www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



1. sınıflar camiye 2. sınıflar kahveye
Tokat’ın Karakuzu köyünde, okulun tadilat işini alan müteahhit inşaatı yarım bırakınca öğrenciler ve veliler zor durumda kaldı. Öğrencilerin şimdiki mekanı cami ve kahvehane oldu.

‘Gemi Söküm Tesisleri kapatılsın’
54 ton asbestli madde barındıran Hollanda bandıralı ‘Otopan’ yük gemisi Çeşme’ye 11 mil uzaklıkta beklerken, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nin kapatılması talebi gündeme geldi.

Apê Musa’nın katilleri hâlâ can alıyor
Gazeteci Musa Anter 14 yıl önce katledildiği Seyrantepe’de anıldı. Apê Musa’nın katledildiği sokağa karanfiller bırakıldı. Konuşmaların Kürtçe yapıldığı anmada, Musa Anter’in katillerinin bugün hâlâ Diyarbakır’da çocukları öldürmeye devam ettiğine dikkat çekildi.

Eğitimde yol ayrımı - 4 -
   Sınav sistemi neyi ölçecek

YÖK, hazırladığı raporla ÖSS yerine iki aşamalı sınav öneriyor. Sınav sayısını artırmak dershane sektörünü pompalar. Doğru olan sınav sayısı ve şekli değildir. Sınav bir ölçme biçimidir. Ölçüsüz bilim ve teknoloji olamaz. Önemli olan neyi ölçtüğünüzdür.


1. sınıflar camiye 2. sınıflar kahveye
Yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte eğitim çilesi de başladı. Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Karakuzu köyünde tadilat bitirilmeyince öğrenciler okul yerine cami ve kahvehaneye gitmeye başladı. Köylüler, yetkililerin sorunu çözüme kavuşturmasını bekliyor.
Trajikomik olay, okulun depreme dayanıklı hale getirilmesi için başlatılan güçlendirme inşaatından sonra ihale yapılmasıyla başladı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 8 Ağustos’ta yaptığı ihalenin ardından bir inşaat firması, okulun düzeltme ve yapımını üstlendi. Ama 15 günlük çalışmanın ardından firma, okulu inşaat halinde bıraktı.
İlginç çözüm
Okulun harabe halinde kalması öğrenci ve velileri mağdur etti. Eğitim öğretim sezonunun başlamasına rağmen okulun tadilatta olmasına tepki gösteren veliler, soruna geçici ve ilginç bir çözüm buldular. Veliler, yaklaşık 170 öğrencinin bir kısmını oluşturan birinci sınıf öğrencileri için köy camisini derslik yaptı. Diğer öğrenciler ise köyün kahvehanesi; Dursun Arslan adlı köylünün evi ve köy konağına yerleştirildi. Ellerindeki imkânları kullanarak sınıf yapan köylüler, bu kez öğrencilerin sınıflara sığmaması engeliyle karşılaştı. Yılmayan köylüler, öğrencileri sabahçı-öğlenci olarak kısımlara ayırmak suretiyle bu engeli de aştı.
Tozlu teneffüs
Fakat öğrenciler yine imkansızlıklarla mücadele ediyor. Köy halkının sınıf olarak belirledikleri yerlerde bahçen olmaması nedeniyle, öğrenciler toz toprak içinde beden dersi yapıyorlar. Evi sınıf olarak kullanan öğrencilerin sorunu ise evdeki tuvaletin yetersiz olması. Köyün bir evinde öğretim gören öğrenciler, ders yaparken evin yanındaki ahırdan gelen kokulardan da rahatsız.
Derslik ihtiyacını böyle karşılayan köylüler, okul müdürünün makamını da köy camisinin altındaki büroya taşıdı.
Köy Azası Hamdi Keleş, 12 okulun ihalesini alan müteahhidin işi yarım bırakmasıyla perişan olduklarını belirterek, “Öğrencilerin her biri bir yerde eğitim görüyor. Milli Eğitim Bakanlığı bu durumla ilgilensin” dedi.

Muhtara suçlama
İstanbul’un Küçükbakkalköy semtindeki Roman vatandaşlar, muhtardan ikametgâh alamadıkları için çocuklarını okula gönderemediklerini öne sürdü. Küçükbakkalköy’deki İstanbul Valiliği İl Özel İdaresi önünde Romenler adına açıklama yapan Hacer Foggo, evleri yıkılan ailelere; Muhtar Yusuf Altay tarafından Kadıköy Kaymakamı talimatıyla ikametgah verilmediğini belirtti. Yaklaşık 50 çocuğun okula gidemediğini belirten Foggo, “Ailelerin bir kısmı enkazda yaşadıkları ve koşulları elvermediği için çocuklarını okula gönderemiyor. Binbir güçlükle göndermeye çalışanlara karşı ise evlerinin yıkılmış olması gerekçe yapılıyor” dedi. 19 Temmuz’da birçok evin kaçak olduğu gerekçesiyle yıkıldığını hatırlatan Foggo, “Ne okulları, ne evleri var. Bu çocuklara eğitim fırsatı tanımazsak, onlarla nasıl aynı geleceği paylaşabiliriz?” diye sordu.
DİHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Mahalle Muhtarı Yusuf Altay ise; önceden kaydı olan veya nakil getiren herkese nakil verdiklerini söyledi.
‘Sınırlar zorlanıyor’
Öte yandan; Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, hükümetin kadrolaşma ısrarında hukuk sınırlarını zorladığını bildirdi. Hükümetin; çalışma süresine bağlı zorunlu yer değiştirmeye tabi eğitim kurumu müdürlerinin tercihlerine atanmaması halinde görev yerlerinin saptanmasında valilikler ve bakanlığa yetki verdiğini belirten Şimşek, ilgili genelgenin yürütmesinin durdurulduğunu kaydetti. Aynı amaçla yeni bir genelge yayınlandığını duyuran Şimşek, “Anlaşılan bakanlık, AKP teşkilatlarının baskısı ile karşılaşmıştır” dedi.


Başa dön


‘Gemi Söküm Tesisleri kapatılsın’
İbrahim Açıkyer
54 ton asbestli madde barındıran Hollanda bandıralı ‘Otopan’ yük gemisi Çeşme’ye 11 mil uzaklıkta beklerken, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nin kapatılması talebi gündeme geldi. “Türkiye Avrupa’nın çöplüğü olmasın” diyen çevreciler, tesisin kapatılmasını veya ya da insan sağlığını tehdit etmeyecek şekilde gerekli donanım sağlanmasını, denetimi yapılmayan gemilerin sökümünün yapılmamasını istedi.
‘Türkiye çöplükten kurtulamadı’
Tehlikeli Gemi Sökümünü Önleme Girişimi’nin Dönem Sözcüsü Ertuğrul Barka, Avrupa Birliği’nin (AB) Gemi Sökümcüler Derneği’ne, söküm tesislerinin ıslahı için 50 milyon avro bağışta bulunduğuna dikkat çekerek, “Amaç, toplumun tepkisinin kesilmesidir. Ancak Türkiye’nin çöplük olarak kalması istenmektedir. Türkiye çöplük olmaktan kurtulamamıştır” dedi. Bazı çevre örgütlerinin Aliağa’daki söküm tesisinin düzeltilip daha sonra çalıştırılmasını istediklerini ifade eden Barka, “Bence hiçbir şekilde çalıştırılmamalı bu tesisler. Çünkü Türkiye’yi çöplük olarak düşünen zihniyetin yaklaşımıdır bu. Gemi sökümü durdurulmalıdır” dedi.
‘İşçiler tehlike altında’
DİSK Limter-İş Ege Bölge Temsilcisi Selahattin Ilgaz ise Aliağa’da bulunan gemi söküm tesislerinde işçilerin tehlike altında olduğunu ve işçilerin gaz maskesi, serinleten özel iş elbiseleri ile kaliteli ve izole edilmiş baretler kullanmaları gerektiğini söyledi. Tesislerde kesilen gemilerde kimyasal ve kanserojen maddeler bulunduğuna dikkat çeken Ilgaz, “Bu tedbirsizlikler nedeniyle cilt hastalıkları ve ağır yaralanmalar yaşanıyor. Ayrıca orada ilk müdahalenin yapılması için özel bir hastane olması gerekirken bu yok” diye konuştu. Farklı yerlerden petrol ya da farklı maddeler yüklü gemilerin Türkiye’ye gelmesiyle Türkiye’nin sanayi çöplüğü haline geleceğine dikkat çeken Ilgaz, patronların yüksek maliyetle gemileri getirip sökümünü yaparak iş yapmak istediklerini ancak bunu yaparken işçilerin, çevrenin ve insanların sağlığını tehlikeye attıklarını söyledi.
Hollanda Yüksek Mahkemesi’nde Hollanda Çevre Bakanlığı aleyhine dava açan Greenpeace aktivisti Umut Önder ise İzmir Çeşme sahiline 11 mil uzaklıktaki demir atmış olan geminin durumuna dikkat çekerek, şunları aktardı: “Hollanda’da açtığımız dava sürecinin onların yasalarına göre karmaşık ve zor olduğunu biliyoruz. Fakat özellikle Türkiye’nin gemiyi kabul etmemesi bu süreci bizim lehimize çevirdi diyebiliriz. Bu dava bizim hukuksal tanımımıza göre Danıştay diyebileceğimiz bir üst mahkemeye açıldı.”


Başa dön


Apê Musa’nın katilleri hâlâ can alıyor
Gazeteci Musa Anter 14 yıl önce katledildiği Seyrantepe’de anıldı. Apê Musa’nın katledildiği sokağa karanfiller bırakıldı. Konuşmaların Kürtçe yapıldığı anmada, Musa Anter’in katillerinin bugün hâlâ Diyarbakır’da çocukları öldürmeye devam ettiğine dikkat çekildi.
Yüzlerce kişinin katıldığı anmaya Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol, Azadiya Welat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayyip Temel, Gazetemiz Evrensel’in Yazıişleri Müdürü Fatih Polat, KESK MYK Üyesi Fevzi Ayber, Eski DEP Milletvekili Hatip Dicle, aydınlar, EMEP İl Başkanı ve yöneticileri, kitle örgütü ve sendika başkan ve yöneticileri katıldı. Anmada, Anter’in başlattığı demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinin sürdürücüsü olunacağına işaret edilerek, Anter’in katillerinin bilinmesine karşın hâlâ tutuklanmadığına dikkat çekildi.
Musa Anter anıtının önünde yapılan açıklamada, faili meçhul şekilde öldürülen gazetecilerin fotoğrafları taşındı. Basın şehitleri adına yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından ilk sözü alan Azadiya Welat Genel Yayın Yönetmeni Tayyip Temel, Apê Musa’nın vasiyetinin Kürtçe günlük gazete çıkarmak olduğunu söyleyerek, vasiyetini yerine getirdiklerini ifade etti. Diyarbakır Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Ali Öncü ise Musa Anter’in demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesine katkılarına dikkat çekerek, Anter’in faillerinin hâlâ serbest olduğunu söyledi.
DTP İl Başkanı Hilmi Aydoğdu ise “Kana doymayanlar masum canlar almaya devam ediyor. Anter’in katillerinin kim olduğunu herkes biliyor. Devlet de biliyor. Katillerin hâlâ aramızda olması, canlar almaya devam etmesi devletimizin acizliğidir” diye konuştu. Aydoğdu, ateşkes çağrılarına devletin ses vermesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu ses birlik kardeşlik sesi olmalı” şeklinde konuştu.


Başa dön


Eğitimde yol ayrımı - 4 -
   Sınav sistemi neyi ölçecek
HAZIRLAYANLAR: Uğraş Vatandaş, Şahin Doğan
Prof. Dr. Kadir Erdin:
YÖK Stratejik Raporu’nda ÖSS yerine iki aşamalı sınav önerilmektedir. Birincisi meslek lisesi mezunlarına uygulanacak düzey belirleme sınavı. İkincisi normal lise mezunları için alan belirleme sınavları. Fakat sınav sayısının artırılması dershane sektörünü pompalar ve önüne geçilemez. Bugün bir ölçme sistemi olan sınav maalesef hayatımızın her aşamasında karşımızda bulunmaktadır. Özellikle gençlerin çocukluktan başlayan ve arkası kesilmeyen sınavlarla karamsarlığın içine itilmesi yerine, sınavların içeriğinin yani neyin ölçülmesinin istendiği noktasında yeni yaklaşımlar üretmenin ve adayların okulda ve kendi başlarına kazanımlarıyla sınava hazırlanmalarının yaygınlaştırılması, dershaneler gibi kaçınılmazmış gibi görünen bilgi edinme kaynaklarının çağdaş teknolojik olanaklarla doldurulması ve böylece öğrenmeyi bilen kaynak araştırmasını başaran insan tipleri yetiştirmesi amaçlanmalıdır.
Yenİden yapIlandIrIlmalI
Ortaöğretim ile yükseköğretim arasında entegrasyonun salt üniversite giriş sınavıyla yapılamayacağı açıktır. Zira bugün 1.5 milyon üniversite adayından 150 bini lisans düzeyinde üniversiteye kabul edilmektedirler. Hangi tür sınav uygulanırsa uygulansın sonuçta üniversiteye 150 bin öğrenci alınacak demektir. Doğru olan sınav sayısı ve şekli değildir. Sınav bir ölçme biçimidir. Ölçüsüz bilim ve teknoloji olamaz. Önemli olan neyi ölçtüğünüzdür. Bana göre ÖSS’nin amacı öğrencinin ortaöğretimdeki öğrenme düzeyini saptamak olmamalıdır. Yani sınavların içeriği öyle düzenlenmelidir ki bu sınavlar öğrencilerin gelecekteki başarılarını ölçmeye yönelik olmalıdır.
Bu ise ortaöğretimin yeniden bir reorganizasyonu, yükseköğretim sisteminde stratejik olarak yeniden bir yapılanmayı gerekli kılar. YÖK tarafından hazırlatılan Türkiye Yükseköğretim Strateji Raporu zaten ülkemiz eğitiminde ve yükseköğretiminde yaşanan tıkanıklıkları en açık biçimde ortaya koymaktadır. Fakat raporda yapıldığı gibi bugünü tartışmak yerine geleceği tartışmak ülkemiz eğitim ve yükseköğretim sorunlarına çözüm getirecektir.

Eğitim dershanelere teslim
Her yıl 1.5 milyonu aşkın öğrenci üniversiteli olabilmek için Öğrenci Seçme Sınavı’na (ÖSS) giriyor. Bu yıl sınava giren öğrenci sayısı 1 milyon 537 bin 374 iken öğrenci alan programların toplam kontenjanı 421 bin 397 olarak belirlenmişti. Dört yıllık bir fakülteye girenlerin sayısı da yaklaşık 200 bin ile sınırlı kalıyor. Üniversite okumak için talep yüksek, buna karşılık kontenjanın sınırlı olması da ÖSS’yi ‘eleme’ sınavı haline dönüştürüyor. Eleme sistemi de dershane sektörünü yaratıyor. Okulları ikame eden kurumlar haline gelen dershanelere üniversiteli olmak için harcanan para miktarı milyar dolarlara ulaşıyor.
Türkiye’de dershane sayısı 2005 yılı sonunda 3 bin 650’ye ulaştı. 1984 yılında ise dershane sayısı yalnızca 174 idi. 2002-2003 yılında 2 bin 212 olan dershane sayısı 2003-2004 yılında 2 bin 984’ü buldu. Toplumda dershaneye gitmeden üniversitenin kazanılamayacağına dair kanının artmasının da payıyla dershaneye giden öğrenci sayısı her yıl giderek artarak 2005-2006 öğretim yılında 940 bin 928 oldu.

Zor durumda kalıyoruz
Hülya Sönmez: Oğlum orta okul ikinci sınıfa gidiyor, kızım da bu yıl liseye yeni başladı. Evde yalnız eşim çalışıyor ve tek maaşla geçinmek zorundayız. Bir de iki çocuğunuz varsa ve ikisi de okula gidiyorsa bu daha da zor. Okul için yeni kıyafet, defter, ayakkabı, okula yeni yazılan kız için diğer masraflar derken oldukça zor durumda kaldık. Elimizden geldiği kadar çocuklarımızın bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Tek maaşla yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Masraflar bizi bekliyor
Hayriye İkizler: Biri üniversite öğrencisi, biri de bu yıl liseye başlayacak, iki çocuk annesi olarak yeni bir öğrenim yılı başlarken endişeliyim. Şehir dışında okuyan üniversite öğrencisi çocuğumun harçlığı, yol parası, kitap parası ve okul harcına ek olarak bu yıl liseye başlayacak olan çocuğumuz için kayıt parası, okul giysileri, kitap, kırtasiye vs. masrafları bizi bekliyor. Eşimle birlikte çalışmama rağmen yinede masrafların altından zor kalkabiliyoruz. Tek başına ev geçindiren, dar gelirli insanların bu masraflarla nasıl baş ettiğini bilemiyorum.

Meslek eğitimi alacağım
Sevgi Akagündüz: On altı yaşındayım ve Ümraniye Endüstri Meslek Lisesi’ne yeni başladım. Üniversiteye girmek şimdi oldukça zor ve girsek de mezun olup olamayacağımız, mezun olduktan sonra iş bulup bulamayacağımız belli değil. Bu nedenle meslek lisesini tercih ettim. Umarım okulda iyi bir eğitim alıp istediğim mesleği edinirim. Gelecekten beklentilerim bunlar umarım gelecekte istediğim şeyler olur.

Ne yapacağımı bilmiyorum
Ece Saran: Liseye bu sene başlıyorum. Böylesine niteliksiz, ezbere dayalı, bilimden ve nesnellikten uzak, yenilenmeye kapalı bir eğitim sistemine dahil olacağım için endişeliyim.
Yabancı dil eğitimi almak istiyorum, ama bu yolun sonunu göremiyorum. Türkiye’de en çok bilinen yabancı diller İngilizce, Almanca ve Fransızca, ama son dönemlerde tek yabancı dil bilmek yetmiyor ve bu dilleri bilen insan sayısı çok fazla.
Az bilinen ama ihtiyaç duyulan dilleri öğrenmek gerekiyor, bunlar da hangileri bilmiyorum. Okuyacağım okula güvenmek istiyorum ama bence yapabileceğim en iyi şey kendi kendimi geliştirme yollarını aramak. Geleceğe dair çok hayalim var, ama açıkçası pek beklentim yok.

Okul mu cezaevi mi?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2006-2007 eğitim ve öğretim yılı öncesi okul önlerine 350 mobese kamera taktı. Okul önlerini kontrol etme amacıyla takıldığı ifade edilen kameralar geçtiğimiz yıl da birçok okula takıldı. Geçtiğimiz yıl ilköğretim okullarına bile sıçrayan kavgalar sonucu 20’ye yakın öğrenci hayatını kaybederken, 100’ün üzerinde öğrenci çeşitli ateşli silah ve kesici aletlerle yaralandı.
Uzmanlar şiddetin birçok faktörü olduğunu ve suçu sadece aileye ya da okullara yıkılamayacağını söylüyor. Eğitim eksikliğini giderecek yeterli okullaşmanın yapılamaması, kalabalık sınıflarla birlikte öğretmen öğrenci ilişkisinin giderek azalması gibi unsurların şiddete katkısının olduğunu belirten uzmanlar, hedef alınan yaş grubunun ergenlik çağında olduğunun unutulmamasını istiyorlar.
Eğitim sisteminin başarılı öğrenciye endekslenmesi başarısız öğrencilerin kaybedilmesine yol açtığını ve şiddetin önemli bir nedeninin öğrencilerin ‘Gelecekten ümitsizlik, beklenti taşınmaması, kaybedecek bir şeyinin olmaması’ gibi düşüncelere sahip olduğunu belirten uzmanlar gençlerin gelecekte ne yapacaklarını bilmediklerini ve hedefleri olmadığına dikkat çekiyorlar.
Kamera şİddetİ önlemİyor
Hasan Yalçın (75. Yıl Lisesi öğrencisi): Okula yine kamera ve telörgülerin gölgesinde başladık. Okulun her tarafını saçlarla çevirdiler. Oda yetmiyormuş gibi bir de üzerine tel örgü çektiler. Dışarıdan gelen arkadaşlarımız burada nasıl okuyorsunuz her taraf kapalı, telörgüler ve kameralar var diyorlar. Koridorlarda arkadaşlarımızla rahat konuşamıyoruz bile. Kameralar ve tel örgüler şiddeti engellemedi. Okulda yine kavgalar oluyor. İnsanları eğitmek yerine baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Öğrencilerin psikolojisi dışında değişen bir şey olmadı.
Baski altindayiz
Nurhan Eylem (75. Yıl Lisesi öğrencisi): Okulda sürekli baskı altında tutuluyoruz. Okulun her tarafı kapatıldı, bir de kamera koydular. Birisiyle özel bir şey konuşmak istediğimizde gizli saklı bir yerlere gitmek zorunda kalıyoruz sanki suç işliyor, yanlış bir şey yapıyormuşuz gibi. Hocalar eğitimle ilgileneceklerine öğrencilerin saçıyla başıyla, küpesiyle ilgileniyorlar, buna bir de kamera, tel örgü eklendiğini de okul cezaevine dönüyor. Bu sene son yılım artık okula bile gelmek istemiyorum. Çeteleri okuldan uzak tutmak için yaptık diyorlar ama değişen bir şey yok. Okulun önünde hep bir polis otosu olmasına rağmen serseriler okulun etrafında cirit atıyor.
YARIN: Eğitim hakkımız satılamaz


Başa dön


AP heyeti DTP ile görüştü
Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komitesi üyeleri Simon Coveney, Richard Howitt, Laima Andrikienne, John Attard Montallo, Helene Flautre ve Vittorio Agnoleto’dan oluşan heyet, Türkiye’deki temaslarına başladı. Cuma gününe kadar hükümet, parlamento, siyasi parti ve kitle örgütleriyle yoğun bir görüşme trafiği sürdürecek olana heyet, dün akşam saatlerinde DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile görüştü. Hilton Oteli’nde gerçekleştirilen görüşme yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşme hakkında bilgi veren DTP Genel Başkanı Türk, Kürt sorununun çözümü ve bu sorunla bağlantılı ortaya çıkan gelişmeleri görüştüklerini söyledi. Ahmet Türk, PKK’ye yaptıkları ateşkes çağrısını hatırlatarak, sorunun çözümünde ateşkesin önemini AP milletvekillerine de anlattıklarını söyledi. Türk, Diyarbakır’daki katliamın da görüşmede ele alındığını ve toplumun provokasyonlara gelmemesi ve sağduyusunu koruması konusunda uyarısını tekrarladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de hak ihlalleri alanında yaşanan sorunları ve bölgede gerçekleştirilen provokasyonları AP heyetine de anlattıklarını ifade etti. “Onlar da hassasiyetle dinledi. Ancak görüş belirtmediler” dedi. Heyette yer alan bir AP milletvekili nin ANF’ye yaptığı açıklamada ise, özellikle Mart ayında yaşanan Diyarbakır olayları sırasında ve olayların akabinde Türk ordusunun oynadığı role dikkat çekildiğini söyledi. Gerçekleştirilecek bir ateşkes ortamının sorunun barışçıl ve demokratik çözümü için büyük bir fırsat sunacağını ifade eden milletvekilinin, yapılan değerlendirmelerde Türkiye’nin AB sürecinde Kürt sorununun çözümünün öncelikli ve ayrıcalıklı bir şekilde takip edilmesinin önemine de dikkat çektiği belirtti.
Tecavüzden yargılanan 405 asker beraat etti
Mardin’de 1994 yılında Ş.E’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 405 asker, delil yetersizliği gerekçesiyle beraat etti. Ş.E’nin avukatlarından Reyhan Yalçındağ, hukuki delillere rağmen delil yetersizliği gerekçesiyle 405 askerin beraat etmesinin skandal olduğuna dikkat çekerek, “İşkencecilere, tanıklıklara, delillere rağmen beraat veriliyorsa, bu ülkede bundan sonra hiç kimsenin işkence görmeme garantisi yoktur” dedi. 405 asker hakkında, ilk ol rak “Irza geçme” ve “Kötü muameleden” Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Yaklaşık 1 yıl Mardin’de devam eden dosya daha sonra 23 Şubat 2005 tarihinde güvenlik gerekçe gösterilerek Çorum Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Dava daha sonra iki dosya halinde sürdü. “Irza geçme” iddiasıyla Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada delil yetersizliği gerekçe gösterilerek 405 asker beraat etti. 405 askerin yargılandığı “kötü muameleden” açılan diğer dosya ise Çorum Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Kararın hukuki olmadığına dikkat çeken Ş.E’nin avukatı aynı zamanda İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, “Dosyanın Çorum ve Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesinde bir sakatlık var. Güvenlik gerekçesiyle gönderiliyor. İçişleri Bakanlığı’ndan soruluyor, savcılık talep ediyor ve mahkeme dosyanın Çorum’da görülmesine karar veriyor. Tamamıyla hukuki bir karar olmaktan çıkıyor” diye konuştu. Olayın üzerinden 10 yıl geçtiğini hatırlatan Yalçındağ, “Hepsi terhis olmuş. Rütbeliler de zaten tayini çıkmış gitmiş. Bugüne kadar bir kez dahi Mardin Ağır Ceza’da ifade vermemişler. Sadece birkaçı bulunduğu, yaşadığı ilde talimatla ifade verdi” dedi. Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, avukatlar olarak mazeret bildirerek duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesini istediklerini söyleyen Yalçındağ, “Duruşmada beraat kararı veriliyor. Delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş. Şu an gerekçeli karar elimize geçmedi” diye belirtti. Dosyada hukuki delil olduğunu, Adli Tıp’ın tecavüze ilişkin verdiği rapor olmasına rağmen beraat kararı verilmesinin hukuki skandal olduğuna dikkat çeken Yalçındağ, “İşkencecilere, bu kadar net anlatımlara, tanıklıklara, delillere rağmen beraat verilirse bu ülkede bundan sonra hiç kimsenin işkence görmeme garantisi yoktur. Yaşam hakları da risk altında her an ihlal edilebilir. İşkence hâlâ problem Türkiye’de” dedi. Sanıkların, faillerin, polis, köy korucusu, jandarmanın söz konusu olduğu zaman korunduklarını ve adil bir karara ulaşamadıklarını belirten Yalçındağ, “Bu durumlarda hiçbir sonuca ulaşamıyoruz. Bu insanlığa karşı işlenen bir suç. Bu dosya toplu tecavüz olarak bilinen bir dosya. Dolayısıyla mağduru da sadece Ş.E değil bütün insanlık” diye ifade etti. Ş.E.’nin Almanya’da yaşadığını söyleyen Yalçındağ, Ş.E’nin yaşadığı korkunç travmanın ise halen devam ettiğini söyledi.
Peyzaj mimarlarından telgraf eylemi
Peyzaj Mimarları Odaları, “Orman Mühendisliği, Orman Endüstri Mühendisliği, Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği” hakkında 07.08.2006 tarihinde yayımlanan yasa ile peyzaj mimarlığı uzmanlık alanlarının ihlal edildiği ve 6000 peyzaj mimarının haklarının gasp edildiği gerekçesiyle çeşitli illerde faks eylemi gerçekleştirdi. Ankara Kızılay’daki PTT önünde açıklama yapan TMMOB Peyzaj Odası Başkanı Ayşegül Oruçkaptan, ormanların hükümet tarafından rant uğruna yok edildiğini belirterek, hükümetin ormanları 2B yasası ile özelleştirmeye çalıştığını ifade etti. Daha sonra TBMM ve Cumhurbaşkanlığına telgraf gönderildi. Peyzaj Mimarları Odası (PMO) İstanbul Şubesi üyeleri ise Kadıköy Postanesi’nde basın açıklaması yaptı. Mimarlar Cumhurbaşkanına, TBMM’ye, AKP ve CHP Genel Merkezleri’ne mektup gönderdi. PMO İstanbul Şubesi Başkanı Gülay Özdabağ, yasa ile geleceklerinin karartıldığını belirtti. İzmir’de de Konak PTT önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında bir araya gelen peyzaj mimarları, açıklamanın ardından hükümete ve çeşitli partilere sorunlarını dile getiren telgraf çektiler. TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi Başkanı Prof. Dr. Erhan Vecdi Küçükerbaş, ülkedeki tüm peyzaj mimarlarının 30 Eylül Çarşamba günü Ankara’da buluşarak, 2B yasasını, özelleştirmeleri ve mesleki haklarına dönük gaspları protesto edeceklerini dile getirdi.
Maden işçisi kaçırıldı
Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde, bir maden ocağını basan silahlı bir grup 8 işçiyi kaçırdı. Alınan bilgiye göre, Dicle İlçesi Kayı Köyü yakınlarında bulunan bir maden ocağını basan ve gerilla oldukları söyleyen bir grup, maden ocağında bulunan 8 işçiyi kaçırdı. Silahlı kişiler işçilerden 7’sini sabah erken saatlerde Dicle ilçesi yakınlarına bırakırken, Vezir Yıldırım adlı işçiyi ise yanlarında götürdü. İşçilerin kaçırıldığı haberinin ardından, Dicle ilçesi kırsalına operasyon başlatıldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net