www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Açığı, dalga da durduramadı
Mayıstaki ekonomik dalgalanmadan sonra ithalatta beklenen yavaşlama gerçekleşmedi. Dış ticaret açığındaki büyüme temmuzda da sürdü. Temmuzda 4.5 milyar dolarlık dış ticaret açığı veren Türkiye’nin yılın ilk yedi ayındaki toplam açığı ise 30.5 milyar dolara ulaştı.

Fındık nereye gidiyor? -3-
   Fiskobirlik’siz olur mu?

Hükümet ve çeşitli çevreler Fiskobirlik yönetimini suçluyor. Suçlamalar birliğin fiyatı yüksek açıkladığından rekolte tahminini yanlış yapmaya kadar uzanıyor.


Açığı, dalga da durduramadı
Döviz kurlarında yaşanan artışın azaltacağı tahminleri yapılan dış ticaret açığındaki büyüme temmuzda da tüm hızıyla sürdü. Türkiye’nin temmuzda da yüzde 20 büyüyerek 4.5 milyar dolara çıkan dış ticaret açığı yılın ilk yedi ayı itibariyle ise 30.5 milyar dolara kadar yükseldi.
Gümrük Müsteşarlığı’nın, geçici kaydıyla açıkladığı temmuz ayı ve ocak-temmuz dönemine ilişkin dış ticaret verilerine göre, Türkiye’nin temmuz ayı ihracatı yüzde 20.8 oranında artarak 6 milyar 918 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 20.3 oranında büyüdü ve 11 milyar 464 milyon dolara kadar yükseldi.
Dış ticaret verileri döviz kurlarında mayıs ve haziran aylarında yaşanan artışın ithalattaki büyüme hızını sınırlamaya yetmediğini ortaya koyuyor. Temmuzda dış ticaret açığı ise yüzde 19.6’lık bir büyümeyle 4 milyar 546 milyon dolara kadar yükselirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60.3 olarak gerçekleşti.
Gümrük beyannamelerinden oluşturulan verilere göre geçen yıl temmuzda Türkiye 5 milyar 728 milyon dolarlık ihracat yaparak, 9 milyar 529 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiş ve 3 milyar 801 milyon dolarlık açık vermişti. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 60.1 olmuştu.
Ocak-temmuz dönemi
Türkiye’nin bu yılın ilk yedi aylık dönemkindeki toplam ihracatı ise yüzde 14.6 artarak 46 milyar 663 milyon dolara yükselirken, ithalat ise yüzde 17.9’luk büyümeyle 77 milyar 182 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 62.2’den yüzde 60.5’e kadar gerilediği söz konusu dönemde dış ticaret açığı da yüzde 23.4 artarak 30 milyar 519 milyon dolara yükseldi. 2005 yılının eş döneminde ise ihracat 40 milyar 717 milyon dolar, ithalat 65 milyar 442 milyon dolar olmuş ve 24 milyar 725 milyon dolarlık dış ticaret açığı verilmişti.
Açık daha da büyüyecek
Temmuzda dış ticaret açığının 4.5 milyar dolarla yüksek düzeyini koruması temmuzda cari işlemler açığının yine 2 milyar dolar civarında gerçekleşebileceğini gösteriyor.
Geçen yıl temmuzda 1.1 milyar dolarlık cari işlemler açığı verilmişti.


Başa dön


Fındık nereye gidiyor? -3-
   Fiskobirlik’siz olur mu?
Hazırlayan: Bülent Falakaoğlu
Hükümet ve çeşitli çevreler Fiskobirlik yönetimini suçluyor. Suçlamalar birliğin fiyatı yüksek açıkladığından rekolte tahminini yanlış yapmaya kadar uzanıyor. Yazı dizimizin dünkü bölümünde eleştirilere ek olarak Fiskobirlik yönetiminin, birliğin kasasındaki parayı “çarçur” ettiğine ve yaşadığı krizi iyi yönetemediğine dikkat çekmiştik. Buradaki kilit soru, “Fiskobirlik yönetiminin hataları, birliğin tasfiye edilmesini, devre dışı bırakılmasını gerektirir mi?” sorusudur? Sorunun yanıtı, yönetiminin yanlışlarından bağımsız, birliğin işlevi ve olmaması halinde üreticinin ne kaybedeceği üzerinden yapılmalı.
Dünyada toplam üretim yaklaşık 900 bin ton. Ortalama 750 bin tonu kesinlikle tüketiliyor.
Üretimin yüzde 75’ini Türkiye karşılıyor. İkinci büyük üretici İtalya’nın ortalama 100 bin tonluk bir üretim kapasitesi var. Yani Türkiye’nin beşte biri kadar... İtalya ve Türkiye’den başka fındık ihraç eden ülke yok. Diğer fındık üreticisi ülkeler ABD, İspanya, Yunanistan ve son dönem üretimlerini artıran Azerbaycan, Türkmenistan’ın üretimleri ancak kendilerine yetiyor.
Yeri gelmişken hatırlatalım, “serbest piyasayı” en çok savunan ABD kendi ülkesinde üreticiyi korumak için fındığa yüksek gümrük duvarı uyguluyor.
Son on yıllık ortalamaya bakıldığında Türkiye’nin yıllık 220 bin ton iç fındık ihraç ettiği görülüyor. Bu 450 bin ton kabuklu fındık demek. İç piyasada da 70 bin ton kabuklu fındık talebi var. Yani Türkiye’nin 500 bin ton fındığı tüketme şansı var. Fakat Türkiye’de üretim bazen 700 bin tona kadar ulaşıyor. Peki 150-200 tonluk fazlalık ne olacak? İki yöntem var. Birincisi stokta saklanacak ve fındık rekoltesinin az olduğu yıl piyasaya sürülecek. İkincisi fındık işlenerek piyasaya sürülecek. Bu çözümler Fiskobirlik olmadan mümkün müdür?
Fiskobirlik olmazsa...
Tüccar ve ihracatçı karşısında üreteci örgütü olarak Fiskobirlik, fındık fiyatını yüksek tutmaya çalışıyor. Ancak bunu gerçekleştirebilmesi için piyasada olması, başka bir ifade ile fındık alabilmesi gerekiyor. Fiskobirlik dengeleyici unsur olarak fındık alımı yapamadığı zaman tüccar-ihracatçı karşısında örgütsüz kalan üretici, ürününü bu kesime ucuza satmak durumunda kalıyor. Tüccar ve ihracatçı, fiyatı sürekli aşağıya çekme tarafında.
Yaşananlar bunun en güzel örneği. Fiskobirlik son üç yıldır piyasadan fındık alımı yapınca fiyatlar yükseldi. Geçtiğimiz sezon piyasaya girip fındık alımı yaptığında fındık fiyatı 7 YTL civarındaydı fakat kaynak sıkıntısına düşüp, borcunu ödeyemez hale geldiğinde fiyatlar 2 YTL civarına geriledi.
Fiskobirlik olmayınca üretici eziliyor. Çünkü üreticiyle alıcılar arasında bilgi ve finansman eşitsizliği var. Örgütsüz yüzbinlerce üretici karşısında bir avuç alıcı aralarında kolaylıkla anlaşarak finansman gücü zayıf çiftçinin malını ucuz fiyatla satın alıyorlar.
Alivrecinin kazığı!
Ürün daha tarladayken üreticiye kapora vererek fındığın kendisine teslim edilmesi için anlaşma yapan alivreci, fındık piyasasının ucuz oluşması için tüm lobi gücünü kullanıyor.
Mahsul piyasaya çıkmadan 8 ay önce, ocak ayında, tüccar Avrupalı alıcıya eylülde hangi fiyattan satacağını söylüyor. Avrupalı alıcı ile kontrat yaparken çiftçiye maliyetin ne kadar olduğunu, ürününün ne kadar edeceğini sormayan alivreci işi en ucuza kapatmaya çalışıyor.
Fiskobirlik zorunluluk
Politikacıların, yöneticilerin hatalarının faturası ödemek zorunda kalsa da Fiskobirlik’siz bu işin olmayacağı bilinmeli. Piyasadaki fazlalık fındığı çekebilecek finansman gücü olmalı. Fındığı depolamalı ki fındığın fiyatı düşmesin. “Depoda oluşan stoklar nereye gidecek?” kaygısı taşınmamalı. Çünkü, fındıkta peryodik olarak bir yıl yüksek rekolte, bir yıl düşük rekolte yaşanıyor. Bundan dolayı iyi bir planlama ile stok sorunu çözülebilir.
Yüksek fiyattan stok yapmak da kayıp değildir. Görülmüştür ki, destekleme alımıyla piyasadan çekilen ve depolanan fındık sayesinde iç fındığın ihraç fiyatı 3 dolardan 6 dolara yükseldi. Hatırlanacağı üzere 2002 yılında fındığın tonunun ortalama ihraç fiyatı 2 bin 290 dolar iken, 2005 ürünü fındıklar 6 bin dolardan alıcı buldu. Bu toplam ihracat gelirinin iki katına çıkması demek. Ülke ekonomisinin 1 milyar dolar kazanması demek.
Bu dengelemeyi ne TMO yapabilir ne de lisanslı depoculuk çözüm olabilir. Fiskobirlik üreticinin ve ülke ekonomisinin çıkarları açısından bir zorunluluktur. Serbest piyasa söylemiyle Fiskobirlik tasfiye edilmemeli.
Serbest piyasa demek, üreticinin ürünlerinin birileri tarafından ucuza kapatılması demek. Büyük güçlü tekellerle, tüccarlarla üreticilerin tek başına mücadeleye girmesi demek. Serbest piyasa demek; esnaf-tüccar-ithalatçı-ihracatçı demek.
Fiyat istikrarı sağlanmalı
Fındık rekoltesi fazla olduğun da, “bu yıl fiyat düşer” anlayışının terk edilmesi ve fındığın stoklanması gerekliliği kadar Fiskobirlik açısından bir başka önemli bir konu daha var: Birliğin istikrarlı bir fiyat politikasının olması... Yani don vb. felaketler nedeniyle rekolte düşük olduğunda iş fırsatçılığa dönüştürülüp fındık fiyatı çok çok yüksek rakamlara çekilmemeli...
Birliğin fırsatçılıktan öte, fiyat istikrarının sağlanması, üretimde verimliliğin ve kalitenin artırılması, iç ve dış pazarın geliştirilmesine yönelik programları olmalı. Böylesi bir programın hayata geçmesi için siyasi iktidarlar gerekli desteği sağlamalı, üreticiler de iktidarlara bu noktada baskı yapmalı...

BU YIL FINDIK 3 YTL’Yİ GEÇMEZ
Fiskobirlik’in devre dışı bırakıldı. TMO’nun alım yapması kararı verildi. Bu durumda bu yıl fındık fiyatlarının 2 ya da en fazla 3 YTL düzeyinde olması bekleniyor. Çünkü şu günlerde, iç fındık ürününün eylülde teslimi vaadiyle, Avrupalı alıcı 3.5 dolardan anlaşma yapılıyor. Avrupalı alıcıyla bu fiyattan anlaşma yapan tüccar, fındık üreticisine kabuklu fındık için ancak kilo başına 2 milyon (2 YTL) verir. Çünkü 2 kilo fındıktan bir kilo iç fındık elde ediliyor. 2 kilo fındığa 4 milyon (2.5 dolar) ödeyen tüccar için, nakliye vb. diğer gider eklenince maliyet 3 doları aşıyor. Bu nedenledir ki, bugünkü anlaşma şartlarında fındığın 3 YTL’yi aşmasını beklemek hayal olur. Şu an ki anlaşmaları tersine çevirebilecek bir ortam da yok. Çünkü, rekolte yüksek, Fiskobirlik devre dışı...

Fındığın maliyeti 3.5 YTL
Giresun Ziraat Odası (GZO) Başkanı Özer Akbaşlı, 2006 ürünü fındık fiyatının en az 5 YTL olması gerektiğini belirtiyor. Akbaşlı birliğin uzun bir süredir üreticiye olan borcunu ödeyememesi, bunun yanı sıra yapılan spekülasyonlar sonucu serbest piyasada 2005 ürünü fındık fiyatının adeta dibe vurduğunu belirtti. 2006 sezununda da aynı sıkıntıların yaşanacağı kaygısını taşıdıklarını ifade eden Akbaşlı, ‘’Yetkililerce, 2006 ürünü fındığın kilogramının maliyeti 3.5 YTL açıklanmıştır. 2006 ürünü fındık fiyatı 5 YTL dolayında olmadır, bunun için de bir an önce gerekli çalışmalar yapılmalıdır’’ diye konuştu. Akbaşlı, piyasada fiyat istikrarının sağlanması ve ihracatından sağlanan gelirin korunması için 2006 ürünü arz fazlası 200 bin ton fındığın piyasadan çekilmesi gerektiğini belirtti.
Yarın: Lisanslı depoculuk çözüm olabilir mi?


Başa dön


Asgari Ücret 700 YTL Olsun
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep İl Örgütü’nün başlattığı ‘Asgari Ücret 700 YTL Olsun’ kampanyasında toplanan 10 bin imza Balıklı Parkı’nda yapılan basın açıklamasının ardından, Başbakanlık’a gönderildi. Balıklı Parkı’nda kampanyaya ilişkin basına açıklama yapan EMEP Gaziantep İl Başkanı Mehmet Türkmen, IMF’nin ve ABD’nin hizmetindeki Hükümeti, ülke ve bölgede yaşanan bir çok sorun karşısında olduğu gibi işçi ve emekçilerin ekonomik sıkıntıları, hakları ve insani ihtiyaçları karşısında da yine IMF’nin isteklerini yerine getirdiğini kaydetti. “Bir süre önce IMF asgari ücretin düşürülmesi, bölgesel asgari ücretin uygulanması ve kıdem tazminatlarının kaldırılması için talimat verdi. Bu yolla zaten açlık sınırının altında olan asgari ücret daha da düşürülmek istenmektedir” diyen Türkmen, asgari ücret belirlenirken, milyonlarca işçinin yerine IMF’nin görüşüne başvurulduğunu kaydetti. Başbakanın ekonominin büyüdüğünden dem vurduğuna işaret eden Türkmen “Onlar için ekonominin büyümesi demek yerli ve yabancı büyük patronların, spekülatörlerin ve rantiyecilerin büyümesidir. Onlar IMF ve patronların istekleri doğrultusunda bölgesel asgari ücreti hayata geçirerek işçilere daha fazla açlık dayatmak istiyorlar” diye konuştu. Tüm bunlara karşı EMEP olarak Başpınar Organize Sanayi işçileri ile birlikte asgari ücretin arttırılması için başlattıkları kampanya da toplanan on bin imzayı Başbakanlık’a göndereceklerini ve taleplerinin takipçisi olacaklarını belirten Türkmen, bölgesel asgari ücret uygulama düşüncesinden vazgeçilmesini, asgari ücretin vergiden muaf 700 YTL olmasını istedi. Eylemde “Bölgesel asgari ücrete hayır”, “IMF’ye değil işçiye kulak verin”, “Asgari ücret açlık, sefalet ücreti olmasın” dövizleri taşındı. Basın açıklamasına Eğitim-Sen, Emekli Sen ve DTP yöneticileri de katılarak destek verdiler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net