Aralarında, bir heykelden geride kalan bir rahip başı, mitolojik kahramanlar, karikatürize edilmiş insan heykelciklerinin yanı sıra, pişmiş topraktan bir kadın başı, bir Eros heykelciği ile gladyatör heykelcikleri olan eski İzmir’e (Smyrna) ait buluntular, İzmir Ticaret Odası Müzesi’nde sergilenirken, Fransa Ulusal Kütüphanesi’nden gelen ve İzmir’in 1500-1900 yılları arasını yansıtan harita, plan ve çizimler ile gravürler ise Fransız Kültür Merkezi’nde sergileniyor.
İzmir Ticaret Odası Müzesi’nde eserlerle birlikte yer alan bilgilendirme yazıları, Smyrna’daki sosyal-kültürel ve sanatsal yaşam hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler veriyor. Sergi 30 Kasım’a kadar açık kalacak.
Smyrna ve halkı
Yunan Coğrafyacı Strabon, M.Ö. 1. yüzyılın sonlarına doğru kaleme aldığı eserlerinde Smyrna’nın kendi zamanının en güzel İon kenti olduğunu bildiriyor.
Smyrna kenti, Pagos Dağı (Kadifekale) ile deniz arasında uzanmaktaydı ve özellikle liman çevresinde yerleşim yoğundu. Smyrna’nın nüfusu tam olarak bilinmemekle birlikte Pergamon (Bergama) ve Ephesos (Efes) gibi diğer büyük kentlerin Helenistik ve Roma dönemlerindeki nüfuslarına yakın olduğu yani 100 bini aştığı verilen bilgiler arasında.
Bugünkü Bayraklı’da bir tepe üzerine kurulmuş olan eski Smyrna kenti, arkaik dönemde, M.Ö. 545 yılında Persler tarafından tahrip edilince, klasik dönemde küçük bir kasaba görünümünde varlığını sürdürmüş. Helenistik dönemin başında tekrar gelişmeye başlayan eski kentin surlarının nüfusun tamamını barındırmak için yeterli olmaması üzerine, bu durum yeni kentin daha güneye, daha geniş ve denize daha açık bir yere taşınmasına neden olmuş. Tarihte, Büyük İskender’in Pagos Dağı’nda bir çınar ağacı altında gördüğü rüyada Nemesis tanrıçalarının, tam uykuya daldığı yerde yeni Smyrna kentini kurması için kendisine ilham verdikleri anlatılır.
Bu yeni kurulan kent Küçük Asya’nın iki önemli metropolü Sardis ve Ephesos arasındaki yolun üzerinde olmakla birlikte Akdeniz’e açılan geniş ve korunaklı bir limana sahipti. Doğu ve Batı Akdeniz arasındaki güçlü ve canlı ticari ilişkilerin merkezinde bulunuyordu.
Kozmopolit bir kent
Yaygın deniz ticareti, Yunan Roma dünyasındaki tüm büyük kentlerin ortak bir karakteristik özellik olarak kozmopolit bir yapıya sahip olmalarına neden olmuş.
Sergilenmek üzere İzmir’e getirilen eserler arasında yer alan ve Smyrna’da bulunmuş olan pişmiş toprak figürlerde yabancıların çok fazla betimlenmiş olması, Smyrna’nın çok uluslu bir yapıya sahip olduğunu kanıtlıyor.
Bu etnik tasvirlerin, farklı yerlerden gelen ancak kendilerini İonia vatandaşı olarak gören bir halkın yansıması olduğu belirtiliyor. Bunların arasında Nubye kökenli zenciler, Galya’dan gelen, 1. Antiokhos tarafından kuzey Frigya’ya yerleştirilmiş olan Galatlar…
Buna ek olarak Smyrna ve çevresinde kükürtlü sıcak su kaynaklarının ve ünlü bir tıp okulunun bulunması, iyileşmek veya acılarını dindirmek isteyen birçok hastayı da buraya çekmiş. Kilden yapılmış figürler, bu ziyaretçilerin arasında özürlü ve fiziksel anormallikler gösterenlerin var olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç olarak antik dünyanın büyük metropollerinden biri sayılan Smyrna, heterojen yapıda ve farklılıklar açısından zengin bir insan topluluğuna ev sahipliği yapmış.
Amphora mühürleri
Smyrna ve çevresinden toplanan birtakım ticari amphora kulp parçaları, antik çağda Yunanlıların yaptığı şarap ticareti hakkında önemli veriler ortaya koyuyor.
Pişirilmeden önce ticari amphoraların kulpları üzerine kile basılarak yapılmış özel işaretler de sergilenen eserler arasında.
Sergi için Louvre Müzesi koleksiyonundan seçilen eserler içerisinde kentin önemli tanrılarından biri olan ve kutsal alan dışında tıp okulu sayesinde de tanınan Asklepios ile Roma döneminde Akdeniz’in en hareketli limanlarından biri olan Smyrna Limanı’nın ticaretini yönettiğine inanılan Hermes de bulunuyor.
Sergilenen bir diğer eser olan rahip başı, bazı vatandaşların bir süreliğine bu ruhani görevi yerine getirmeleri sonucunda dikilen onurlandırma heykellerine bir örnek teşkil ediyor. Bu uygulamanın özellikle Küçük Asya’da Helenistik ve Roma dönemlerinde gittikçe artan bir öneme sahip olduğunu öğreniyoruz.
Pişmiş toprak figür atölyeleri
Sergide yer alan eserlerden, Smyrna kentinin Anadolu’nun pişmiş toprak figür merkezlerinin en önemlilerinden birine ev sahipliği yaptığını anlıyoruz. Kentte pişmiş toprak figür üretimi, M.S. II. yüzyıla kadar canlılığını kaybetmemiş ve M.S. 178 yılında gerçekleşen büyük deprem, atölyeleri yerle bir ederek bu zanaatın kaybolmasına neden olmuş.
Bir kentin portresi
Fransız Ulusal Kütüphanesi’nden gelen ve İzmir 1500-1900 yılları arasını yansıtan harita, plan ve çizimler ile gravürler Fransız Kültür Merkezi’nde sergileniyor.
Bunların arasında büyük seyyah ve haritacı Piri Reis’in, 1515 yılında yaptığı çizimler de bulunuyor. İzmir Körfezine ait çizimlerde şimdiki Kemeraltı Çarşısı’nın bulunduğu bölge küçük bir koy olarak görünüyor. Planda Kadifekale ve arkasından geçen nehir görülürken, Halkapınar Bölgesi’ndeki Diana Hamamları da belirtilmiş durumda. O dönemde Bayraklı ve Alsancak arasındaki kıyının ise kumsal bir alan olduğunu öğreniyoruz.
Burada sergilenen plan ve haritalar arasında, 1844 yılında İngiliz Subayları Kaptan Richard Copeland ve Graves’in İngiliz Deniz Kuvvetleri için yaptığı haritalar, 1856 yılında,
İtalyan Mühendis Luigi Storari tarafından yapılan harita, 1876 yılında, askeri bir doktor olan Alman Lamec Saad’ın haritası da bulunuyor. Saad’ın haritasında iki demiryolu ve modern rıhtım inşaatı görülüyor. Bu dönemde 1. Kordon, planda boş görünüyor.
Sergide, yer alan bir gravürde 1699 yılında Smyrna Konsolosu olarak göreve başlayan Jean Du Mond’un göreve başlamak için Kadı’nın huzuruna çıkışı görülüyor. Bu tarihte Smyrna’nın nüfusunun 24 bin olduğu ve bunun 14 bininin Türk olduğu belirtilmiş.
1701 yılında Botanik Bilimcisi Josef Piton’un yaptığı doğu seyahatini kapsayan ve 1917 yılında yayınlanan kitapta Smyrna adlı amazon başı bulunuyor.
Eskiden Kadifekale’nin girişinde olan bu büyük heykel başının yanı sıra, Smyrna Sancak Kalesi’nin de görünüşü resmedilmiş kitapta. Sergide bu çizimler de yer alıyor. Sergide yer alan çizimlerden, 19. yy’da Smyrna görünüşlerinin çoğunun denizden karaya bakışı yansıttığı görülüyor.