Almanya’da göçmenlerin -istemeden de olsa - başrolü üstlendiği tartışmalar, “büyük koalisyonun” dokuz ay önce göreve gelişinden bu yana her gün sahneleniyor. Ancak sahnelenen bu oyunun, Göç Zirvesi nedeniyle gişe rekorları kırdığı değerlendirmesi yerinde olsa gerek. Yaklaşan yaz tatili nedeniyle bu “oyuna” ilginin azalacağını düşünenler, yanıldıklarını gördüler.
Kendilerine uzatılan mikrofonlara, gururla ve defalarca, Dünya Kupası sırasında Almanya’nın misafirperver yüzünü gösterdiğini ve bütün dünyaya kucak açtığını tekrarlayan Edmund Stoiber gibi politikacılar, Dünya Kupası’na katılan futbolcu ve izleyicilerin evlerinin yolunu tuttuğu, aynı zamanda Uyum Zirvesi’nin de yaşandığı günlerde farklı bir tavır sergilediler. Gösterdikleri güleryüz; gerek zirve öncesinde, gerekse sonrasında yerini çatılmış kaşlara bıraktı. “İyi evsahipliği” ve “dünyaya kucak açma” mesajlarının en küçük izine bile rastlanmayan tanıdık açıklamalarına geri döndüler: “Almanca bilmeyen cezasına katlanır”, “Uyum sağlamamakta direnen ülkesine dönsün”, “Yok öyle bedavadan vatandaşlık hakkı!”...
Mesajların muhatapları ise, bu ülkeyi kendi evi olarak gören (yedi milyon göçmen, ortalama 16 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyor), turnuva boyunca büyük oranda Alman Milli Takımı’nı destekleyen, ancak yıllardır bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmeyen milyonlarca göçmen kökenliydi.
Dört saatlik ‘başarı’!
Bu açıklamalarına ara verdikleri saatler ise, Uyum Zirvesi’nin gerçekleştiği 14 Temmuz 2006, Cuma günü, 11.00-15.00 arasında oldu. Kimine göre “bir milat”, kimine göre de “tarihsel bir olay” olan, Almanya’nın göç politikasında açılan yeni bir sayfa olduğu ileri sürülen zirve sonrasında uçurulan balonlar, birkaç saat geçmeden sönmeye başladı.
Dört saat boyunca ayrımcı açıklamalar yapılmamasını “tarihsel olay” olarak niteliyorlarsa, diyecek bir sözüm yok. Ancak zirveye övgüler düzenleyenlerin açıklamalarının yer aldığı haberlerin mürekkebi henüz kurumadan, Bavyera İçişleri Bakanı Beckstein başta olmak üzere özellikle Hıristiyan Birlik Partileri’nden politikacıların sıraya girerek, en tutucu ırkçılara taş çıkartacak açıklamalarını sıralamaya başladıklarını izledik.
Beckstein’ı, zirvenin yapıldığı saatlere kadar bu yönde demeçler veren, ertesi gün de demeçlerine “Nerede kalmıştık?” deyip, kaldıkları yerden devam eden Stoiber gibi politikacılar izledi.
Sinsi tasarılar
Yaşananların, zirve öncesiyle ve sonrasında beklentilerini dile getirenler tarafından nasıl değerlendirileceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Ancak, “Hükümet partilerinin çekmecesinde duran yasa önerileri, zirveden entegrasyonu ve ortak yaşamı destekleyecek kararların çıkacağı yönünde bir işaret vermiyor. Aksine zirvenin, hükümetin göç ve uyum yasalarını sertleştirmesinin olanaklarını genişleten bir toplantıya dönüşeceği kaygısını taşıyoruz” diyenlerin haklı çıktıkları, altı kalınca çizilmesi gereken bir gerçek.
Zirvenin ardından Der Spiegel dergisine sızdırılan haberde, Göç Yasası’nın sertleştirilerek, aile birleşimlerinin zorlaştırılmasının, Hartz IV yardımı alanların sınırdışı edilmelerinin planlandığı duyuruldu. Beklenen bu gelişmeler, zirve ile yaratılan ve neredeyse “bayram havası”na büründürülmeye çalışılan günümüz ortamında, sonbaharın sıcak günler getireceğinin habercisi.
Bu gelişmeler; uyumu engellemeye ve farklı dil ve etnik kökenden işçi ve emekçiler arasına çit örmeye çalışanlara karşı çıkanların, işçi ve emekçilerin birliği için eşit haklar talebine daha güçlü sahip çıkmalarını zorunlu kılıyor.
(*): Sol Parti Federal Miletvekili
Başa dön