www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Dağ olurduk yücesinden...
“Akşam öten kuştan kork, sabah solunda uyanmaktan kork, fukaradan kork, dostluktan, türkülerden kork. Bir düzen türkülerinden korkmaya başladı mı artık o düzeni hiç kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş, Pir Sultan Abdal asılmış; fakat bütün asmalara kesmelere rağmen, ne o düzen kalmış ne de o debdebeli sultanlardan bir kimse...”

İzmir’in köprüleri
Çocukluğumda, “İzmir’in kavakları, dökülür yaprakları” türküsüyle tanışmıştım. Eğer ‘Bir besteci olsaydım bugün, “İzmir’in köprüleri, güldürür görenleri” diye mizahi bir türkü bestelerdim.

‘Gel be artık ey insanca yaşam!’
Frankfurt’ta Hessische Rundfunk’un stüdyosunda geçen hafta yapılan Şivan Perwer konserinde Almanı, Türkü, Kürdü herkes sanatçıyı ayakta alkışladı ve ‘gel be artık ey insanca yaşam’ diyerek güzel günlere duyulan özlemini haykırdı.


Dağ olurduk yücesinden...
Ziya Özışık
Ruhi Su; bundan 21 yıl önce bugün (20 Eylül 1985’te) yurtdışında tedavi görme olanağı engellendiği için, bir 12 eylül kurbanı olarak, yaşamını yitirdi. Büyük ozan 73 yıllık yaşamını; emekçi halkın müzikal kültürünü geliştirme, onu ileri götürme bilinciyle kısacası gerçek sanatçı sorumluluğuyla yarınlar mücadelesinin tarihine yazdı.
Sanatçının ölüm yıldönümüyle eşzamanlı yeniden basılan bir kitap var şimdi elimizde. Everest Yayınları, daha önce Adam Yayınları’ndan 1985-1998 arasında çıkıp altı baskı yapan ve şimdi yedinci baskısıyla yeniden hazırlanan “Ruhi Su Ezgili Yürek” adlı kitabı okurlara sunmuş. Kitap Şiirler-Yazılar-Konuşmalar alt başlığı ile okurlara sunuluyor. Ruhi Su’nun müzikal yazıları, şiirlerinin yanı sıra onunla yapılan söyleşiler ve sanatçı dostlarının onunla ilgili yazdıkları şiirleri kitapta bulmak mümkün.
Ruhi Su’yu dinlemek kadar yazılarını okumak da hayli öğretici. Sanatını icra ettiği dönem sıkça tartışılan, türküleri “doğru icra edip etmediği” yönündeki görüşlere, bir opera sanatçısı olarak türküler gibi “basit” işlerle uğraşmasına dair eleştirilere kısacası hem popülist hem de elitist bakış açılarına Ruhi Su’nun verdiği yanıtlar kitabın ana gövdesini oluşturuyor. Zira, usta gerek yazılarında, gerekse kendisiyle yapılan röportajlarda genel olarak bu konu etrafında önemli açıklamalar yapıyor saptamalarda bulunuyor.
Anlatım gücünün gizi
Cevat Çapan şöyle niteliyor Ruhi Su’yu; “Onun söylediği türküleri dinlerken nerede olursanız olun, yalnız bir yerle bir zamanla değil, bu değişik yer ve zamanlarda yaşamış türlü türlü insanla da bir bağ bir özdeşlik kurarsınız. Artık yalnız değilsinizdir (...) Bu doğrudan doğruya anlatım gücünden kaynaklanan bir gizdir”... Ve ardından Ruhi Su’nun şiirleriyle başlıyor bu giz. “Ne dört yüz aslana borçluyuz/ Ne Şehmuz Aslan’a/Ilgınlara, sazlara borçluyuz/Biz Bu toprakları/Bir de yavşana....” (Serhat Türküsü 1975)
Ya da “Değişen dünyanın içinde/ İnsana yeni geldik biz” (Geldik 1977) dizelerinin ardındaki anlatım gücüdür bahsi geçen giz...
Kitapta yer alan Hasan Hüseyin’in Ruhi Su ile yaptığı söyleşide, Hasan Hüseyin “Fırtına öncesi adam” diye tasvir ettiği büyük ozanının anlatım gücünün boyutunu gösteren bir örnek veriyor: “Birden bir fırtınayı yalayıp geçiyor hüznü sesi daha tok daha öfkeli daha kesin bir ton kazanıyor” dedikten sonra Ruhi Su’nun şu konuşmasına yer veriyor söyleşisinde “Akşam öten kuştan kork, sabah solunda uyanmaktan kork, fukaradan kork, dostluktan, türkülerden kork. Bir düzen türkülerinden korkmaya başladı mı artık o düzeni hiç kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş, Pir Sultan Abdal asılmış; fakat bütün asmalara kesmelere rağmen, ne o düzen kalmış ne de o debdebeli sultanlardan bir kimse...”
Beşimiz Pir Sultan
Kitapta sanatçı için yazılmış şiirlerden de örnekler var. Arif Damar “Aydınlamış Bir Sesin Söylediği Türkülere Övgü” adlı şiirinde şöyle diyor. “Türküler dinlerdik/Sesinden/ Dağ olurduk yücesinden/Ova olurduk/Çöl olurduk/Denizlere akardık birlikte/ Sular olurduk (...) Türküler dinlerdik/Sesinden/Üçümüz oy/ Karacaoğlan/Beşimiz Pir Sultan Abdal/Hey...”
Nereye kadar?
Bir başka yerde Orhan Kemal’ın Ruhi Su ile yaptığı söyleşiye yer veriliyor. Orhan Kemal ile Ruhi Su’nun diyalogları sanatçının kendini ifadesi bakımından dikkate değer:
Orhan Kemal : Demek ki gerçekçi hikaye, gerçekçi şiir, gerçekçi resim filan gibi bir de gerçekçi müzik meselesi karşısındayız?
Ruhi Su : Tamamıyla
Orhan Kemal: Peki son bir soru: Bu işi nereye kadar götüreceksin?
Ruhi Su: Hikaye ve romanla sen nereye gitmek istiyorsan, bir şarkıcı olarak ben de halkımın müzik kültürünü ileri götürmek istiyorum. Yani memleketin insanları türkü söylemek isterse, benim ileri teknikle zengileştirdiğim türkülerimizi söylesinler”
Orhan Kemal : Bu kadar mı?
Ruhi Su : Bu kadar yeter şimdilik...


Başa dön


İzmir’in köprüleri
Bülent Habora
Çocukluğumda, “İzmir’in kavakları, dökülür yaprakları” türküsüyle tanışmıştım. Eğer ‘Bir besteci olsaydım bugün, “İzmir’in köprüleri, güldürür görenleri” diye mizahi bir türkü bestelerdim.
Oldum olası köprüleri ve kent içindeki merdivenleri severim. Onları görme olanağım olsa da, olmasa da, eğer onlarla ilgili bir kitap ya da albüm çıkmışsa alırım. Dünyanın en güzel köprülerinin bulunduğu Leningrad ve bence dünyanın en güzel merdivenlerinin bulunduğu İstanbul. Leningrad’ı görmedim, ama bendeki köprü albümlerine bakıyorum, zaman zaman. İstanbul’u neredeyse sokak sokak dolaştığım için hemen hemen tüm merdivenlerini, merdivenli sokaklarını biliyorum. Ama yine de İstanbul’un merdiven albümlerine göz atıyorum...
Köprü ve merdiven tutkum, doğal olarak, İzmir’de de sürdü. Özellikle Hatay semtiyle sahil arasında merdivenler vardı. Tabii başka yerlerde de... Ama hem sayıca azdı, hem de tekdüzeydi.
Köprüler hemen her yerindeydi, İzmir’in. Örneğin Altınyol’un girişinde, Meles Çayı’nın üstündeki köprü. İlk geldiğimiz yıllarda, daha 300-400 metre uzaklıktan köprüye yaklaştığımız belli oluyordu. Çünkü “Kaynatılmış kaka kokusu” ortalığı kaplıyordu. Burnunuzu kapatsanız da, kolonyalı mendil kullansanız da o koku içinize işliyordu. Hele o “Kolonya esanslı kaynatılmış kaka kokusu” yıllar boyu aklımdan çıkmadı.
O zamanlar birileri vardı, İzmir’i yönettiklerini sanan. “İzmir’i Akdeniz’ in incisi yapacağız,” diye reklam panoları asarlardı. Beceremediler, inciyi Akdeniz’den alıp, İzmir’e getiremediler. Piriştina Belediye Başkanıyken kurtulur gibi olduk, ama şimdilerde yine başladı, için için.
İzmir’e göç ettiğimiz ilk yıllarda bol bol viyadük (Köprü sözcüğünün alafrangacası) inşaatıyla karşılaştık. Hele o Alsancak’ın girişindeki beton ayaklar mezarlığı?!.. Birilerini köşe etmişti bu ayaklar, ama İzmirliler de kallavi bir kazığı yemişlerdi. Atalarımız ne diyordu? “Vergini öde ki, bu sana yol, su, elektrik olarak gelsin.” Unutmuşlar, sonuna “Viyadük ayağı olarak girsin”i ekleyebilirlerdi. Ama yine de bu ayaklar işe yarıyor, “Buket telefonunu bekliyorum” gibi haberleşmelerde kullanılıyor. Ayrıca Dubailileri, Norveçlileri, Almanları, İngilizleri görmeyenlerin “Türkiye, Türklerindir” yazıları ya da “Fenerbahçe Avrupa Şampiyonu olacak” gibilerden “Dünya Türklerin olacak” yazılarıyla donatılıyor...
Anadolu Caddesi üzerinde de bir viyadümtrak köprü yapımı var. Anladığım kadarıyla Fatih’in İstanbul’u fethi sırasında başlamış inşaat ve sanırım dünya Türklerin olacağı zaman bitecek. Onu saymıyorum....
Ama bir de Konak’ta vardı, viyadük taslağı. Sanırım Şehir Plancısı Tuncay Karaçorlu söylemişti, “Bu mezarlığı Açıkhava Oda Tiyatrosu haline getirelim,” diye. Ama her şeyi bilen hiç yanılmayanlar takımı bu mezarlığı yol haline getirdiler. Ve birkaç gün önce de açılışı yapıldı.
Ama köprünün en kalabalık saatlerinde bile, “Nüfus sayımı günü”nü yaşıyor. Eminim yakın bir gelecekte, anneler-babalar çocuklarını oraya götürürler, oyun oynamaları için. Çünkü araba altında kalacak diye bir tehlike yok. Araba geçmiyor ki...
8 yıl önce temeli atılmış. Ve 16 milyon dolar (Yani 21 milyon YTL, yani 21 trilyon eski TL) harcanıp, yapılmış. Hicran Özdamar’ın fotoğrafını (Cumhuriyet, 8.9.2006) görünce, “Hadi İzmirliler, pamuk eller cebe,” dedim içimden. Çünkü bu komediyi yargıya taşıyan Avukat Noyan Özkan diyor ki: “Köprülü kavşağın yapımına dayanak olan hukuki işlemler, Anayasaya, uluslararası sözleşmelere, çevre, kıyı, imar, kültür ve tabiat varlıklarını koruma yasalarına, ulaşım ilkelerine aykırıdır. Kamu kaynakları haksızca ve savurganca kullanılmıştır. Danıştay’da devam eden dava sonunda viyadüğün ortadan kaldırılma olasılığı vardır. Bu durum göz önüne alınmamıştır.” (Milliyet Ege, 14.9.2006)
İki olasılık var, ya Bergama’daki altın madeni olayı gibi Danıştay kararını kimse iplemez ya da yolu bulunup, halledilir yahut da parası İzmirlinin cebinden çıkmak üzere yıkılır...
Velhasıl İzmir’in köprüleri de Aziz Nesin’lik...


Başa dön


‘Gel be artık ey insanca yaşam!’
Ali Çarman
Müziğin yeryüzündeki halklar için ne kadar önemli olduğunu hemen herkes bilir. Ancak müzik Kürtler için bir başka anlam taşır. Ekmek kadar, su kadar ve teneffüs edilen hava kadar önemlidir. Yaşamsal anlamda var olmakla olmamak gibidir. Zira Mezopotamya topraklarının en eski ve yerleşik halklarından olan Kürt halkının dili Kürtçe gerek yazım gerekse de söylem alanında hep baskıyla, yok sayılmakla yüz yüze kalmıştır ve böyle olunca da Kürtçe olarak direnmenin ve söylemenin önemi kat be kat artmıştır.
‘Dünya kültürü için Kürt sesi’
Kürt halkı tarihi boyunca her alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanında da önemli şahsiyetler yetiştirdi. Ahmede Xani, Fekiye Teyran, Cigerxwin, Meryem Xan, Ayşe Şan gibi ölümsüzlerin yanı sıra, Şivan Perwer bunlardan ilk akla gelenlerdir. Sevgiyi, barışı, zulmü ve başkaldırıyı müziğinin potasında birleştiren Ozan Şivan Perwer, sadece Kürtlerin yaşadığı bölgelerde değil dünyanın dört bir yanında saygınlık kazanmıştır. Ne kadar güzellik varsa ona yakıştırılır. Perwer, geçtiğimiz günlerde bir kez daha Frankfurt’ta bulunan Hessischer Rundfunk Stüdyo Salonu’nda sevenleriyle buluştu. Bir grup DİDF’li olarak biz de ‘dünya kültürü için Kürt sesi’ adı altında gerçekleştirilen konsere giderek, müzik ziyafetinden nasibimizi aldık.
Yüreklerde gümbürtüyle
Belirtilmeli salona girdiğimizde: “İşte, Şiwan gibi bir ozana yakışır güzellikteki akustik bir salon!” dedik. Sena, Kürt coğrafyasında adı direniş ve başkaldırıyla özdeşleşen Dersim yöresinden Kürtçe, Zazaca okuduğu parçalarla Şiwan’dan önce sahneye çıkarak beğeni aldı, umut vaat etti. Salonda yaklaşık altıyüz kişi vardı. Sena’nın programından sonra Alman sunucu sahneye gelerek, elli milyona varan bir halkın karşı karşıya olduğu zorlukları ve özgürlüğe olan tutkuya dikkat çekti ve 12 kişilik Orient-Orkestrası ile Kürdün Sesi’ni sahneye çağırdı. Alkışlar durmak bilmedi. Almanı, Türkü, Kürdü herkes sanatçıyı ayakta alkışladı. Irak Kurdistanı’nı temsilen konuklar en ön sırada yerlerini almışlardı. Sayısı küçümsenmiyecek kadar Alman katılımcı da bizim kadar heyecan ve içtenlikle müziği dinliyordu. Ve inceden inceye bir orkestrayı çağrıştıran sazı eşliğinde Şivan Perwer sevgili yoldaşımız, sırdaşımız “tembura mın” parçasıyla giriş yaptı. Konserdekilerin çoğunun yüreğinin güm güm attığı fark edilmekteydi. Sahne Şiwan’ın elinde zar ağlıyor. O duru sesiyle coştukça coşarken peş peşe haykırdığı türküler su gibi akıyor. Mezopotamya topraklarını bir uctan diğer uca sarmalayan, doğaya hayat katan Fırat, birçok Kürt sanatçısına ilham kaynağı olmuştur. Şiwan Ey Ferat’ı okurken uzun soluklu parça tıpkı Fırat’ın kendisi gibi kimi zaman durgun kendinden emin, kimi zaman ise köpürdükçe köpüren kızgınlıktaydı.
“Kine em?”
Kısa bir aradan sonra tekrar salondayız. Şiwan kısaca konusuyor kardeşlikten, barıştan söz ediyor. Diyarbakır’da katledilenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşuna çağrı yapıyor. Bir anda hepimiz duygu yoğunluğuna kapılmışken bir çığlık yükseliyor uzaklardan Süleymaniye yakınlarındaki küçük bir kasabadan; “Yok mudur Kürdün derdini bir sigara kağıdına yazacak” diye. Top sesleri, mitralyözler eşliğinde zılgıtlar ve Helepçe... İğne atsan işitilecek türden bir sessizlik salonu kaplıyor. Saatler ilerliyor ama ozan yorulmak bilmiyor. Dûzgî, Yarê, Xezal, Canê canê, Xeydoke, Xanima Min… Konserin sonuna yaklaştığımızı anlıyoruz. Şiwan Perwer konseri olur da Gowend olmaz mı? Gençler halaya kalkıyor. Saat 24.00’e yaklaşıyor. Salon müsaadesinin bittiğine dikkat çekiliyor. Bir ara gönlümüz Şiwan’ı Şiwan yapan dönemin parçalarını ararken o bilinen heybeti ve 18’lik delikanlı coşkusuyla “bimrî koledar!” diyor. Kîne em?’le finale varıyor.
‘Güzellikler ölümlere verilmesin’
Haydarpaşa için buluşuyoruz...
  • 23 Eylül Cumartesi
    12.00 - 13.00 Sokak Tiyatrosu
    Yöneten : Mehmet Esatoğlu
    15.00 - 16.00 Dinleti (Müzik, Şiir) Şair Sezai Sarıoğlu, Neyzen Mehmet Tekirdağ
    16.00 - 17.30 Venedik Paşa
    Değişim Atölyesi Oyuncuları
    18.30 - 19.00 Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Oyunlaştıran: Tuncer Necmioğlu, Oynayanlar: O.Aydın, M.Coşkun, M.Dağlı
    19.00 - 20.00
    Haydarpasa Garı Tarihçesi
    21.00 - 24.00 Konser - Ezginin Günluğü, Bulutsuzluk Özlemi, Zardanadam
  • 24 Eylül 2006 Pazar
    13.00 - 14.00 YTÜ Tiyatrosu
    14.00 - 15.00 Dinleti (Müzik, Şiir) Şair Sezai Sarığlu, Neyzen Mehmet Tekirdağ
    15.30 - 16.00 Venedik Paşa
    Değişim Atölyesi Oyuncuları
    16.00 - 18.00 Söyleşi: Prof. Dr. Hande Suher, Behiç Ak
    21.00 - 24.00 Gece
    Sineması, Demiryolu, Yönetmen: Yavuz Özkan
    25 Eylül 2006 Pazartesi
    14.00 - 15.00 Sokak Tiyatrosu: M. Esatoğlu
    15.00 - 16.00 Dinleti (Müzik, Şiir) Şair Sezai Sarioğlu, Neyzen Mehmet Tekirdağ
    16.00 - 18.00 Söyleşi
    Halit Refiğ, Demirtaş Ceyhun
    20.00 - 21.00 Trabzon Yöresi Halk Oyunları, Doğu Karadeniz Kültür ve Yardımlaşma Derneği
    21.00 - 24.00 Gece Sineması
    Gurbet Kuşları, Yönetmen : Halit Refiğ
  • 26 Eylül 2006 Salı
    Canlı Karikatür Performansı
    Yazar Yılmaz Okumuş, Ali Doğanlı
    12.30 - 13.00 Folklor gösterisi
    13.00 - 14.00 Dinleti (Müzik, Şiir) Şair Sezai Sarıoğlu, Neyzen Mehmet Tekirdağ
    14.00 - 15.00 Sokak Tiyatrosu; Yön. M.Esatoğlu
    16.00 - 18.00 Söyleşi
    Aydın Boysan, Mehmet Güleryüz
    20.30 - 21.00 Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Kültür Merkezi
    Oyunlaştıran: Tuncer Necmioğlu, Oynayanlar: O.Aydın, M.Coşkun, M.Dağlı
    21.00 - 24.00 Kapanış Konseri: Vedat Sakman, Yasemin Göksu, Cihan Terlan - Tren Sesi Projesi, Renan Bilek, Emin Igus, Anima

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net