www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



7 saat sedyede bekletilen hasta öldü
Okmeydanı Devlet Hastanesi’nde 7 saat sedyede bekletilen İmam Yıldırım yaşamını kaybetti.

Bucak davasında ne olacak?
Susurluk kazası ile ilgili yargılanan sanıkların kamu vicdanını rahatlatacak cezalar almaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılmaması tepkilere neden oluyor. Son olarak Susurluk davası kapsamında yargılanan çeteler ile anılan isimlerin yeni TCK’nın maddelerinden yararlanarak cezalarında indirime gidilmesi 10 yıldır kapatılmaya çalışılan Susurluk kazasını yeniden gündeme getirdi.

DTP gençliği kongresini topladı
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Gençlik Meclisleri 1. Olağan Kongresi, Bağcılar Olimpik Spor Salonu’nda dün yapıldı. Kongrede gençler ateşkes, anadilde eğitim ve vicdani ret konularını tartıştı.

Kara elmas önemini koruyor
TMMOB’un “Enerji Raporu-2006” kömürün, 2030’dan sonra önem kazanacağını ortaya koyuyor.


7 saat sedyede bekletilen hasta öldü
İmam Yıldırım, soba kurarken düşüp fenalaştı. Kaldırıldığı Okmeydanı Devlet Hastanesi’nde tam 7 saat sedye üzerinde bekletilen Yıldırım, yaşamını yitirdi. Abisinin vurdumduymazlık ve ihmal sonucu öldüğünü vurgulayan Cemal Yıldırım, hastane aleyhine dava açmaya hazırlanıyor.
İşçi emeklisi 52 yaşındaki İmam Yıldırım, havaların soğuması üzerine Güzeltepe’de bulunan evinde soba kurmak istedi. Yıldırım, soba borusu taşıdığı sırada 2. katta dengesini kaybederek merdivenlerden aşağı düştü. Ağzından ve burnundan kan gelen ve bilincini yitirip baygın düşen Yıldırım, 25 dakika içinde eve gelen ambulansla Okmeydanı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yıldırım, hastanede yoğun bakım ünitesine alınmadı, bunun yerine erkek müşahede odasında sedye üzerinde bekletildi. Abisinin durumunu haber alır almaz hastaneye koşan Cemal Yıldırım, hastanede karşılaştığı manzarayı görünce şok oldu. Bilinci yerinde olmayan kardeşinin sedye üzerinde bekletilmesine isyan eden Cemal Yıldırım, hastanede karşılaştığı manzarayı şu şekilde anlattı:
Nefes almıyordu
“Kardeşim sedye üzerinde tutuluyordu. Her yanı kan revan içindeydi. Nefes almakta zorluk çekiyordu. Buna rağmen burnuna tampon konulmuştu. Kolunda da serum vardı. Bir ara sağa sola döndü. Bana nefes almakta zorluk çektiğini işaret etti. Kolundaki serum ise çalışmıyordu. Sedyede çırpınmaya başlamıştı. Doktor diye bağırmaya başladım. Hemşire bana yapacağımız bir şey yok dedi. Sesime gelen doktor da yapacağım bu, başka da elimizden bir şey gelmiyor dedi. Komalık hastayı bu vaziyette nasıl tutarsınız dediğimde ise yatak vardı da biz mi vermedik yanıtını verdi. Ardından da hastaneyi birbirine katıyorsun diyerek bana çıkıştı. Alkollü olmasaydı böyle olmazdı dedi. Alkol almış olabilir, ama alkol alması tedavi görmesine engel değil ki dedim.”
Teşhis konulamadı
Abisinin kendisinden istenilen tüm filmlerini çektiğini, ancak ilk filmlerde beyin kanamasının tespit edilemediğini kaydeden Yıldırım, ikinci çekilen beyin tomografisi filminde abisinin kafasında iki yerde kanama teşhis edildiğini, bunun üzerine 7 saatlik bekletmeden sonra abisinin acele yoğun bakıma alındığını söyledi. Abisinin içeri alındıktan sonra kendisine kalbi durdu. Çalıştırmaya çalışıyoruz yanıtı verildiğini ifade eden Yıldırım, “7 saat sedyede çırpındı durdu. 7 saat sonra yoğun bakıma aldıklarında zaten iş işten geçmişti. Hastanede karşılaştığımız muamele bilinçli ihmaldir“ diye konuştu.
Dava açacağım
Görevini ihmal eden doktor ve sağlık personeli hakkında dava açacağını kaydeden Cemal Yıldırım, “Türkiye’de insan hayatı bu kadar ucuzmuş meğer. Abim kesinlikle doktor ihmali ve vurdumduymazlığın kurbanı oldu. Bir can gitti, şimdi hesabını vermek zorundalar. Beni asıl kahreden karşılaştığımız vurdumduymazlık oldu” şeklinde konuştu. Yıldırım, hastanede iken başka hastaneye sevk istediğini, ancak kendisine ambulans verilmediği için abisini bir başka hastaneye götüremediğini sözlerine ekledi.


Başa dön


Bucak davasında ne olacak?
Şahin Doğan
Susurluk kazası ile ilgili yargılanan sanıkların kamu vicdanını rahatlatacak cezalar almaması ve gerçek faillerin açığa çıkarılmaması tepkilere neden oluyor. Son olarak Susurluk davası kapsamında yargılanan çeteler ile anılan isimlerin yeni TCK’nın maddelerinden yararlanarak cezalarında indirime gidilmesi 10 yıldır kapatılmaya çalışılan Susurluk kazasını yeniden gündeme getirdi. Şimdi ise gözler Susurluk kazası kapsamında yargılanan Sedat Bucak davasına çevrildi. Davayı başından beri izleyen Avukat Cemal Doğan, davanın Türkiye’nin demokrasisi için değerlendirilmesi gerektiğini belirterek TCK’nın indirim hükümlerinin uygulanmaması gerektiğini dile getirdi.
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta gerçekleşen kazanın ardından açılan çete davasında sanıkların cezasının yeni TCK’ya göre verilmesi, dikkatleri bugün 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya çekti. Eski Milletvekili Sedat Edip Bucak Susurluk davası kapsamında beraat etmiş ancak Yargıtay bu kararı bozmuştu. Mahkeme heyeti Bucak hakkında son duruşmada yine beraat istedi. Bugün görülecek duruşmada sanık avukatlarına son sözleri sorulacak. Öte yandan son duruşmada da karar çıkmaması halinde davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesi bekleniyor.
Davanın geçmişi
Meclis Genel Kurulu’nda yapılan oylama sonucunda Bucak’ın yasama dokunulmazlığı kaldırıldı. Bucak hakkında, “Abdullah Çatlı’nın yerini bildiği halde yetkili mercilere haber vermeyerek saklamak”, “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” ve “vahim nitelikte silah bulundurmak” suçlarından kamu davası açılmıştı. “Susurluk Davası”nın görüldüğü İstanbul 6 No’lu DGM, Bucak’ın dosyasını İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu bazı sanıkların yargılandığı ana davayla birleştirmişti. Ancak mahkeme, 18 Nisan 1999’da yapılan seçimlerde yeniden Şanlıurfa Milletvekili seçilen Bucak hakkındaki yargılamayı 3 Mayıs 1999’da durdurarak, dokunulmazlığının kaldırılması için dosyasını fezlekeyle TBMM Başkanlığı’na göndermişti. 2002 seçimlerinde milletvekili seçilemeyen Bucak’ın dosyası, Adalet Bakanlığı aracılığıyla İstanbul DGM’ye iade edilmişti. TCK’nın 313 ve 314. maddelerinin DGM kapsamından çıkartılmasını dikkate alan İstanbul 6 No’lu DGM de, “görevsizlik” kararı vererek, dosyayı İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk etmişti. Ömer Lütfi Topal cinayeti, Tarık Ümit’in öldürülmesi ve kurye kız Dilek Örnek ile ilgili konulara değinilen iddianamede, Bucak, Çatlı, İbrahim Şahin, Korkut Eken arasındaki ilişkilere yer verildi. İddianamede Susurluk kazasında birlikte olanların “tesadüfi” olarak bir araya gelmedikleri ve bu kişilerin “yasadışı eylem için” buluştuklarının anlaşıldığı belirtildi.


Başa dön


DTP gençliği kongresini topladı
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Gençlik Meclisleri 1. Olağan Kongresi, Bağcılar Olimpik Spor Salonu’nda dün yapıldı. Kongrede gençler ateşkes, anadilde eğitim ve vicdani ret konularını tartıştı.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Mazlum Doğan ile 12 yaşında öldürülen Uğur Kaymaz posterlerinin asıldığı kongreye, DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, DTP İl Başkanı Doğan Erbaş, ETA Gençlik Temsilcisi Oier İmaz, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde polisler tarafından öldürülen Uğur Kaymaz’ın annesi ve kardeşi de katıldı.
Açılış konuşmasını yapan DTP Gençlik Meclisleri Sözcüsü Mahmut Bilgin ise ateşkes sürecinin barış için tarihi bir şans olduğunu belirterek, “Bu şansın doğru değerlendirilmesi, ülkenin geleceği için oldukça önemlidir” dedi. Bilgin, demokratik siyasete katılım yollarının kapatıldığı her girişimin, gençlerin dağın yolunu tutmalarına yol açtığına da dikkat çekti.
Eğitimin bütün safhalarının parasız ve herkesin faydalanabileceği bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini kaydeden Bilgin, “Üniversiteler bağımsız ve bilimsel olmalıdır. Gençliği siyasetten uzaklaştıran, 12 Eylül’ün ürünü YÖK, kesinlikle kaldırılmalıdır” dedi.
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da kongrede bir konuşma yaptı. Tuğluk, Kürt sorununun çözümünün Kürt ve Türk halklarının demokratik birliğinden geçtiğini söyledi.
Kongrede konuşmaların ardından seçime geçildi. Tek listeyle yapılan seçim sonucunda DTP Gençlik Meclisi’ne, Mazlum Tekdağ, Hakan Güngörmüş, Yücel Genç, Zeliha Sayar, Celal Ablak, Müslüm Baran, Zarife Kıran, Pelin Yılmaz, Erkan Taş, Faysal Larcan, Pakize Uşkus, Mehmet Naci Avcı, Mehdi Adilla, İhsan Tankara, Mahmut Akbaş, Tuncay Ok, Safiye Alataş, Sidar Filiz, Edip Erdem, Mukaddes Çağlar, Cezmi Altıntaş seçildi. Kongre çıkışı ise 15 kişi, Öcalan posteri açtıkları gerekçesiyle gözaltına alındı.

Tüzel: Ateşkes çağrısını sahiplenelim
Tunceli’de iki ayrı platformda PKK’nin ilan ettiği ateşkes tartışıldı. Emek Partisi (EMEP) Tunceli İl Örgütü’nün, Kürt Kültür ve Sanat Dergisi Tiroj’un katkılarıyla düzenlediği “Barış için…” etkinliğinde konuşan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, barış için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Tunceli’de önceki akşam Gündoğanlar Sinema Salonu’nu dolduran Tuncelililer, gözyaşlarının dinmesi için çağrılarını yinelediler. Kardeşlik mesajlarının verildiği etkinliğe, DEP eski Milletvekili Orhan Doğan, Mazlum Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen, EMEP Yöneticileri, Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan ve Sorumlu Müdürü Şahin Bayar, Tiroj Dergisi’nden Bülent Ulus, Tunceli Barosu Başkanı Özgür Ulaş Kaplan, Tunceli Belediye Başkanvekili Hıdır Alparslan, Başkan Yardımcısı Mustafa Taşkale, Pertek Belediye Başkanı Kenan Çetin, DTP yöneticileri ile işçi ve memur sendikalarının temsilcileri katıldı.
‘Güçler birleştirilmeli’
Açılış konuşmasını yapan EMEP Tunceli İl Başkanı Hüseyin Tunç, “Ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için, sizleri barış mücadelesine katkı sunmaya çağırıyoruz” dedi.
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel ise, Kürt sorununun çözümü konusunda emek ve demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğine işaret ederek, ateşkes sürecinin sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı. Tüzel, neler yapılabileceği üzerine tartışma yürüterek, güçlerin birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. AKP Hükümeti’ni eleştiren Tüzel, “Dört yıldır iktidarda olan anlayış, ülkemizde birçok sorunu çözmekten çok uzakta kalmıştır. AKP, halkımızın sorunlarını büyütmüştür. Bu anlayış Kürt sorununda da inkarı seçen anlayıştır. Bölgedeki yoksulluğun Kürt olmaktan kaynaklandığını görmemenin acizliğidir. Açıkta olanın, soğukta olan insanların yanında olmadan kardeşlikten bahsetmek mümkün değildir” diye konuştu. Kürt sorununun çözümünü dış güçlerden beklemek yerine, Türk ve Kürt kardeşliğinin büyütülmesi için mücadelenin daha da hızlanması gerektiğine vurgu yapan Tüzel, “Ateşkes iyi değerlendirilmeli olumlu bir yanıt verilmelidir” dedi. Tüzel, “Demokratik bir cumhuriyet için ateşkes çağrısını sahiplenmek, barış ve kardeşlik çağrılarını sahiplenmek ve gereğini yapmak için hepimize görev düşüyor. Bugün varlık mücadelesi veren bir halkı tehlike olarak görmek yerine, ‘birlikte direniriz’ anlayışında olunmalıdır” diye konuştu. “Bağımsızlık” diyen aydınlara da çağrı yapan Tüzel, “Barış ve kardeşliği en alttan en üste örmek için, geleceği kazanmak için, kardeşçe birlikte örgütlenmekten, mücadele etmekten başka çare olmadığı anlaşılmalıdır” sözleri ile konuşmasını sona erdirdi. Konuşmaların ardından Şair-Yazar Tevfik Taş “Belleği Silinenin Geleceği Olmaz” isimli sinevizyon gösterimini sundu.
Müzisyen Metin Kahraman ve Serdar Keskin ise, türkülerini barış için söylediler. Gece, söylenen türküler eşliğinde, çekilen halaylarla son buldu.

‘Kürtlerin çabası yetmez’
DTP Tunceli İl Örgütü “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm ve Özgür Birliktelik” paneli düzenledi. PKK’nin ilan ettiği ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesinin sadece Kürtlerin çabası ile gerçekleşemeyeceğinin vurgulandığı panelde, “güvenlik” eksenli politikalardan vazgeçilmesi gerektiği ifade edildi.
Önceki gün Belediye Konferans Salonu’nda düzenlenen paneli, Tunceli Barosu Başkanı Özgür Ulaş Kaplan yönetti.
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan ve kitle örgütü temsilcilerinin de izlediği panelin düzenlendiği salon, Tunceliler tarafından dolduruldu.
‘Barış fedakarlık gerektirir’
Panelde ilk sözü alan Mazlum Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen “Barış, acıların öfkeye dönüştürülmemesi çabasıdır” dedi. Bilgen, “çatışmalar durdu” diyerek rehavete kapılmanın tehlikeli olduğunun altını çizdi. Yenilenin ve yenenin olmadığı bir barışın gerçekleşmesi gerektiğini belirten Bilgen, “Herkesin artık ‘kral çıplak’ diyerek konuşması gerekiyor” diye konuştu. Barışın fedakarlık gerektirdiğini söyleyen Bilgen şunları dile getirdi; “Barış küçük hesaplarla kurgulanamaz. Barış, bir iklim gibidir. Bu iklimi soluyamadıktan sonra sağlıklı bir zemin yaratılmaz. Yukarıdan dayatılan yerine barışı içselleştirmek gerekiyor. Bir toplum, mezar taşlarında birliktelik arıyorsa, ileriye dönük bir şeyler taşıyamazsınız”
Munzur Aydınlar Platformu adına konuşan Sanatçı Metin Kahraman, Kürtlerin yürüttüğü özgürlük mücadelesinin “tek kültür” anlayışının yıkılmasına vesile olduğunu söyleyerek, “Farklılıklarımız bizi bölen değil, bizi biz yapandır” dedi. Kahraman, birlikte yaşamayı Dersim yöresinden anlattığı öykülerle ifade etti. Ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi için somut adımlar atılmasını isteyen DEP eski Milletvekili Orhan Doğan da, ateşkes sürecinde yapılması gerekenlerin yapılmaması halinde geleceğin “çok acılara gebe” olduğuna dikkat çekerek, “1999 yılındaki süreç değerlendirilseydi, şimdi mağaralarımızı turizme açmıştık” dedi.
Eski DSP Sivas Milletvekili Prof. Dr. Cengiz Güleç, Kürt sorununun Türkiye’nin turnusolu olduğunu belirtti. Ne devletin, ne de aydınların ateşkes süresince bekleneni vermeyeceğini kaydeden Güleç, “Burada asıl işi bizim yapmamız gerekiyor. Vicdanlı insanlar birlikte hareket etmelidir. Sivil diyaloglar artırılıp yükseltilmeli” diye konuştu.
Halklar birlikte yaşamak istiyor
Panelde son sözü alan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek ise, panelin başlığını hatırlatarak, “Bu istem sadece Kürtlerin değil aynı zamanda Türkiye halklarının istemidir” dedi. Kürtlerin diliyle, kültürüyle eşit şekilde yaşamak istediğine vurgu yapan İmrek, “Yok sayma politikaları egemenler arasında ciddi tahribatlara neden oldu ve oluyor. İrade sorunu yaşanıyor” dedi. İmrek, sorunun sadece PKK ile devlet arasında olmadığının da altını çizdi. AKP’nin Kürt sorunu nedeniyle ordu ile karşı karşıya gelmek istemediğini belirten İmrek, ateşkes kararının ardından başta Kürt halkı olmak üzere herkesin beklemeden üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi çağrısında bulundu.
Panel, soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

Hak-Par kongresinde birlik vurgusu
Haklar ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) 2. Olağan Kongresi’nde, ateşkesin önemine dikkat çekilerek, Kürtlerin birliği vurgusu yapıldı.
Kocatepe Kültür Merkezi’nde dün gerçekleşen kongreye, DTP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Haydar Kaya, Kürt Demokrasi Forumu Başkanı Feridun Yazar ve çeşitli kitle örgütü temsilcileri katıldı. HAK-PAR Genel Başkanı Abdülmelik Fırat hastalığı nedeniyle kongreye katılmazken, gönderdiği mesaj okundu. Fırat mesajında hastalığı nedeniyle genel başkanlığa aday olmayacağını bildirdi. Genel Başkan Yardımcısı Fehmi Demir, yaptığı açılış konuşmasında, değişen dünyada Kürtlerin birlik olması gerektiğini vurguladı. PKK’nin ateşkes kararının önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Demir, Kürtlerin bir araya gelebilmeyi başarması gerektiğini söyledi. DTP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık ise, yıllardır Kürt halkının demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaya çalıştıklarını belirterek, bundan sonra da bu yönde adımlar atmaya devam edeceklerini kaydetti. PKK’nin ateşkes kararını önemsediklerini belirten Sakık, silahsız sürecin çözüme katkı sunacağını vurguladı. Gazetemiz baskıya girdiğinde kongre devam ediyordu.


Başa dön


Kara elmas önemini koruyor
Bülent Özçelik
Kara elmas olarak da tanımlanan kömür, diğer enerji kaynaklarına göre daha uzun yıllar kullanılabilecek rezervlere sahip. Türkiye ise zengin linyit yataklarına sahip olmasına rağmen bunları değerlendirmek yerine ithal enerjiye bağımlılığını gün geçtikçe artırıyor.
TMMOB tarafından hazırlanan “Enerji Raporu-2006” doğalgaz için 67 yıl, petrol için 40 yıl yetecek rezerv olduğunu, kömür rezervlerinin ise 164 yıl ömrü olduğunu ortaya koyuyor. Son 40 yıllık dönemde dünya kömür tüketiminin yüzde 76 arttığının belirtildiği raporda, bu tüketimin yüzde 69’unun elektrik enerjisi üretimi amacıyla kullanıldığı vurgulanıyor. Rapora göre 2030 yılında elektrik üretimi amacıyla kullanılan kömür, tüm kömür tüketimi içerisinde yüzde 79 olarak tahmin ediliyor. Raporda yapılan belirlemelere göre elektrik üretiminde doğalgazın payında önemli artışlar olacağı görülürken, buna rağmen kömürün elektrik üretiminde uzun yıllar en yüksek oranda kullanılan yakıt olma özelliği değişmeyecek. “2006 Enerji Raporu”na göre dünya toplam elektrik üretimi 2003 yılında 16.661 TWh olarak gerçekleşirken, üretimde yüzde 40’lık bir bölüm kömür kaynaklarıyla gerçekleşiyor. Kömürü yüzde 19.4 ile doğalgaz ve diğer kaynaklar izliyor.
Raporda enerji güvenliği bakımından kömürün dünyada elektrik üretiminde en çok kullanılan kaynak olduğu pek çok defa vurgulanarak, söz konusu özelliği nedeniyle kömürün kullanımının son iki yılda diğer bütün enerji kaynaklarından çok daha hızlı arttığı vurgulanıyor.
Rapora göre dünya kömür talebinin 2025 yılında yüzde 56’lık bir artışla 8.2 milyar ton seviyesine çıkması bekleniyor. Batı Avrupa ülkelerinde kömüre yönelik talepte düşüş beklenirken Doğu Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya Pasifik ülkelerinden gelen talepte büyük artışlar bekleniyor.
Türkiye madenini aramıyor
Türkiye toprakları kömür yatakları açısından önemli rezervlere sahipken, Enerji Raporu’nun verileri, pek çok hammadde kaynağında olduğu gibi kömürde de kendi kaynaklarını değerlendirmek bir yana arama faaliyetlerine bile ciddi bir eğilimin olmadığını gösteriyor. Türkiye özellikle elektrik üretimi amacıyla kullanılabilecek geniş kömür rezervlerine sahip olmasına rağmen, rezervlerin atıl durumda bırakılması ve ithal kaynaklara yönelme, raporda, akıldışı olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de 20 yıl için yapılan elektrik üretimi planlamalarında kömürün payında bir yükseliş belirlendiği görülürken, raporda bunun kömür ithalatıyla sağlanmasının düşünüldüğü kaydediliyor.
Enerji Raporu’nda 37 ilde zengin linyit rezervlerine rastlandığı vurgulanıyor. Hemen hemen tüm bölgelerde linyit rezervlerinin olduğu Türkiye’de, rezervlerin yüzde 30’unun TKİ, yüzde 46’sının EÜAŞ ve yüzde 24’ünün ise özel sektörün elinde olduğu görülüyor. Raporda Türkiye’deki linyit rezervlerinin asıl değerlerinin düşük olduğu belirtilirken, buna rağmen yüzde 94’ünün termik santrallarda değerlendirilebilecek özellikte olduğuna dikkat çekiliyor.
Şiddet tartışıldı
Eğitim Sen Malatya Şubesi, okullarda yaşanan şiddet olaylarını tartıştı. Sendikanın toplantı salonunda düzenlenen panelin açılış konuşmasını yapan Eğitim Sen Malatya Şube Başkanı Erdoğan Canpolat, şiddetin nedenlerinin yanlış eğitim, baskıcı disiplin yöntemleri, değişen değer yargıları, hızlı ve düzensiz kentleşme iç ve dış göçler, ekonomik nedenler olduğunu belirtti. Canpolat, “Suç kavramı doğrudan toplumsal, sosyal ve ekonomik bir sorundur. Bu sorunlar nedeni ile suç işleyen çocuk sayısı her geçen gün artmaktadır” diye konuştu. Doç. Dr. Burhanettin Kaya, şiddetin daha çok ataerkil toplumlarda görüldüğünü ifade ederek, “Yoksulluğun, kültürel yozlaşmanın, kapitalizmin, özdeşim nesnelerinin aile içerisinde şiddet gören bireylerin şiddeti körüklediği görülmektedir. İnsanların kendini korkmadan ifade edebildiği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir ortam yaratılması gerekmektedir” dedi. Yard. Doç. Dr. Yüksel Çırak ise Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan’ın eğitimdeki şiddeti mazur görüp medyayı suçlamasını eleştirdi. Prof. Dr. Bayram Kaçmazoğlu ise, “Evrensel yeni bir kültür yaratmak şiddeti yok edebilir. Türkiye hızla kentleşmek zorunda kalmış aynı zamanda da yabancılaşmadan en fazla etkilenmiş ülkelerden birisidir. Bugün eğitim sahibi olmak kişinin geleceği açısından çok fazla anlam ifade etmemektedir. Çocukların kendi gelecekleriyle ilgili belirsizlik ve umutsuzluk onları şiddete yönlendiriyor” diye konuştu.
Eğitim şûrası bugün
17. Milli Eğitim Şûrası bugün başlıyor. 17 Kasım’a kadar sürecek olan şûraya, yaklaşık 800 kişi katılacak. Şûranın ana gündemlerini “Türk Milli Eğitim sisteminde kademeler arası geçişler, yönlendirme ve sınav sistemi” ile “Küreselleşme ve AB sürecinde Türk eğitim sistemi” oluşturuyor. TBMM Milli Eğitim Komisyonu Üyesi ve CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, laik, bilimsel eğitim sistemini daha da bozmak için şûranın bir araç olarak kullanılmamasını istedi. Gazalcı, yaptığı yazılı açıklamada, şûranın, “imam hatip lisesi konusu ve eğitimin dinselleştirilmesine indirgenmemesi” gerektiğini ifade ederek şûrayı düzenleyen Talim ve Terbiye Kurulu’nun (TTK) tarihinin en huzursuz dönemini yaşadığını belirtti. Gazalcı “TTK kadroları baştan aşağı değişti. Yönetmeliklerle kitap inceleme yetkisi kendinden alındı. İhalelerde yolsuzluk yapıldığı savları var. TTK’da çalışan gerçek uzmanlar, kurumun işlevine sahip çıkmak için aylardır direnişte. Moralsiz, işlevi ve kadroları değiştirilmiş TTK’nın gerekli hazırlıklar yapılmadan düzenlediği şûra, daha başlangıçta yeterli bir kamuoyu oluşturamadı. Şûra, özgürce teknik çalışmalarını yapmalıdır” dedi.
Fiskobirlik’e ait 3 bin ton fındık yandı
Ordu’nun Fatsa ilçesi Bolaman beldesinde Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne (Fiskobirlik) ait depoda çıkan yangında yaklaşık 3 bin ton fındık kül oldu. Fiskobirlik’e ait ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin de (TMO) fındık alımı yaptığı depoda yangın çıktı. Fatsa, Göller, Ünye, Ordu ve Giresun’dan gelen itfaiye ekiplerinin müdahale ettiği yangın, sabah saatlerinde söndürülebildi. Yangında can kaybı olmazken depodaki 3 bin 500 ton fındığın 3 bin tonu yandı. Geriye kalan fındığın ise itfaiye sularından zarar gördüğü açıklandı. Yangında zarar gören fındığın piyasa değerinin yaklaşık 15 milyon YTL olduğu bildirildi. Yangının elektrik kontağından kaynaklandığı sanılırken yetkililer sabotaj ihtimali üzerinde de duruyor. Fiskobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pamuk, birliğin tüm depolarının sigortalı olduğunu ve zararın kesinlikle ortaklarına yansımayacağını ifade etti. “Depolarımız sigortalı olmasa bile bu tür olaylardan görülen zarar üreticiye yansımaz” diyen Yaşar Pamuk, yangında sabotaj ihtimali üzerinde durduklarını kaydetti. Bazı şüphelerinin olduğunu anlatan Pamuk, “Yetkililerle görüşmelerimiz sürüyor. Sabotajda olabilir. Bazı şüphelerimiz var. Araştırıyoruz. Bu, tarihte görülmemiş bir olay. Depoda bin 500 tonun üzerinde bizim ürünümüz, bin 500 tonun üzerinde de TMO’nun ürünü var. Depodaki bizim fındık 2005’ten kalma. TMO’nun ürünü ise bu yıl yeni aldıkları fındık” diye konuştu. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Pamuk, zararın ciddi boyutlarda olduğunu kaydetti. Pamuk, “Şu anda zararla ilgili rakam veremem. Ama zarar sigorta tarafından karşılanacak” dedi.
Mersin’de, 14 çocuk kayboldu
Mersin’de, ekim ayında 14 çocuğun kaybolduğu, bu çocuklardan 2’sinin bulunarak ailelerine teslim edildiği, 12 çocuğun bulunmasına çalışıldığı bildirildi. Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü ekim ayı faaliyet raporundan derlediği bilgiye göre, Mersin’de 5’i erkek toplam 14 çocuk kayboldu. Kaybolan çocuklardan 2’si bulunarak ailelerine teslim edildi. Ekim ayında, ayrıca 102 çocuk hakkında, çeşitli suçlardan Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Bu çocuklardan 14’ü tutuklandı, 88’i serbest bırakılarak ailelerine teslim edildi. Öte yandan, sokakta çalışan veya çalıştırılan 59 çocuktan 51’i Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne, 8’i ise ailelerine teslim edildi. Mersin’de 2006 yılının Eylül ayında ise 24 çocuk kaybolmuş, 115 çocuk hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştu. Kaybolan çocuklardan 15’i bulunarak ailelerine teslim edilirken, suç duyusunda bulunulan 115 çocuktan 11’i tutuklanmış, 104’ü ise serbest bırakılmıştı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net