www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Yazar Uzun: Ateşkes güçlendirilmeli
Kürt Yazar Mehmed Uzun, Türklerle Kürtlerin birleşmesini isteyerek, “Ateşkes güçlendirilmeli” diye konuştu

Telekulak davası yeniden
Yargıtay, ‘Telekulak davasında’ mahkemenin verdiği beraat kararını bozdu. Polisler yeniden yargılanacak

Tadilat eziyeti
DTCF’de tadilat işleri, okulların açıldığı döneme denk getirilince, fakülte şantiyeye dönüştü

yazı dizisi:1 milli eğitim şûrası
Şûra hazırlık raporlarında küreselleşmenin ve özelleştirmenin benimsendiği izlenimi doğuyor


Yazar Uzun: Ateşkes güçlendirilmeli
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek ve Diyarbakır İl Başkanı İlhan İlbay, kanser tedavisi gördükten sonra hastaneden taburcu edilen Yazar Mehmed Uzun’u ziyaret etti.
Ziyaret sırasında bölgedeki sel felaketi, ateşkes süreci ve yayın dünyasındaki gelişmeler hakkında sohbet eden EMEP heyeti ve Uzun, karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.
Özellikle ateşkesin önemli bir süreç olduğunu ve Karadeniz’de bugün başlayacak toplantılarda, bu konuyu da tartışacaklarını anlatan Tüzel, Kürt sorununun demokratik çözümü için çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
Yazar Uzun ise, Kürtlerin ateşkes döneminde iyi bir tutum içinde olduklarını ifade ederek, “Türklerle, Kürtlerin Kürt sorununun çözümünde birleşmesi gerekiyor” dedi.
Kürt yazara geçmiş olsun dileğinde bulunan EMEP Genel Başkanı Tüzel, Uzun’un sağlıklı görünmesinden büyük mutluluk duyduklarını söyledi.
Yazar Mehmed Uzun görüşme sırasında sağlığı ve güncel gelişmeler hakkında önemli mesajlar verdi:
Uzun’u yalnız bırakmayanlara
“Diyarbakır iyi geldi. Türkiye olsun, Irak olsun, İran olsun, bütün Kürtlerden büyük destek gördüm. Onlara teşekkür ediyorum, onlara şükranlarımı sunuyorum. Bu konuda küçük bir roman yazmayı da düşünüyorum.”
Ateşkes üzerine
“Ateşkes çok önemli. Bunun güçlendirilmesi gerekiyor. Bölgenin buna çok büyük ihtiyacı var. Aydınların bu konudaki tutumu iyi, bunun sürdürülmesi gerekiyor. Genelkurmay’ın jargonu iyi değil. Batı ve ABD’nin Türkiye Kürtlerine karşı olan tavırlarını eleştiriyorum. Ama onlar bile Türkiye’nin Kürt politikasını eleştiriyor. Çözüm noktasına gidiyor. Çözüm noktasına yaklaşılıyor. Kürtlerin tutumu çok iyi. Türklerle, Kürtlerin Kürt sorununun çözümünde birleşmesi gerekiyor.”
Sel felaketi
“Başbakan’ın sel felaketi ile ilgili açıklamaları çok talihsiz. Ama sel bölgesine gelmek istemesi önemli.”
Tiroj dergisine
“Yeniden okumaya başladım. Tiroj ve Evrensel Kültür Dergisi’nin son sayıları ulaştı elime. Onları zevkle okuyorum. Özellikle Tiroj dergisi Kürtler için çok önemli. Sizin, onları yayınlamanız çok önemli.”
‘Siz benim dostumsunuz’
“Sol çok sıkıştırıldı. Bir yandan Kemalizm, bir yandan milliyetçilik. Ama siz (EMEP) çok iyi şeyler yapıyorsunuz. Türkiye’nin nefes borularından birisiniz. Siz benim dostumsunuz.”
Aydınlara selam
“Aydın Çubukçu’nun Orhan Pamuk’la ilgili Nobel yazısını okudum. Değerli bir yazıydı. Sennur Sezer’e, Adnan Özyalçıner’e, Gülsüm Cengiz’e selam söylüyorum. Onlar benim dostlarım. İstanbul’daki dostlarıma selamlarımı söyleyin.”

Mersin’de ateşkese destek deklarasyonu
Mersin’de 56 kurum ve kişi ortak deklarasyon yayınlayarak, PKK’nin 1 Ekim’de ilan ettiği ateşkes çağrısına destek verdi.
Deklarasyon, Eğitim Sen Toplantı Salonu’nda yapılan basın açıklamasıyla kamuoyuna duyuruldu. Deklarasyonu okuyan KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Merdan Taş, 20 yılda, 30 bini aşkın insanın ölümü, binlerce insanın göç ettirilmesinin; yargısız infazların ve gözaltında kayıpların çözüm getirmediğini söyledi. Taş, “Kürt sorununun artık kalıcı bir çözüme ihtiyacı var. Bu da Kürt halkının meşru taleplerine hoşgörü ve anlayışla yaklaşılmasıyla gerçekleşebilir” dedi.
Türkiye’nin kalıcı bir demokrasiye sahip olabilmesi için silahlı kuvvetlerin siyasetten elini çekmesi gerektiğini belirten Taş, “Sorunların demokratik şekilde çözümü yolunun açılması gerekmektedir” diye konuştu.

EMEP heyeti sel bölgesini ziyaret etti
Sevim Kahraman - Derya Karaçoban
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, Genel Başkanı Yardımcısı Ender İmrek ve Diyarbakır İl Başkanı İlhan İlbay Batman’da çeşitli incelemelerde bulundu.
Selin en fazla etkilediği, 14 kişinin yaşamını yitirdiği 62 bin insanın mağdur olduğu, Batman’da, heyetinin ilk durağı Batman Belediyesi oldu. Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ile bir araya gelen EMEP’liler, Batman’ın afet bölgesi ilan edilerek, devletin bu konuda üzerine düşeni yapması gerektiğini kaydettiler. Heyet daha sonra sel bölgelerini gezdi ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Çadırkent’i ziyaret etti.
Belediyeyi ziyaret
Kalkan’ın Başbakanlık makamında yapılan görüşmede, EMEP Genel Başkanı Tüzel, yaşanan sorunları yerinde görmek ve felaketin boyutları hakkında bilgi almak için Batman’da olduklarını söyledi. Tüzel, başsağlığı dileyerek, hükümetin duyarsız tutumunu kınadıklarını ifade etti. Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ise, “Yoksullarımızın yaşadığı bir il burası. Çoğu da kimsesiz. Selin yaşandığı ilk 2 gün hiç kimseden destek alamadık. 15 bölgede zarar var. 8 mahalle ağır derecede etkilendi. 62 bin nüfus selden zarar gördü. Bu Siirt ilinin nüfusuna yakındır” diye konuştu. Selin abartıldığına ilişkin açıklamaları eleştiren Kalkan, “İnsanlar sahipsiz ve var olan tüm eşyalarını da kaybettiler. Afet bölgesine alınmak isteğimiz haklı ve meşru bir taleptir. Hükümetin de insanların içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak bu kararı alması gerekiyor” dedi.
Ayrımcı politikaların sonucu
Batman’da halkın yaşadığı sorunları dile getirme mücadelesi içerisinde olduklarını ifade eden EMEP Genel Başkanı Tüzel ise, bölgede yaşanan yoksulluğun aç, açıkta olmanın, yıllardır devletin bölgeye uyguladığı ayrımcılık politikasının sonuçları olduğunu söyledi.
EMEP heyeti daha sonra, “Her Şeyin Başı Sağlık, Sağlıkta Yıkımı Durduralım” sloganıyla Van’dan Ankara’ya yürüyüşünün üçüncü durağında olan SES Heyeti ile incelemelerini birleştirdi. İki heyet ve Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ile birlikte, selin etkilediği mahallelerde incelemelerde bulundu. Bu sırada Meryem Kaya isimli sel mağduru kadın, Belediye Başkanı ve basını görünce feryat etti. Kaya, “Afet bölgesi ilan edilmek istiyoruz. Komşular kurtardı bizi. Recep Tayyip Erdoğan burayı afet bölgesi ilan etsin. Çok kötü durumdayız” diyerek hükümete tepki gösterdi.
Sağlıkçılar da Batman’daydı
EMEP ve SES heyetlerinin son durağı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Çadırkent oldu. EMEP Genel Başkanı Tüzel burada yaptığı konuşmada, sağlık emekçilerinin eyleminin halkın sağlığı için yapıldığına işaret ederek, “Sağlık emekçilerinin burada olması son derece anlamlı. Çünkü Batman’da 400 bine yaklaşan nüfusuyla Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikalarının yol açtığı göçle, yoksulluk, işsizliğin yol açtığı göçle birlikte asıl burada sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkumdur insanlarımız. Bu felaketten önce de bölgede insanlar afet koşullarında yaşamaktaydı” dedi. Başbakan Erdoğan’ın Batman’ı ziyaret edeceğini hatırlatan Tüzel, hükümetin gecikmeden bölgenin afet bölgesi kapsamına alınması gerektiğini söyledi. Tüzel, “Bizim çağrımız şudur: Yaşadığımız ülkede halklar arası ayrımcı politikalar yapılmamalıdır. Ve ülkede yaratılan değerler, bu halkın yarattığı değerler, zenginlik yine halka harcanmalıdır. Savaşa, silahlanmaya, yeni savaş ve silahlanma projelerine, F35 projelerine ayrılmamalıdır. Aksine öncelikle bölgeye, bölge halkının yarılarını sarmak için burada iyileştirme yapmak, burada savaş koşullarını ortadan kaldırmak için tedbirler alınmalıdır” diye konuştu.
‘Felaket, politikaların sonucu’
SES Genel Başkanı Köksal Aydın da, “Sel felaketi yaşadınız ama felaket zinciri maalesef bununla da sınırlı değil. Çünkü bu ülkede felaketler aslında uygulanan politikalardan kaynaklı olarak yaşanıyor. Yeterince altyapının olmadığı, yeterince kamusal sağlığın olmadığı bölgede bu tür felaketler kaçınılmaz hale geliyor” diye konuştu. BES Genel Başkanı Mustafa Çınar ise,bugün devletin yapması gerekenin yaraları sarmak olduğunu belirtti.


Başa dön


Telekulak davası yeniden
Kamuoyunda ‘telekulak davası’ olarak bilinen davada Yargıtay mahkemenin verdiği beraat kararını bozdu.
1998 ve 1999 yıllarında, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ile yardımcıları Osman Ak, Zafer Aktaş, Mahmut Çorumlu ve 34 polisin, “Ankara Emniyeti’nin 8’inci katında, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bilgisi ve onayı dışında, istihbarat yönetmeliğine aykırı olarak, ikinci bir dinleme odası tesis ettikleri, mahkeme kararı olmaksızın, çok sayıda telefonu dinlettikleri” müfettişler tarafından saptanmıştı. Skandalın ortaya çıkmasıyla zanlıların, “bazı dinleme bilgilerini bilgisayar hard diskinden sildikleri, üst düzey devlet yöneticileri ile bazı kurum, kuruluş ve kişilere ait telefonları hizmet amacı dışında ve mevzuata aykırı olarak detay sorgulamaya tabi tuttukları” da tespit edilmişti.
Müfettişler tarafından 31 Ağustos 1999’da hazırlanan raporda, dinleme merkezinde, Mayıs 1998-Mayıs 1999 tarihleri arasında 963 kişinin yasadışı dinlendiği vurgulanmış, dinlenenler arasında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay GES İstasyonu, Milli Savunma Bakanlığı, MGK, bakanlar, milletvekilleri, gazeteciler, belediye başkanları, büyük holding patronları, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı, sendikalar, siyasi partiler ve derneklerin telefonlarının da olduğu tespit edilmişti. Polisler hakkında lüzum-u muhakeme kararı verilerek, Ankara 20’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bu davada, Aktaş’a, “görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle altı ay hapis cezası verilip ertelendi. Saral, Ak, Aktaş ve Çorumlu’nun aralarında bulunduğu 21 polis hakkında ise“görevini kötüye kullanmak” suçundan 3 aydan üç yıla kadar hapis istemiyle Kırıkkale 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme 27 Mayıs 2003’te ise Cevdet Saral, Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu hakkında, “delil yetersizliği” gerekçesiyle “beraat” kararı vermişti. Muhabirimiz Sultan Özer, manevi tazminat davasının yanı sıra müdahillik talebinde bulunmuş, ancak talebi mahkemece dikkate alınmamıştı. Karara itiraz eden Özer’in temyiz başvurusuna “bozma kararı” çıktı. Yargıtay kararında, mahkemenin müdahillik konusunda herhangi bir karar vermeden beraat kararı vermesini usule aykırı buldu. Mahkemenin, beraat kararı verirken davaya ayrı bir esas numarası vermesinin de hukuka aykırı olduğu ve beraat kararını hukuken “yok saydığı” vurgulandı.


Başa dön


Tadilat eziyeti
Müge Tuzcuoğlu
Ankara Üniversitesi’ne bağlı Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) okulların açılmasıyla birlikte tadilat çalışmaları da başlatıldı.
Geçtiğimiz yıl ek binada dar kapsamlı yapılan tadilat çalışması, bu yıl ana binada da yürütülüyor. Binada sırayla her kattaki odalar boşaltılıyor, yer döşemesi ve duvar temizleme çalışmaları yapılıyor. Odaların boşaltılması ve iş aletlerinin çalıştırılması nedeniyle okul bir şantiyeyi andırıyor. Koridorlar, masa, sandalye, pano ve kirişlerle dolu. Ana bina bütünüyle toz içinde. Öğrencileri de, hocaları da canından bezdiren tadilatın, yaz ayları yerine, okulların açıldığı döneme denk getirilmesi ise herkesi isyan ettiriyor. 6 trilyon liraya mal olacağı belirtilen çalışmaların, uzun bir süre daha devam edeceği belirtiliyor.
Akademisyenler, odalarının boşaltılmasının ardından ya okula gelemiyor ya da başka bölümlerdeki hocaların odalarına sığınıyorlar. Öğrenciler, hocalarına ulaşamıyor.
Zaten az dersliği bulunan ve bu yüzden sabah 08.00’den akşam 17.00’ye kadar derslerin yapıldığı fakültede, dersliklerin de tadilat kapsamına sokulmasıyla ders programları da altüst olmuş durumda. Birçok dersin bu nedenle iptal edildiği okulda, sınıf bulabilen “şanslı” hocalar ise tozlu ve gürültülü soğuk sınıflarda ders işlemeye çalışıyorlar. Bazı dersler ise genellikle sosyal ve kültürel etkinliklerin yapıldığı amfilere kaydırılmış durumda. Hal böyle olunca, toplulukların etkinlik yapmasına da tadilat nedeniyle izin verilemiyor!
Sınavlara denk geldi
Fakültenin ek binasının arkasındaki bahçenin istinat duvarında yıllardır “Dikkat çökme tehlikesi vardır” yazısı bulunuyordu. Tadilat çalışmaları kapsamında, bu duvar da yıkılarak, hastane tarafından genişletilerek, yeniden yaptırılıyor.
Ayrıca fakültede önümüzdeki hafta sınavlar başlıyor. Sınav dönemi öncesinde dersleri aksayan öğrenciler, bir yandan nasıl dersleri toparlayacaklarını düşünürken, sınavda da çalışmaların devam edip etmeyeceğini merak ediyorlar.
Koridorları şantiyeye çeviren tadilat nedeniyle öğrenciler küçük çaplı kazalara da maruz kalıyor. Fakültede geçen hafta, bir öğrencinin bacağına, 10 metre uzunluğunda beş kalas düştü.
“Sınıfta pencereyi açıyorum, karşımda bir inşaat ustası” diye sıkıntılarını anlatan öğrenciler, fakülte yönetimine tadilat ile ilgili sorularını sormak için gittiklerinde ise yanıt alamıyorlar. Öğrencileri canlarından bezdiren çalışmalara karşı Fikir Kulübü, fakülte duvarlarına, “Baretsiz girilmez” yazılı inşaatlarda kullanılan afişlerden astı! Okulun, üniversite olmaktan çıkıp inşaata dönüştüğünü, konuyla ilgili bilgilendirilmek istediklerini söyleyen öğrenciler, koca yaz dururken, çalışmaların neden derslerle beraber başladığını da merak ediyorlar.


Başa dön


yazı dizisi:1 milli eğitim şûrası
Hazırlayan: Prof. Dr. Rıfat Okçabol Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fak.
Şûra niçin toplandı?
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 8 Eylül 1995 tarih ve 22398 sayılı Milli Eğitim Şûrası Yönetmeliği’ne göre dört yılda bir toplaması gereken Milli Eğitim Şûrası’nı, bir önceki şûradan yedi yıl sonra topladı. Bakanlık, son şûraların hazırlık döneminde katılımcı bir yöntem izlemeye çalışıyor; şûrayı toplamaya karar verince, gündemdeki konularla ilgili olarak, Ankara’da ön komisyonlar oluşturuyor; araştırmalar yaptırıyor ve akademisyenlerden raporlar isteyebiliyor. Ankara’da hazırlanan raporlar, her ilde ve bakanlığın belirlediği bölgelerde tartışılarak il ve bölge raporları oluşturuluyor. Şûrada gündemle ilişkili olarak komisyonlar kuruluyor. Şûra komisyonları da kendi raporlarını hazırlıyor. Şûranın son günü yapılan genel kurul toplantısında bu raporlar okunuyor, değişiklik önerileri ve raporun tümü oylanarak raporlara son şekli veriliyor.
13 Kasım’da başlayan 17. Şûra’nın iki ana gündemi var: 1) Türk milli eğitim sisteminde kademeler arasında geçişler, yönlendirme ve sınav sistemi; 2) Küreselleşme ve AB sürecinde Türk eğitim sistemi. Gündem küreselleşmeyle ilgili olunca, ister istemez küresel jargonda dile getirilen kavram ve görüşler şûrayı ilgilendiriyor. Ön komisyonlarla, il ve bölge komisyonları, birinci gündem maddesini okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim; ikinci gündem maddesini ise, genelde yaşam boyu öğrenme, eğitimde hareketlilik ve eğitimde nitelik alt boyutlarında incelemiş; bu başlıklar altında sorunları belirtmiş ve çözümler üretmiş.
Şûraya katılım
Şûra genel kurulu, yönetmelik gereği, doğal, seçimle gelen ve davetli üyelerden oluşuyor. Bakanlık merkezindeki tüm üst düzey bürokratlar, YÖK Başkanı ve vekilleri ile ÖSYM Başkanı, Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ndaki başkanlar, DPT Müsteşarı ve Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürü gibi yönetmelikte yer alan kamu kurumlarının üst düzey bürokratları doğal üyeler. Seçimle gelecek üyeler, çeşitli kurum, kuruluş ve bölgelerden seçiliyor. Eğitim Bakanı ile yönetmelikte adı geçen merkez örgütleri, bakanlıktan seçimle gelecek üyeleri belirliyor. YÖK, iki YÖK üyesini, kamu ve vakıf üniversitelerinden 20 rektörü, eğitim fakültelerinden 10 dekan ve 20 öğretim elemanı ile değişik fakültelerden on elemanı seçip gönderiyor. Genelkurmay ve yönetmelikte yer alan kuruluşlar da belirli sayılarda üyeyle temsil ediliyor. Bakanlık ayrıca, her coğrafi bölgeden sayıları ve nitelikleri yönetmelikte yazılı olan kişileri seçip şûraya çağırıyor. Şûra Genel Sekreterliği de, gündemle ilişkili olarak 50 üye belirleyebiliyor. Davetli üyeler ise, eski bakanlardan, Diyanet İşleri Başkanı ve sendika başkanları gibi yönetmelikte belirtilen görevlilerden oluşuyor. Şûra üyelerinin önemli bölümünü bakanlık belirlese de, şûrada hemen her kesimden temsilci var.
Kavramsal durum!
Hazırlık komisyonlarının raporlarında yer alan sorunlara, düşüncelere ve önerilere bakınca, yetişkin eğitimcilerin eksikliği yanında, birkaç nokta daha dikkat çekiyor: Kavramsal kargaşa gözlemleniyor; AKP’nin siyasal söylemlerini andıran öneriler bulunuyor; küreselleşmenin Türkiye ve de genelde dünya üzerindeki dayatmalarına eleştirel yaklaşılmadığı, küreselleşmenin ve özelleştirmenin benimsendiği izlenimi doğuyor. 17. Şûra hazırlık raporlarında çok değerli öneriler yanında, şûra üyelerinin dikkat etmesi ve duyarlı olması gereken öneriler de yer alıyor.
Bilindiği gibi, Avrupa Komisyonu yaşam boyu öğrenmeyi, bilgi ve beceri yanında kişisel, toplumsal ve ekonomik yaşamda ayakta kalmaya yarayacak, yaşamın her anında sürdürülen öğrenme etkinlikleri olarak tanımlıyor. Bu tanım insanın her yönüyle gelişmesine yönelik öğrenmeleri içerse de, AB’nin dayatmalarında ve günlük uygulamalarda yaşam boyu öğrenme istihdama yönelik ve gelir getirici etkinlikler olarak algılanıyor ve yansıtılıyor. Yalnız yaşam boyu öğrenme değil, tüm eğitsel süreçlerde bu anlayışın geçerli olmasına çalışılıyor; bireyin insancıl ve toplumsal yönlerinin geliştirilmesi arka plana itiliyor, daha açık bir anlatımla işyerinin verimini ve kazancını artırıcı etkinlikler öne çıkıyor. AB’de eğitim kurumları giderek birer işletmeye dönüşüyor; öğrenen örgüt ve öğrenen toplum gibi kavramlar da, kazancı öne çıkaran anlayış ve içerikte sunuluyor. Türkiye’de yürütülen AB destekli projelerde de, yaşam boyu sözleri geçse de, temel amacın, üretim ve daha çok üretim, kazanç ve daha çok kazanç olduğu apaçık görülüyor. Ancak, AB’de ve dünyadaki gelişmelerin bu yönde olması, gelişmelerin gerçekçi, yararlı ve insanı olgunlaştırıcı yönde olduğu anlamına gelmiyor. Her ülkede, aklı başında olan, ulusunu ve yurttaşını seven, “insan”a öncelik veren eğitimciler bu anlayışa, gelişme ve uygulamalara karşı çıkıyor.
Ankara’daki ilgili ön komisyon, AB’den daha fazla kralcı olup, yaşam boyu etkinlikleri 25-64 yaşla sınırlamış. Bu yanlış ve sınırlı anlayış, dalga dalga il ve bölge komisyonlarına yayılmış. Komisyonlarda, “Yaşam boyu öğrenme deyip, 25’ten küçükleri ve 64 yaşının üzerindekileri nasıl dışlarız; yüzlerce çeşit öğrenme olabilirken, öğrenme yalnız istihdamla ya da gelir getirmeyle sınırlanabilir mi; yaşam boyu öğrenme, örgün ve yaygın eğitim içinde ve dışında her türlü öğrenmeleri kapsar deyip, nasıl meslekle, işle sınırlanabilir; bu sınırlı ve çarpıtılmış kavram/anlayış küreselleşmenin, AB’nin, anamalcı (kapitalist) düzenin beyinleri dumura uğratmak için ürettiği bir oyun olabilir, ne yapıyoruz, durun, akıntıya kapılmayalım” türünden uyarıların yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Bu tür uyarılar yapılmış olsa da, komisyonlarda değer bulmadığı görülüyor.
Komisyonlar, yaşam boyu öğrenme bağlamında, “mesleki ve gelir getirici etkinlikler” önermişler. Ancak, insanımızın, hakka hukuka saygı, laiklik, demokratiklik, insan hakları, çevre koruma, töre/namus cinayetleri, çocuk ve kadın istismarı, okuma-yazma, kitap okuma, medya okuryazarlığı, barış, nüfus planlaması ve benzeri toplumsal olarak gereksinim duyulan pek çok konuda herhangi bir öneri yapılmamış. (Milli Eğitim Bakanı, 27 Şubat 2006 günü Ankara’da yapılan Küreselleşme ve Eğitim Sempozyumu’nun açılış konuşmasında, “Küreselleşme, karşı durulmaz bir olgudur” ve “eğitimin görevi Avrupa’da çalışacak nitelikli insan yetiştirmektir” diyorsa, hazırlık komisyonlarında ortaya çıkan düşünceleri/önerileri fazla yadırgamamak mı gerekir, bilemiyorum)
Küreselleşme
Küreselleşme konusunda, günlük gazeteleri okuyanların bile bildiği gerçekler vardır: Küreselleşme nedeniyle gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında uçurum artarken, gelişmiş ülkelerde bile dar gelirliyle varlıklı arasındaki uçurum da artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bile, küreselleşme sonucu, dar gelirlilerin, işçi ve köylü çocuklarının yükseköğretim görme olasılığı giderek azalmaktadır. Ancak, il ve bölge raporlarında küreselleşmenin olumsuzluklarına hiç değinmeden, “Beyin göçü küreselleşmenin doğal bir sonucudur” ya da “Küreselleşme sürecinin eğitimde sağlıklı ve olumlu sonuçlar ortaya çıkarması yönünde tanımının yapılması ve anlaşılması; bu yönde gerekli araçların ve mekanizmaların oluşturulması açısından çok önemlidir” denerek, küreselleşme olumlandığı gibi, küreselleşmeyi pekiştirici önerilere yer verilmiş.

Hazırlık komisyonlarının yapısı
17. Şûra’ya hazırlık bağlamında 8-16 Haziran’da Ankara’da toplanan ön komisyonlarda 112 üye çalışmış. 26-30 Haziran’da yapılan il çalışmalarına katılanların toplam sayısı 9 bin 720 ve 3-5 Temmuz günlerinde 11 ilde yapılan bölge çalışmalarına katılan üye sayısı ise bin 296’yı bulmuş. Bu komisyonlarda çalışacak üyelerin çoğunluğu bakanlıkça belirleniyor, kimi zaman üniversitelere ve diğer kuruluşlara, bu komisyonlara katılımcı gönderin diye çağrı yapılıyor. 17. Şûra’ya hazırlık çerçevesinde Ankara’da oluşturulan ön komisyonlarda, üniversitelerden gelen üyeler, toplam üyenin yüzde 23’ünü buluyor. İl ve bölge komisyonlarında bu oran çok düşüyor. Komisyonlardaki diğer üyeler, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinden, ilk ve ortaöğretim müfettişlerinden, özel ve kamu okullarının müdür ve öğretmenlerinden, eğitim sendikalarından geliyor.
Ön komisyonlara, Ankara’daki hemen her üniversiteden ve Ankara dışındaki üniversitelerden üye çağrılmış. Ancak, şûranın ikinci gündem maddesinin bir alt boyutu yaşam boyu öğrenme olsa da, bakanlığa kısa mesafede olan Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinin Halk Eğitimi Anabilim Dalı’nda çalışan hiçbir kimsenin bu ön komisyonlarda olmaması, illerdeki ve bölgelerdeki komisyonlarda da yetişkin/halk eğitimci yokluğu dikkat çekiyor. Yetişkin eğitimciler bilerek mi çağrılmadı, çağrıldılar da mı gelmediler, bilinmiyor.
YARIN: Şûraya çağrı


Başa dön


12 Eylül müdahalesi sürüyor!
Eğitim-Sen İzmir 3 No’lu Şube’nin düzenlediği “Üniversitelerin dünü, bu günü” başlıklı panelde YÖK tartışıldı. Sendikalaştıkları için işten atılan işçilere verdiği destek nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzge Günal ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Dr. Sezai Temelli’nin konuşmacı olarak katıldığı panel Ege Üniversitesi’nde yapıldı. Panelistlerden Yardımcı Doçent Dr. Temelli, 1981 yılında YÖK ile birlikte üniversiteye giriş yaptığını belirterek, emekli olmadan YÖK’süz bir üniversite görmek isteğini söyledi. Kuruluş aşamasında dahi YÖK’ün misyonunun tepkisellik üreten üniversiteleri zapturapt altına almak olduğunu belirten Temelli, YÖK’ün en önemli ‘başarısı’nın halk, öğretim üyesi ve öğrenciler arasındaki bağın koparılması olduğunu ifade etti. Toplumun ve öğrencilerin üniversiteden beklentilerinin de değiştirildiğini kaydeden Temelli, “Öğrenciler üniversiteye bilim üretmek yerine meslek sahibi olmak için gelmeye başladı” dedi. Temelli öğretim üyelerinin de devlet konseptine sokulduğunu ifade etti. Prof. Dr. İzge Günal ise 1933’den başlayarak ülkede yapılan her darbenin ilk hedeflerinden birinin üniversiteler olduğunu söyledi. Bu müdahalelerin zamanla kaldırıldığını ancak 12 Eylül müdahalesinin YÖK eliyle halen devam ettiğini kaydeden Günal, YÖK’ün, burjuvazinin üniversitelerdeki temsilcisi olduğuna dikkat çekti. Günümüzde artık kanıksanan fakültelere turnike konulması ve yoklama alma gibi uygulamaların 12 Eylül’le getirildiğini vurgulayan Günal, üniversitelerin de piyasalaştırıldığını şu örnekle açıkladı; “Öğrenciden harç alınmasının nedeni para kazanmak değildir. Asıl amaç bir anlayışın değiştirilmesidir. Öğrencinin, öğretim üyesini, para karşılığından bir şeyler aldığı insan olarak görmesini sağlamaktır.”
Diyarbakır’da provokasyon hazırlığı
Danıştay saldırısı ile gündeme gelen Taner Ünal’ın başında bulunduğu Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi, köy korucuların aracılığı ile Diyarbakır’da dernek kurdu. Dernek kurma işlemlerini tamamlayan Yüksel Bayrak isimli köy korucusu, 18 Kasım yapılacak resmi açılış için askeri yetkililer dahil birçok kuruma davetiye gönderdi. Davetiyede dernek açılışından sonra en az 100 bin kişinin katılacağı bayrak yürüyüşünün yapılacağı belirtildi. Açılış için Diyarbakır ilçelerinde bulunan bazı korucuların da hazır bulunacağı öğrenildi. Taner Ünal ve ekibinin açılışın yapılacağı gün Diyarbakır’a geleceği bildirildi. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi, resmi sitesinde verdiği bilgilere göre, 100 bin kişinin bayrak yürüyüşü için bir araya geleceği öne sürüldü. Türkiye’nin dört bir yanından yürüyüşe katılamayacakların da maddi destek sunması istendi. Derneğin, şube açılışı ve bayrak yürüyüşü için Antep, Adana, Elazığ, Konya, Malatya, Ankara, Adıyaman, Mersin, Bingöl gibi illerden de gelenlerin olduğu ve bunların yol paralarının dernek tarafından karşılanacağı öğrenildi. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi şubesi başkanlığına Yüksel Bayrak adlı eski bir korucu getirilirken, dernek yönetiminin de koruculardan ve eski JITEM mensuplarından oluştuğu iddia edildi.
‘Bakanlık ilaç sıkıntısını önlesin’
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), İmmunglobulin ilacı bulunamadığından ölümler yaşanırken ve ilaç bekleyen yüzlerce insan varken, hâlâ bu konuda tedbir almayan, sessizliği ile ölümleri seyreden Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet etti. SES tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, daha önce kan ve kan ürünlerini kapsayan bu tür ilaçların, Hıfzısıhha Enstitüsü ve Kızılay tarafından ithal edildiği hatırlatılarak, hükümetin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ardından bu ilaçların ithal edilmesinin 3 özel firmaya bırakıldığı belirtildi. İthalatın özel sektöre bırakılmasının ardından sıkıntılar yaşanmaya başladığına dikkat çekilen açıklamada, eczanelerde bulunmayan bu ilaçların, ilaç sıkıntısı yaşanırken daha yüksek fiyatlarla karaborsada satılmasının ise düşündürücü olduğu aktarıldı. Açıklamada, piyasa fiyatı 1.250 YTL olan ilacın katkı payını asgari ücretle çalışan bir işçinin, emeklinin, esnafın, işsizin ödeme koşulu olmadığına vurgu yapılarak, “Hükümet ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile başlattığı uygulamalarla vatandaşı ölümle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu program, insanlarımızın ölümüyle sonuçlanan bir sağlıkta yıkım programıdır” denildi. Gazetemiz; önceki gün ‘Bağışıklık ilacı karaborsaya düştü’ başlığıyla yayınladığımız haberde konunun vahametine dikkat çekmişti. Sıkıntının ülke genelinde ciddi boyutlara ulaştığı, yüzlerce hasta yakınının eczane eczane gezerek ilaç aradığının belirtildiği haberimizde, piyasada bulunamadığı için ilacın karaborsada satıldığına dikkat çekilmişti. Haberde, eczacı odaları ve TTB’nin; bakanlığa soruna bir an önce çözüm bulunması için yaptıkları çağrılar yer alıyordu.
Van’a ilk kar düştü
Van merkeze yılın ilk karı düştü. Daha önce yüksek kesimlerde etkili olan kar yağışı, bu sabahtan itibaren şehir merkezinde de etkili olmaya başladı. Hava sıcaklığının gündüz 4 derece olacağı belirtilirken, gece -4 ile -6 dereceye kadar düşeceği tahmin ediliyor. Van Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre kar, bugün kenti terk edecek.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net