Ölüm haberini almadan biraz önce garip bir rastlantıyla genç bir sanatçının seramik karikatür sergisiyle ilgili haberi okumuş, onun seramik karikatür sergilerini anımsamıştım. Çizgilerinin üç boyut kazanarak bu sergiyi müjdelediği günlerdeydi, bu sergiler 1964-66 arasında İstanbul ve Ankara’da açılmıştı. 49 ödül kazandı (Bu sayının neden 48 ya da 50 olmayışıyla ilgili bir espriyi kesinlikle yapıyordur) Gabrova Mizah Evi’nin yaptığı oylama sonucu dünyanın en iyi 106 çizerinden birisi olmuştu. Yedisi yurtdışında, 67 kişisel sergi açtı. Eserleri Tolentino, Gabrovo, Basel ve Varşova’daki karikatür müzelerinde yer almış, Almanya’da Wilhelm-Busch Karikatür Müzesi’nde sergilenmişti.
19 kitap yayımlamıştı. Başlıcaları: Yazısız Çizgiler, 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü, Güle Güle İstanbul, Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü, Gözüm Görmesin, Karikaturgut, Galeri Çiller, Hacı-Bacı, Semih Balcıoğlu Kitabı, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Karikatürü, Palyaçolar, Kapadokya, Kırmızı-Red, Mavi, Önce Çizdim Sonra Yazdım, Memleketimden Karikatürcü Manzaraları, Çizgiyle 2002 Günlüğü. Balcıoğlu’nun Güle Güle İstanbul adlı kitabı, İtalya’nın Pescara kentinde yapılan uluslararası karikatür kitapları yarışmasında birinci oldu. Örgütlenmeden yanaydı, 1969’da iki arkadaşıyla beraber Karikatürcüler Derneği’ni kurdu ve 7 dönem derneğin başkanlığını yaptıktan sonra 1996’da derneğin onursal başkanı seçildi.
Karikatürcüler Derneği’nin ilk yıllarında, onun ustalara saygısı, üç kişinin yaşamının sonu olacaktı. Onun, benim, bir de Cumhuriyet gazetesinin fotoğrafçılarından birinin. Galiba 1 Şubat’tı. Cemal Nadir’in ölüm yıldönümü, ben Cumhuriyet gazetesinin Kültür Servisi’ndeydim, Zincirlikuyu’ya onun mezarını ziyarete gitmemizi istedi. Gittik, kar, boran. Semih mezarların arasında dönüp duruyor, mezarları eliyle yokluyor, yeniden dönüyoruz. Yanımızdaki fotoğrafçı ona eliyle ne aradığını sordu. Meğer mezarın üstünde madenden yapılmış bir fırça varmış. Onu arıyor. Donmamıza beş dakika kala, ikimizden de genç olan fotoğrafçı “Ağabey sen hangi mezarın Cemal Nadir’in olduğunu sanıyorsun?” dedi. Semih işaret etti. Fotoğrafçı taşın üstündeki karları küredi. Doğru. Meğer fırça çalınmış. Fotoğraf çekilebildi mi, haber yazdık mı hatırlamıyorum. Semih’in aşırı ciddi adeta dramatik konuşmalarından biri izlemişti o mezar ziyaretimizi. Onu tanıyan az kişi bilir onun bu ciddi yanını.
Balcıoğlu’nun genç karikatürcüler için isteği hem çok çalışmaları hem de uluslararası yarışmalara katılmalarıydı. Dört yıl önce şöyle anlatıyordu bunu, “Benim kuşağımda, 5-6 kişi 10 yıl süreyle bu yarışmalara katıldık. Türkiye’ye sanatın ve sporun, hele sanatın, hiçbir dalından bu kadar çok ödül gelmedi. 1958’lerden günümüze kadar yurtdışından Türkiye’ye karikatürden gelen ödül 300 civarındadır. Bu, sanatta çok büyük bir rakam. Ne resimde, ne tiyatroda, ne edebiyatta bu kadar ödül yok.”
Günümüzdeki gazetelerin karikatüre yer veriş biçimini de eleştiriyordu: “Türk karikatürü inişte ve son iki üç yıldır siyasi karikatür bir inişte Türkiye’de. Gazeteler eskisi kadar yer vermiyorlar. Bir kibrit kutusu kadar yer veriyorlar birinci sayfada, içerde siyasi karikatür yok. Basın değişti, gazetecilerden patron oluyordu, şimdi iş adamından patron oluyor. Karikatür eleştiriyi beraberinde getirir, eleştiriden korkuyorlar. Siyasi karikatür bitkisel hayatta, ama ben karikatürcüyü suçlamıyorum, suç patronda.” Semih Balcıoğlu, sokaktaki insanın gülmeyi unuttuğu günlerde ayrıldı aramızdan. O artık insanımızı güldürmenin zor olduğuna inanıyordu. “Zor tabii, bu ortamda insanları güldürmek çok zor. Sokakta şöyle toplu halde insanlara baktığınız zaman gülen bir yüz ifadesine zor rastlıyorsunuz.
Bir süre sonra olur belki, millet üşütür, göbek atmaya başlar, şarkı söyler. Daha oralara gelmedik ama geleceğiz herhalde.” Karikatürün temel özelliğini de şöyle çiziyordu: “Tabii bu arada, karikatür sadece güldürmek değil, aynı zamanda düşündürmek sanatı. Ama içinde mutlaka güldürü öğesi de olacak, çok zor bu koşullarda. Bizden önceki ustalarımız, Cemal Nadir, Ramiz Gökçe’de gördük, okurun sorunu neyse, gazetede onu vermek mecburiyetindesiniz. Sizden o bekleniyor, sizden pür sanat beklenmiyor, birisi yazacak, birisi de çizecek.”