www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Aşıkların opera divanı
Sayat Nova Korosu, Ruhi Su Dostlar Korosu ve Kardeş Türküler’in Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde ‘Mahlemize Âşık Geldi’ adı altında verdikleri konserde dengbêjler, ozanlar, aşuğlar dile geldi.

Hem özlük hakları
   Hem de güzel Türkçe!

Dizi ve filmlerde karakterlere seslerini veren dublaj sanatçıları bir yandan yasal haklarını alabilmek, diğer yandan da doğru ve güzel bir Türkçe için mücadele ediyorlar.

Tekirdağ köylerinde...
İzmir’e göç ettiğimizin ilk yıllarında bir gün, Ressam ve Heykeltraş Cahit Koççoban’ın başında bulunduğu Devlet Resim ve Heykel Müdürlüğü’ne gittim. Cahit Bey, “Habora, birkaç dakikalık bir işim var. Sen arka bahçeye git, orada bir dostum da var, onunla lâflarsınız.


Aşıkların opera divanı
Sayat Nova Korosu, Ruhi Su Dostlar Korosu ve Kardeş Türküler’in Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde ‘Mahlemize Âşık Geldi’ adı altında verdikleri konserde dengbêjler, ozanlar, aşuğlar dile geldi. Anadolu toprakları üzerinde birlikte yaşayarak kültürel ve toplumsal etkileşim halinde olan Ermeni, Kürt, Laz ve Türkler’in müzik geleneği, Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde buluştu. Aşık Veysel, Surp Garabet, Ruhi Su, Garabetê Xaço, Şakiro, Kusan Aşod, Sayat Nova gibi aşuğ/dengbêj ve ozanların yetiştiği topraklarda, geleneği modernle buluşturarak devam ettirmenin gayreti içerisinde olan Ruhi Su Dostlar Korosu, Sayat Nova Korosu ve Kardeş Türküler adeta yüzyıllarca birlikte yaşamış olan halkların geçmişinden bir geceyi güncele taşıdılar.
Kültürler hakkında bilgiler sunuldu
“Mahlemize Âşık Geldi” temasıyla Kürtçe, Türkçe ve Ermenice olarak gerçekleşen konserin programı ve repeurtuarı, Anadolu’da yaşayan tüm kültürlerin belki de ortak özelliklerinden biri olan “Divan”ın ruhuna uygun yapıldı. 2 bölüm halinde gerçekleşen gecede, arkada sopranolar, altolar, tenorların yer aldığı koro, önde ise enstrüman çalanlar ve sololar yer aldı. Her grubun kendi başına çıkıp şarkı söylediği konser programından ziyade, parçayı söyleyen sanatçıya diğer sanatçıların ve koronun eşlik ettiği program hazırlandı. Grupların sahnede yerlerini aldığı konserde bir de kültürün sözlü geleneğin bir ürünü olduğunu yansıtan anlatıcıya yer verildi. Patrak Estukyan konser boyunca şarkıları seslendirilen ustaları ve ürünü oldukları kültürler hakkında bilgiler sundu.
Horon, halay, govend ve semah...
Ermenice “Dzamtel” şarkısıyla başlayan konser Yunus Emre’den “Aşkın Aldı Benden Beni”, “Behey Kardeş Hakkı Bulam mı Dersin” şarkılarıyla devam etti. Ardındın sırayla Köroğlu, Neşet Ertaş, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Aşık Mahzuni Şerif, Kusan Şahen’in şarkıları seslendirildi. Koro, Pir Sultan Abdal’ın “Söyleşi” adlı eserini seslendiren Ruhi Su’nun sesine eşlik ederken, Hakkari yöresine ait geleneksel “Elo Dino” şarkısından önce de ünlü dengbêj Garabetê Xaço’nun video görüntüsü gösterildi. Konserin birinci bölümü Kardeş Türküler grubundan Vedat Yıldırım’ın “Elo Dino” şarkısını koro eşliğinde seslendirmesiyle sona erdi. İkinci bölümde ise bu üç halka bir de Lazlar’ın şarkıları eklendi. Bu bölümde sahnede Kürt, Ermeni, Türk ve Lazlar birlikte horona, halaya, govende, semaha durdu. Tulum ve kemençe ile misafir sanatçı olarak programa dahil olan Birol Topaloğlu Kaçkar yöresine ait “Yol Havası” şarkısının yanı sıra Hopa yöresine ait Laz imece şarkısı “Heyamo”yu seslendirdi. Topaloğlu’nun, “Bu birliktelik sıradan birliktelik değil. Güzel bir birliktelik. Geç kalınmış bir birliktelik. Umarım artık birlikte şarkılarımızı söyleyeceğiz” sözleri izleyiciler tarafından uzun süre alkışlandı.
Anadolu topraklarının müziğini belirleyen isimlerin şarkılarına yer verilen programda, repertuar ağırlıkta koral ve operal tarzla icra edildi. Kardeş Türküler’in rock, halk, etnik müzikle katıldığı gecede, hakim olan bu koral ve operal tarzdan dolayı konser ‘âşıkların opera divanı’ havasıyla gerçekleşti. 100’ü aşkın sanatçının sesi ve sazıyla katkı sunduğu konser sona erdiğinde ise etkinlik, Garabetê Xaço, Kusan Aşod, Aşık Veysel ve diğerlerinin bir köy evinde bir araya gelip kendi dillerinden kılamlar, türküler, şarkılar söylemesi gibi gönüllerde yer aldı.


Başa dön


Hem özlük hakları Hem de güzel Türkçe!
Yabancı dizi ve filmlerde karakterlere seslerini veren ve bir çoğu bu karakterlerle özdeşleştirilen dublaj sanatçıları, teliften sosyal haklara kadar bir çok konudaki sorunlarına çözüm arıyorlar.
Kültür ve Turizm Bakanlığının öngörüsüyle 2001 yılında kurulan Seslendirme Sanatçıları Meslek Birliği (Ses-Bir) çatısı altında toplanan sanatçılar, yasaların kendilerine sağladığı hakları alabilmek için sektördeki haksız uygulamalara karşı da mücadele ediyorlar. Bir çoğu deneyimli tiyatro oyuncusu olan birlik üyeleri çabalarını yalnızca kendi haklarını alabilmek için değil, ekranlardan ve beyazperdeden daha doğru ve güzel bir Türkçe duyulabilmesi için de sürdürüyorlar.
Ses-Bir Başkanı ve tiyatro sanatçısı Mehmet Atay, bakanlık öngörüsüyle kurulan ve 600’e yakın üyesi bulunan birliğin, 2001 yılında kurulmuş olmasına rağmen tüzüğünde bulunan ve yasalarla üyelerine sağlanan hakların hiçbirini elde edemediğini söyledi. Hakkın alınabilmesi için bu hakkı teslim edecek bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Atay, sektörün kendi içinde gelişen uygulamaların bunu engellediğini anlattı.
Telif hakkı alınamıyor
Yasaların dublaj sanatçılarına eser sahipleri gibi telif hakkı tanıdığını, ancak yapımcı ve yayıncı kuruluşların telife ilişkin talepleri yanıtsız bıraktığını ifade eden Atay, birliğin yaptırım gücünün olmamasının duyarsızlığı artırdığını kaydetti. Yapımcı ve yayıncı kuruluşların seslendirme ücretleri konusunda birlik tarafından ilan edilmesi zorunlu olan ücret tarifesine uymadıklarını ifade eden Atay, şöyle konuştu: “Birlik üyesi olmayan kişiler de sektörde faaliyet gösterebiliyorlar. Bunun önünde yasal bir engel yok. Yapımcı ve yayın kuruluşları bu yasal boşluğu bildiklerinden üye olmayanlarla çalışmayı tercih ediyorlar. Çünkü onların, bakanlığın verdiği fiyat tarifesine uyulması ya da telif gibi talepleri olmuyor. Ucuz işgücü temin ediyorlar. Birlik üyesi olanların da daima karşılaştıkları bir tehdit var; ‘Siz bize tarifeyle mi geliyorsunuz, telif haklarıyla mı geliyorsunuz? Bizde birlik üyeleriyle çalışmayız’ denebiliyor. Bu durum her zaman bir tehdit mekanizması olarak karşımıza çıkıyor.’’
Seslendirdiği yapımdan telif alabilmek için mücadele eden sanatçıların ‘’sektörde bir daha iş yapamama’’ sorunuyla karşı karşıya kaldığını anlatan Atay, ‘’Filmin ithal ediliş sürecinden başlayarak milyarların döndüğü bir sektör bu. Yaratılan ekonomi yabancı ekonomilere yüz binlerce doları hiç itiraz etmeden ödüyor. Ama kendi ekonomisiyle ilgili bir bütçeyi mümkün olduğu kadar kısarak, hatta yerlerde süründürerek sektör olmaması için elinden geleni yapıyor’’ diye konuştu.
Düşük ücret, düşük kalite
Atay, düşük ücretle çalıştırma eğiliminin bu işin ustalarını sektörden uzaklaştırdığını, çeviriden başlayarak her aşamada özensiz bir yaklaşımın hakim olduğunu da belirtti. Seslendirmenin mutlaka drama eğitimi almış kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Atay, şöyle konuştu: “Ben artık TRT dışında dublajlı film izleyemiyorum. Filmdeki oyun öyle bir kondisyon istiyor ki; ama karşıdaki kişi bunu yapabilecek düzeyde olmadığından zavallı bir şey çıkıyor ortaya. Bizim neslimiz bir şeylerin iyi olduğu zamanları gördü. Konulu filmde her oyuncu seslendireceği rol için bir gün prova yapardı. 1-1.5 gün de kaydı sürerdi. Şimdi teknolojiyle boşlukları geçerek filmin süresinden az süren kayıtlar yapılıyor. Seslendirme işi yönetmenle yapılır. Oysa şimdi TRT dışında hiçbir şekilde yönetmen kullanılmıyor. Sesçilere bırakılıyor. Yalnızca senkronizasyona bakılıyor. Hiçbir bilgileri, birikimleri ve Türkçe konusunda eğitimleri olmayan insanları mikrofon karşısına çıkarınca dublajın kalitesinden söz etmek mümkün değil.”
Olan Türkçe’ye oluyor
Atay, yeterli donanıma sahip olmayan kişilere yaptırılan seslendirmeden en büyük zararı Türkçe’nin gördüğünü belirterek, “Çeviri ve seslendirmede korkunç Türkçe zaafları oluşuyor” dedi. Türkçe’nin kendine özgü melodisinin yanlış kullanım nedeniyle yok olduğuna dikkati çeken Atay, ‘’Deneyimsiz, eğitimsiz insanlar, denetimden geçirilmeyen işler Türkçe’nin müzikalitesine çok büyük darbe vurmuştur. Gençlerimiz İngilizce konuşur gibi Türkçe konuşuyorlar. Türkçe bu hale, üzerlerinde hiçbir denetim olmayan medya kuruluşları tarafından getirildi’’ diye konuştu. Özellikle çizgi filmleri seslendirenlerin yaptıkları işin çocuklar üzerindeki etkisi hakkında yeterli bilgi ve sorumluluk anlayışına sahip olmadıklarını kaydeden Atay, şunları söyledi: “Aynı kişinin hem iyi hem kötü karakterleri seslendirdiğini görüyoruz. Çocuk, çizgi filmde bir kahramanla özdeşleşir ve empati kurar. O film bitiyor arkasından başkası başlıyor. Onda da aynı ses kötü bir karakteri canlandırıyor. Ses hafızası çok önemlidir. Bu çocuklar üzerinde güven eksikliği ve kimlik kırılmasına yol açıyor. Bu benim değil, uzmanların görüşüdür”.


Başa dön


Tekirdağ köylerinde...
Bülent Habora
İzmir’e göç ettiğimizin ilk yıllarında bir gün, Ressam ve Heykeltraş Cahit Koççoban’ın başında bulunduğu Devlet Resim ve Heykel Müdürlüğü’ne gittim. Cahit Bey, “Habora, birkaç dakikalık bir işim var. Sen arka bahçeye git, orada bir dostum da var, onunla lâflarsınız. Ben de biraz sonra gelirim,” dedi. Gittim. 1 metre eninde, 5-6 metre boyunda, çevresi sarmaşıklarla kaplı bir bahçecikti.
Yaşlı bir bey oturuyordu. “Merhaba efendim,” dedim ve bir iskemleye otururken, “Merhaba Habora, “ diye yanıtladı beni. Dondum, kaldım. Hayatımda görmediğim bir kişiydi. Güldü, “Tanımadın değil mi, beni?” dedi.. Tanımadığımı söyledim. “Ben Sarı Kemal, Dünya Gazetesi’nin I960’lardaki Yazı İşleri Müdürü.” Sen bir gün gelmiş, “Tekirdağ köylerinde bir röportaj yaptım, Dünya Gazetesi’nde yayımlanmasını istiyorum,” demiştin. Ben de okumuş ve beğenmiştim. Hemen de yayınladım,” dedi.. O bunları söyleyince hemen anımsamıştım.
“Vallaha tanımamakta haklıyım, çünkü ‘Sarı Kemal’ gitmiş, yerine ‘Beyaz Kemal’ gelmiş. Yalnız anlayamadığım bir nokta var, siz beni nasıl tanıdınız?” diye sordum.. “Sesinden,” diye yanıtladı. “Yüzünü anımsamıyorum bile, ama sesini 40 yıl daha geçse, unutamam...”
27 Mayıs Askeri İhtilâli ‘nin ilk yılıydı. Milli Birlik Komitesi bir karar almış ve lise mezunlarıyla isteyen üniversite öğrencilerine, askerliklerini köylerde öğretmenlik görevinde bulunarak yapmalarını sağlamıştı.
Batıda doğanları doğuya, doğuda doğanları da batıya gönderiyorlardı. Ben de bu olanaktan yararlanarak Konya’nın Büyükburnak Köyü’nde öğretmenlik yapmıştım. Hem köylüler, kentlilerden bir şeyler öğreniyordu, hem de kentlilerin burnu sürtülüyordu. Ama en güzel tarafı, tabii bence, öğretmenlik görevinin sonunda yaptığımız 3 aylık askeri eğitim gırgır-şamatayla geçiyordu.
Erol İşisağ, benim Adana Erkek Lisesi’nden arkadaşımdı. Belki derslerden kaytarmak için olacak, Adana Şehir Tiyatrosu’na girmişti, diğer bazı arkadaşlarım gibi. Sesi iyiydi, fiziği de artist gibiydi, neden tiyatrocu olmasın?!..
Bir gün beni İstanbul ‘dan aldı, “Hadi Habora, ben artık asker öğetmenim, bizim köye gidiyoruz,” dedi. Sabahtan yola çıktık, İstanbul’dan. Yanımızda Erol’un bir arkadaşı daha vardı.
Önce Tekirdağ’a gittik. Burunlu bir köy otobüsüyle, gideceğimiz bölgenin en büyük köyü olan Işıklar’ a gittik. Güzel, büyük bir köydü.. Belki şimdilerde belde ya da ilçe olmuştur.. Evlerin tümü Rumlardan kalmıştı. Dayanıklı, görkemli evler.
Gece orada yattık. Ertesi gün bir köy düğününe davet ettiler bizi. (Fotoğraftaki düğün.) Kentlilerden görmediğim bir yakınlıkla karşılaşmıştım, tıpkı Toros’lardaki köylüler gibi.
Işıklar’ dan Naip’e gittik. Belki de önce Naip’e, sonra Işıklar’ a gittik, 45 yıl geçmiş aradan, anımsamıyor olabilirim. Artık hep yürüyorduk, ağaçlar arasından, kurak dere yatakları yanından. Tek-tük köylülerle karşılaşıyorduk. Kadınlar, kızlar, yalnız da olsalar, “Merhaba” diyorlardı, bizlere. Hepsi de başörtülüydü ve bize ters gelmiyordu, yani bugünkü ilkellik yoktu.
Mermer Köyü, Erol’un öğretmenlik yaptığı köydü. Pazartesi sabahı Erol okulu açtı, ufak bir tören ve ilk ders. Öğrenci azdı, ilk günler diye.
Ve günlerimiz o çevrede geçti. Ve bir Cumartesi günü, önce Marmara kıyısında, içinde manastır da bulunan Yeni Köy’e gittik. Akşam üzeri, kıyıdaki kayalara tutuna tutuna, Marmara’nın haşin dalgalarını yiye yiye Kumbağ diye bir köye geldik. Kumbağ, üç-beş evli küçük bir köydü. Daha kentliler istila etmediği için dünya güzeli bir köydü… Sırılsıklam girdik köye. Hemen gaz lambalı köy kahvesinde konuk ettiler bizi. Bilmiyorum, belki de ilk kez kentliler gelmişti, köylerine.
Yıllar sonra gördüm Kumbağ’ı, içim “Cızzz” etti…


Başa dön


Goran Bregoviç 3 dinin müzikleriyle geliyor
17’incisi gerçekleşecek Most Açıkhava Konserleri kapsamında sahne alacak olan Goran Bregoviç, 3 dinin müziklerini dev bir orkestra ve çok sesli koro ile seslendirecek. Boşnak sanatçı Goran Bregoviç bu yıl 17’incisi düzenlenecek Most Açıkhava Konserleri kapsamında 26 Temmuz Çarşamba günü sahne alacak. Türkiye’de verdiği konserler ile müzikseverlerin beğenisini toplayan Goran Bregoviç’in vereceği konser “Kalbini Hoşgörüye Aç” temasıyla gerçekleşecek. Diğer konserlerinden farklı bir konseptle izleyicilerin karşısına çıkacak olan sanatçıya 40 kişilik orkestra ve 3 ülkeden ünlü şarkıcılar da eşlik edecek. Goran Bregoviç’in “Colde Cay” filminde John Malkovich ile birlikte oynayan Tunuslu sanatçı Amina, “Çingeneler Zamanı” filminde Ederlezi parçasını seslendiren Vaska Jankoska ve İsrailli şarkıcı Yael Badash ile birlikte sahne alacağı proje ilk kez 2002 Haziran ayında Fransa’da Saint Dennis Kutsal Müzik Festivalinde sahnelenmişti. 1 saate yakın süren modern oratoryo formunda gerçekleşecek konserde, 3 şarkıcı 3 dinin ortak özgün prensipleri üzerine, her biri kendi dilinden ve kültüründen dini olan ya da olmayan birer şarkı söyleyecekler. Toplam 40 müzisyenin yer alacağı sahnede Goran Bregoviç ve 3 şarkıcı dışında 2 Bulgar kadın vokal ve perkusyoncu da Bregoviç’e eşlik edecek. Belgrad Senfoni Orkestrasından yaylı çalgılar, Sırbistan’dan Düğün ve Cenaze Bandosu, Fas’dan Arap ve Anadolu saundlu telli çalgılar orkestrası ve Moskova’dan erkek oda korosu bu projeye katkı sunacak.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net