Beşiktaş İnönü’de Sakarya ile 0-0 berabere kalmış, maç sonunda taraftarlar isyanda. Öfke dolu haykırışlar eşliğinde kimisi Tigana’ya, kimisi yönetime, kimisi de futbolculara kızgınlığını ifade ediyor.
Ama çoğu zaman olduğu gibi tepkiler, medeni ve kabul edilebilir sınırlar içinde kalmaktan sıyrılmakta gecikmiyor. Kötü gidişin sorumlusunun kim olduğu konusunda anlaşamayıp birbirine girenler mi istersin, o karmaşada başkalarını da yaralayabileceğini düşünmeden protokol tribününden çıkanları taşlayanlar mı istersin, öfkesini yoldan geçen arabaları tekmeleyerek atmaya çalışanlar mı istersin... Hepsinin bu acıklı tabloda yeri var. Hele hele ufak kızıyla maça gelmiş ve stat çıkışında karşısında kameralar ile mikrofonları görünce kendini kaybetmiş bir baba vardı ki, onun durumunu açıklamak için uygun sözcük bulmak gerçekten de kolay değil. Ufak kız belli ki zaten çevresindeki kargaşadan, insanların bağırış çağırışlarından ürkmüş, dehşet içinde olup bitenlere anlam vermeye çalışıyor. Orada, o koşullarda en büyük güvencesi babası. Sıkı sıkıya babasının elinden tutmuş, bırakmamaya çalışıyor. Ama kameraları, mikrofonları gören baba ne yapıyor? En büyük tepkiyi kendisi vermeye başlıyor. Kulübü en çok düşünen(!), takımın kötü gidişine en çok üzülen(!) taraftar kendisi ne de olsa... Bağırıyor, çağırıyor, elini bırakmamak için büyük çaba harcayan küçük kızının elini bırakıyor ve bu büyük isyanını cüzdanından çıkardığı bir şeyi (artık neyse) gazetecilere göstererek sürdürüyor. Babasının kendinden geçmiş haldeki haykırışlarından iyice dehşete kapılan küçük kız daha fazla dayanamayıp ağlamaya başlıyor. Bu arada başka taraftarlar da küçük kızı ezmek pahasına, kameralar ve mikrofonlar karşısında boy göstermek için itişip kakışıyorlar...
Görünen o ki, o kalabalıkta küçük kızı düşünen hiç kimse yok. Herkesin kafasında sadece yitirilen puanlar var. Takımlarının durumu dışında bir konuya ilgi göstermeleri o an için olanaksız belli ki...
Peki kameralar önünde şov yapmak pahasına küçücük bir kıza, onu ömür boyu etkileyecek bu travmayı yaşatanlara ne denir ki?.. Bir baba nasıl olur da kızını, en azından tuttuğu takım kadar düşünmez. Tuttuğu takımın puan kaybetmesi, nasıl oluyor da bir babayı, kızının yaşadığı korkuyu, dehşeti fark ettirmeyecek kadar duyarsızlaştırabiliyor? Bu kadar mı önemli tutulan takımın puan kaybetmesi?..
En büyük derdimiz, takımımız
Dünyada başka dert, sorun, sıkıntı kalmadı, şimdi tüm benliğimizle kendimizi tuttuğumuz takıma adıyoruz. Takımımızı düştüğü kötü durumdan kurtarmak için kollarımızı sıvıyor, işe de yönetimi istifaya davet eden böğürtülü tepkilerle başlıyoruz. Bu uğurda daha başka neler yapmıyoruz ki?.. Yeri geliyor rakip taraftarlarla çatışıyor, kavga ediyor, yeri geliyor tribünlerden söktüğümüz koltukları sahaya ya da rakip tribünlere fırlatıyor, yeri geliyor küfürlü tezahüratlarla hakemi, rakip oyuncuları ya da rakip taraftarları sindirmeye çalışıyor, yeri geliyor kötü giden maçta sahaya atlayıp yeşil zemin üzerinde türlü gariplikler sergiliyoruz.
Küçük kızının dehşet yaşamasını göze alabilen, hatta buna izin veren bir baba için futbolun, sporun anlamı nedir acaba? Futbola yönelik arızalı bakışın, bir insanı nasıl ve ne kadar yabancılaştırabileceğinin son örneği. Ve şurası bir gerçek ki, tribünlerde bu baba gibi insanların sayısı hiç de az değil. Spor kültürü ve spor bilincinden yoksun bu tip taraftarlarla sporda başarılı olmak bir yana, spor organizasyonlarını sağlıklı bir şekilde yürütmek bile başlı başına bir mesele.
Deivid futbolcuymuş!
Gözler Manisa’daydı. Haftaya lider giren Manisa ile 3 puan gerideki en yakın Fenerbahçe kozlarını paylaştı. Sahadan galibiyetle ayrılan sarı-lacivertli ekip, averajla da olsa, 6. haftada kalktığı liderlik koltuğuna yeniden oturdu. Maçtaki 5 golün 4’ü, adeta savunmaların ikramıydı. Manisa’nın kalabalık hücum etmek pahasına savunmada açık vermeyi göze alan riskli oyun anlayışıyla zirve yarışını sürdürmesi çok zor. Savunmada, kademe ve derinlik verme işini de pek becerdikleri söylenemez.
Fenerbahçe’de en çok eleştirilen oyuncuların başında gelen Deivid, 3 gol atarak en azından diğer maça kadar huzura kavuştu. Çünkü artık eleştiriler, onun futbolculuğundan şüphe duyulma noktasına kadar gelip dayanmıştı. Maçtan sonra Nihat Özdemir, galibiyetin verdiği coşkuyla Deivid’in performansına dikkat çekerek, “Son transferlerimizi eleştiriyordunuz ama gördünüz gününüzü” anlamında bir şeyler söylüyordu. Edu ve Lugano’nun performanslarına bakmayı unutarak...
A.Sami Yen’de yüksek tempo
Haftanın en kaliteli maçı ise A.Sami yen’de Galatasaray ile Gençlerbirliği arasında oynandı. İki takımın da prese, alan daraltmayı dayanan yüksek tempolu oyunu tercih etmesi, kaliteyi artıran baş etkendi kuşkusuz. Sarı-kırmızılı ekip bu sezon ilk kez üst üste 2 maçtan 3 puanla ayrıldı. Sahada takımı adına son derece yararlı işler yapan İliç yakaladığı pek çok gol pozisyonunu ise klasına yakışmayacak kadar kötü vuruşlarla harcarken, onun yerine oyuna giren Hakan Şükür’ün sahaya adımını attıktan 11 saniye sonra ilk buluşmasında topu filelere göndermesi, lig tarihinin en ilginç notlarından birisi olarak kayıtlara geçti. Galatasaray adına kaygı duyulacak iki konu var. İlki, oyuncuların gereksiz ve aşırı agresifliği. Diğeri ise savunmadaki dağınıklık. Orta saha civarı ya da taç çizgisi kenarında yapılan hatalar bile sonuçta gol pozisyonu oluyor. Ligin en çok gol yiyen ekipleri arasında yer alan Galatasaray bu sezon 3. kez bir maçı topu filelerine değdirmeden tamamladı.
Beşiktaş sıkıyor
Beşiktaş hem oyun hem de skor olarak can sıkmaya devam ediyor. 65 dakika 10 kişi oynayan Sakarya karşısında bir türlü maçı koparacak ciddi hamlelerde bulunmayı beceremediler. Takımda uyumsuzluk had safhada.
Mücadeleci oyuncuların teknik kapasiteleri ve yaratıcılıkları, teknik oyuncuların ise mücadele kapasitesi son derece sınırlı. Beşiktaş’ın silkinmesi ve heyecan veren bir futbol oynayabilmesi, Tigana’nın acil olarak başka planları devreye sokmasına bağlı görünüyor. Şimdi Beşiktaşlılar Tigana’dan, Zico’nun Fenerbahçe’de yaptığı kurgu ve kadro dönüşümüne benzer bir hamle bekliyorlar.
Başa dön

Galatasaray, PSV önünde galibiyet arıyor
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi (C) Grubu’ndaki dördüncü maçında bugün deplasmanda Hollanda temsilcisi PSV Eindhoven ile karşılaşacak.
Grupta 3 maçta 1 puan ve averajla 3. sırada yer alan Galatasaray, bugünkü karşılaşmayı kazanarak ligde galibiyetle tanışmayı ve ikinci tur iddiasını sürdürmeyi hedefliyor.
Saat 21.45’te başlayacak ve Star TV’den naklen yayınlanacak maçı İsveç Futbol Federasyonu’ndan Martin Hansson yönetecek.
Avrupa’ya aşina
Galatasaray, bugün PSV karşısında 195. Avrupa kupası maçına çıkacak.
Gösterdiği performansla Avrupa kupalarındaki en başarılı Türk ekibi olarak dikkati çeken sarı-kırmızılılar, bugüne kadar Şampiyon Kulüpler Kupası ile Şampiyonlar Ligi’nde 128, UEFA Kupası’nda 33, Kupa Galipleri Kupası’na 32 ve Süper Kupa’da da 1 kez olmak üzere Avrupa kupalarında toplam 194 maç oynadı.
Sarı-kırmızılı takım, 194 mücadeleyi geride bıraktığı Avrupa kupalarında 70 galibiyet ve 74 yenilgi alırken, 50 karşılaşmada ise eşitliği bozamadı. Bu karşılaşmalarda rakip filelere toplam 250 gol göndermeyi başaran Galatasaray, kalesinde ise 283 gole engel olamadı.
Galatasaray, son yaptığı Şampiyonlar Ligi (C) Grubu üçüncü maçında PSV Eindhoven’a İstanbul’da 2-1 yenilmişti.
Gerets’in 8. Avrupa sınavı
Teknik direktör Erik Gerets, bugünkü PSV Eindhoven maçıyla Galatasaray’da 8. kez Avrupa kupası mücadelesine çıkacak.
Belçikalı çalıştırıcı, takımın başına geçtiği geçen yıl UEFA Kupası’nda Norveç ekibi Tromsö’ye deplasmanda 1-0 yenildikten sonra Ali Sami Yen Stadı’nda ise 1-1 berabere kalarak elenmiş ve büyük hayal kırıklığı yaratmıştı.
Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etme yolunda Çek rakibi Mlada Boleslav’ı elemeyi başararak iyi bir başlangıç yapan Gerets yönetimindeki Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde Bordeaux ile sahasında 0-0 berabere kalıp, deplasmanda Liverpool’a 3-2 yenilmiş, üçüncü maçında da yine İstanbul’da PSV Eindhoven’a 2-1 yenilmekten kurtulamamıştı.
PSV ile 6. buluşma
Galatasaray, bugün PSV Eindhoven ile Avrupa kupaları tarihinde 6. kez karşılaşacak.
Hollanda temsilcisi ile tarihinde 5 maç yapan sarı-kırmızılılar, 2 galibiyet 3 de yenilgi aldı. Bu karşılaşmalarda PSV Eindhoven’a 6 gol atan Galatasaray, kalesinde ise 8 gol gördü.
PSV Eindhoven ile tarihinde ilk kez 1987-88 sezonunu Şampiyon Kulüpler Kupası 1. turunda eşleşen sarı-kırmızılı ekip, evinde 2-0 kazanmasına rağmen, deplasmanda rakibine 3-0 yenilerek elenmişti.
Galatasaray, son olarak 2001-2002 sezonunda, Şampiyonlar Ligi’nde 1. turda oynadığı grup karşılaşmalarında evinde 2-0 yendiği rakibine deplasmanda 3-1 mağlup olmuştu.