“Ermeni soykırımını reddedenlere ceza” öngören yasa tasarısı Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edildi. Tasarının, meclisten geçmesine karşın Senato’dan geçemeyeceği, geçse ve Chirac onaylasa bile Anayasa Mahkemesi’nin reddedeceğine kadar bir dizsi spekülasyon yapılıyor. Ve bu spekülasyonların da seçimler yapılıncaya kadar sürmesi, hatta artarak sürmesi bekleniyor.
Fransa ve Türkiye arasındaki “diyalog” oldukça ilginç gelişiyor. Fransa Türkiye’yi “Ermeni soykırımı”yla suçlarken, Türkiye de Fransa’yı Cezayir’de yaptıkları soykırımla suçluyor. Ama Fransızlar “Ermeni soykırımı”nda kendi kışkırtmalarının, kendi dünyayı paylaşma hırslarının rolünü unuturken, Türkiye’nin sözcüleri de Türkiye’nin; Cezayir’in bağımsızlığı ve Fransa’nın BM’de, Cezayir’de yaptıkları işkence ve katliamlardan dolayı suçlanmasına karşı oy kullanan tek ülke olduğunu, bu utancı taşıdıklarını bilmezden geliyorlar. (Özal, Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu konuda Cezayirlilerden özür dilemiştir.)
Ama bu tablo çok önemli bir şeyi de sergiliyor: Bu iki ülkenin temsilcilerinin birbirleri hakkında söyledikleri çok büyük ölçüde gerçektir. Ama onların ortaklıkları bundan ibaret de değildir. Tersine bir ortak noktaları daha olmuştur: Daha dün sadece Türkiye’nin 301’i varken, bugün Fransa’nın da bir 301’i olmuştur. Henüz Senato’dan geçip yürürlülüğe girmemiş bile olsa, zihniyet bakımından Fransız burjuvazisi ve onun temsilcileri, “Türk muarızları”nın zihniyetiyle buluşmuşlardır. Böylece Fransa ve Türkiye birbirleriyle “uzaklaşıyor” göründükleri şu günlerde; zihniyet olarak, demokratik normlara yaklaşım olarak birbirlerine düne göre daha yakın iki ülke haline gelmişlerdir!