Böyle olacaksa bile, bu işletmeleri kimin alacağı da önemliydi ve bu önemli pasta, kuşkusuz birilerinin ağzını sulandırıyordu. Dev kuruluşların, ‘daha iyi üretim yapması’nın arkasına sığınılarak, bu işletmelere ait geniş araziler ve sosyal tesislerin asıl ‘göz kamaştıran ve ağzı sulandıran’ taraf olduğu her zaman gözardı edilmiştir.
Her işin olduğu gibi bu işin de ‘strateji ve taktiği’ vardı. Taktikler, koşullara göre değişebilirdi; strateji ise, tartıştığımız konunun ‘öznesini’ oluşturuyordu zaten. Bunun için, başlangıçta, ‘zarar ediyorlar’ ve ‘toplumun sırtında kambur’ gibi söylemler, giderek azaldı. Sıra, kâr eden kuruluşlara gelmişti. Asıl ‘pasta’ da buradaydı zaten. Taktik, yürünen yolu buraya getirmek değil miydi? Hani, ‘zarar eden’ kuruluşlar özelleştirilecekti, “Niye kâr eden kuruluşlar özelleştiriliyor?” sorusuna ‘haklı’ bir yanıt bulamadılar.
Kolayca anlaşılacaktır ki, konunun özünde yatan, bu işletmelerin ‘zarar ediyor olması’ değildi. Devletin ‘kamu alanından’ çekilmesi süreciyle birlikte, özellikle ‘sağlık’ ve ‘eğitim’ gibi toplumun olmazsa olmazları başta olmak üzere, toplumun gereksinimlerini sağlamakla yükümlü diğer kuruluşların, ‘yeni kâr alanları’ olarak sunulmasıydı önemli olan.
Parayı elinde tutan kesimin, bugün her türlü örgütlenmesiyle ‘ülkeyi yöneten tek güç’ haline gelmesi, geniş yığınların, sendikalar başta olmak üzere bilinçli bir biçimde zayıflatılarak ‘söz ve karar payının’ azaltılması, iktidarların malum kesimler için ‘yeni kâr alanları’ yaratması sonucunu getirdi. Seçim dönemlerinde ‘işçiyi, memuru, çiftçiyi’ ağzından düşürmeyenlerin, özelleştirme mağdurlarına kulaklarını tıkaması boşuna değildir.
***
Bugün, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın ‘kamudan alınıp özele devredilmesi’ gündemdedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın Cumhuriyet’le özdeşleşmiş fabrikayı kasım ayı içinde satışa çıkaracağı belirtilmektedir.
Fabrikanın ‘daha verimli çalışması’ ve özelleştirilecekse ‘yerel sermaye tekliflerine öncelik verilmesi’ gibi ‘istek ve talepler’ gündeme taşınmaktadır.
Fabrika ile ilgili kuruluşlar da, ‘kendi açılarından’ farklı bir söylemle konuya yaklaşmaktadır.
Konuya ilişkin söylenecek çok söz var.
Özelleştirme süreci sorgulanmalıdır. Toplumun çıkarları açısından sorgulanmalıdır. Bugüne kadar ne getirmiş, ne götürmüş! Ama biliyorum, daha ‘Toplum’ sözcüğünün T’sinden ürkenler, yanaşmayacaktır bu konuya. Hatta, ‘eski kafalılıkla’, dünyadaki ‘yeni gelişmelere ayak uyduramamakla’ suçlayacaktır.
Oysa, toplum açısından hayatın acıyan bir yanı vardır ve bir gün, bu işletmelerin ‘kimin emeği ve çabasıyla kurulduğu?’ ve ‘ilk sahibinin kim olduğu?’, o sahibin şimdi hangi sefaletin ‘başoyuncusu yapıldığı?’ gibi sorular da birilerini acıtır hale gelecektir.
Özelleştirmelerin yaşandığı işletmelerde çalışanların hakları ne durumdadır? Sendika ve diğer sosyal haklar ne hale gelmiştir?
Özelleştirme nedeni ile işten atılanların durumu nedir?
Bu işletmeleri alanlar, ülkenin ‘sevgili kulu’ da, ‘çalışanlar değil’ midir?
Evet, ‘yeniden sorgulanması’ , hep işin merkezinden ‘uzak tutulmaya’ çalışılan ve zor günleri için kendilerine ‘sus payı’ verilen çalışanlar açısından da sorgulanması gerekmektedir bu sürecin.
İşin öznesi olanları bir tarafa bırakmakla nereye varılacak?