www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İnsanları birleştirmek içindir şarkımız
Nürnberg “Beni yaz” dedi. Emeğin yanına edebiyatı koymadan kalbimizdeki geleceğe ulaşamayacağımızı söyledi.

İşçi filmleri Adana’da
Dünyadan ve Türkiye’den işçi filmleri 5–12 Kasım tarihleri arasında Adana’da olacak.


İnsanları birleştirmek içindir şarkımız
Şükrü Erbaş
Bugüne kadar okul, yerel yönetim, kitapevi, dernek, sendika, kültür-sanat kurumu, radyo-televizyon, pek çok yapının düzenlediği sayısız etkinliğe katıldım. Ülke içinde, ülke dışında gittiğim yerlerin sayısı pek çok insanı kıskandıracak kadar olmuştur. Buralardan olağanüstü insan güzellikleriyle döndüm. Göğsüm genişledi, aklım ışıdı, kalbim büyüdü. Yazdıklarımı paylaştım, söylediklerini paylaştım.
Sustuklarımızın dili söylediklerimizden derindi. Acım azaldı, çoğaldı. Uzak diye bir yer olmadığını gördüm. “Gerçeğin kendisinin gerçek dışı” (Shakespeare) olduğunu yaşadım. Seslerle döndüm. Kirpiklerle döndüm.
Alın çizgileriyle döndüm. Kederli bir sevinç, uslanmaz bir umut bütün küskünlüklerimi, karamsarlıklarımı aldı götürdü. Harflere bir daha inandım. İnandıklarıma bir daha inandım.
Nürnberg ‘beni yaz’ dedi
Gittiğim yerlerin çok azını yazıya döktüm. Diyarbakır Festivali’nden bir dönüşümde bir izlenim yazısı yazdım. Bir başka yazı bilmem kaçıncı Antakya dönüşü yazıldı. Yazdıklarımı canımdan süzdüm.
Gittiğim yerlere, tanıdığım insanlara haksızlık ederim kaygısıyla sustum çoğunlukla. Ancak Nürnberg “beni yaz” dedi. İnsanın kurtuluşunun yalnızca siyasada olmadığını; emeğin yanına edebiyatı koymadan kalbimizdeki geleceğe ulaşamayacağımızı söyledi.
Yetişkinin yanında çocuk, erkeğin hizasında kadın, evin içinde sokak olmadan; insan bir başka kültürün değerleri içinde kendi kültürünün farkını, değerini, eksiğini görmeden dünya büyüyemez, güzelleşemez, dedi. Yalnızlık ve korkunun kimseyi bir yere götürmeyeceğini; sevilmenin, sığınmanın insana çok yakışan davranışlar olduğunu; kendisini bize bir şiddet olarak dayatmayan herkesle her sözün, her yolun yürünebileceğini bir daha anımsattı. Gülümseyen bir doğrunun asık suratlı bir doğrudan çok daha etkili, insani olduğunu, kirpiklerini ve parmaklarını canıma batırarak duyurdu.
21-22 Ekim 2006 tarihlerinde, DİDF Gençliğin Sesi Derneği’nin (Junge Stimme e.V.) düzenlediği “Türkçe-Almanca Edebiyat Günleri” için Nürnberg’deyim. Belediye Gençlik Teşkilatı ile Almanya Birleşik Hizmet İş Sendikası’nın katkılarıyla düzenlenen iki günlük bir etkinlik. İkincisi gerçekleştiriliyor. Göç ve sorunlarının odağını oluşturduğu bir etkinlik. Göç ve Edebiyat, Göçmen Kadınlar Sorunları başlıklı paneller, öykü, şiir ve müzik dinletileri, iki gün boyunca konuşmacılarla katılanlar arasında geçen ayaküstü onlarca “panel”, söyleşi… Ve kitaplar, kitaplar, kitaplar… Dernek binasının neredeyse bütün odaları duvardan duvara, masadan masaya binlerce kitapla dolu. İlk kez böyle bir durumla karşılaşıyorum desem abartı sayılmamalı.
Deli cesareti Ferhat emeği
Birkaç masada, katılanların, konuşmacıların kitaplarıyla sınırlı birkaç yüz kitap olurdu benzer kimi etkinliklerde. Ancak bu çok farklı. Orta çaplı bir kitapevini dolduracak kadar kitap var. Şiir, edebiyat, tarih, toplumbilim, felsefe, din, psikoloji, güncel konular, yakın tarih…
Üç-beş yayıneviyle de sınırlı değil kitaplar. Üstelik Almanya’da! İki gün için deli cesareti, Ferhat emeği. Bundan da önemlisi, insanlar kitap alıyor! İşte bu görüntü, “beni yaz” dedi. Belki haksızlık ama etkinliğin içeriğinden çok fazla etkiledi. Dostlarım beni anlayacaklardır.
Mütevazı bir kokteylle başlıyor etkinlik. Tanışma. Herkes iki dakikada uzun bir geçmişi konuşmaya başlıyor. Öyle ki yabancılar bile yabancı değil bu içtenlikte. Kokteylin zarafeti biraz da kadınlardan mı geliyor? Sonra Emine Sevgi Özdamar kitaplarından parçalar okuyor. Çevirmenim Eylem. Gözleri kocaman bir çocuk. Öykü başlayınca duraksıyor. Ben de istemiyorum çevirmesini. Sadece öykünün neden söz ettiğini özetliyor.
Göçmen Kadınlar Birliği Başkanı Sidar Demirdöven’in bu kadar genç olmasına karşı, bu kadar dingin ve yapıcı olmasına şaşıyorum. Her şeyi yetişkinlerin bilip yapacağı yanlış bilgisi nerelerden birikip gelir acep? Ankara’yı ve çok sevdiğim Ahmet Demirdöven’i anıyoruz. İkinci gün olağanüstü bir kahvaltıyla başlıyor. Evlerden hazırlanıp gelmiş ince oyalar masaların üzeri. Karşımda orta yaşlarını devirmiş bir Alman bayan oturuyor. Etkinliğin broşürünü görmüş gelmiş. Kimseyi tanımıyor. Açıklayamadığım bir sevinç duyuyorum. “İnsanları birleştirmek içindir şarkımız” demişti Ritsos. Dizesi karşımda gerçeklik olarak duruyor.
Sonra Aziz’den türküler dinliyoruz. Ses de saz da kalbin perdelerinden geliyor. Ve şiir saati. İki akşam, DİDF’li dostlarımın sitemini göze alarak, evinde kalbinde gülüşünde konuk olduğum, hiçbir uzaklığın yakınlığına gölge düşüremediği Habib’le (Bektaş) şiirler okuyoruz. Dernek değil, herkesin ev sahibi olduğu bir garip evdeyiz. İçtenlik neredeyse şımarıklığa dönüşecek. En azından benim için böyle bir duygu, yaşadığım. İ. Metin Ayçiçek’i çağırıyoruz masaya. Nasılsa birazdan Göç ve Edebiyat’ı birlikte konuşacağız. Antalya’dan, kocaman bir çocuktan götürdüğüm, 12 Mart günlerinden bir selamın hikayesiyle başlıyor söze. Selamın mizahı (Aşık Kelani’nin hikayesi), şiirin kederiyle halkalanıyor. Acısını tevazuyla seven insanlardan Ayçiçek. Acısını yaşama gücüne dönüştüren bir simyacı. Sözleri okuduğumuz şiirlere menevişler düşürüyor.
Göç ve edebiyat
Ve etkinliğin teması panel başlıyor. Göç ve Edebiyat… Benim için son derece öğretici bir panel oluyor. Yaklaşık iki saat süren paneli burada özetlemek mümkün değil. DİDF Genel Sekreteri Hasan Kamalak, Habib (Bektaş), İ.Metin Ayçiçek ve ben, edebiyat, kültür, dil, eğitim ve benzeri açılardan yurtdışında yaratılan edebiyatı, bu edebiyatın ardındaki önündeki hayatı, yazıda ve yaşamda yaşanılan zorlukları, “göçmen edebiyatı” ismiyle yapılan kavramlaştırmanın gerçek edebiyatı nasıl daralttığını, geleceğin insanının çok dilli, çok kültürlü bir dünyada yaşayacağını, böyle bir dünyanın edebiyatının da ister istemez bu özellikleri taşıyacağını, ancak yine de bir edebiyat eserinin var olduğu dile ait olacağını… Daha pek çok şeyi konuştuk. Ah Aydın Abi de (Çubukçu) gelebilseydi diyorum. Bütün bu konuşulanlar nasıl bir yalınlık içinde nasıl çok daha katmanlı hale gelirdi. Göç de edebiyat da nasıl incelikler, gerçeklikler, iyilikler ve umutlar yüklenerek boyutlanırdı. Ben, bir başka özgüvenle herkesi biraz daha severdim, Aydın abi var diye.
Bir iyilikten geldim. Mehmet, Zeynel, Doğan… Yüzleri sesleri kalbimde çınlayıp duran adını anamadığım dostlarım. Daha büyük çaplı kitap günlerine. Yazmaya bir daha inandırdınız beni.
Hepimiz istediğimiz hayatı ancak böyle bir emekle hak edebiliriz. Binlerce turna kuşu buralardan...


Başa dön


İşçi filmleri Adana’da
1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Adana’da 5–12 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival işçilerin hem ülke içinde hem de ülke dışındaki kendi sınıfından insanlarıyla iletişim kurmalarını amaçlıyor hem de sinema dünyasında “sosyal gerçekçilik” akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmak amacıyla düzenleniyor.
“Uluslararası İşçi Filmleri Festivali” adıyla ilk olarak 1994 yılında Amerika’da ve ardından Güney Kore, Latin Amerika ve İspanya’da da düzenlenen festival, dünyayı sosyal, bireysel ve çevresel özellikleriyle insanca yaşanabilir olmaktan çıkaran neoliberalizme karşı direniş öykülerini görsel bir anlatımla sergilemeyi amaçlıyor. Festival kapsamında gösterilecek filmlerin çoğunluğunun belgesel nitelikte olması dikkat çekiyor.
Adana Halkevi, Adana Tabip Odası, Genel İş 2 No’lu Şube, Dev Sağlık-İş, Haber Sen, Eğitim Sen, Sine Sen, Sinek (ÇÜ sinema kolu) tarafından düzenlenecek olan festival hakkında bilgi veren Halkevleri GYK üyesi 10. Bölge Temsilcisi Sevil Ulaş Türkiye’de ve Adana’da ilk defa yapılan festivalle, tüm dünyadan işçi sınıfının yaşamını ve mücadelesini anlatmayı, işçi sınıfı mücadelesine dair film veya belgesel yapan kişi ve grupların deneyimlerini paylaşmak ve ortaklaştırmayı, işçilerin, işsizlerin, öğrencilerin, köylülerin ve kadınların mücadelesini ve tüm dünyadan halkların isyanını gösteren çalışmaları yaygınlaştırmayı amaçladıklarını söyledi. İşçi sınıfı veya onun bireylerinin gündelik hayatlarını işçi kimlikleriyle ele alan veya sınıf mücadelelerini anlatan filmlerin ender olduğunu belirten Ulaş şöyle konuştu: “Ülkemizde bile işçi sınıfının en görkemli dönemini yaşadığı 1960–1980 döneminde “işçi filmi” olarak tarif edebileceğimiz filmlerin sayıları çok azdır. Kuşkusuz sinema sanatının etkin olduğu, ABD, Fransa, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde işçi sınıfının toplumsal bir aktör olarak tarih sahnesinden geri çekilmesinin bunda rolü olabileceği gibi, bizim gibi ülkelerde ise sinemanın toplumsal mücadelenin etkin bir aracı olarak görülmesi konusundaki ‘bilinçsizlik’ bunun nedeni olabilir.”
Festivalin amacı
Festivali birkaç yönden önemsediklerini dile getiren Ulaş, esas beklentilerinin işçilerin hem ülke içinde hem de ülke dışındaki kendi sınıfından insanlarıyla iletişim kurmalarını sağlamak olduğunu belirtti. Festival ile sinema dünyasında ‘sosyal gerçekçilik’ akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmayı amaçladıklarını vurgulayan Ulaş, “Türkiye insanının/toplumunun kendi kendisiyle yüzleşmesine yardım edecek bir sinemacı kuşağının ortaya çıkmasını veya yetişmesini önemsiyoruz. Festivalimizin bu doğrultuda atılmış çok mütevazı bir adım olduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.
Komedi filmleri büyüteç altında
TÜRSAK Vakfı’nın düzenlediği “5. Uluslararası Komedi Filmleri Festivali”, bugün CRR Konser Salonu’nda yapılacak açılışla izleyiciyle buluşuyor. Ferhan Şensoy’un “Bir Sinemada Doğdum Ben” isimli gösterisinin ardından, Pedro Almodóvar’ın son filmi “Dönüş” izlenecek. Komedi Filmleri Festivali’nin bu yıl ki onur ödülü, tiyatro ve sinema oyuncusu Yılmaz Erdoğan’a verilecek. Gelenekselleşen “En Ciddi Komedi Filmi Yarışması”, “Avrupa Gülüyor”, “Amerikan Bağımsızları”, “En Çok Güldüklerimiz”, “Fransız Kahkahası” bölümlerinin yanı sıra “Kısa ve Komik”, “Kemal Sunal Anısına” ve “Charlie Chaplin’le Özel Buluşma” adlı yeni bölümleriyle de izleyici karşısına çıkacak. Festivalin filmleri, Cinebonus Maçka G-Mall, Beyoğlu Alkazar Sineması ve Fransız Kültür Merkezi’nde izleyicilerle buluşacak.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net