www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Resmi tarihle hesaplaşma
1938’de Dersim’de yaşanan kıyım, tanıkları ve belgeleri ile ilk kez bir belgeselde bir araya getirildi. Belgesel Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan ‘38’in yönetmeni Çayan Demirel, “Türkiye’de resmi tarih yazımı değişmediği ölçüde, ciddi bir barışın sağlanabileceği kanısında değilim” diyor.

Şarkılar Filistin ve Lübnan için söylendi
Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Lübnan ve Filistin halkıyla dayanışma amacıyla gerçekleşen konsere ev sahipliği yaptı. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenen dayanışma konserinin sloganı “Mama Al Konsere Gel” idi. Bu kapsamda konseri dinlemeye gelenler, bilet yerine çocuklara gönderilmek üzere yanlarında getirdikleri bebek mamalarıyla giriş yapabildi.

‘Guhar-tim’ Adana’da sahnelendi
Türkiye’de ilk Kürtçe Stand-up yapan isimlerden biri olan Murat Batgi, yeni oyunu “Guhar-tim” ile Adana’da sanatseverlerin karşısına çıktı.


Resmi tarihle hesaplaşma
Serpil İlgün
“Başımıza neler geldi, neler. Öyle bir acıydı ki, gavur bile halimize ağlardı. Gavur gavur...”
Tedip ve tenkil (Edep, had bildirmek)). Sadece Dersim’e değil, bütün bir bölgenin uzak ve yakın tarihine damgasını vuran o büyük acılara nasıl bir politikanın yön verdiğini merak ederseniz bu iki kelimeye ulaşırsınız. Yaşananlar, kelimelerin Türkçeleşmesinden başka bir şeyin değişmediğini gösteriyor. Zira her hak talebinin, her kendine dikte edileni kabul etmeyişin imhayla yanıtlanması son 30 yıldır da değişmemiş: Şaki, dağlı, eşkıya, serkeş olarak tanımlanan Kürtler, terbiye edilerek, hadleri bildirilmiştir.
Tedip ve tenkil, 1938’de Dersim’de yaşanan kıyımı anlatan “38” adlı belgeselde de altı en çok çizilen iki kelime. “Belgesel, belgelerin sunumudur” diyen Yönetmen Çayan Demirel, Dersim kıyımının belgelerini sunmak üzere arkadaşlarıyla birlikte üç yıl önce yola koyulmuş. Dersim ve ’38 kıyımına ilişkin araştırmalar, arşivler incelenmiş, konunun uzmanları ve sayıları artık giderek azalan tanıklarıyla konuşulmuş. ‘38’ adını taşıyan 68 dakikalık belgesel, işte bu kolektif emeğin sonunda ortaya çıkmış. Çayan Demirel’le, gösterildiği 1001 Belgesel Film Festivali’nde büyük ilgi gören ‘38’i konuştuk.
‘38’ belgeseli ilk deneyiminiz mi?
Daha önce bilim felsefecisi Yılmaz Öner belgeseli yapmıştık. Mektepli değilim ama o yaptığımız belgeselden güç alarak “Bunu da yapabiliriz” dedik. 1938, çok bilinen, sonuçları çok ağır olan bir olaydı ama bununla ilgili bir çalışma yoktu. Tarihsel olarak bunun yapılması bir zorunluluktu ve aslına bakarsanız kurumların yapması gereken projeye 2002’de arkadaşlarım Ali Naki Gündoğdu ve Ali Haydar Güler’le başladık ve üç yılda tamamladık.
Bu üç yılın temel zorlukları nelerdi?
Öncelikle ekonomik zorluklar. Çünkü finans anlamıyla sermayedarların kapısını çok fazla çalmadık. Daha çok arkadaş çevresi desteği ile tamamlayabildik. Yani, birine “Bize kaset al” dedik, diğerinden kitaplar istedik, bir başkasına “Yol parasını ver’ dedik. Böyle koordine edilen bir çalışmaydı ve belgeselimizin müziklerini hazırlayan Metin Kahraman başta olmak üzere, bütün arkadaşlarıma destekleri için teşekkür ediyorum. Resmi ideolojiyi teşhir edebilmekti amacımız. Bu yüzden yereli çok işleyemedik ama yereli işleyebilecek, her karesi bir film olan çok fazla olay var. Bunları anlatmak zaten 68 dakika için mümkün değil.
Resmi tarihin teşhiri, bu ülkede sorunun çözümüne etki yapıyor mu?
Türkiye’de resmi tarih yazımı değişmediği ölçüde, ciddi bir barışın sağlanabileceği kanısında değilim. İsmail Beşikçi’nin belgeselde altını çizdiği önemli bir nokta var. “80 yıldır reddettiniz. Yani ‘Kürt yoktur, dili yoktur, kültürü yoktur’ dediniz. 80 yıl sonra bunu kabul etmeye başladınız. Bu bir özür gerektiriyor” der. Bence de çok haklı. Bu tarihsel süreç kabul edilmezse ve resmi tarih yazımı değişmezse evet, bir arada olma ortamının gelişebileceği ama bunun çok temelsiz olacağı inancındayım. Tarih yazımının değişmesi bence barışa atılacak ilk adımdır. Bizim bu derdi işlememizdeki ve altını çizmemizdeki neden de budur. Yoksa halkları birbirine düşman etmek gibi bir derdimiz yok. Çünkü halklar birbirine düşman değil. Belgeselde katliama maruz kalmış yaşlı bir ana, “Derdime yanan yok. Biz de halkız. Halk halka ağlasın” diyor. Demek ki halkların birbirinden bir beklentisi var. Resmi ideolojiyi oluşturan kurumların, kişilerin halkları birbirine düşürme istencini kaldırabilmenin yolu da bu resmi tarihle hesaplaşma kanımca.
Dersim’e giderek tanıklarla da konuştunuz. ‘38’in hem tanıklar, hem de Dersimliler üzerindeki etkilerine ilişkin neler gözlemlediniz?
Aslına bakarsanız bölgede 1938’den beri süren bir savaş ortamı var. Ve ‘38’in dilini çözdüğümüzde, Kürt sorununu da algılayabiliyorsunuz. Coğrafyanın o savaş ortamını hiç yitirmemesi, insanların bu acılarını unutmamasını sağladı. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen hâlâ hatırlıyor olmaları, aslında çok travmatik bir durum olduğunu gösteriyor. Yani her acı gördüğünde aklına ilk gelen fotoğraf, ‘38’ fotoğrafı. Bu travmayı gelenekleriyle yaşıyorlar. Bu ses tonlarına, davranışlarına yansıyor. Örneğin ‘38’i sorduğumuzda kimse bize cevap vermiyordu. Ama kendi hayatlarını sorduğumuzda ilk anlattıkları yer ‘38’di. Bu o travma dediğimiz şeyi çok net ifade ediyor. Bir güven sorunu da var. Diyalog kurabilmek için onların güvendiği insanlarla gittik. Ama yanlarında kaldığımız yaşlılarla kendimiz diyalog kurmakta zorlanmadık. Çünkü o dili, o geçmişi bilmiyorsanız, yaşlılarla rahat iletişim kuramıyorsunuz.
Dersimliler ve tabii ‘38’i bilmeyenler, belgeseli ne zaman izleyebilecek?
Bu coğrafyada yaşayan halklar, Dersim gibi olguları çok fazla bilmiyorlar. Yani süreç bir isyan kavramıyla tanımlanıyor ama orada bir isyan falan yok. Bu nedenle bunu Dersimlilerden çok, Anadolu’da yaşayan halklara izlettirmek gerekiyor. Dersim’de bir buçuk ay kadar sonra bir gösterim tasarımız var ancak diğer kentler için bir tarih henüz dillendiremiyoruz.
‘38’in de gösterildiği 1001 Belgesel Film Festivali’nde Ermenileri konu alan bir belgeselin programdan çıkarılmasını siz nasıl yorumladınız?
Bu Türkiye’nin siyasal bir refleksi. Ahmet Kaya yıllar önce “Kürtçe bir klip yapacağım” demiş, bu ülkenin siyasal refleksi adama çatal bıçak fırlatmıştı. 1001 Festivali’nin, örneğin ‘38’e ilişkin de kaygıları vardı ama bu kamuoyu nezdinde çok fazla ifade bulmadığı için bir yaptırımla karşılaşmadılar. Onlar için bir çekince olmadı yani. Ama aynı durumu Ermenileri anlatan belgesel için söyleyemiyoruz. Belgesel, belgelerin sunumudur aslında. Biz de ‘38’de yaşananları aktardık. Bu anlamda çok ideolojik durmanıza gerek yok.


Başa dön


Şarkılar Filistin ve Lübnan için söylendi
Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Lübnan ve Filistin halkıyla dayanışma amacıyla gerçekleşen konsere ev sahipliği yaptı. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenen dayanışma konserinin sloganı “Mama Al Konsere Gel” idi. Bu kapsamda konseri dinlemeye gelenler, bilet yerine çocuklara gönderilmek üzere yanlarında getirdikleri bebek mamalarıyla giriş yapabildi. Yanlarında mama getirmeden gelenler ise kapıda açılan stantlarda, kutusu 12,5 YTL’ye satılan mamalardan alarak konser alanına girebildi. Etkinliğe aralarında yazar, yönetmen, kitle örgütü temsilcisi birçok aydın ve yazarın bulunduğu binlerce kişi katıldı. Etkinlikte ilk olarak Fuat Saka, Pinhani, Bayar Şahin, Mazlum Çimen sahne alarak şarkılarıyla konsere renk kattı. Ardından sahneye şair Arif Damar davet edildi. Arif Damar, şair Nazım Hikmet’in ve kendisinin şiirlerinden örnekler sundu. Aydın Kant ve grubunun sahne aldığı etkinlik, Hilmi Yarayıcı, Kardeş Türküler, Vedat Sakman, Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, Bülent Ortaçgil ve Metin Kahraman’ın sahne alması ve “Japon Balıkçısı” adlı filmin gösterimi ile geç saatlere kadar sürdü.


Başa dön


‘Guhar-tim’ Adana’da sahnelendi
Atinalı Timon perdelerini açıyor İlk olarak 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde perde açan “Atinalı Timon” adlı oyun, Oyun Atölyesi’nde yarın sahnelenmeye başlıyor. Shakespeare’e ait olan oyun, paranın insan ilişkilerinde neden olduğu yıkımı en iyi anlatan oyunlardan biri sayılıyor. Kemal Aydoğan’ın yönettiği oyunda, Haluk Bilginer, Tülay Bursa, Mahmut Gökgöz, Cüneyt Uzunlar, Gürkan Uygun, Sermiyan Midyat, Barış Yıldız, Öner Erkan, Toğan Şerif Önay, Barış Aksavaş, Ayça Aykut, Evrim Alasya ve Fulya Ceylan rol alıyorlar. Oyun; 11, 12, 13, 14 Ekim günleri saat 20.30’da; 15 Ekim Pazar günü ise 16.00’da izlenebilir.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net