları biz seçtik” diyen Yıldız, prefabrik evden de, kışlık çadırdan da umudunu kesmiş.
BİTTİ
Başa dön


Portre

Münir Nurettin Selçuk
(1901 - 1981)
İstanbul’da dodu, 27 Nisan 1981’de aynı kentte öldü. Sesinin olağanüstü güzelliğiyle, müzik yeteneği küçük yaşta ortaya çıktı. On beş yaşında Darü’l-Feyz-i Musiki Cemiyeti’ne öğrenci olarak girdi; üç yıl sonra da, hanendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıktı. 1917’de Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’ni bitirip Kadıköy Sultanisi’ne yazıldı. Aynı yıl Darülelhan’a girdi, Ahmet Irsoy’dan dört yıl ders aldı. Daha sonra besteci Ali Rıfat Çağatay’ın başkanlık ettiği Şark Musiki Cemiyeti’nin konserlerine katıldı.
Kadıköy Sultanisi’nden sonra tarım öğrenimi görmek amacıyla Macaristan’a gittiyse de, Mütareke’de yurda döndü. Askerlik görevi sırasında, 1923’te teğmen rütbesiyle Muzika-i Hümâyûn’a girdi; ertesi yıl Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti adını alan bu kuruluşta üç yıl kadar çalışıp ayrıldı. 1928’de yeni bir okuyuş tarzıyla plaklar doldurmaya başladı. Aynı yıl Sahibinin Sesi plak şirketi adına Paris’e giderek iki yıl ses tekniği dersleri aldı. Dönüşünde, Beyoğlu’ndaki Fransız Tiyatrosu’nda ilk solo konserini verdi. O zamana değin bu tür bir okuyuş tarzıyla modern bir konser salonu düzeni içinde kimse konser vermemişti. II. Meşrutiyet’in ilanını izleyen günlerde halka açık ilk konserlerini veren Tamburi Cemil’den sonra halk önüne çıkan ilk solist sanatçı Münir Nurettin oldu. 1943-1948 arasında İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti’nde çalıştığı sıralarda, on beş plağa en seçme klasik yapıtları okudu. 1953’te Konservatuvar’a üslup ve teggani öğretmeni oldu. Ertesi yıl İcra Heyeti şefliğine getirdildi. İstanbul Radyosu’nda müzik danışmanı olduktan sonra radyodaki stajyerlere ders verdi.
Müzikte Cumhuriyet döneminin önde gelen adlarından biridir. Türk müziğine en önemli katkısı hafızlara özgü okuyuş tarzı yerine, düzgün, sade okuma tarzını getirmesidir. Mesut Cemil’in toplu icraya getirdiği yeniliği, onun solo icrada gerçekleştirdiği söylenebilir. Getirdiği bu yeni tarzın yanı sıra, üslubuyla da klasik yapıtların anlamını çok iyi değerlendiren bir yorumcu olmuştur. Eski güçlü geleneklerin kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönemde, onun bu özgün yorumu Türk müziğine canlılık getirmiştir.
Güncel Tarih

1996
ÇEÇENYA’DAN BAĞIMSIZLIK İLANI
Çeçenya Ulusal Kongresi, Çeçenya’nın Rusya Federasyonu’ndan bağımsızlığını ilan etti. Bu karar, Rusya ile Çeçenistan arasında savaşa neden olacak.
1962
TİP GENÇLİK KOLLARI KURULDU
Türkiye İşçi Partisi (TİP)’in Gençlik Kolları kuruldu. Daha sonra TİP’in reformist tutumuna tavır alarak iktidarı devrimci yolla almayı savunan Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Sinan Cemgil gibi pek çok devrimci gençlik önderi, siyasal mücadeleye TİP Gençlik Kolları’nda başlamıştı.

1927
İLK NÜFUS SAYIMI
Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılan ilk nüfus sayımında, ülkenin nüfusu 13 milyon 650 bin olarak belirlendi.

1960
DARBE ÜNİVERSİTEDE
27 Mayıs askeri darbesinden sonra, Milli Birlik Komitesi tarafından 147 üniversite öğretim üyesi görevinden uzaklaştırıldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net