www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Küçük Muhammed öldü Sayın Akdağ!
Annesi tarafından, “Eserinizi görün” diyerek Bakanı Akdağ’ın kucağına bırakılan SSPE hastası küçük Muhammed öldü.

Duvar davası
İzmir Adliyesi’ndeki kafeteryanın, hakimler ile avukatları ayıran duvarının yıkılması için dava açıldı.

Sağlıkta ‘reform’ işsiz bırakıyor
“Reformlar”ın ardından Polonya, Ukrayna, Bulgaristan ve Hırvatistan’da onbinlerce sağlık çalışanı işsiz kaldı.

‘Bize sahip çıkan olmadı’
Kazakistan’da yaralanan işçiler olaylar sonrasında kendilerine sahip çıkılmamasına tepkililer.


Küçük Muhammed öldü Sayın Akdağ!
Derya Karaçoban
Annesi tarafından, “Sayın Bakanım alın eserinizi görün” diyerek Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kucağına bırakılan 7 yaşındaki SSPE hastası Muhammed Işıktaş hayatını kaybetti. Küçük Muhammed’in hastaneye götürülmesi için Sağlık Müdürlüğü’nün ambulans vermediğini iddia eden Işıktaş ailesi, Sağlık Bakanlığı’na dava açmaya hazırlanıyor.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 21 Eylül 2006 tarihinde Diyarbakır’daki incelemeleri sırasında annesi Hasibe Işıktaş tarafından, “Sayın Bakanım alın eserinizi görün. Canlı robotunuzu müzeye koyarsınız. Tek çocuğum var. O da gitti. Çare bulmadan Diyarbakır’dan gitmeyin” sözleriyle bakanın kucağına bırakılan 7 yaşındaki SSPE hastası Muhammed Işıktaş, bayram arifesinde yaşamını yitirdi.
Ölüm nedeni solunum yetersizliği olarak açıklandı.
Dava açacaklar
Küçük Muhammed’in ölümüyle yasa boğulan anne Işıktaş, çocuğunun ölüm anını şöyle anlattı: “Cuma günü, bayram öncesi olduğu için izinli olarak hastaneden çıkardı doktor. Bizim de isteğimizle. 2 gece evde kaldı ve 3’üncü gece birdenbire fenalaştı. Nefesi çıkmıyordu. Tırnakları siyahlaşmıştı.”
Küçük Muhammed’in fenalaşması üzerine Sağlık Müdürlüğü’nden ambulans istediklerini belirten acılı anne, “Ambulans veremeyiz. Öyle bir yetkimiz yok diyorlar. Bakan 24 saat ambulans sizin hizmetinizdedir demişti. Hepsi politika, göz boyama. Her zamanki gibi bizi kandırıyorlar. Hiçbir sözünü yerine getirmedi bakan” diye konuştu.
Baba Azmi Işıktaş ise, olayın peşini bırakmayacaklarını ve Sağlık Bakanlığı’na dava açacaklarını söyledi.
‘Bakan sözlerini tutmadı’
Diyarbakır SSPE Hasta Yakınları Derneği yöneticisi Abdullah Arat da, Sağlık Bakanı Akdağ’ın SSPE hastalarına verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirmediğini ifade etti. Muhammed’in öldüğü akşam Sağlık Müdürlüğü’nden ambulans istediklerinde “Ambulans göndermiyoruz. Belediyeden isteyin” denildiğini hatırlatan, sağlık müdürünün kendilerine randevu dahi vermediğini söyledi.
Arat, “Sağlık Müdürlüğü’nün tüm SSPE hasta ve bu tehdit altında olan çocukları tespit etmesi gerekiyor. İlaç sıkıntısının giderilmesi gerekiyor. Çocuk bezi verilecekti SSPE hastaları yakınlarına. Bu söz tutulmadı” dedi. Arat, Diyarbakır’da 500 SSPE hastası olduğunu tahmin ettiklerini kaydetti.


Başa dön


Duvar davası
İzmir Adliyesi’nin 1. Katında bulunan kafeteryada hakım ve savcılar ile avukatları ayıran duvar dava konusu oldu. Avukat Murat Fatih Ülkü, duvarın yıkılması için dava açtıklarını belirterek, “Derdimiz hakim ve savcılara ayrılan bölümde çay içip tost yemek değil, avukatların dışlanmışlığının önüne geçilmesi için bir başlangıç yapmak” dedi.
Avukat Murat Fatih Ülkü, gazetecilere yaptığı açıklamada, avukat Senih Özay, Cem Nemutlu ve Eren İlhan Güney ile açtıkları dava hakkında bilgi verdi.
Ülkü, İzmir Adliyesinin 1. katında yer alan kafeteryada hakim ve savcılara ayrılan bölüme avukatların alınmadığını belirtti. Bu bölümle avukatların kullanımında olan bölümü ayıran duvarın yıkılması için Adalet Bakanlığından talepte bulunduklarını, ancak bu talebin reddedildiğini kaydeden Ülkü, İdare Mahkemesine duvarın yıkılması için dava açtıklarını kaydetti.
Ülkü, sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir Adliyesinin 1. katındaki kafeteryada girişleri ortak olmasına karşın hakim ve savcı salonu olarak kullanılan bölüme avukatların girişi engelleniyor.”
Sembolik anlamı var
Kendileri için duvarın sembolik anlamı olduğunu belirten Avukat Fatih Murat Ülkü, şöyle devam etti:
“Türkiye’de bir yargı reformundan, adliyenin sorunlarının çözülmesinden söz ediyorsak, bunu sadece yasaları değiştirerek, güzel binalar yaparak, ödenekleri artırarak sağlayamayız. Öncelikle ulus adına, devlet aracılığıyla yargı görevini yerine getiren kamu görevlilerinin yargıç ve savcıların yurttaşlarla önce de kendi meslektaşları olan avukatlarla kucaklaşmaları gerekmektedir. Bu kucaklaşma da çay içilen yerde bile araya duvar örerek değil, ancak duvarları kaldırarak mümkün olabilir.”

Akdağ, ‘ilaç sağlayacağız’ demişti
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Diyarbakır ziyareti sırasında, SSPE hastaları ve ailelerinin rehabilite edilmesini sağlayacaklarının sözünü vermişti. Bakan Akdağ, şöyle konuşmuştu: “SSPE hastalarının tedavilerinin evlerinde yapılacağını ailelerine söyledim. Hastaların ve ailelerinin rehabilite edilmesini sağlayacağız. SSPE hastalığında kullanılan ilaç, piyasada satılıncaya kadar Sağlık Bakanlığı olarak dağıtacağız.”

SSPE hastalığı nedir?
SSPE, (subacute sclerosing panencephalitis), kızamık virüsü enfeksiyonunun (beyin iltihabı) sebep olduğu bir merkezi sinir sistemi hastalığı. Kızamık hastalığı geçirildikten sonra beyine yerleşen kızamık virüsü, SSPE hastalığına neden oluyor. Kızamık geçirdikten 1 ile 10 yıl arasında hastalığın belirtileri kendini gösteriyor ve beyinde tahribata yol açıyor. Hafıza kaybı, irritabilite (uyarılara yanıt vermede görülen bozukluklar), nöbetler, istemsiz kas hareketleri ve davranış değişiklikleri hastalığın başlıca belirtileri. Hastalığın son evresinde, hasta komaya giriyor ve yıllarca sürebilecek koma ölümle sonuçlanıyor.
SSPE’den korunmanın en önemli yolu kızamık aşısı olmak. Aşı olmayanlarda hastalığın görülme oranı, aşı olanlara göre 20-30 kat fazla. Hastalığın, en erken 6 hafta içinde ölümle sonuçlandığını belirten uzmanlar, iyi bakımla 20-25 yıl yaşayan vakalara rastlandığına dikkat çekiyor.
Tıbben kesin tedavisi olmayan bu hastalığın, sadece virüsün yayılmasını geciktiren ilaçlarla seyri yavaşlatılabiliyor. SSPE’ye ait belirtiler genellikle kızamık enfeksiyonundan 2-10 yıl sonra, ortalama 5-6 yıl içinde ortaya çıkıyor.

Tabip Odası:
     Kızamık aşısı yapılmayanlar tespit edilmeli
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Adem Avcıkıran, kızamık aşısı yapılmayan ya da eksik doz aşı yapılan birçok çocuğun SSPE tehdidi altında olduğunu söyledi. Avcıkıran, “Kızamık aşısı yapılmayan çocukların tespit edilmesi gerekiyor. Bu konuda devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor” dedi.


Başa dön


Sağlıkta ‘reform’ işsiz bırakıyor
Onur Bakır
Prof. Dr. Ata Soyer, sağlıkta “reform”un sağlık çalışanlarını işsiz bıraktığını belirterek, özellikle en sert “reform”ların uygulandığı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde onbinlerce sağlık emekçisinin işsiz kaldığını kaydetti. Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanacağı uyarısında bulunan Soyer, “Sağlıkta Dönüşüm Programı’na dur diyelim” çağrısını yaptı.
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ata Soyer, sağlık alanında “reform” adı altında yapılan uygulamaların sağlık çalışanları açısından sonuçlarını gazetemize değerlendirdi. Soyer, “reform”lardan sağlık çalışanlarının payına “işsizlik, iş güvencesinin yok edilmesi, düzensiz ve uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, ücretler arasında makasın açılması ve diğer sosyal kazanımların geri alınması”nın düştüğünü söyledi. Özellikle en sert “reform”ların uygulandığı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşananlara dikkat çeken Soyer, en çok kadın sağlık çalışanları, vasıfsız işlerde ve halk sağlığı-koruyucu hizmetlerde çalışanların mağdur olduğunu kaydetti.
Soyer’in verdiği bilgiye göre, Bulgaristan’da 1990 sonrası 25 bin civarında sağlık çalışanı işten atılırken, 2000 yılında işsiz sağlık çalışanı sayısı 15 bindi. Gürcistan’da sağlık emekçisi sayısı 184 binden 85 bine gerilerken, sağlık çalışanları göç etmek zorunda kalıyor. Hırvatistan’da işsiz sağlık çalışanı sayısı 5 bini aşarken, Litvanya’da bu rakam 2 bin 500’e yaklaştı. Moldova’da “reform”ların ardından sağlık emekçisi sayısı 115 binden 82’e bine geriledi, işsiz sağlıkçı sayısı 3 binin üzerine çıktı. Polonya’da 2000 yılına gelindiğinde işsiz sağlık emekçileri 25 bin kişiye ulaşırken, Slovakya’da sağlıkçı sayısı 29 bine düştü.
Rusya Federasyonu’nda sağlıkçı sayısı 10 yılda 100 bin kişi azalırken, Ukrayna’da işsiz sağlıkçı sayısı 20 bini geçti. Gelişmiş kapitalist ülkelerde sağlık çalışanları istihdamında yaşanan artış da gerileme ya da duraksama dönemine girdi. İngiltere’de destek hizmetlerindeki sağlık çalışanları sayısında yüzde 50’leri bulan azaltmaya gidilirken, “işletmeleştirilmiş” sağlık kurumlarında personel istihdamı yüzde 25 azaltıldı. İsviçre’de destek hizmetlerinde çalışan sağlıkçılarda işten çıkarmalar yaşanırken, özellikle Güney Avrupa ülkelerinde sağlık çalışanları işsizliği giderek artıyor.
Türkiye’de de yaşanacak
Soyer, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yürütüldüğü Türkiye’de de benzer bir sürecin yaşanacağını belirterek, hastanelerin işletmeleştirilmesi ve aile hekimliğinin istihdam fazlasına yol açacağını kaydetti. Çok az sayıda sağlık çalışanının belki çok para alacağını söyleyen Soyer, bunun karşılığında da binlerce hekim ve sağlık emekçisinin işsiz kalacağını dile getirdi. Özellikle kadınlar, destek hizmetleri veren vasıfsız personel ve sözleşmeli çalışanların olumsuz etkileneceğini belirten Soyer, her yıl 4 bin 500 mezun veren hekimlerin topun ağzındaki ilk grup olacağını bildirdi.
Soyer, pratisyen hekimlerin sıkıntıya gireceğini, uzman hekimlere “özel sağlık sektörünün ucuz emeği” rolü biçileceğini belirterek, “Bu ‘reform’ları durdurmadan sağlıkçıların yaşam koşullarını düzeltemeyiz” dedi. Temel çözümün “kamu sağlık kurumları ve hizmetlerinin güçlendirilmesi” olduğunu kaydeden Soyer, “Bu da güçlü sağlık örgütleri ile güçlü bir toplumsal ve siyasal muhalefetle olanaklıdır” dedi.


Başa dön


‘Bize sahip çıkan olmadı’
Nihat Karadağ
Kazakistan’da yaşanan olaylardan sonra Türkiye’ye dönmek zorunda kalan işçiler, durup dururken kendilerine saldırıldığını belirttiler. İşçiler olaylar sırasında ve sonrasında kendilerine sahip çıkılmamasına tepkililer. Ölü ve yaralı sayısının tam olarak bilinmediğini, sayım yapma taleplerinin de kabul edilmediğini söyleyen işçiler, yaşananları gazetemize anlattı.
6 aydır Kazakistan’daki şantiyede çalıştığını belirten 26 yaşındaki elektrik ustası Ali Ay, Türkiye’ye ambulans uçakla getirilenler arasında. Ali Ay, Kazakistan’a gitmeden önce bir senelik sözleşme imzaladığını, şimdi ise durumun ne olacağını bilmediğini söyleyerek başladı Kazakistan hikayesini anlatmaya. İşi tanıdıklar vasıtasıyla bulduğunu ifade eden Ay, Kazakistan’a gidiş sürecinin öncesinde ve sonrasında nelerle karşılaştığını ise şu şekilde anlattı: “Normalde Adana’da yaşıyorum. Oradan İstanbul’a gelip firma yetkilileriyle görüştüm, ‘Tamam’ dediler. Kazakistan için buranın çalışma koşullarıyla aynı dediler. İş konusunda, kalacağımız yer konusunda, yemek konusunda bize anlattılardı. Ama dediklerinin yarısı anlattıkları gibi çıktı, yarısı çıkmadı. 6 ay boyunca hep şantiyedeydim. Hiç dışarı çıkmadım. Çıkan arkadaşlar oluyordu. Sonra çıktıklarına bin pişman geri dönüyorlardı. İşle konteynır arasında gidip geliyordum. Benim yanımda 20 tane Kazak çalışıyordu. Kablo çektiriyordum onlara. İş öğretiyordum. Çünkü onlarda işi bilen kalifiye eleman yok.”
Ali Ay, olay günü yaşananları ise şu şekilde anlattı: “Saat 11.00’de yemek molası için işi bıraktık. Zaten çoğunluğumuz oruçluyduk. Onun için konteynıra gittik. Bir arkadaş dışarı çıkıp içeri girdi, ‘Kazaklar geliyor’ dedi. Ama kaç kişi geliyor, neden geliyor bilmiyorduk. Hemen kapıyı kapattık. Büyükçe 8-10 kişilik bir masa vardı. Onu kapının arkasına verdik. Kapıyı açamayınca, camları kırdılar. Yangın söndürme tüplerini içeri attılar. Orda ben içeriye, diğer odaya kaçtım. O esnada film koptu. Benim gördüğümce benim suratıma ilk baretle vurdular. Ben gerisini hatırlamıyorum, ama arkadaşlarımın dediklerine göre en son kafama yangın söndürme tüpüyle vurmuşlar ve ben kendimden geçip bayılmışım.”
İlk gün basın mensuplarıyla görüşmek istemediğini, çünkü çok kötü olduğunu belirten Ali Ay; “O şekilde beni görüntülemelerini istemedim. Şimdi daha iyiyim. Gayri o olayı tekrar hatırlamak istemiyorum” dedi.
Borçlardan kurtulamayınca…
Elektrik-elektronik ustası olan Ercan Karataş’ın Kazakistan serüveni sadece 2 hafta sürmüş. Bağ-Kur ve vergilerini ödeyemez duruma geldiği için Kazakistan’a gitme kararı aldığını anlatan Karataş; “Şirket yetilileriyle anlaşınca, dükkanı kapatıp oraya gittim. 2 hafta olmadı ben oraya gideli. Borç içerisindeydik. Bağ-Kur’u, vergiyi ödeyemiyorduk. Onun için gittik. Yine de giderim. Çünkü Türkiye’de ekonomik kriz var” dedi.
“İlk başta olay bizim orda çıktı zaten. Yemek esnasında çıktığı falan yalan. Aynı anda tüm yemekhanelerde nasıl çıkar ki? Daha önceden toplanmışlardı zaten. Bu olay planlı” diyen Karataş, gasp edildiklerini söyledi. Kazak polisinin kendileriyle ilgilenmediğini belirten Karataş, daha sonra konuşmasına şu şekilde devam etti: “Konteynırın camını, kapısını baltalarla demirlerle kırdılar. 100 kişi 1 kişiye vuruyor. Pardösü, ayakkabı, cep telefonu her şeyi almışlar. Beni öldü diye bıraktılar. 3-4 tane hastane değiştirdim. Orada olmadı, helikopter tuttular. Hep şirket koşturdu. Polis gelip ifade bile almadı. Ben yarı baygın yatarken, benim için ‘Bırak ölsün’ dediler.”
‘Kaç kişinin öldüğü belli değil’
Kaburgalarında çok sayıda kırık olduğunu, akciğerinde ise sorun oluştuğunu ifade eden Karataş, Türk yetkililerin herhangi bir açıklama yapmamasını kızgın olduğunu belirtti. “Bu kadar insanın hayatı önemsiz mi? Kaç kişi öldü açıklamıyorlar. Bence çok ölen vardır. Keşke gerçekten ölmemiş olsa. Kim ister arkadaşının ölmesini? Televizyonda işçi arkadaşlar, Türklerden bazılarının asıldıklarını gördüklerini söylüyorlar. Şimdi bunlar yalan mı söylüyor? Hem neden yalan söylesinler ki durup dururken?” şeklinde konuştu.
Ercan Karataş’ın eşi Sevgi Karataş ise, yetkililere daha fazla tepki gösteriyor. “Basın bu olayı hafife alıp, pasif davranıyor. Hükümet de pasif. Sadece kendi canlarını düşünmesinler, bizim 5-6 gündür yaşadıklarımızı bir biz, bir de Allah biliyor. Olayın takipçisi olmalılar. Ne bir gazete ne de bir televizyon aracılığıyla mesaj yayınladılar. Hiçbir şey yok. Sessiz kalıyorlar” dedi.
35 yaşındaki Eyüp Sayıravcı ise, “2 ay olduydu Kazakistan’a gideli. 1 yıllığına gitmiştik halbuki. Umduğumuz gibi olmadı. Başımıza bunlar geldi” şeklinde konuştu. “Alma-Ata Büyükelçisi olayın küçük olduğunu, yatıştırıldığını söylüyor. Ama olay küçük müçük değil. Türk yetkilileri ve Dışişleri Bakanlığı’nı kınıyorum. Başımıza bunlar gelmesine rağmen ne bir geçmiş olsun dediler, ne de bize sahip çıktılar.”
‘Sayım yapmadılar’
Sicarettin Bucak ise yara almadan kurtulanlardan. 6 ay önce Kazakistan’a giden ve 27 yaşında olan Bucak; “Olay günü ben dayak yemedim. Olayların olduğunu görünce konteynıra sığındık. Bizden ses çıkmayınca, konteynırı boş sandılar. 4 saat kilitli kaldık. Buraya gelip tedavi altına alınan ağır yaralılar, göstermelik ağır yaralı. Çok daha kötü olanlar vardı. Bazıları da oradaki hastanede. Yetkililer geldiğinde sayım yapılmasını istedim, ama yapmadılar” dedi.

Saldırılarda hayatını kaybeden yok
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kazakistan’da Türk ve Kazak işçiler arasında çıkan kavgada ‘’hayatını kaybeden ya da kaybolan Türk işçi bulunmadığını’’ bildirdi. İlk andan itibaren Almatı Büyükelçiliği Çalışma Müşavirliği’nin, verilen talimatlar doğrultusunda gerekli tüm girişimleri yaptığı ve konunun titizlikle takip edildiği ifade edilen açıklamada, “Saldırının meydana geldiği günden itibaren bugüne kadar yapılan girişimler neticesinde alınan bilgilere göre, bu saldırılarda hayatını kaybeden ya da kaybolan bir işçimiz bulunmamaktadır” denildi. Açıklamada, saldırı sonrasında 280 işçinin çeşitli şekillerde yaralandığı ve 28 işçinin tedavisinin sürdürüldüğü, ancak kaygı verici bir durumları bulunmadığı bildirildi.
Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’nun Kazakistan Çalışma Bakanı’na bir mektup göndererek, saldırıdan duyduğu üzüntü ve kaygısını dile getirdiği ifade edildi.


Başa dön


Ambar işçileri ateşkesi tartıştı
TÜMTİS üyesi Adana’daki ambar işçileri, Ramazan Bayramı’nın 3’üncü gününü sendika binasında bayramlaşarak geçirdi. Türk, Kürt ve Arap işçiler, bayramda, kardeşlik ve barış mesajları verirken; ateşkesin kalıcı bir hale gelmesini istediler. Adana Taşımacılık, Gazi Taşımacılık, Birtaş Taşımacılık, Mersin Taşımacılık ve Toros Taşımacılık’ta çalışan TÜMTİS üyesi işçiler, bayramın ilk iki gününü, aileleri ve akrabaları ile geçirdiler. Mahallede akraba ve komşu ziyaretlerinde bulunan işçiler, bayramın son gününde, sendikada buluşup bayramlaştılar. Her işçi grubu elinde şeker, çikolata ve tatlı ile sendikasına gelip işçi arkadaşlarıyla kucaklaştı. EMEP Adana il yöneticileri de TÜMTİS Sendikası’na gelerek işçilerin bayramını kutladı. Gazetemize konuşan işçiler, bayramda en anlamlı mesajın barış ve kardeşlik olduğunu söylediler. Sendika çatısı altında oluşan birlik ve kardeşlik tablosunun tüm ülkeye yayılması gerektiğini söyleyen işçiler, bunun için Adana’da sendikaların ve siyasi partilerin imzaya açtığı; “Kürt sorunu; silahların susması, eşit haklara dayalı demokratik adımların atılmasıyla çözülecektir” başlıklı deklarasyona imza attılar. Gazi Taşımacılık İşyeri Baştemsilcisi Ali Akar, Mardin Araplarından. Akar, ateşkesin tek taraflı yürümeyeceğini söylüyor. Mardin’de çatışmalara tanık olduklarını hatırlatan Akar, “Yaşanan çatışmalardan ve uygulanan baskılardan dolayı köyde kimse kendi toprağına dahi gidemiyordu. İnsanlar kendi tarlasına giderken kimlik rehin bırakmak zorunda kalıyor ” dedi. Gazi Taşımacılık’ta temsilci olan Davut Dindar ise ateşkesin gerekli olduğunu düşünüyor ve bunun sürekli hale gelmesinden yana. Ülkedeki birlik ve beraberliğin sağlanması gerektiğini söyleyen Dindar, “Bizim işyerinde herkes birbirine tutkun, Arap’ı, Türk’ü Kürt’ü hepsi aynı ve kardeşçe çalışıyorlar. Tüm ülke böyle olsun istiyoruz” diyor.
Hasta haklarına bütçe bariyeri
26 Ekim Hasta Hakları Günü’nde hekimlerden “Hasta hakları daha da geriye gidecek” uyarısı geldi. Genel Sağlık Sigortası ve bütçe uygulamalarının hasta haklarını ihlal ettiğini belirten Ankara Tabip Odası (ATO) yöneticisi Selçuk Atalay, yüzde 4’lük Sağlık Bakanlığı bütçesi ile hasta haklarının geliştirilemeyeceğini söyledi. ATO Yönetim Kurulu, Hasta Hakları Günü nedeniyle dün basın toplantısı yaptı. ATO Sağlık Politikaları Komisyonu Üyesi Halk Sağlığı Uzmanı Cemal Güvencin, TTB’nin gündeme getirdiği hasta haklarının 1998’de Türkiye’de yasal güvenceye kavuştuğunu kaydetti. Güvercin, hasta haklarını oluşturan iki unsurun, “hastalıklardan korunmak için koruyucu önlemlerin alınması” ve “hasta olunca yeterli sağlık hizmetinin sunulması” olduğunu söyledi. Güvercin, sağlık sisteminin bu temelde kurgulanması gerektiğini belirtti. Güvercin, sağlık sisteminde “kâr” beklentisinin “hak” kavramının önüne geçtiğini belirterek, sağlığın özelleştirilmesiyle hasta haklarının ihlal edildiğini vurguladı. Hastaların para kazanma aracı haline getirildiğini, Bütçe Uygulama Talimatları ile ilaç kısıntılarına gidildiğini, sağlık hizmetine ulaşmada sorunlar yaşandığını kaydeden Güvercin, “Sağlıkta Dönüşüm Programı hasta hakları önünde en ciddi engeldir” dedi. Güvencin, hasta haklarının ancak “herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir sağlık hizmeti” verilmesiyle yaşama geçirilebileceğini dile getirdi. ATO Yönetim Kurulu Üyesi Selçuk Atalay ise, yüzde 4’lük Sağlık Bakanlığı bütçesi ile hasta haklarının geliştirilemeyeceğini kaydederek, “Hasta haklarının ne kadar önemsendiği Sağlık Bakanlığı’na bütçeden ne kadar pay ayrıldığı ile ortaya çıkacak” diye konuştu. Türkiye nüfusunun yüzde 13’ünün sosyal güvencesi olmadığına dikkat çeken Atalay, “Sosyal güvencesi olanların da önünde Genel Sağlık Sigortası gibi bir bariyer var. Başbakan bile sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorluk çekiyor. Hasta hakları daha da geriye gidecek” dedi. ATO Yönetim Kurulu Üyesi Vahide Bilir de, “sokakta çöp toplayanlarla Başbakan’ın aynı koşullarda sağlık hizmetlerinden yararlanması” durumunda hasta haklarından söz edilebileceğini kaydetti.
124 yıllık ‘yetim evlat’
On dokuzuncu yüzyıldan bu yana devam eden İnebolu limanının yılan hikayesine dönen yapımı yıl sonunda nihayet tamamlanacak. Dönemin Kastamonu Valisi Sırrı Paşa’nın görevden ayrılırken Abrurrahman Paşa’ya “Size yetim bir evlat bırakıyorum. En büyük ricam ikmaline inayetinizdir” dediği liman inşaatı 124 yıl sonra bitiyor. 19. Yüzyıldan 21.Yüzyıla kadar süren liman inşaatı 3 Osmanlı Padişahı, 58 Cumhuriyet hükümeti eskitti. Milli Mücadele yıllarında işgal altındaki İstanbul’dan gizlice kaçırılan ve Rusya’dan gönderilen silah ve cephaneler, gemilerle en güvenli yer olan İnebolu Limanı’na gönderilmişti. Atatürk’ün ‘’Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da’’ sözüyle büyük önem verdiği bu sevkıyat 3 yıl sürdü. Ancak silah yüklü gemilerin boşaltılması sırasında azgın dalgalar yüzünden büyük sıkıntılar yaşandı. Liman 1926’da Karadeniz’in azgın dalgalarına yenilerek yıkıldı. 1927’de liman inşaatı için 100 bin lira ödenek ayrılır. Bu kez de müteahhit işe başlamaz. Liman inşaatı 1928’de 104 bin lira keşif bedel üzerinden ihaleye çıkarılıp, 1929’da bütçeye 500 bin lira ödenek koyulur ve yılda 100 bin lira harcanması şart koşulur. Buna rağmen çalışmalar istendiği gibi gitmez. 1938’de İsmet İnönü, gereken emirleri verir fakat yerine getirilmez. Liman 1945’de tekrar hatırlanır ve 750 bin lira ayrılır; 1946’da 3 milyon lira ödenek ayrılır. Fakat bu da sonuç getirmez. Adnan Menderes’in Başbakan olmasıyla birlikte liman için 1953’de 8 milyon lira ödenek ayrılır. Bu sayede liman inşaatında önemli ilerleme sağlanır. 1980 fiyatlarıyla 30 milyon lira keşif bedelle ana mendirek duvarı ve fener kulesi inşa edilir. 1985’de ise 109 milyon lira keşif bedelle çekek yeri yapımı ile balıkçı barınağı ve saha betonlaması gerçekleştirilir. Bu arada İnebolu Limanını, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller hükümetlerini de görür, ancak inşaat çalışmaları bitirilemez. İnebolu Limanı’nın genişletilmesi için 1997’de yeni proje hazırlanır. Projenin değeri 1997 birim fiyatları ile 3,5 trilyon lira olarak belirlenir. 1997 yılından bu yana da bu projenin çalışmaları bir inşaat firması tarafından sürdürülüyor. Ulaştırma Bakanlığı, İnebolu Limanı için bu yıl 4 milyon YTL ödenek gönderdi. Liman inşaatının son müteahhidi olan halen inşaat çalışmalarını yürüten firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Engin Musaoğlu, inşaatın bugüne kadar tamamlanamamasındaki en büyük nedenin yeterli ödenek gönderilmemesi olduğunu söyledi. Limanın yapımını 9 yıldır sürdürdüklerini ve Türkiye’de inşaatı süren tek limanın İnebol olduğunu anlatan Musaoğlu, “Yapımına 124 yıl önce başlanmasına rağmen en sona bırakılan İnebolu Limanı da bir aksilik olmazsa yıl sonuna tamamlanacak’’ diye konuştu. İnebolu Belediye Başkanı İdris Güleç de adeta ‘yılan hikayesine’ dönen liman inşaatını bitirtti. İnebolu’da yaşayan vatandaşlar da büyük dedelerinin inşaat çalışmasını gördüğü limanın tamamlanacak olmasının ayrıcalığını yaşayacaklarını kaydettiler.
Liseliler dehşet saçtı
Okullarda artan şiddet olaylarını engellemek için göstermelik çalışmalar yapılırken, bayramın son gününde Eminönü’nde yaşanan bir olay, konunun ciddiyetini ortaya koydu. 5’i lise öğrencisi 6 genç, otobüste tartıştıkları 19 yaşındaki Osmangazi Kaplan adlı kişinin kafasına silah dayadı. Taksitle silah satışının gündeme geldiği son günlerde bireysel silahlanmanın ulaştığı boyutu gözler önüne seren olay, önceki gün akşam saatlerinde Eminönü’nde meydana geldi. Bakırköy’den Eminönü’ne gitmek için İETT otobüsüne binen Osmangazi Kaplan (19) isimli kişiyle, yaşları 15 ile 17 arasında değişen 6 genç, bilinmeyen bir nedenle otobüs içinde tartışmaya başladı. Gençler arasındaki tartışma otobüsteki diğer yolcuların araya girmesiyle yatıştırılırken Kaplan, Sirkeci’ye gelindiğinde otobüsten indi. Aynı durakta otobüsten inen 6 genç, Kaplan’ı takip etmeye başladı. Gençler, Eminönü Boğaz İskelesi önünde sıkıştırdıkları Kaplan’ı zorla tenha bir yere götürmeye çalıştı. Ancak Kaplan, liselilere direnince küçük çaplı arbede yaşandı. İşi daha da ileri boyuta taşıyan gençlerden 5’i yüzlerce insanın arasında Kaplan’ı yere yatırırken diğer arkadaşları belindeki silahı Kaplan’ın başına dayayarak tehdit etti. Etraftakileri dehşet içinde bırakan olay, devriye görevi yapan Yunus ekiplerinin müdahalesiyle sona erdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net