“... Akşam olup millet eve gidince, saat dört çayından kalan bardakları yıkıyordum. Ortalığı toplayıp, yerleri süpürmek de benim işimdi. Zoruma gidiyordu. Küçüktüm, gariplik çekiyordum. Tezgahın altına girip ağlıyordum...” Mustafa Güleç, Ordu’nun Fatsa ilçesinden abisinin peşine gelip, onun yanında ilk işine başladığında bu duyguları uzunca bir süre yaşamış. “İstanbul mu? Aha sana İstanbul!” demişler ve 10 kişilik bekar evinde yaşamasını öğretmişler. Peki sonrası? Malum; sabah erkenden işbaşı, uzun süren mesailer, yorucu saatler, uykusuz geceler... O zamanlar cep telefonu nerdee! Özlem duyduğu anasını mahallenin ortasındaki jetonlu telefondan arıyor, aradıkça da İstanbul’a alışmak daha da zorlaşıyor. Tekstil atölyesinde başladığı ilk işi onun bütün dünyası. Başka da bir şey düşünmek kolay değil.
‘Bilgisayarlısı nerede’
Mustafa, 5 yıla yakın çalıştığı bu küçük atölyede bir şey öğrenemediği için ayrılma vaktinin geldiğini düşündüğünde, Haramidere’de bir başka atölyeye gitmiş:
- Makine kullanmayı biliyor musun?
- Yok, iplik takmayı biliyorum sadece. Ama öğrenmek istiyorum.
- Tamam başla da görelim. Sigorta yok. Ücret de 100 milyon...
“O zaman bilgisayarlısı nerdeee” şimdiki gibi kolay değil makine kullanmak. Ama işi öğrenmek zorunda olan Mustafa için tek amaç var o dönemde, usta olmak. Çalışma koşulları pek farklı olmasa da makine kullanmak başka bir şeyi ifade ediyor onun için... Artık büyüyüp usta makineci olan Mustafa, bütün işi öğrendikten sonra büyük bir fabrikaya girmek için kolları sıvıyor. İki yıldan fazla çalışıp usta bir makineci olarak Kıraç’ta bulunan Livay Tekstil’de işbaşı yapan Mustafa, ilk sigortasını burada yaptırıyor ve usta makineci olduğu için de 400 milyon lira ücret almaya başlıyor.
Aynı kader
Aslında babası zorluyor onu sigortalı bir işe girsin diye. Babası, hiçbir güvencesi olmadan inşaat işinde çalışmış yıllarca. İş peşinde evini bırakarak il il gezmiş. Mustafa’nın küçük bir çocuk olmasına rağmen aile ocağından ayrılabilme cesareti de buradan geliyor. Olanaksızlık gurbetin yolunu açıyor ve Mustafa da tıpkı babası ve abileri gibi başka illerde yaşam kavgasının içine giriyor.
İlk işçiliğini yaptığı yerde “başka bir dünya yokmuş gibi” yaşayıp çalışan Mustafa, artık usta bir makineci. Son olarak çalıştığı Livay Tekstil’den ücretlerin az olmasından ve zam yapılmamasından dolayı ayrılmış. Bir arkadaşı aracılığıyla da BJ Tekstil’e girmiş. Mustafa, “Tekstilde zamanla çevren genişliyor. Eğer işi beğenmiyorsan arkadaşların sayesinde hemen başka bir işe girebiliyorsun. Fabrika değilse atölye, ama mutlaka bir iş buluyorsun. Boş kalmak yok” diyor.
Yeniden...
“Çoğu işyerinde sigorta yok, ücretler az, çalışma saatleri belli değil, fazla mesai ücreti denen bir şey yok. Yani bedavaya canını çıkartıyorlar. Hele bir de sessiz biriysen, ses çıkartmıyorsan kimsenin umurunda olmuyorsun” diyen Mustafa, çocuk yaşlarda başladığı işçilik hayatını bu şekilde anlatıyor. İşyerlerinin farklı olmasına rağmen hepsinin aynı olduğunu söylüyor. Zamanla hak ettiği şeylerin farkına varmaya başlayan Mustafa, BJ Tekstil’de kendinden büyüklerin sendika önerisini hemen kabul etmiş. Yalnız askerlik sorunu olan Mustafa, yakın zamanda askere gidecek olmasından dolayı üye yapılamamasına rağmen bütün sendika çalışmalarında yer alarak işçi arkadaşlarını yalnız bırakmamış.
“Şimdiye kadar çalıştığım en büyük yer” dediği BJ Teksktil Fabrikası’nda hayatında hiç olmayan duyguları yaşamaya başlamış; “Birbirine sahip çıkma, dayanışma, beraberlik... Bu duyguları yaşamak çok güzel bir şeymiş. İnsan farklı bakıyor dünyaya.”
BJ Tekstil’de yaşadığı dayanışma duyguları hayatında çok şeyi değiştirmiş Mustafa’nın. Patronun sendikaya karşı açtığı savaş sonucunda işten atılanlardan o da. Birkaç gün sonra askere gidecek olmasına rağmen gezip tozmak yerine bir tekstil atölyesinde çalışıyor: “Bu zamana kadar hep çalıştık, nereyi gezeyim.”
Askerden döndükten sonra başka bir hayat başlayacak onun için. Kendisinin dediği de bu; “Bundan sonra hayatımı yeniden kuracağım.”
HER YERDE KARŞIMA ÇIKIYOR Genç bir işçi olan ve çalışmaktan başka bir şey yapmanın “fırsatını” yakalayamayan Mustafa için aşk, uzak bir kavram. Yaz tatillerinde fabrikalarda çalışan genç kızlardan biri olan Nilay’a aşık olan Mustafa, tıpkı İstanbul’a geldiği günlerde yaşadığı ezikliği bu konuda da yaşıyor. “3 ay boyunca açılamadım. En sonunda okullar açılınca gitti. Amcasının kızıyla haber gönderdim. Niye oradayken söylemedi demiş. Akşamları işten çıkınca evinin oraya gidiyordum, onu görmek için.” Daha sonra Nilay’ın büyük bir alışveriş mağazasında çalıştığını öğrenince Mustafa, bu sefer orayı mekan edinmiş. Öğlen yemek paydosunda bir iki şey atıştırıp, bazen de bir şey yemeden aceleyle Nilay’ın çalıştığı yere, onu görmeye gidiyormuş. Başka da çaresi yok. Çünkü Nilay’ı görebileceği tek yer orası. Mustafa’ya kalsa bütün bir zaman orada kalabilir ama Nilay:
- Burada ne arıyorsun?
- Seni görmeye geldim!
- Beni seviyorsan bir daha buraya gelme.