www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İşçi ama memur görünüyor
   sendikalı ama grev yapamıyor

Demiryollarında çalışan kamu emekçileri, işçilik yapmalarına karşın memur statüsünde görünüyorlar. Bu nedenle üye oldukları sendikalar yasal prosedüre göre grev ve toplusözleşme yapamıyor.

Kayıtdışı çalışmanın
   faturası 23.3 milyar YTL

Kayıtdışı istihdamın devleti alamadığı vergi ve sigorta primleri dolayısıyla yıllık 23.3 milyar YTL’lik kayba uğrattığı belirlendi.


İşçi ama memur görünüyor
   sendikalı ama grev yapamıyor
Beyza Metin
Akşam saatleri. Demiryolu emekçilerinin evine konuk oluyoruz. Konuşmalar ilerledikçe sorunlar ve sıkıntılar ardı ardına sıralanıyor. Memur statüsündeler ancak yaptıkları işi “ağır işçilik” olarak tanımlıyorlar. Memur statüsünde oldukları için sendikalarının grev ve toplusözleşme yapma hakkı yok. Sıkıntılarının kaynağı da bu. İşçilerle aralarındaki fark da yaptıkları iş değil, kağıt üzerindeki bu ayrım. İşten atılma korkusu nedeniyle kimi ismini vermiyor, kimi de soyadının yazılmasını istemiyor.
Önce çürütüyorlar
Metin 47 yaşında ve 22 yıllık Demiryolcu. Hemen hemen her bölümde çalışmış, en son olarak manevracılık yapmış. Ancak sağlığı bozulduğu için şu an başka bir bölümde çalışıyor. İşyerinde haksız uygulamalar olduğunu söyleyen Metin, başına gelenleri şöyle anlatıyor: “Ben yıllarca manevracılık yaptım. Manevracılık, maden ocakları işçiliğinden sonra dünyadaki en ağır iş olarak kabul ediliyor. Çok riskli bir meslek, memur statüsünde çalışıyorsun ama ağır işçilik yapıyorsun. Almanya’dakiler manevracı olduğumu duyunca eşime siz çok sanşlısınız, ‘Senede üç ay izniniz vardır’ diyorlarmış. Orda üç ay izin veriyorlarmış, manevracılara. Peki, burada ne oluyor? Ben sağlığım bozulduğu için artık manevracılık yapamıyorum, başka bir bölümde çalışıyorum. Sağlık raporum olmasına rağmen hem unvanımı aldılar, hem de maaşımı düşürdüler. Bizi önce çürütüyorlar, sonra posamızı atıyorlar.”
Su kenarında oturmak...
“Evin ya da araban var mı” sorusunu “Şaka mı yapıyorsun” diye yanıtlıyor. Tatil konusunda da yanıtı aynı oluyor: “Hiç gidemiyorum. Yıllık iznimde dışarı çıkamıyorum. Bir bardak suyu masaya koyuyorum, su kenarında oturuyorum işte. Bir sene tatile gitsem iki sene taksidini öderim. Eskiden Demiryolları’nda personel ücretsiz gidiyordu, en azından yol parası vermiyorduk. Şimdi onu da aldılar.” İşyerinde işçilerle memurlar arasında, hatta memurların kendi arasında da gerginlik yaşandığını anlatıyor Metin:; “Bizi 10 kategoride değerlendirmişler. Gişe memurları ayrı, yola giden personel ayrı, makinistler ayrı, hepsi ayrı ücretler alıyorlar. Biri fazla ücret aldı mı ötekiler ayağa kalkıyor. Amaçları böl, parçala yönet yoluyla örgütlülüğün önünde engel olmak.”
Grevli, TİS’li sendikamız olsa…
Eyüp Kaya 18 yıldır demiryollarında çalışıyor. Vergi sisteminin büyük şirketlere göre ayarlandığını dile getiren Kaya, şöyle devam ediyor: Ben, aylık 250 YTL gelir vergisi veriyorum, benim verdiğim vergiyi patron vermiyor.” Memurlar ve işçiler arasındaki sorunların rekabetten kaynakladığını ifade eden Kaya, memurların bu durumda olmasının nedenlerinin sendikal alandaki mücadelenin zayıflığından kaynaklandığını söylüyor: “İşçiler demiryollarında memurlardan daha avantajlı. Onların avantajı, ellerinde grevli, toplusözleşmeli bir sendikalarının olması, fakat bu onların yıllardır verdikleri mücadelenin sonucudur. Bizim de grevli toplusözleşmeli sendikamız olsa bu durumda olmazdık. Zaten memurlar arasında da çatışma var. Sorunları sendika çözmüyor, her unvan dernekleşiyor eylem yapıyor. Örneğin manevracılar eylem yapıyor, onların ücreti hareket memurlarının ücretinin üzerine çıkıyor, bu sefer diğerleri ayaklanıyor. Manevracılar eylem yapmasa, hadi eylem yaptılar, talepleri kabul edilmese diğerlerinden ses çıkmayacak.” Kaya da “Evin, araban var mı” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Yok, ama kızımın bisikleti var.”
Birlik çağrısı
Demiryolları’nda 20 yıldır görev yapan Nejmi, yöneticilerin işinin hakkını vermediğini, bu kadroların liyakatla göre değil, torpille belirlendiğini dile getiriyor. Nejmi, işyerinde TUS sendikasına üye: “İlk önce onlar geldi onlara üye oldum, sonra da değiştirmedim.” Sendikanın pek bir işlevi olmadığın ancak tercih nedeninin görüşünün farklı olmasından kaynaklandığını söylüyor ve ekliyor: “Memur-Sen dinci, TUS sağcı, BTS solcu... Bence gruplara ayırmamak gerekiyor. Sendikal mücadele dinci, solcu ya da sağcı mücadeleye dönüşmemeli.”

ADIM ADIM ÖZELLEŞTİRME
Özelleştime politikalarını ve Demiryolları’na yansımalarını konuştuğumuz İsmail Üstün, 25 yıldır demiryollarında çalışıyor ve BTS’ye üye. Personel alınmadığı için insanların fazla çalıştıklarını ve verimsiz olduklarını kaydeden Üstün, bunun IMF diretmesi ve özelleştirmelerin sonucu olduğunu söyledi. “Biz şimdiye kadar saftık, özel hastaneleri gördük temiz, güzel, özelleştirmenin iyi bir şey olduğunu düşünmeye başladık, kandırıldık. Şimdi oralara da giremeyeceğiz. Bugün eşim ilk kez katkı payı vermiş. Özelleştirmenin uygulamarını yavaş yavaş görüyoruz. Bu gidişle eğitim de böyle olacak” diyen Üstün Demiryolları’ndaki durumu şöyle anlattı: “Demiryolları’nda özelleştirmeler kısım kısım uygulanıyor. Demiryolları’nın tamamını özelleştiremezler. Ancak kâr eden bölümlerini özelleştirirler. Demiryoları’nı kâr edecek kurumlar olarak düşünmemek lazım. İşçiyi, treni özelleştireceğine genel müdürü özelleştirsin. Genel müdürler hep iktidara ve onun siyasi görüşüne göre seçiliyor.” Üstün ekonomideki kötü gidiş nedeniyle arabasını ve eşinin bileziklerini satmak zorunda kaldıklarını dile getirdi.
12 yıldır Demiryolları’nda mühendis olarak çalışan Sevilay Göksu ise “Özelleştirmeler sayesinde hepimiz kapı önüne konacağız. Özelleştirmeler demiryollarında da adım adım uygulanıyor. Demiryolları kampının şoförü bile dışardan, önceden böyle değildi” diye konuştu. İktidarda AKP yerine CHP de olsa aynı durumun yaşanacağını anlatan Göksu, ancak halk hareketinin bu kötü gidişe dur diyebileceğini söyledi.


Başa dön


Kayıtdışı çalışmanın
    faturası 23.3 milyar YTL
Kayıtdışı istihdamın devleti alamadığı vergi ve sigorta primleri dolayısıyla yıllık 23.3 milyar YTL’lik kayba uğrattığı belirlendi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, mart-nisan ve mayıs aylarını kapsayan ve nisan ayı olarak adlandırılan dönemde, Türkiye’de 22 milyon 172 bin çalışandan sadece 11 milyon 507 bini SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve diğer emeklilik kurumlarına kayıtlı bulunuyor. Geriye kalan 10 milyon 665 bin kişinin ise herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadığı belirlendi. Bunların 3 milyon 40 bini ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığı için sosyal güvenlik kuruluşuna kaydolma zorunluluğu da bulunmuyor. Ancak geriye kalan 7 milyon 624 bin kişinin ise kayıtlı olmaları gerekiyor.
Aile işçileri dışındaki kayıtdışı çalışanlardan ücretli ve yevmiyeli olan 3 milyon 863 bini SSK, işveren ve kendi hesabına çalışan 3 milyon 758 bini de Bağ-Kur’a kayıtlı olmadığı için devlet yılda 23 milyar 353 milyon YTL’lik prim ve vergi kaybına uğruyor.
ANKA’nın, SSK’ya kayıtlı olarak çalışması gereken ancak kayıt dışı çalışanların sayısını ve brüt 531 YTL’lik asgari ücret üzerinden ödenen SSK ve İşsizlik Sigortası Fonu işçi ve işveren primleri ile gelir vergisi tutarlarını dikkate alarak yaptığı hesaplamaya göre, kayıt dışındaki her bir çalışan nedeniyle 265 YTL’lik prim ve vergiden yoksun kalıyor. Söz konusu kayıp kişi başına yıllık 3 bin 177 YTL’yi buluyor.
Halen SSK’ya kayıtlı bir asgari ücretli için devlet, aylık 177.89 YTL sigorta primi, 15.93 YTL işsizlik sigortası primi ve 70.89 YTL de gelir ve damga vergisi alıyor. En düşük basamaktaki Bağ-Kur’ludan ise aylık 174.90 YTL’lik prim alınıyor.
Prim kaybı 16.9 milyar YTL
Söz konusu prim ve vergi tutarları dikkate alarak yapılan hesaplamaya göre, SSK’nın kayıt dışı çalışma nedeniyle aylık prim kaybı toplam 687.1 milyon YTL, yıllık prim kaybı ise 8.2 milyar YTL’yi buluyor.
Daha fazla çalış daha az ücret al!
Dünya Bankası (DB) ve AKP Hükümeti, istihdamın artırılması adı altında işçileri daha fazla çalıştırmaya ve buna karşılık daha az ücret vermeyi içeren bir paket üzerinde çalışıyor. DB, Türkiye’de istihdam yaratımı için birinci önceliği “işgücü piyasası düzenlemeleri”, ikinci önceliği ise “işgücü piyasası esnekliğinin iyileştirilmesi” olarak gösterdi. DB tarafından hazırlanacak raporun sonbahara kadar şekilleneceği ifade ediliyor. Ancak DB şimdiden Türkiye’de istihdam artışının yavaş olmasının önemli bir faktörü olarak “yavaş ekonomik büyüme ve üretkenliğe kıyasla yüksek işgücü maliyeti” olarak gösteriliyor. Ve öncelikli olarak işgücü maaliyetinin düşürülmesi isteniyor. Bu durum IMF’nin gündeme getirdiği bölgesel asgari ücreti, kıdem tazminatının düşürülmesi gibi dayatmaları akıllara getiriyor. DB bunun yanında ücemek piyasasının esnekliğinin çoğaltılması gibi uygulamaların etkinliğinin artırılmasını istiyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net