www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ortadoğu’da ve Türkiye’de halkların kardeşliği ve
   Barış için alanlara davet

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Kılınçaslan tüm halkı savaşa, işgale, operasyonlara karşı, “Türkiye’de ve Ortadoğu’da barış, halklara özgürlük” için barış haftası etkinliklerine katılmaya çağırdı.

Baza karşı tabutlu eylem
Alanya’nın Dim-Bıçakçı köyü sakinleri, köylerine kurulan dev boyutlardaki baz istasyonları nedeniyle bugüne kadar 13 kişinin yaşamını yitirdiğini belirterek, tabutlu eylem yaptılar. Yetkilileri, seslerini duymaya çağıran köylüler, dava açmaya hazırlanıyorlar.

Kansere davetiye çıkartmayın!
Röntgen teknisyenliği, yayılan radyasyon nedeniyle dünyadaki en riskli meslekler arasında sayılırken, çalışma saatlerini artırmaya hazırlanan Sağlık Bakanlığı ise röntgen teknisyenlerine kanser olmaları için adeta davetiye çıkartıyor.

Gecekonducu Başbakan’ın kapısında
Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında gecekonduları yıkılmak istenen Dikmen Vadisi halkı, AKP Genel Merkezi’ne yürüyerek, Başbakan Erdoğan’dan Gökçek’i durdurmasını istediler. AKP’den sorunla ilgilenme sözü alan halk, evlerini alana kadar mücadele edeceklerini bir kez daha vurguladılar.


Ortadoğu’da ve Türkiye’de halkların kardeşliği ve
   Barış için alanlara davet
Şahin Doğan
Ortadoğu’da işgallerin yaşandığı, Türkiye’de çatışma ve operasyonların hız kesmediği; her gün gençlerin yaşamlarını yitirdiği bir dönemde 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yapılacak etkinliklerin önemi artıyor.
Barış Günü ile ilgili çalışmaları ve talepleri hakkında görüştüğümüz Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Memet Kılınçarslan, işgale ve sınır dışı operasyonlara karşı tüm halkı “Türkiye’de ve Ortadoğu’da barış, halklara özgürlük” için mitinglere ve diğer etkinliklere katılmaya çağırdı.
1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken Ortadoğu’da işgaller yaşanıyor. ABD ve İsrail “Yeni bir Ortadoğu yaratmak” gerekçesiyle bölgeye çok yönlü müdahalelerde bulunuyor. Siz barış gününün arifesinde bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
ABD, Sovyetler Birliği dağılmadan önce düşman olarak komünizmi gösterdi ve ona karşı “yeşil kuşak” ve çeşitli bloklar oluşturuldu. Sovyetler dağıldıktan sonra Yeni Dünya Düzeni’ni ilan etti. Şimdi ise 11 Eylül’den sonra yeni düşman olarak “terör”ü belirledi ve terörün tanımını da “benim yanımda isen dostumsun değilsen düşmanımsın ve teröristsin” olarak yaptı.
İsrail de; Filistin’i, Lübnan’ı, “Hamas, Hizbulluh terörist” diyerek işgal ediyor ama yaptıkları açıkça ortaya koyuyor ki asıl terörist İsrail’in kendisidir.
Eğer ABD ve İsrail demokrasiyi savunuyorsa Hamas, Filistin halkının oylarıyla iktidara gelmiş meşru bir hükümettir, buna saygı duymaları gerekir. Ama öyle yapmıyorlar; “Bize karşı olan demokrasiye de karşıdır” diyorlar.
ABD girdiği her yerde, ırk ve mezhep çatışmaları ile insanları birbirine kışkırtarak çatışma yaratıyor. ABD’nin yolundan giden İsrail de Lübnan’da; Sünni-Şii, Hıristiyan-Müslüman ayrımı yapmaya çalıştı.
Resmi bir ateşkes ilan edildi ve bölgeye Barış Gücü gönderilmesi tartışılıyor...
Birleşmiş Millletler, bölgeye saldırgan İsrail’i durdurmak için değil, İsrail’in kayıp vermesini önlemek ve direnişçileri silahsızlandırmak için ve direnişçilere yardım gitmesini engellemek için bir güç göndermek istiyor. Başbakan da hemen büyük bir hevesle bu güce ortak olmak için kolları sıvadı. Türkiye hükümetinin iki yüzlü politikası açıkça ortada, bir taraftan yardım toplayarak Lübnan ve Filistin halkının yanındaymış gibi görünmeye çalışıyor ama diğer taraftan ise İncirlik’ten ve Mersin Limanı’ndan İsrail’e silah sevkıyatının sürdüğü biliniyor. İsrail’le yapılan silah ve ekonomik anlaşmalar var. İran ve Suriye uçakları indirilerek direnişçilere destek sağlayıp sağlamadıkları kontrol ediliyor. Türkiye halkı ise hükümete, eğer Ortadoğu halklarının yanındaysanız İsrail’le olan ikili anlaşmaları iptal edin diyor.
Ortadoğu’da bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’de de PKK’ye karşı Irak’ta bir operasyon hazırlığının sinyalleri veriliyor. Siz sınır ötesi operasyonların Kürt sorununa çözüm olabileceğini düşünüyor musunuz?
Kürt halkının talepleri uğruna mücadelesini bastırmak için milliyetçiliği kışkırtıyorlar. Mersindeki Newroz’da bayrak provokasyonu ile bu dalgayı yükselttiler ve ardından linç girişimleri devreye girdi. Bununla beraber çatışmalarda asker cenazelerinde milliyetçiliği kışkırtmaya devam ettiler. Son zamanlarda ise Türkiye’deki bazı savaş yanlıları, “İsrail bunları yapıyor o zaman biz de Kürtlere karşı böyle yapalım” diyor. Asıl hedefleri Türkiye’yi İsrailleştirmektir. Oynanmak istenen çok tehlikeli bir oyundur. Bu zamana kadar birçok defa operasyon düzenlendi fakat hiçbiri Kürt sorununu çözmedi. Sınıra yapılan yığınaklarla sadece Kandil’e değil Türkiye’deki emek ve demokrasi güçlerinede mesaj verilmek isteniyor. Seçim dönemlerinde Kürtlerden oy istiyorlar, Kürtleri tanıyoruz, Kürtler vardır diyorlar. Ardından sanki bunları kendileri dememiş gibi tekrar inkara ve operasyonlara devam ettiler, ediyorlar.
Kürtlerin talepleri terör olarak görülemez. 20 milyon Kürt bu topraklarda yaşıyor ve sorun Kürtlerin varlığı, dillerini, kültürlerini kabul etme sorunudur. Bu zamana kadar inkar ettiler ne oldu, binlerce sivil ve asker öldü. Bundan sonra da bunların yaşanmaması için ve anaların ağlamaması için iktidarı elinde tutanlar bir çözüm bulmalıdır, operasyonlarla bu sorun çözülemez. Bizim görevimiz yıllarca bu topraklarda beraber yaşamış, birbirinden kız almış vermiş bu iki halkın arasında kardeşliği ve Kürtlerin haklarının teslim edilmesini savunmaktır. Bu hakların kazanılması için birlikte mücadele etmeliyiz. İşçiler ve emekçilerin, kendi ekonomik ve demokratik taleplerinin yerine gelmesi için de Kürtlerin mücadelesine destek vermekten başka bir şansı yoktur. Kürt sorununun çözümü operasyonlarla, inkarla değil, demokrasiyle, Kürtlerin taleplerinin kabul edilmesi ve halkların kardeşleşmesiyle olacaktır.

3 EYLÜL’DE BARIŞ İÇİN ÇAĞLAYAN’DAYIZ
Son olarak Barış Günü’ne ilişkin talepleriniz ve miting çalışmalarınız hakında bilgi verir misiniz?
1 Eylül, Hitler faşizmine karşı milyonlarca insanın canına mal olarak Sovyet halkının onurlu mücadelesi sonrasında, Dünya Barış Günü ilan edildi ve bizler de İsrail ve ABD’nin yayılmacı politikasına karşı,
  • İsrail’le anlaşmalar iptal edilmeli, İncirlik Üssü kapatılmalı, Mersin Limanı’ndan yapılan silah sevkıyatı durdurulmalı
  • Türkiye’nin “Barış Gücü” adı altında İsrail yanlısı bir güçte yer almamalı
  • İsrail ve ABD yargılanmalı, işgal ettikleri topraklardaki halkların zararları tazmin edilmeli.
  • Sınır içi ve ötesi operasyon için sınıra gönderilen asker, kışlasına geri dönmeli.
  • Kürtlerin demokratik talepleri kabul edilmeli ve temsilcilerinin parlamentoya girmesi önündeki engeller kaldırılmalı. Genel af çıkartılarak aktif Kürt siyasi çevrelerinin legal siyasete katılmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır diyoruz
    Tüm bu talepler için İstanbul, Diyarbakır, İzmir gibi büyük iller olmak üzere Antalya, Antep, Malatya, Elazığ, Tunceli, Adıyaman, Manisa, Denizli gibi birçok ilde ortaklaşa mitingler ve etkinlikler gerçekleştirilecek.
    3 Eylül Pazar günü ise Çağlayan’da yapılacak miting için ortak bir tertip komitesi oluşturuldu, Tüm Türkiye halklarını da savaşa, işgale, operasyonlara karşı, “Türkiye’de ve Ortadoğu’da barış, halklara özgürlük” için barış günü etkinliklerine katılmaya çağırıyoruz.


    Başa dön


    Baza karşı tabutlu eylem
    Antalya’nın Alanya ilçesine bağlı Dim-Bıçakçı köyü sakinleri, köy sınırları içinde bulunan baz istasyonlarının kaldırılması için tabutlu eylem yaparak cenaze namazı kıldı.
    Baz istasyonunun kurulduğu günden bu yana 13 kişinin genç yaşta hayatını kaybettiğini belirten köy sakinleri, “Çocuklarımız ölüyor, hasta ve sakat doğuyor” şeklinde tepkilerini dile getirdi.
    Dim-Bıçakçı halkı, köy içinde bulunan ve iki GSM şirketine ait olan verici istasyonunun kaldırılması için eylem yaptı.
    Baz istasyonunun kaldırılması için bugüne kadar birçok girişimde bulunmalarına rağmen bir sonuç alamayan halk, köyün içinden “Çocuklarımızın geleceğini karartmayın”, “Başbakan duy sesimizi”, “Bu köyde cep telefonu kullanmak yasak”, “Ecelimizle ölmek istiyoruz” yazılı pankartları ellerine alarak baz istasyonuna kadar yürüdü. Baz istasyonunda hazırladıkları tabutla temsili cenaze töreni düzenleyen köylüler, köylerinde son aylarda ölüm vakalarının arttığına dikkat çekti.
    Bebekler hasta doğuyor
    Köy Muhtarı Mehmet Ünal, köyde büyük bir sağlık problemi yaşandığını söyledi. Son dönemlerde köylerinde yeni doğan çocukların birçoğunun hasta olarak dünyaya geldiğini vurgulayan Ünal, Başbakanlık’a daha önce 3 kez dilekçe yazarak sıkıntılarını dile getirmelerine rağmen sonuç alamadıklarının altını çizdi.
    Verici istasyonlarından birinin 8 yıl, birinin de 5 yıl önce kurulduğunu belirten Ünal, “O tarihten bu yana köy halkı büyük bir huzursuzluk içinde yaşıyor. Yeni doğan çocuklarımız ya hasta doğuyor, ya da çok kısa bir süre içinde rahatsızlanıyor. Sesimizi duyurmak için böyle bir protesto gösterisine mecbur kaldık. Yetkililerin artık sesimizi duymasını istiyoruz” diye konuştu.
    Dava açacaklar
    Emine Çelik ise köyde bulunan çocukların birçoğunun rahatsız olduğunu söyledi. Baz istasyonunun kaldırılmaması durumunda 2 GSM şirketine de dava açacaklarını anlatan Çelik, baz istasyonundan dolayı bugüne kadar köyde 13 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.
    73 yaşındaki Ali Demir de baz istasyonu kurulduğundan bu yana köy halkının büyük bir huzursuzluk içinde yaşadığını kaydetti.


    Başa dön


    Kansere davetiye çıkartmayın!
    Ercan Karakaya
    Röntgen teknisyenliği, yayılan radyasyon nedeniyle dünyadaki en riskli meslekler arasında sayılırken, çalışma saatlerini artırmaya hazırlanan Sağlık Bakanlığı ise röntgen teknisyenlerine kanser olmaları için adeta davetiye çıkartıyor. Bakanlığın, teknisyenlerin çalışma süresini günde 5 saatten 7.5 saate çıkarmak için hazırladığı yasa tasarısı yeni yasama döneminde görüşülecek. Çalışanlar ve sağlık örgütleri bakanlığın, “Avrupa Birliği standartlarını getirme” iddiasını da gerçekçi bulmuyor. Avrupa’da bir teknisyen günde 25 hastaya bakarken, Türkiye’deki bir teknisyen günde 70-80 hastaya bakıyor. Avrupa’da sıkı önlemler alınırken, Türkiye’de röntgen cihazlarının kontrolü dahi yapılmıyor. Gazetemize konuşan röntgen teknisyenleri, çalışma saatlerinin uzatılmasının sadece kanser olma riskini artıracağını dile getirdiler.
    Sürekli halsizlik
    Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 1991 yılından bu yana radyoloji teknisyeni olarak çalışan Ayhan Özer, 1997 yılından beri de şef olarak görev yapıyor. Geçen yıl röntgen cihazlarının yenilendiğini belirten Özer, kendilerini şanslı görüyor. Özer, birçok hastanede30-40 yıllık cihazların kullanıldığına dikkat çekti. Maruz kaldıkları radyasyon nedeniyle halsizlik, yorgunluk, uyuma isteği gibi sorunlar yaşadıklarını dile getiren Özer, bazı çalışanların ciddi sağlık sorunları yaşadıklarını söyledi. Yasa çıkmasına karşı olmadığını dile getiren Özer, “Sadece çalışma saatlerini artırır, onların çalışma koşullarını bir kenara bırakırsanız, bu gerçekleri görmemek olur”dedi. Hastanede bir çalışanın günde 70-80 hastaya baktığını dile getiren Özer, bu rakamın bazı günler daha da arttığını söyledi. Personel ve cihaz eksikliği çektiklerini aktaran Özer, özellikle SSK hastanelerinin devrinden sonra hasta sayısının arttığını dile getirdi.
    Korkuyla yaşıyorlar
    Diğer teknisyenler gibi halsizlik ve yorgunluktan şikayetçi olan 20 yıllık radyoloji teknisyeni Suat Tanrıkulu da, “Şu an bir hastalığımız yok ama yarın ne olacağını bilemiyoruz. Adam çalışıyor, 15 sene sonra ise kanser olduğu öğreniyor” dedi. Tanrıkulu, her an bu kaygı ile çalışıyor olmanın başlı başına bir sorun olduğunu aktardı. “Sadece radyasyon tehlikesiyle çalışmıyoruz. Değişik hastalarla bir araya geliyoruz, onlarla temas kuruyoruz. Bunlardan her an mikrop kapma riskiyle karşı karşıyayız” diyen Tanrıkulu, koruyucu önlemlerin alınması için düzenleme yapılmasını istedi.
    Çernobil’i hatırlatıyorlar
    Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan Hüseyin Fidanboy ise dört yıldır diz kapaklarındaki ağrılarla yaşıyor. Oturup kalktıktan sonra aşırı derecede ağrı hissettiğini anlatan Fidanboy, yaptırdığı testlerde romatizma belirtisi ve kemiklerle ilgili sorun bulunmadığını aktardı. Fidanboy, ağrılarının aldığı radyasyondan kaynaklandığını düşünüyor. Haseki’de üç röntgen birimi bulunduğunu, ikisinde daha yeni iyileştirmeler yapıldığını aktaran Fidanboy, diğer birimdeki cihazların 15 yıllık olduğunu ve havalandırma dahi olmadığını söyledi. Çalışma saatlerinin uzatılmasının kanser olma riskini artırmaktan başka bir şeye yaramayacağını kaydederek yasa tasarısına tepki gösteren Fidanboy, “Çernobil’i düşünün yıllar sonra hastalıklara neden oluyor. İlerde ciddi hastalıklar bende çıkabileceği gibi, çocuklarımda da çıkabilir. Bir arkadaşımız kan kanseri oldu, halen tedavisi devam ediyor. Hasta olan birçok röntgenci var” diye konuştu.
    Kontroller yapılmıyor
    “Buralara gelip makineleri koyuyorlar. Bunlarda herhangi bir sızma tehlikesi, bir sorun var mı yok mu diye denetlenmiyor. 1997 yılından beri burada çalışıyorum, bir kere bile röntgen makineleri kontrol edilmedi” diyen Metin Aşık, kanser olma korkusuyla yaşamak istemediklerini vurguladı. Aşık, çalışma saatlerinin uzatılması yerine, çalışma koşullarının düzeltilmesini istedi. Arkadaşlarıyla aynı sorunları yaşadığını dile getiren Tamer Bal da, amacın az elemanla çok iş yaptırmak olduğunu, çalışanlar olarak buna izin vermeyeceklerini dile getirdi.

    Alınması gereken önlemler
  • Röntgen odalarından sızıntı olmasını önlemek için yönetmelik gereği duvarların en az 2-3 mm kalınlığında kurşun levhalarla kaplatılması ve içerideki havanın değiştirilmesini sağlayacak havalandırma tertibatının olması.
  • Odaların en az 20 metrekare büyüklükte olması, çalışanın bu radyasyondan etkilenmemesi için gerekli önlemlerin, koruyucu önlük, gözlük, eldiven vb. alınması.
    Hastanelerdeki durum
  • Odalarda havalandırma sistemleri yok, olanların da çoğu çalışmıyor.
  • Duvarlar yönetmelikte belirtildiği gibi kurşun levhalarla kaplı değil. Olanlarda defalarca tadilat gördüğü için koruyuculuk vasfını yitirmiş durumda. Normalde bu kurşun duvarlara bir çivinin bile çakılmaması gerekir.
  • Teknisyenlerin radyasyondan etkilenmemesi için giydiği kurşun önlükler çok yetersiz. Birçok röntgen ünitesinde kurşun önlüklerden yok.
  • En önemlisi cihazlar çok eski ve bakımsız, normalde bu cihazların 3 aylık, 6 aylık ve 1 yıllık bakımlarının, kalibrasyonlarının periyodik olarak yapılması ve raporlarının arşivlenmesi gerekir. Bu da birçok hastanede yapılmıyor.
    Karşılaşılan sağlık problemleri
  • Radyasyon, başta cilt ve derideki hücrelerin ölmesine, kişiden kişiye farklılık göstermekle beraber vücudun tüm organlarını değişik düzeyde etkileyerek, bazılarının DNA yapısını bozarak, kontrolsüzce büyümesiyle tümör oluşmasına neden olur.
  • Kanser olma riskini kat kat artırır.
  • Aizheimer hastalığına yol açabilir.
  • Gebelerin düşük ve sakat doğum yapmalarına neden olur.
  • Uykusuzluk, halsizlik hali, yorgunluk sürekli olarak hissedilir.
    Denetim yapılmıyor
    Yönetmelik gereği hastanelerde kullanılan röntgen cihazlarının, 3-6 aylık ve yıllık bakımlarının ve ölçümlerinin yapılması gerekir. Özellikle kamu hastanelerinde arıza dışında cihazların bakımı neredeyse hiç yapılmıyor. Cihazların bakım ve denetleme işi Sağlık Bakanlığı ve TAEK yetkisindedir. Cihazların ilk kurulma aşamasında bakımlarının TAEK tarafından yapılması gerekir ve TAEK’in izin verdiği cihazlar kullanılabilir. Hastanelerindeki cihazların yaklaşık yüzde 46’sı TAEK tarafından görülmemiş, bunlara çalışma belgesi verilmemiştir. Bu cihazların yüzde 60’ı devlet hastanelerinde kullanılmaktadır. Ayrıca radyolojide çalışanların yaka dozimetresinin olması gerekiyor. Ve bunlar aylık ya da 45 günde bir TAEK’e gönderilip ölçüm yapılması gerekiyor. Dozimetresi olmayan 3 bin 500 civarında teknisyen olduğu tahmin ediliyor ve bunların 2000’i kamu hastanelerinde çalışıyor.

    Türk Sağlık-Sen anketi
    Türk Sağlık-Sen’in 28 ilde toplam 57 sağlık kuruluşunda çalışan bin röntgen teknisyeniyle yaptığı anket, çalışanların anlattıklarının doğruluğunu gözler önüne seriyor. Ankete göre; hastanelerde kullanılan röntgen cihazları, teknisyenlerin sağlığını tehdit ediyor. Röntgen cihazlarının yüzde 45’lik kısmı en az 20 yirmi yıllık. Her 100 cihazdan 6’sı ise 1956 model! Bu cihazların yüzde 31’inin lisansı, röntgen birimlerinin de yüzde 44.5’inin ruhsatı yok. Cihazların yüzde 77.5’inin de rutin ölçüm ve kalibrasyonları yapılmıyor. Ankete katılan teknisyenlerin yüzde 65.5’i çalışma ortamlarının korunma standartlarını taşımadığını, yüzde 60.5’i ise korunma amaçlı araç ve gereçlerin kendilerine verilmediğini belirtiyor. Teknisyenlerin yüzde 83.5’inin rutin sağlık kontrolleri yapılırken, teknisyenlerin yüzde 35’i radyasyon nedeniyle sağlık sorunları yaşıyor. Personelin yüzde 88’i çalışma ortamının sağlığa etkileri hakkında bilgi sahibi değil. Röntgen teknisyenlerinin yüzde 98.5’i çalışma saatlerinin günde 7.5 saate çıkarılmasına karşı çıkıyor.


    Başa dön


    Gecekonducu Başbakan’ın kapısında
    Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında gecekonduları yıkılmak istenen Dikmen Vadisi halkı, AKP Genel Merkezi’ne yürüyerek, Başbakan Erdoğan’dan Gökçek’i durdurmasını istediler. AKP’den sorunla ilgilenme sözü alan halk, evlerini alana kadar mücadele edeceklerini bir kez daha vurguladılar.
    Dikmen’den otobüslerle AKP’nin Balgat’taki genel merkezine gelen 500’e yakın kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı Dikmenliler, Gökçek’in resimlerinin olduğu ve “Durdurun bu adamı” yazan dövizler taşıdılar, öfkelerini “Gökçek devlete hesap verecek”, “Çapulcular burada, Gökçek nerede” sloganlarıyla dile getirdiler. AKP Genel Merkezi önü iki panzer ve çevik kuvvet polisleriyle abluka altına alınırken, eylemciler megafonla Başbakan’a seslendiler. “Hasta anamı bıraktım geldim, ölürse hesabını kim verecek” diye soran Naile Özdemir, tek başına da kalsa bu yola baş koyacağını bildirdi. Emine Erdoğan’ın Ramazan’da evine gelerek, yemeğini yediğini, söz verdiğini söyleyen Nazengül Kılıç ise “Ben sana oy verdim, ev vermezsen o oyum haram olsun” dedi. Ayşe Şenol, “Bu insanlar ev istiyor ev, villalar istemiyor” diye konuşurken, Sultan İkiz de kocasının bu sorun yüzünden üzüntüden öldüğünü anlattı.
  • Gazeteciye saldırı
    Esenyurt Belediyesi’nin, cami temel atma törenine katılan “Bölgede Gelecek” gazetesi Haber Müdürü Hüsamettin Erbaş, Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Gürbüz Süleymanoğlu ve korumaları tarafından tartaklandı. Şehir planında meslek lisesi olarak gösterilen alana yapılacak caminin temeli, Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu’nun katılımıyla atıldı. Törende bir konuşma yapan Kadıoğlu, “Kampta silah” başlıklı haberiyle Esenyurt’ta ses getiren gazeteci Hüsamettin Erbaş’ı karşısında görünce tepki gösterdi. Belediye Başkanı Kadıoğlu, Erbaş’ı “şantaj amaçlı haber yapmak”la suçlarken, Süleymanoğlu ve 5 koruma da alandan çıkarmaya çalıştı. Tören alanından çıkmamakta direnen Erbaş, belediye başkan yardımcısı ve korumalarının tekmelerine maruz kaldı. Maruz kaldığı saldırı karşısında tören alanını terk etmek zorunda kalan Hüsamettin Erbaş, elmacık kemiğine aldığı darbeler sonucu yaralandı. Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na konuyla ilgili şikayette bulunan Hüsamettin Erbaş, devlet hastanesinden de iş göremez raporu aldı.
    ‘Yangınlardan hükümet sorumlu’
    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın Milletvekili Mehmet Boztaş, son zamanlarda orman yangınlarının arttığına dikkat çekerek, ‘’AKP iktidara geldiği günden bu yana 8 bin hektar orman alanı yanmıştır’’ dedi. Yaptığı yazılı açıklamada yangınlarda sorumluluğu olan herkesin, başta Çevre ve Orman Bakanı olmak üzere hesap vermesi gerektiğini belirten Boztaş, ‘’AKP’nin 2B olayını gündeme getirdiği 2003 yılından bu tarafa orman yangınları hızla artış göstermiştir. Deneyimli ve uzman kadrolara ihtiyaç duyulduğu bu süreçte Çevre ve Orman Bakanlığı’nda personel kıyımı yaşanmıştır’’ diye konuştu. Her yaz ülkede çeşitli sebeplerden orman yangınları meydana geldiğinden sözeden Boztaş, meteorolojiden yapılan uyarılara rağmen önlem alınmadığını ve araçlara takviye yapılmadığını belirtti. Yangınlarda hükümetin sorumluluğunun çok büyük olduğunu söyleyen CHP Aydın milletvekili, “Yangın riski yüksek olan yerlerde önlemler alınmamış, diğer bölgelerden takviye ekip gönderilmemiştir. Hal böyleyken sayın bakan, yangınlara bakar vaziyette kalmıştır. Olayları havadan seyrederek yoğun çaba harcayan personelin, köylülerin ve gönüllülerin üzerinden, ‘Çok şükür can kaybı olmadı’ demekle yetinmiştir. Ortalık yangın yeri ancak bir bakıyorsunuz gösteri alanına dönüyor. Bir vali, uluorta ve hiç de etik olmayan bir üslupla ormancılara atıfta bulunuyor. Bir bakıyorsunuz bakan, gösteriye dönük davranışlar içinde ekranlara ve gazetecilere beyanat veriyor” şeklinde konuştu.
    DTP’den hükümete: İnisiyatif al, devreye gir
    Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, hükümeti, olumlu bir gelişme olarak değerlendirdikleri, PKK’nin ateşkes deklarasyonu konusunda inisiyatif alıp devreye girmeye çağırdı. DTP Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, Kürt sorununun çözümünde demokratik ve barışçıl yöntemlerin benimsenmesi yönünde defalarca çağrılar yapıldığı hatırlatıldı. Açıklamada, PKK’nin de, “iç kamuoyu ve uluslar arası çevrelerden gelen taleplere duyarsız kalmayarak” yayınladığı “Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Deklarasyonu”yla 1 Eylül itibariyle ateşkes ilan edebileceğini duyurması, son derece olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi. Toplumsal barış için önemli olduğu ifade edilen bu çağrının, pazarlık mantığı içerisine hapsedilerek heba edilmemesi gerektiği belirtilen açıklamada, PKK’nin, yayınladığı deklarasyonda bazı öneri ve beklentilerini kamuoyuyla paylaştığı, ifade edilen önerilerin toplumun geniş kesimlerinin de ortak talebi olduğu belirtildi. Açıklamada, bu beklentilerin zaten AB sürecinde yerine getirilmesi gereken düzenlemeleri içerdiğinin, çözümün Türkiye’nin birliği içerisinde arandığının göz ardı edilmemesi istendi. Başta hükümet ve muhalefet partileri olmak üzere tüm kesimlere, şiddetin durması ve toplumsal barışın sağlanması için gerçekçi olunması çağrısı yapılan açıklamada, hükümetin de inisiyatif alarak devreye girmesi istendi. Hükümete ve muhalefete, böyle bir süreci 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle iyi değerlendirmeleri, yeni bir süreç başlatmaları çağrısı yapılan açıklamada, demokratik yöntemlerin benimsenmesinin, Türkiye’nin dünyada ve bölgede daha saygın ve güçlü bir ülke olmasına katkı sunacağına dikkat çekildi.
    TMY uygulamaları devam ediyor
    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Yönetim Kurulu üyesi Ali Rıza Telek’in önceki gün Terörle Mücadele Şubesine bağlı polisler tarafından hakkında ihbar olduğu gerekçesiyle göz altına alınması Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul şubeleri tarafından yapılan basın açıklamasıyla protesto edildi. Galatasaray Lisesi önündeki eylemde basın açıklamasını okuyan Metin Arslandoğmuş, Telek’in polisler tarafından “Gazi katliamında Gazi halkının yanında olduğu” gerekçesiyle gözaltına alındığını belirterek, polisin dernek faaliyetlerini engellemek istediğini ifade etti. Arslandoğmuş, arkadaşlarını bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net