www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Özgür Filistin ve Lübnan
   işçi dayanışmasıyla mümkün!

Türk-İş/Filistin-Lübnan İşçi ve Halkı ile Dayanışma Komitesi’nin düzenlediği konferans, Türkiyeli, Filistinli ve Lübnanlı sendikacıları bir araya getirdi. ABD’nin Irak’ta, İsrail’in ise Filistin ve Lübnan’da sürdürdüğü işgalin protesto edildiği konferansta, “Özgür Filistin ve Lübnan için işçi dayanışmasını büyütme” çağrısı yapıldı.

Hizmet işçileri haklarını istiyor
Başakşehir 4. Etap sitelerinde kötü koşullarda hizmet işlerinde çalışan işçiler DİSK/Genel-İş Sendikası’nda örgütlenince işten atmalar başladı.

‘Ona verme bana ver!’
Ülkemizde uzunca bir süredir çok sıkı biçimde “özelleştirme konusu” tartışılmaktadır. Kamu’nun ‘üretim alanından’ elini eteğini çekmesi, artık bu işleri ‘özele devretmesi’ istekleri, daha da ‘yüksek perdeden’ seslendirilmektedir.


Özgür Filistin ve Lübnan
   işçi dayanışmasıyla mümkün!
Uluslararası Filistin ve Lübnan İşçi ve Halkı ile Dayanışma Konferansı’nda buluşan Türkiyeli, Filistinli ve Lübnanlı sendikacılar, “Özgür Filistin ve Lübnan için işçi dayanışmasını büyütme” çağrısı yaptı. ABD ve İsrail’in işgal politikalarının protesto edildiği konferansta, kararlar alınarak somut adımların atılması gerektiğine dikkat çekildi.
Türk-İş/Filistin-Lübnan İşçi ve Halkı ile Dayanışma Komitesi’nin düzenlediği konferans dün Türk-İş Genel Merkezi’nde toplandı. Katılımcılara Filistin bayrağı motifli atkıların dağıtıldığı konferans, Filistin ve Lübnan’da yaşamını yitirenler için saygı duruşu ile başladı.
Açılış konuşmasını yapan Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, İsrail’in Lübnan işgaline uluslararası toplumun seyirci kaldığını belirterek, BM’nin de ateşkes kararı almakta geciktiğini söyledi. İsrail’in Filistin ve Lübnan’da sürdürdüğü işgali kınayan Kılıç, Lübnan ve Filistin işçileri ve halkıyla dayanışma içinde olduklarını kaydetti.
Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hakkının tanınmadığı sürece barışın sağlanamayacağını belirten Kılıç, “İsrail işgalinin sona ermesi ve İsrail askerlerinin geri çekilmesini sağlamak en kutsal görevlerimizdendir. Barış için sendikal dayanışmanın daha da güçlendirilmesi gerekiyor. Filistin ve Lübnanlı kardeşlerimizle mücadelemiz devam edecek” diye konuştu. Papa’nın İslam’a ilişkin sözlerini de eleştiren Kılıç, Papa’nın İslam Dünyası’na özür borcu olduğunu ifade etti.
‘Yaşam cehenneme döndü’
Filistin İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Haydar İbrahim ise konuşmasında Filistin’de yaşanan acıları gözler önüne serdi. İbrahim, “Filistin’de işgal sürüyor. İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmiyor, toplumu birbirinden ayırıyor. Seyahat özgürlüğü yok. Son aylarda 500 Filistinli kontrol noktalarında hayatını kaybetti. Filistin dünyadan soyutlandı. Gıda tedariki ve tarımsal üretim, ticaret engelleniyor. Gazze ve Batı Şeria’da insanlar açlık ile karşı karşıya. Altyapı çöktü. Sağlık sorunları büyüyor. Devlet memurları maaşını alamadığı için greve gitti. İnsanların yaşamı cehenneme döndü” dedi.
İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü: “İşgalde birçok işçi yaşamını kaybetti, milli hasıla düştü, 250 bin kişi işini kaybetti, işsizlik yüzde 35’lere ulaştı. Evlere uçaklarla bomba yağdırılıyor, tanklar evlere kadar giriyor. İsrail, lazer güdümlü sığınak delici bombalar kullanıyor. On binlerce Filistinli yaşamını yitirdi. Son aylarda binden fazla ev yok edildi. Toplam 61 bin ev tahrip edildi. Son yıllarda 50 bin Filistinli esir edildi. Mahkumlara en zalim işkenceler uygulanıyor. Son dönemde mahkum edilenlerin sayısı 10 bin 500. 335 çocuk gözaltında. Çocuklar işkence ve cinsel tacize mahkum kalıyor. 41 Meclis üyesi ve birçok bakan hapiste. Filistin ve Lübnan’da bıçak kemiğe dayandı. Barış için desteğinize ve dayanışmanıza ihtiyacımız var.”
‘İsrail’e baskı yapılmalı’
Lübnan Genel İşçi Sendikaları Federasyonu Başkanı Hacene Al Faqih, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devleti kurulmadığı sürece barışın tesis edilemeyeceğini söyledi. Uluslararası toplumun Filistin ve Lübnan’da yaşananlara seyirci kalmaması gerektiğini vurgulayan Faqih, “İşçi hareketi olarak barışı, Lübnanlı işçileri desteklemeliyiz. Barış için baskı yapmalıyız. İşsiz kalan Lübnanlı işçiler için bir fon oluşturmalıyız” dedi. Dünya Emek Konfederasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Edwardo Estevez de, İsrail’in Filistin ve Lübnan’da sürdürdüğü vahşeti kınayarak, işgallerin sona erdirilmesini, İsrail askerlerinin geri çekilmesini, ambargonun kaldırılmasını istedi.
Uluslararası Arap İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri Hacene Dijeman, Filistin ve Lübnan halkını desteklediklerini belirterek, Filistin ve Lübnan’ın özgürlüğe kavuşması için çaba gösterdiklerini söyledi. Konferansta somut kararlar alınması ve adımlar atılması gerektiğini dile getiren Dijeman, “Filistin ve Lübnan maddi ve manevi desteğe ihtiyaç duyuyor” dedi. Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Kurulu Üyesi Samir Ghousha ise, “Filistin işçi sınıfı işgale karşı mücadelesini sürdürüyor. Elle tutulur bir destek sağlamalı, işgale son vermesi için İsrail’i baskı altına almalıyız” diye konuştu.
Toplantıya, Türk-İş ve bağlı sendikaların yöneticileri, Filistin ve Lübnanlı sendikacıların yanı sıra uluslararası sendika merkezlerinin temsilcileri de katıldı. Konferansa katılanlar arasında büyükelçilik temsilcileri, CHP Milletvekili Bayram Meral, Kamu-Sen, KESK, BASK, TİED, TTB ve Hak-İş yöneticileri de yer aldı.


Başa dön


Hizmet işçileri haklarını istiyor
Erkan Araz
Başakşehir 4. Etap sitelerinde kötü koşullarda hizmet işlerinde çalışan işçiler DİSK/Genel-İş Sendikası’nda örgütlenince işten atmalar başladı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki KİPTAŞ’a bağlı bulunan Başakşehir 4’üncü Etap Site Yönetimi’nde çalışan 205 işçi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için örgütlenince 15 işçi işten atıldı. Site yönetimi bir yandan da çalışanlara sendikadan istifa etmeleri için baskı yapıyor.
Limit kaldırıldı, hepsi işçiden
Sitelerde temizlik, peysaj, elektrik ve teknik arıza gibi işlerde çalışan işçiler, apartmanların alt katlarında bulunan kapıcı dairelerinde aileleriyle birlikte kalıyor. İşyeriyle işçiler arasında imzalanan yazılı sözleşmeye göre işçiler elektrik, su ve ısınma giderleri belirli bir limit çerçevesinde kullanabiliyor. Belirlenen limitin üzerinde yapılan kullanım tutarı işçilerin ücretinden kesiliyor. Belirlenen sözleşme dışına çıkan işveren, limit uygulamasını kaldırarak giderlerin tamamını işçiden almak istiyor. Gecenin bir yarısında yataktan kaldırılıp herhangi bir arıza için çalıştırılan işçiler, bu gibi fazladan çalışmalarının karşılığı olan ücreti almadıklarını belirtiyorlar. İşçiler 450 ile 550 YTL arasında ücretlerle çalışıyor.
‘Zulmün rengi olmaz’
Sendikadan istifa etmediği için işten atılan Kenan Şahin, ellerinden alınmak istenen haklarını korumak ve geliştirmek için sendikalaştıklarını dile getiriyor. Kaldıkları dairelerin yüzde 75’inin toprak altında olduğunu aktaran Şahin, bu nedenle daire içlerinin aşırı rutubetli olduğunu söylüyor. Rutubet nedeniyle çoğu işçi ailesinin astım gibi akciğer hastalıkyarıyla boğuştuğunu ifade eden Şahin, kendisinin ve bir çocuğunun astımın başlangıcı olan “laranjit” hastalığına yakalandığını belirtiyor. “İşverenlerimiz ‘Kesinlikle sendika gelmeyecek’ diyor. Biz İngiliz mandası altına girelim demiyoruz ki. En doğal hakkımızı istiyoruz. Benim dini yönüm ağırlıkta olduğu için DİSK’e üye olmama inanmadılar. Ama zulmün rengi olmaz. DİSK haklarımızı arıyorsa biz oradayız” diyen Şahin, sendikalı olarak işe devam etmek istediğini ifade ediyor.

YÖNETİMİ BELEDİYE ATIYOR
Başakşehir 4. Etap Siteleri, 6 kilometrekare alan içinde kurulu. Burada 7 bin 950 daire ve 467 villa olmak üzere toplam 8 bin 417 hane bulunuyor. Site yönetimi KİPTAŞ, GOPAŞ, BEDAŞ, İSKİ ve Büyükşehir Belediyesi’nden atanan kişiler tarafından oluşturuluyor.


Başa dön


‘Ona verme bana ver!’
Rahmi Emeç
Ülkemizde uzunca bir süredir çok sıkı biçimde “özelleştirme konusu” tartışılmaktadır. Kamu’nun ‘üretim alanından’ elini eteğini çekmesi, artık bu işleri ‘özele devretmesi’ istekleri, daha da ‘yüksek perdeden’ seslendirilmektedir.
Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, ‘özel sermaye birikiminin yetersizliği’ nedeni ile, toplumun ‘ihtiyaçlarına dönük’ kamu yatırımlarından ‘önemlice’ payı almış sayılabilecek kentlerin başında gelen Eskişehir de, ‘kamudan alıp, özele devretme’ sürecini yaşayan bölgelerden biri durumundadır.
Başlangıçta, ‘haklı bir gerekçe’ oluşturmak adına, kamuya ait işyerlerinin ‘hantallığı’ ve ‘zarar ettiği’ üzerinden geliştirilen söylemler, özelleştirmeye giden yola ‘kapı’ aralarken, toplumun ‘desteğini’ de bu yönde sağlamayı amaçlıyordu.
Bu işletmelerin, eğer zarar ediyorsa, nasıl olup da bu hale getirildikleri üzerinde pek fazlaca durmadan ve ‘kamunun malı’ kalarak bunların nasıl ‘iyileştirileceği’ üzerinde kafa yormadan, kesin çözümün ‘özelleştirme olduğu’ da uzunca bir zamandır seslendirilmektedir.
Hatta, kamuya ait bazı işyerlerinin, iktidar gücünü elinde bulunduran farklı iktidarlar tarafından ‘önce zarar edecek duruma getir, sonra özelleştir’ mantığıyla ve ‘kendi çiftlikleriymiş gibi’ yönetildiğini de bilmeyen yok artık.
Bu ülkede, ‘toplumun kazanımı’ olan bazı dev işletmelerin, ‘zarar ediyor’un arkasına sığınılarak, ‘bedavaya’ verilmesini, böylece ‘zarardan kurtulmuş olacağımızı’ söyleyenler de olmadı değil.
Böyle olacaksa bile, bu işletmeleri kimin alacağı da önemliydi ve bu önemli pasta, kuşkusuz birilerinin ağzını sulandırıyordu. Dev kuruluşların, ‘daha iyi üretim yapması’nın arkasına sığınılarak, bu işletmelere ait geniş araziler ve sosyal tesislerin asıl ‘göz kamaştıran ve ağzı sulandıran’ taraf olduğu her zaman gözardı edilmiştir.
Her işin olduğu gibi bu işin de ‘strateji ve taktiği’ vardı. Taktikler, koşullara göre değişebilirdi; strateji ise, tartıştığımız konunun ‘öznesini’ oluşturuyordu zaten. Bunun için, başlangıçta, ‘zarar ediyorlar’ ve ‘toplumun sırtında kambur’ gibi söylemler, giderek azaldı. Sıra, kâr eden kuruluşlara gelmişti. Asıl ‘pasta’ da buradaydı zaten. Taktik, yürünen yolu buraya getirmek değil miydi? Hani, ‘zarar eden’ kuruluşlar özelleştirilecekti, “Niye kâr eden kuruluşlar özelleştiriliyor?” sorusuna ‘haklı’ bir yanıt bulamadılar.
Kolayca anlaşılacaktır ki, konunun özünde yatan, bu işletmelerin ‘zarar ediyor olması’ değildi. Devletin ‘kamu alanından’ çekilmesi süreciyle birlikte, özellikle ‘sağlık’ ve ‘eğitim’ gibi toplumun olmazsa olmazları başta olmak üzere, toplumun gereksinimlerini sağlamakla yükümlü diğer kuruluşların, ‘yeni kâr alanları’ olarak sunulmasıydı önemli olan.
Parayı elinde tutan kesimin, bugün her türlü örgütlenmesiyle ‘ülkeyi yöneten tek güç’ haline gelmesi, geniş yığınların, sendikalar başta olmak üzere bilinçli bir biçimde zayıflatılarak ‘söz ve karar payının’ azaltılması, iktidarların malum kesimler için ‘yeni kâr alanları’ yaratması sonucunu getirdi. Seçim dönemlerinde ‘işçiyi, memuru, çiftçiyi’ ağzından düşürmeyenlerin, özelleştirme mağdurlarına kulaklarını tıkaması boşuna değildir.
***
Bugün, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın ‘kamudan alınıp özele devredilmesi’ gündemdedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın Cumhuriyet’le özdeşleşmiş fabrikayı kasım ayı içinde satışa çıkaracağı belirtilmektedir.
Fabrikanın ‘daha verimli çalışması’ ve özelleştirilecekse ‘yerel sermaye tekliflerine öncelik verilmesi’ gibi ‘istek ve talepler’ gündeme taşınmaktadır.
Fabrika ile ilgili kuruluşlar da, ‘kendi açılarından’ farklı bir söylemle konuya yaklaşmaktadır.
Konuya ilişkin söylenecek çok söz var.
Özelleştirme süreci sorgulanmalıdır. Toplumun çıkarları açısından sorgulanmalıdır. Bugüne kadar ne getirmiş, ne götürmüş! Ama biliyorum, daha ‘Toplum’ sözcüğünün T’sinden ürkenler, yanaşmayacaktır bu konuya. Hatta, ‘eski kafalılıkla’, dünyadaki ‘yeni gelişmelere ayak uyduramamakla’ suçlayacaktır.
Oysa, toplum açısından hayatın acıyan bir yanı vardır ve bir gün, bu işletmelerin ‘kimin emeği ve çabasıyla kurulduğu?’ ve ‘ilk sahibinin kim olduğu?’, o sahibin şimdi hangi sefaletin ‘başoyuncusu yapıldığı?’ gibi sorular da birilerini acıtır hale gelecektir.
Özelleştirmelerin yaşandığı işletmelerde çalışanların hakları ne durumdadır? Sendika ve diğer sosyal haklar ne hale gelmiştir?
Özelleştirme nedeni ile işten atılanların durumu nedir?
Bu işletmeleri alanlar, ülkenin ‘sevgili kulu’ da, ‘çalışanlar değil’ midir?
Evet, ‘yeniden sorgulanması’ , hep işin merkezinden ‘uzak tutulmaya’ çalışılan ve zor günleri için kendilerine ‘sus payı’ verilen çalışanlar açısından da sorgulanması gerekmektedir bu sürecin.
İşin öznesi olanları bir tarafa bırakmakla nereye varılacak?
Konu, Sezen Aksu’nun söylediği o güzel şarkının kostümüne tersinden giydirilip, ‘Bana ver, bana ver, ona verme bana ver’ demekle açıklanacak bir konu değildir.


Başa dön


Meclis önünde işaret diliyle eylem
Bağımsız Büro Çalışanları Sendikası (BÇS), memurların sorunlarına karşı “işitme engelli” olan hükümete derdini işaret diliyle anlattı. Sözleri işaret diline de çevrilen BÇS Genel Başkanı Ayhan Çivi, Ziraat ve Halkbankası’nın özelleştirilmesi için 2003 yılında bir yasa çıkarıldığını, ancak 16 bin personelin, maaşları dondurularak, hakları ellerinden alınarak başka kurumlara gönderilmek dışında bir şey yapılmadığını söyledi. Çivi, Danıştay’ın iptaline ve personeli başka kurumlara gönderilmesine karşın, bankalara 2 bin 500 personel alınmak istendiğini hatırlattı. Bir insanın ekmeğinin elinden alınarak başka insana verilmesini kabul edemediklerini kaydeden Çivi, bir an önce bir yasa çıkarılarak, banka çalışanlarının mağduriyetinin giderilmesini istedi.
Serna işçileri dava açacak
Serna-Seral işçileri, patronun alacaklarını ödememesi üzerine, mahkemeye başvurmak için harekete geçtiler. Fabrika önünde dün bir araya gelen işçiler ve TEKSİF Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken, patronun avukatı ile görüştü. Avukat 10 Ekim’e kadar süre isteyince görüşmeden sonuç alınmadı. Bunun üzerine işçiler ödenmeyen senetleri toplayarak toplu dava açmaya karar verdiler. Çetin Yelken ise, şube olarak işçilere her türlü desteği vereceklerini ve dava masraflarını kendilerinin karşılayacağını söyledi.
Saldırı kınandı
Tekstil-Sen Genel Merkezi yaptığı yazılı açıklama ile Al-Co Tencere işçilerine yönelik saldırıyı kınadı. Birleşik Metal-İş’in örgütlendiği Al-Co’da patronun kışkırtmasıyla yaşanan saldırı nedeniyle işçilerin ve sendikacıların yaralandığı hatırlatılan açıklamada, jandarmanın ise saldırıya seyirci kaldığını bildirdi. Açıklamada herkese Al-Co, Kadıoğlu Kozmetik ve BJ Tekstil işçileriyle dayanışmada bulunma çağrısı yapıldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net