www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Antep Ortadoğu’ya işçiler sefalete...
Gaziantep sermayesi, yalnızca, sanayi ve ticaretiyle değil turizm, finans ve diğer sektörlerde de Ortadoğu’nun merkezi olmak hedefiyle bölgeye açılıyor. Sermayesi güçlenen, “Anadolu’nun parlayan yıldızı” diye tanımlanan Antep’te işçilerin gelir durumu ve çalışma koşulları ise Antep ekonomisinin tersi bir seyir izliyor.

DGD büyük toprak sahiplerine gidiyor
Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu yayınladığı “IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset” başlıklı rapora göre, Doğrudan Gelir Desteği (DGD) ödemelerinin büyük bir bölümü, büyük toprak sahiplerine gidiyor.


Antep Ortadoğu’ya işçiler sefalete...
Mehmet Türkmen
Sanayi ve ticaretinin gelişmişlik düzeyinden dolayı “Anadolu’nun parlayan yıldızı” diye tanımlanan Gaziantep Ortadoğu’nun etkili merkezi olabilmek için adımlar atıyor. Bölgenin ticaret hacminin artırılması hedefiyle yapılan “Uluslararası Irak Fuarı”na ev sahipliği yapan Antep’in gelecekteki misyonunu Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan şöyle tarif etti: “Yalnızca, sanayi ve ticaretiyle değil turizm, finans ve diğer sektörlerde de Ortadoğu’nun merkezi olmak...”
Kentin hedeflerini büyüttüğü, ekonominin büyüme rekorları kırdığı ortamdan Antepli işçilere pay düşmüyor.
Aksine çalışma koşulları ve ücretler açısından koşulları her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
Atıldığına sevinmek açlığa kahretmek
İşçiler neredeyse işten atıldıklarına sevinecek kadar, “kölelik koşulları” diye tarif ettikleri ağır şartlar altında çalışıyorlar. 8 yaşından beri çalıştığı için her koşula alışık olan 17 yıllık tekstil işçisi Mustafa Şahan’ın yaşadıkları ve anlattıkları özetliyor.
Başpınar Organize’de bulunan ve battaniye üretilen Yentur adlı fabrikadan, yaklaşık iki yıl çalıştıktan sonra bir süre önce işten atılmış Mustafa Şahan. “Çalışsan ayrı, çalışmasan ayrı bir dert” diyerek başladığı sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çalışırken köle gibiyiz, 12 saat çalışıyoruz. Pazar günü de çalışıyoruz. Bazen 16-18 saat çalıştığımız oluyor. Daha geçenlerde 24 saat mesai yaptım.”
Bu kadar ağır koşullarda çalışmanın karşılığında yine de patrona yaranamadıklarını ve aldıkları ücretin geçinmeye yetmediğini söyleyen Mustafa Şahan, “O yüzden işten atıldığım için üzüleyim mi yoksa kurtuldum mu diyeyim bilemiyorum. Ama çalışmazsam ailemle birlikte parasız ve aç kalacağım.”
Antep’te binlerce işçinin yaşadığı bir çelişkiyi anlatıyor Mustafa: “Ya, işçiye gezmeyi, ailesiyle zaman geçirmeyi, eğlenmeyi, düğüne, ziyarete gitmeyi, dinlenmeyi, yani insanlığını unutturan bir işte günde 12-14 saat çalışmak, ya da, parasız ve aç kalacağı için her dakikası cehennem gibi geçecek bolca boş vakte sahip olmak.”
Karayere büyüsün!
Ekonominin büyümüş olmasının, Antep gibi ‘Ortadoğu’nun kaplanı’ olmayı hedefleyen kentte işçi olmanın avantajlarını sorduğumuz 13 yıllık tekstil işçisi 31 yaşındaki Ali İnci öfkeyle cevap veriyor: “Bu 12 saat bizi öldürüyor. Bir pazar günü bile izin vermiyorlar. İnsanlıkla alakamız kalmadı. Eğer ekonomi iyiyse bu 12 saat niye 8 saate inmiyor, niye sigortasız çalışıyoruz? Ekonomi büyüyormuş! Karayere büyüsün! Bu ekonominin büyüklüğünü biz niye görmüyoruz?”
26 yıllık tekstil işçisi olan ve 13 yıldır Akteks’te çalışan 40 yaşındaki Hasan Doğan da Antep ve ekonomi büyüyüp geliştikçe kendilerinin yoksullaştığına dikkat çekiyor: “Geçim her gün biraz daha zorlaşıyor. Bunu yalnızca kendi durumuma bakarak söylemiyorum. Oturduğum mahalle işçi mahallesi. Aynı fabrikada çalıştığım işçilerin durumunu göz önüne getiriyorum. Hepsinin durumu daha da kötüleşiyor. Evine haciz gelen, ekmek parasını bulamayan bir çok kişi var.”
Çocuklar da çalışıyor ama...
Doğan’ın söyledikleri, işçilerin içinde bulunduğu durumu, üstelik büyük bir çoğunluğu kendiyle aynı olanaklara sahip olmayan işçi ailelerinin hangi koşullarda yaşam savaşı verdiğini anlamak bakımından oldukça çarpıcı.
“Lisede ve ortaokulda okuyan 3 çocuk yaz dönemi kazakçıda çalışıyor. Ama yine de yetişmiyor. İçkim yok, sigaram yok, kahveye bile hiç gitmiyorum. Ona rağmen yetmiyor. Zar zor geçiniyoruz. Başka hiçbir geliri olmayan, kira ödeyen işçiler var. Birde onları düşünün, nasıl geçiniyorlar. 3 çocuğun yalnızca okula gidip gelmesi ve bir öğün yemek parası 210 milyon tutuyor. Üstünü başını, diğer giderleri saymıyorum. Sabahları 5 tane ekmek alıyorum. Çocuk gözümün içine bakıyor. Delikanlı adam, bir seferde yalayıp yutuyor kardeşim. Doymadığını biliyorum ama ne yapayım?”
Bağdat seferleri...
Gaziantep’in ekonomik hedefleri büyük. Sermayesi güçlendikçe güçleniyor. Önümüzdeki yıl Antep’e 5 yıldızlı dört tane otel yapılacak. 2007 yılında Bağdat’a günde iki kez uçak seferi düzenlenmesi için girişimler başlatılmış durumda. Ama hangi sanayi sitesini gidilirse gidilsin işçiler için durumun tersine işlediği açıkça görülüyor.

Şanslı olanların durumu
Yaklaşık 1500 işçisiyle Antep’in en büyük fabrikalarından olan Akteks’te çalışan İsa Hançerkıran, Başpınar’da hemen her fabrikada yaşanan sorunların ve ağır koşulların kendi fabrikalarında da olduğunu belirtiyor. Ama işçilerin genel durumuna ve koşulların çok daha ağır olduğu diğer fabrikalara bakınca kendilerini şanslı hissettiklerini söylüyorlar. Şans çalıştığı işyerinde DİSK/Tekstil Sendikası’nın örgütlü olmasından kaynaklanıyor. Fabrikada sendika baştemsilci olan Hançerkıran, işyerinin sendikalı olmasından dolayı çalışma koşullarının birçok fabrikaya göre daha iyi olduğunu ama buna rağmen ikramiye ve diğer bütün yardımlar da dahil ayda 520 YTL ücret aldıklarını ifade ediyor. “Şans” diye tanımladığının sadece sefaletin en alt katının bir üstünde olmak olduğuna dikkat çeken Hançerkıran, 8 saat çalıştıkları fabrikada hafta içi fazladan 4 saat, pazar günleri ise 12 saat mesaiye kalındığını, mesaiye kalmanın zorunlu olduğunu söylüyor. Bu durumun ne kadar şans sayılabilir ki...

Ne Reha Muhtar ne İŞKUR
Ali İnci Başpınar’da 150 kişinin çalıştığı bir iplik fabrikasında çalışıyor. Haftanın yedi günü 12 saat çalıştıklarını, pazar günü bile izin alamadıklarını söyleyen İnci, “İşyerinin benden istediği evrakları hazırlamak için bugün uyumadım. Akşam da işe gidip sabaha kadar çalışacağım. Şimdi 8 saatlik bir iş bulsam işe gitmem. Bu 12 saat çalışma çok büyük bir sorun” diye konuşuyor. Şimdiki işyerinde 4 ay önce işe başladığını ve hâlâ sigortasız çalıştığını belirten İnci’ye göre işçilerin en önemli sorunlarından biri de sigortasız çalışma. “Daha önce 6 yıl Ritaş’ta çalıştım. 2 yılda 40 gün sigortam yatırılmış. Antep’in en büyük fabrikalarından biri ama işçilerin hepsini yarım sigortalı gösteriyor. Biz orada çalışırken Reha Muhtar’ı aradık. Fabrikadaki haksızlıkları anlattık, sesimizi duyursun istedik. Telefonda arkadaşlara söz verdi geleceğim diye. Ama gelmedi. Bölge çalışmaya, işçi bulma kurumuna başvurduk. Yine sonuç alamadık. Devlet bunlara nasıl göz yumuyor” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.


Başa dön


DGD büyük toprak sahiplerine gidiyor
Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu yayınladığı “IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset” başlıklı rapora göre, Doğrudan Gelir Desteği (DGD) ödemelerinin büyük bir bölümü, büyük toprak sahiplerine gidiyor. Raporda; DGD’nin, söylenenlerin aksine yoksul toprak sahiplerineyse en az ulaştığı gözler önüne seriliyor.
Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu, tarım politikalarının merkezinde olan DGD sisteminin, mülkiyet esaslı ve dönüme göre sabit oranlı olduğu için, iddiaların aksine, en yoksul köylülere en az ulaştığını bildirdi. İktisatçılar “DGD ödemelerinin yüzde 51’i, çiftçilerin yüzde 17’sini oluşturan 100 dekardan daha büyük arazi sahiplerine gittiğini ortaya koydu.
İktisat Grubu’nun yayınladığı “IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset” başlıklı rapora göre, tarıma yönelik yeniden yapılandırma programı 5 Nisan 1994 kararlarıyla başladı, ancak kalıcı olmadı, hükümetlerle birlikte değişti. Tarım programları 1999’daki niyet mektubuyla tekrar gündeme geldi, izlenen niyet mektuplarıyla onaylandı ve gerektiğinde yeniden ayrıntılandırdı.
Raporda, “Çiftçi başına 200 dönüm olarak belirlenen tavan ikinci yıldan itibaren 500 dönüme yükseltildiği ve hatta mülkiyet veya işletmenin parçalanması (veya sahte beyanlar) üzerinden büyük çiftçiler bu sınırı dahi fiilen tanımadıkları için, DGD uygulamaları eşitsizlikleri büyütmüştür” denildi. Raporda ayrıca, DGD’nin üretimle ilişki kurmadan yapıldığı için tarlası olan için bir sosyal desteğe büründüğüne dikkat çekildi. Rapora göre, DGD ödemelerinin yüzde 51’inin, çiftçilerin yüzde 17’sini oluşturan 100 dekardan daha büyük arazi sahiplerine yapılıyor.
Sübvansiyonlarda büyük düşüş
Dünya Bankası’nın verilerinden de yararlanılan rapora göre, 1999-2002 aralığında, tarımsal sübvansiyonlar 6 milyar dolar azalarak, 1.1 milyar dolara, bunun GSMH’ye oranı ise yüzde 3.2’den yüzde 0.5’e indi. Bu nedenle çiftçilerin net 4 milyar dolarlık kayba uğradığı hesaplandı. DGD programıysa çiftçilerin maruz kaldığı net gelir kaybının yaklaşık yüzde 35-45’ini ancak karşılayabildi.
Üretim kültüründen muhtaç çiftçi kültürüne
Dalgalanma en çok Türkiye’yi vurdu
Piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, gelişmekte olan piyasalar içinde en fazla Türkiye’yi etkilemiş görülüyor. Nitekim Türkiye piyasalarında dalgalanmanın başladığı 8 Mayıs tarihi esas alındığında, bugüne dek borsası en çok düşen, eurobond spreadleri en fazla artan, iç borç faiz oranları en çok yükselen ülke Türkiye oldu. AA muhabirinin hesaplamalarına göre, 8 Mayıs-18 Temmuz tarihleri arasında dolar kuru yüzde 17.3, Avro yüzde 14.9 oranında arttı. Aynı dönemde ABD Merkez Bankası FED’in gösterge faizinde 0.1’lik tırmanış görülürken, petrol fiyatı da yüzde 11.2 oranında yükseldi. Gelişmekte olan ülke borsalarının hepsinin yaşanan dalgalanmadan nasibini aldığı görülürken, bunlar içinde yüzde 24.8’lik kayıp ile İMKB başı çekti. Aynı dönemde Hindistan’da yüzde 17.9, Macaristan’da yüzde 17.3, Brezilya borsasında yüzde 15.2, Güney Kore’de de yüzde 15.1 kayıp görüldü. Meksika borsasının kaybı yüzde 14 olarak hesaplanırken, Arjantin borsası yüzde 13.9 ile en az kaybı yaşayan borsa olarak göze çarptı. Eurobondlardaki risk primi açısından da dalgalanmanın en kötü etkisi Türkiye’ye olmuş görünüyor. Nitekim Türkiye’nin risk primi 1.13 puan oranında artış gösterirken, gelişmiş ülkeler kategorisinde bulunan Arjantin ve Meksika’nın risk primi daha da geriledi. Risk primi artışları, Brezilya, Rusya, Güney Kore ve Güney Afrika’da 0.3 puan seviyelerinde kaldı. Dalgalanma ile birlikte devlet iç borçlanma faiz oranı en fazla artan ülke yine Türkiye oldu. Türkiye’de bu dönemde iç borçlanma faiz oranlarında 6.4 puanlık artış yaşanırken, Polonya, Rusya ve Meksika’da faizler geriledi. Türkiye’den sonra en yüksek faiz artışı görülen Güney Afrika’daki faiz artışı ise sadece 1.4 puanda kaldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net