İnsanlar korktuklarında, vücutları “savaş veya kaç” refleksini tetikliyor; kalp atışı ve nefes sıklaşıyor, kaslar geriliyor ve dikkatin odağı, tehlikelere karşı çabuk ve etkili karşılıklar vermeye yoğunlaşıyor. Teksas Teknik Üniversitesi’nden Psikolog David Rudd, “Bu doğanın bizi koruma yolu” diyor.
Rudd, eğer beyin gerçek anlamda zarar verici bir tehlikenin olmadığını bilirse, bu adrenalin yükselmesini zevkli hale getirdiğini belirtiyor. Böylesi heyecanlardan hoşlanmanın anahtarı ise, tam olarak zarar tehlikesinin nasıl ayırt edileceğini bilmekte yatıyor. Rudd bunu şöyle açıklıyor: “Küçük çocuklar tehlike riskini abartıp gerçek korkuyu yaşayabilir. Bu olduğunda, gerçek bir tehlike olduğuna inanan çocuğun ebeveynine tutunup ağladığını görürsünüz. Yetişkinler ise gerçekten çığlık atabilir ama gerçekten bir tehlike bulunmadığını bildiklerinden, bunu hemen bir gülüş takip eder.” Bu olgu insanların neden hava dalışı, “bungee jumping” ve diğer uç sporlardan hoşlandığını açıklıyor. Bu durumlarda, yüksek risk taşıyan etkinliklere katılanlar size, yaptıkları antrenmanlar ve tedbirlerle riskin azaldığını söyleyecektir. Böylece yaşadıkları deneyim zevkli hale gelir. Bu olayın kilit noktası ise, beynin hafızalarla duyguları birleştiren bölümü: amygdala, yani duygusal beyin.
Evrimin parçası
Knox Kolej’den evrim psikolojisi uzmanı Frank McAndrew ise, korkudan zevk almanın evrimsel bir anlamı olduğunu belirtiyor: “Bu tür uyarıları arayarak yeni olasılıkları keşfetmeye güdüleniyoruz; yeni yiyecek kaynakları, yaşayacak daha iyi yerler ve iyi müttefikler bulmak için. İnsanlar, belli sınırlar çerçevesinde yerleşik kurallardan sapmaktan, bir ilerleme şansı olarak hoşlanıyor.” Ancak defalarca aynı ürkütücü uyarıcıya maruz kalırsa, beyin ona alışır ve artık onu korkutucu bulmamaya başlar. Kişilerin bir şeyi abartılı olarak tehdit edici gördüğü fobi, travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kavrayışsal terapilerin kullanılmasının ardında yatan da budur. Rudd’un anlattığına göre, ilaç tedavisiyle birlikte bu tür terapiler yüzde 80’e yakın başarı sağlıyor.