www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ceza mı ödül mü?
Susurluk davası kapsamında yargılanan Sedat Bucak’a verilen 1 yıl 15 günlük ceza ertelendi

Baydemir: Hedef beni yıpratmaktır
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün ‘Belediye aracıyla PKK’ye malzeme verildiği’ şeklindeki açıklamasına tepki göstererek, “Hedef Büyükşehir Belediyesi’ni yıpratmaktır. Hatta iddia ediyorum hedef, şahsımı yıpratmaktır” dedi.

Bağışıklık ilacı karaborsaya düştü
İmmunglobulin ilacı sıkıntısı ülke genelinde ciddi boyutlara ulaştı. Yüzlerce hasta yakını eczane eczane gezerek ilaç arıyor. İlacın 2007 yılına kadar gelmeyeceği konuşuluyor. Vücudun savunma mekanizması için önemli olan ilacın bulunamaması çok ciddi sıkıntılar doğurdu.

Üniversiteden fabrikaya
Rektörlüğün soruşturmalarıyla okuldan atılan Van YYÜ öğrencisi Üçer, artık İstanbul’da fabrika işçisi


Ceza mı ödül mü?
Sedat Bucak Susurluk davasında serbest kaldı. Eski Milletvekili Sedat Edip Bucak, hakkındaki beraat kararının bozulmasının ardından yargılandığı ‘’Susurluk Davası’’ kapsamında, 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, Sedat Edip Bucak’ı, ‘’suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüte yardım etmek’’ suçundan 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Heyet, Bucak’ın bu cezasını suç işlemeyeceğini kanaati nedeniyle 2 yıl erteledi.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen karar duruşmasına sanık Sedat Bucak katılmadı. Sedat Bucak’ı avukatları Şevket Küçük ve Süleyman Çınar Bacanlı temsil etti. Davayı Bucak aşiretine mensup çok sayıda kişi izledi. Duruşmada ilk olarak söz alan Av. Süleyman Çınar Bacanlı, Bucak aşiretinin Şeyh Sait isyanından beri devletin yanında olduğunu belirtti.en Bacanlı, Mehmet Ağar’ın Sedat Bucak’ı çağırarak devletin yanında yer almasını istediğini ileri sürdüğünü; Bucak’ın ise Ağar’a ‘Bu vatan savunmasında her zaman varız’ diyerek Ağar’ın teklifini kabul ettiğini söyledi. Bacanlı, “Bucak, bir hataya düşmemek için dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş’e durumu izah etti. Hatta Demirel’e ‘Babam ve amcam bu yolda rahmetli oldu. Bu mücadeleye giriyorum ama arkamda siz olun’ deyince Demirel, ‘Bundan sonra baban da amcan da benim’ diyerek Sedat’ın mücadeleye katılmasını candan teşvik etmiştir” diye konuştu.
Leyla Zana ve arkadaşlarının Sedat Bucak’la görüştüğünü ileri süren Bacanlı,Bucak’ın ‘Ben vatan hainleri ile birlikte olmam. Vatan müdafaasında devletin yanında yer alacağım. Siverek’e girmeyin karşınızda beni bulursunuz’ dediğini savundu.
Savunmaların ardından mahkeme, Bucak’ın suç işlemek amacıyla kurulan çeteye dahil olduğuna dair yeterli delil bulunmadığını, ancak örgütle bilerek ve isteyerek ilişki kurduğunu belirterek Bucak’ı TCK’nin 220/2 maddesi gereğince önce 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Bucak’ın ileride suç işlemeyeceğine kanaat getiren heyet, Bucak’a verilen hapis cezasının 2 yıl ertelenmesine, eğer suç iki yıl içerisinde tekrarlanırsa alınan cezaya eklenerek uygulanmasına karar verdi. Bucak’ın TCK 51/3. maddesi gereğince 2 yıl denetimine karar veren mahkeme, sanığın ruhsatlı tabancasının iadesini de hükme bağladı.
Susurluk davası kapsamında bir çok kişi yargılanırken Mehmet Ağar ve Sedat Bucak, o dönemde dokunulmazlık zırhı nedeniyle yargılanamadı. Dokunulmazlığı kalkan Bucak hakkında, 2002’de “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve vahim nitelikli silah bulundurmak’ suçlarından dava açıldı. Mahkeme heyeti, Bucak’ın iki suçunu af kapsamına sokarken çete suçundan da beraat etmesine karar vermişti.
Karar kamu vicdanının rahatlatmadı
İzmir Barosu Eski Çetelere Karşı Hukukun Üstünlüğü Komisyonu Üyesi Ercan Demir, davanın bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve sorumluların gerekli cezaları alması gerektiğini fakat Susurluk’un ardından 10 yıl sonra sonuçlanan davalar ve olayın aydınlatılması konusunda kamu vicdanının rahatlatılamadığını söyledi.
Demir, “Bucak’ın suçu ile ilgili yargısal yaptırım ne yazık ki gerektiği gibi gerçekleşememiştir. Bu suç diğer bütün suçlardan farklı olarak açığa çıkarılması yaptırıma uğratılması bir dönemin hesabının sorulması anlamından özel niteliği olan bir suçtur. Bu ülkede karanlık dönemleri yaratanların yaptıkları yanlarına kâr kalmayacağı günlerin gele geleceğini umut etmekten başka bir şey elimizden gelmiyor” dedi.


Başa dön


Baydemir: Hedef beni yıpratmaktır
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün ‘Belediye aracıyla PKK’ye malzeme verildiği’ şeklindeki açıklamasına tepki göstererek, “Hedef Büyükşehir Belediyesi’ni yıpratmaktır. Hatta iddia ediyorum hedef, şahsımı yıpratmaktır” dedi.
Diyarbakır 4. Edebiyat Günleri ile ilgili toplantıda gazetecilerin konu ile ilgili sorularını yanıtlayan Baydemir, Büyükşehir Belediyesi’ne hizmet veren ve ÖNAK şirketine ait olan araçlarla PKK’ye malzeme taşındığı iddialarını yanıtladı. Baydemir, “Söz konusu araç, Büyükşehir Belediyesine ait bir araç değildir. Belediyemiz pek çok belediye gibi, kimi hizmetlerini ifa ederken, hizmet alımı yoluna gitmektedir. Açık ve şeffaf ihale ile araç kiralama yöntemine başvurmuştur. Söz konusu suça isnat olunun araç, kiralama yöntemiyle kullandığımız bir araçtır. Günde 10 saat hizmetinden istifade ettiğimiz bir araçtır. Sözleşmeye göre bu araçların bakımı donanımı, şoförleri ve mazotu müteahhit firma tarafından karşılanmaktadır. Mesai saatleri dışında bu araçların korunması, kollanması yine müteahhit firmaya aittir. Bizim de herhangi bir tasarruf hakkımız da yoktur.” Dedi.
İsnat edilen suç ve olayın bu saatler dışında gerçekleştiğini hatırlatan Baydemir. “Çok açık ve net söylüyorum; hal böyle olmasına ve böyle olduğu bilinmesine rağmen Diyarbakır Büyükşehir Belediyemizin hedef haline dönüştürülmesini kabul etmek mümkün değildir. En büyük eleştirim bu konuya ilişkindir. Bu biliniyordu ama buna rağmen, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi öne çıkarıldı. Hedef Belediyeyi yıpratmak, hedef daha açık söyleyeyim beni yıpratmaktır.”
‘Müsaade etmem’
Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin hiçbir aracıyla böylesi bir olayın gerçekleştirilemeyeceğini ifade ederek, şöyle devam etti; “Ben böyle bir şeye müsaade etmem. Çok açık ve net söylüyorum; belediyemizin hiçbir olanağı şiddet amaçlı kullanılamaz, lojistik amaçlı kullanılamaz. Kim ne derse desin ben buna müsaade etmem.”
Baydemir, Türkiye’deki siyasetin kirletildiğini söyleyerek, “Neden bu araç seçildi? Kapı gibi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin armasının olduğu bir araç neden böylesi bir iş için seçiliyor? Acaba özellikle bunu seçenler, daha sonra da ihbar etmiş olabilirler mi? Bu da benim bir sorumdur. Acaba bu olabilir mi? Hedef seçilmiş olabilir mi? Benim aklıma bu sorular geliyor. Her ne olursa olsun bu halka karşı, kamuoyuna karşı verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur. Bundan sonra da fikirlerimizi, görüşlerimizi hizmetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu olayı duyduğumuz gün itibarıyla teftiş kurulumuz ve hukuk müşavirliğimiz aynı zamanda soruşturma başlattılar. Soruşturmanın sonucu kısa sürede kamuoyu ile paylaşılacaktır. Ne olursa olsun biz hukukun dışına çıkmayacağız” diye konuştu.


Başa dön


Bağışıklık ilacı karaborsaya düştü
İmmunglobulin ilacı sıkıntısı ülke genelinde ciddi boyutlara ulaştı. Yüzlerce hasta yakını eczane eczane gezerek ilaç arıyor. İlacın 2007 yılına kadar gelmeyeceği konuşuluyor. Vücudun savunma mekanizması için önemli olan ilacın bulunamaması çok ciddi sıkıntılar doğurdu.
Piyasada bulunamadığı için ilacı karaborsada satılan immun yetmezliği olan iki kardeş, 2 aydan beri ilaç kullanamadığı için ölüm riskiyle karşı karşıya. Hayatları ilaç kullanımına bağlı olan 16 yaşındaki Mustafa ve 12 yaşındaki Musa kardeşlerin annesi Satı Düdükçü, bağışıklık sistemi gelişmediği için çocuklarının 3 haftada bir İmmunglobulin ilacı almaları gerektiğini söyledi.
İlacın, immun yetmezliği raporu olan hastalara verildiğini kaydeden Düdükçü, “2 aydan beri ilaç alamıyoruz. Başka ilaç kullanamayan çocuklarımda enfeksiyonlar ortaya çıkmaya başladı ama bize yılbaşından önce ilaçların gelmeyeceği, yılbaşından sonra da gelip gelmeyeceğinin belli olmadığı söyleniyor” dedi.
Düdükçü, maddi durumu iyi olanların ilacı karaborsadan temin edebildiklerini belirterek, “Kocamın aldığı asgari ücretle geçindiğimiz için ilaçları karaborsadan alabilmemiz mümkün değil. Çocuklarımın bağışıklık sistemi zayıf olduğu için her an ağır hastalık geçirme ve bundan dolayı ölme ihtimali var. Çocuklarım, ilik nakli yapılana kadar bu ilacı kullanmak zorundalar” dedi.
Sık sık hastalanıyorlar
Çocuklarının enfeksiyon kapmaması için hastalandıkları zaman evde maskeyle dolaştıklarını, zaman zaman aynı odada bile oturamadıklarını anlatan Düdükçü, buna rağmen çocuklarının, arkadaşları arasında kendilerini iyi hissetmediği için maske takmadan okula gitmesine izin vermek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Mustafa Düdükçü de immun yetmezliği nedeniyle sık sık hastalandığından okula gidemediği için derslerinden geri kaldığına işaret ederek, “İlacı kullanamadığım için yine öksürük, kasıntılar ve sinüzit başladı. Bu yüzden okula gidemiyorum” dedi. 12 yaşındaki Musa ise hastalığı nedeniyle uzun süre yürümesinin bile yasak olduğunu belirterek, “Teneffüslerde arkadaşlarımla oyun oynayamıyorum. Hastalandığımda okula gidemeyince derslerimden geri kalıyorum. Soruları bilemeyince bir süre sonra öğretmenlerim kızıyorlar” diye konuştu.
Bursa Eczacılar Odası Başkanı Deniz İçer, uzun zamandır piyasa fiyatı bin YTL olan ilacın karaborsada 5 bin YTL’ye satıldığını söyledi. İlaç sıkıntısının, Çin’deki fabrikanın yanması nedeniyle ortaya çıktığının söylendiğini anlatan İçer, “Piyasaya sürülen ilaç miktarı düştüğü için hastalara yeterince ilaç ulaştırılamıyor. Sağlık Bakanlığı ile sürekli irtibat halindeyiz, sürekli bu ilacı talep ediyoruz. İlaç sıkıntısının her yerde olduğunu söylüyorlar. Bütün hastalara ilaç veremiyoruz” diye konuştu. İçer, Bursa’da 60 hastanın düzenli olarak bu ilacı kullandığını dile getirerek, “Parti parti gelen ilaç, acil durumdaki hastalara ancak yetiştiriliyor” dedi.
‘Beklenen sonuç’
Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy ise durumun endişe verici bir tablo olduğunu dile getirdi. Yaşananları sağlık sorunlarının piyasaya teslim edilmesinin beklenen sonuçları olarak değerlendiren Gürsoy, tasarruf önlemlerinin bilimsel ölçütlere uygun ve tutarlı olması gerektiğinin altını çizdi. Geçmişte de böyle olaylar yaşandığına dikkat çeken Gürsoy, “Sağlık Bakanlığı’nın bir an önce olasılıkları dikkate alarak, ilaç sorununda kalıcı çözümler üretmesi gerekiyor” diye konuştu. İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan, İstanbul’da da “İmmunglobulin” ilacının sıkıntısı olduğunu söyledi. İlaç sıkıntısının nedeninin talep fazlalığıyla ilgili olduğunu belirten Kaplan, Avrupa’da üretimin yetersiz olduğunu ve ihtiyacı karşılamadığını dile getirdi.


Başa dön


Üniversiteden fabrikaya
Elif Görgü
Üniversitelerdeki soruşturmaların okuldan atmaya kadar varması, gençlerin eğitim hakkıyla birlikte geleceklerini de yok ediyor.
Bölge gençlerinin ise eğitim koşulları çok daha zor, üniversiteyi kazanma şansları da bu yüzden diğer bölgelere göre oldukça düşük. Bir yılda 560 öğrenciye soruşturma açan ve 95 okuldan atma kararı veren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin (YYÜ) öğrencisi Mesut Üçer de, zor koşullarda üniversiteye giren bölge gençlerinden biri. Öğrenci Derneği üyesi olarak katıldığı etkinlik ve basın açıklamaları nedeniyle okuldan atıldı Mesut. Hakkında 7 defa okuldan atılma ve 4.5 yıl da uzaklaştırma cezası verilen Mesut, artık fabrika işçisi.
Mesut, “rekor” sayılan 7. atılmadan sonra, İstanbul’a çalışmaya geldi. 3 aydır sanayi bölgesi Hadımköy’de, şantiyede yaşıyor. Beton üretim fabrikasında iş bulan Mesut, konteynır barakalarda 200 işçiyle birlikte kalıyor. Beden Eğitimi Bölümü 3. sınıfta okurken ve bu sene mezun olmayı planlarken, şimdi gece ayazında günde 12 saat yükleme yapıyor.
‘Sorumluluklarım ağır’
Mesut’un ailesi Van’ın Garpınar ilçesinde yaşıyor. Abileri evlenip kentten ayrıldığı ve babası da vefat ettiği için evin tek erkeği kalmış Mesut. Bunun kendisi için çok büyük bir sorumluluk olduğunu söylüyor, “İki kız kardeşimle annem, birlikte yaşıyorlar. Maddi durumumuz iyi değil. Evin tek erkeği kaldığım için de bütün sorumluluk bende. Okuldan atılma olayları da olunca, ekonomik durumdan çok stresten uzaklaşmak için İstanbul’a geldim. Aslında maddi anlamda eve katkımdan çok zararımın olduğu bir duruma gelmiştim. Üniversite masraflarım da çevrenin, akrabaların desteğiyle karşılanıyordu. Onların desteğiyle okudum.”
Üniversite mucizeydi
Üniversiteyi kazanması bir “mucize” ona göre. Anlatıyor; “Çok zor şartlarda girdim üniversiteye. Benim için mucize gibi bir şeydi; imkansızı başardım diyebilirim. Liseden sonra 2-3 yılım kahvelerde geçmişti. Evin tek erkeği olmam nedeniyle o zaman yine stresli bir dönem yaşıyordum. Boşluğa düşmüştüm. Sonra, arkadaşlarım üniversiteden mezun olurken dershaneye gitmeye başladım. Akademik bilgi olarak dershaneden çok şey kazandığımı söyleyemem ama ÖSS’den 129 puan alabildim. Asıl zor olan yetenek sınavlarıydı. Beden Eğitim Bölümü özel yetenek sınavıyla öğrenci alıyor. 2 aşamalı olan yetenek sınavlarının birini 3. diğerini 4. olarak kazandım. Bölümde 25 erkek kontenjanı vardı, 24. olarak girdim. Beden Eğitim Bölümü’ne hazırlık alanında 5-6 yıldır bir piyasa oluşmuş durumda. Beni sınavlara çalıştıran öğretmenim aynı zamanda davulcuydu. Üç ay boyunca geceli gündüzlü çalıştık, harap ettik kendimizi.”
‘Geleceğimi elimden aldılar’
Okuldan atılan diğer YYÜ öğrencileri gibi o da beklemede. Üniversiteye karşı açtıkları mahkemeler devam ediyor çünkü. 3 tanesini kazandı Mesut; 3 atılma kararı geçersiz oldu yani. Geriye kaldı 4 tane, “Benim geleceğimi elimden aldılar. Ceza aldığım gibi askere çağırdılar önce. Tecil hakkımı kullandım. İki yıl tecil ettiler. Bir senesi dolacak. Kalacak bir sene. Yapmak istediklerimi değil yapmak zorunda kaldıklarımı yapıyorum şu an. Geleceğimi zamanın akışına bırakmak zorunda kaldım. Böylesi bir yerde çalışmayı düşünmemiştim. Kalıcı olarak da düşünmüyorum. Ama şu an bir karar alamıyorum. Belki yaza kadar İstanbul’da kalabilirim. Bilmiyorum” diyerek devam ediyor Mesut.
‘3 ayda bir kitap okuyamadım’
Zor koşullarda okuyup üniversite kazandıktan sonra işçilik yapmak zorunda kalmanın onu nasıl etkilediğini soruyoruz. Van’da öğrenci olmakla İstanbul’da işçi olmak çok farklı; şöyle yanıtlıyor sorumuzu: “Mutlaka zoruma gidiyor. Üniversiteyi kazanmışım 3 sene okumuşum. Şimdi işçilik yapıyorum. Hak ettiklerimiz olmuyor. Şu an bulunmam gereken yer farklı olmalıydı. 24 saatim işyerinde geçiyor. Şantiyedeyiz. Kamp hayatı yaşıyoruz. Bir yere gidemiyoruz. Koca koca, takımı 20 ton çeken betonlar imal ediyoruz. Ben, gece onların kamyonlara yüklemesinde çalışıyorum. Bu soğukta bütün gece dışarıdayım, düşün artık. Doğru düzgün sohbetler edemiyoruz. Artık neredeyse dilim sürçmeye başladı konuşurken. Yanıma kitap almıştım 4 tane. Hiç okuyamadım daha, gerginlikten, uykusuzluktan. Bir kere başladım, 30 sayfa kadar okuyup uyuyakalmışım. Çok yabancılık çekiyorum. İnanın en çok da ‘Evrensel gazetesinin muhabiri gelecek, belki biraz sohbet ederiz’ diye sevindim buraya gelirken”
Öğrencilerle dayanışma eylemi
Kuruluş yıldönümünde YÖK’e karşı basın açıklaması yapmak isteyen Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencilerinin, özel güvenlik birimi ve ülkücüler tarafından engellenmesi, Barış Anıtı önünde düzenlenen eylemle protesto edildi. Öğrencilerin yanı sıra siyasi partiler, sendikalar ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de katıldığı eylemde, tüm Çanakkale halkına, demokrasinin gereği olan düşünceyi açıklama özgürlüğüne sahip çıkma çağrısında bulunuldu. Eylemciler adına ortak bir açıklama yapan Sertaç Kayar, üniversitenin, Çanakkale’nin bir parçası olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bizler üniversite öğrencileri olarak, 6 Kasım Pazartesi günü YÖK’ü ve onun üniversitelerdeki uygulamalarını ÇOMÜ Anafartalar Yerleşkesi’nde basın açıklaması yoluyla protesto etmek istedik, ancak saldırıya uğradık. Her fırsatta özenle vurguladığımız gibi Çanakkale bir barış kentidir. Ülkemizde az rastlanan belli bir demokratik ortamı da bağrında taşımaktadır. Fakat bugün biz üniversite öğrencilerine uygulanan bu çirkin tavır, hiçbir Çanakkalelinin kabul edemeyeceği bir tutumdur.” Basın açıklamasının ardından atılan sloganlarla eylem sona erdi.
Sivas toz duman!
Sivas’ta, “Toz Duman” adıyla düzenlenen operasyonda, suç işlemek için örgüt kurmak, uyuşturucu madde ticareti yapmak ve uyuşturucu kullanmak gibi birçok suça karıştıkları iddia edilen 50 kişi gözaltına alındı. Sivas Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, zanlılarla birlikte el bombası, dinamit lokumu, uyuşturucu madde, döviz, çok sayıda silah ve mühimmat ile TBMM özel giriş kartı ele geçirildiği bildirildi. Gözaltına alınan zanlılardan 32’si dün serbest bırakılırken, 18 kişinin ise sorgusu sürüyor.
Yine zehirli varil rezaleti
Hatay’ın İskenderun ilçesinde, belediye zabıta ekiplerinin feyezan (sel baskınlarını önlemek amacıyla açılan kanal) kanalında bulduğu ve içerisinde kimyasal atık olduğu belirtilen çuval ve bidonlarla ilgili kaymakamlığın inceleme başlattığı bildirildi. İskenderun Kaymakamı Cengiz Horozoğlu, atıkların, İskenderun Limanı’nda bakım ve onarımı yapılan Belize bandıralı “Belize City” adlı gemiden çıkarıldığı yönünde bilgiler elde edildiğini söyledi. Öncelikle, gümrüklü sahadan bu malzemenin nasıl çıkarıldığını araştırdıklarını kaydeden Horozoğlu, şu açıklamada bulundu: “İl Çevre Müdürlüğü ekipleri, maddenin kimyasal özelliklerini belirlemeye çalışıyor. Belediye ekipleri de çevre kirliliği açısından olaya yaklaşıyor. Liman Başkanlığı yetkilileri ise atıkları kanala onarım firmasının mı, gemi yetkililerinin mi, başkasının mı götürdüğünü araştırıyor. Her ne olursa olsun, bu durumda yasalarımız uyarınca ceza verilmesi gündeme gelecek.” Öte yandan, önceki gün ekiplerce bulunan bidon ve çuvalların, gece kanaldan alındığı tespit edildi. Yetkililer, üzeri geçici olarak toprakla kapatılan 4-5 çuval ve bidondaki bu maddelerin, muhtemel suç unsurlarını ortadan kaldırmak isteyen kişiler tarafından götürüldüğü yönündeki duyumlar dikkate alınarak araştırmaların sürdürüldüğünü bildirdiler.
Şiddette ürkütücü artış
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi Adem Solak, Trabzon’un suç ve şiddet profilini çıkardı. Solak, çalışmasına ilişkin yaptığı açıklamada, Trabzon’da polis kayıtlarına göre, 2000 yılından 2005 yılına kadar, aile içi şiddetin yaklaşık 15 kat arttığını belirtti. İl merkezinde 155 Polis İmdat ihbar hattına günde 25 civarında şiddet ve saldırganlıkla ilgili ihbar geldiğini kaydeden Solak, “Polise bildirilmeyen olaylar da eklenirse, bu sayı en az iki katına çıkacaktır” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net