www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Teröre ABD teşviki
İsrail işgal ordusu Lübnan’da sivil katliamına devam ederken, Amerikan yönetimi, bütün dünyanın gözünün içine baka baka, teröre kayıtsız şartsız destek veriyor.

Uyum Zirvesi’nin ardından...
Almanya’da göçmenlerin -istemeden de olsa - başrolü üstlendiği tartışmalar, “büyük koalisyonun” dokuz ay önce göreve gelişinden bu yana her gün sahneleniyor. Ancak sahnelenen bu oyunun, Göç Zirvesi nedeniyle gişe rekorları kırdığı değerlendirmesi yerinde olsa gerek.


Teröre ABD teşviki
İsrail ordusu Lübnan’da sivil katliamına devam ederken, Amerikan yönetimi, bütün dünyanın gözünün içine baka baka, teröre kayıtsız şartsız destek veriyor.
İsrail kuvvetleri, Lübnan’a yönelik hava bombardımanını önceki akşam ve dün aralıksız sürdürdü. Yerleşim yerlerini hedef alan saldırılarda onlarca sivil daha can verdi. Hizbullah da, İsrail’ın sınıra yakın kentlerini ve özellikle Hayfa’yı bombalamayı sürdürüyor.
ABD’nin BM Büyükelçisi John Bolton, yaptığı son açıklamayla, ABD’nin “demokrasi” anlayışını gözler önüne serdi. Bolton, “Lübnan’a yönelik İsrail hava akınlarında ölen siviller ile, İsrail’de şeytani terör eylemlerinde ölen siviller arasında ahlaki bir eşitlik kurulamaz” diyerek, katliamları savundu.
Pazar günkü İsrail saldırısında 8 Kanada vatandaşının ölümünü yorumlaması istenen Bolton, “Sivil ölümler tam bir trajedi. Ancak bunları, terör eylemlerinin doğrudan sonucu olarak ölen sivillerle ahlaki olarak eşitlemek yanlış olur. İsrail’in askeri eylemi, kendini savunma amaçlıdır. Ama bu eylem, trajik ve şansız bir biçimde, sivil ölümleriyle de sonuçlanmaktadır” dedi. İsrail, dün de bir kışlanın yanı sıra Lübnan’ın çeşitli bölgelerine hava saldırıları düzenledi. Önceki akşam ve dünkü saldırılarda, ilk kez Lübnan ordusu “yoğun olarak” hedef alındı.
İsrail savaş uçakları, dün sabah Beyrut’un güneyine iki hava akını düzenledi. Uçaklar, ayrıca Lübnan’ın kuzeyindeki bir sahil yolunu ve doğudaki Baalbek kentini vurdu.
Kışlalara saldırı
Şafak sökmeden önce ise uçaklar, Beyrut’un kuzeyindeki Byblos sahil yolunda iki kamyonu hedef aldı. Kamyonların, Hizbullah için silah taşıdığı “varsayımıyla” vurulduğu belirtiliyor.
İsrail, dün ayrıca Lübnan ordusuna ait bir kışlayı vurdu. Kfar Chima bölgesindeki kışlaya düzenlenen bombardımanda 11 Lübnanlı asker öldü, 35’i yaralandı.
İsrail’in, Lübnan’ın başkenti Beyrut’u Suriye sınırına bağlayan ana karayolunu da vurdu. Sadece önceki günkü bombardımanlarda 50’den fazla sivilin can verdiği belirtiliyor. Dünkü saldırıların bilançosu ise, gazetemiz yayına hazırlandığı sırada belirsizliğini koruyordu. Böylece, bir hafta içinde ölen Lübnanlı sayısı 210’u geride bıraktı.
Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora, İsrail’in saldırılarının yol açtığı maddi zararın milyarlarca dolar olduğunu açıkladı ve BM Güvenlik Konseyi’ni, karar almayarak İsrail’e zaman vermekle suçladı.
Hizbullah füzeleri
Hizbullah gerillaları, İsrail’in kuzeyindeki Hayfa kentine dün yine füze saldırısı düzenledi. Füzeler kentin liman ve gar kesimi yakınlarına isabet etti. Önceki akşam düzenlenen füze saldırılarında da, Safed kasabasında 9 İsrailli yaralandı. İsrail Başbakan Yardımcısı Şimon Peres, Hizbullah’ın bugüne dek İsrail’e 1500 füze fırlattığını söyledi.
Öte yandan Lübnan televizyonları; İsrail ordusuna ait bir uçak ya da helikopterin önceki gün alev aldıktan sonra Beyrut yakınlarına düştüğünü bildirdi. İsrail bunun bir insansız uçak olabileceğini öne
sürdü. Batılı hükümetler, İsrail üzerinde baskı uygulamayı reddederken, Lübnan’daki vatandaşlarını tahliye etmeyi de sürdürüyorlar.
Önceki gün ve dün yüzlerce Rus, Fransız, İngiliz İtalyan, İsveçli, Çinli, Kanadalı, Yunanlı, Mısırlı, Güney Afrikalı, Arjantinli, Amerikalı ve Filipinli ülkeden çıkarıldı. Suriye’ye kaçan Lübnanlı sayısının 100 bini aştığı belirtiliyor.
BM Acil Yardım Koordinatörü Jan Egeland, ülkede onbinlerce, hatta yüzbinlerce kişinin evsiz kaldığını belirterek, insani kriz uyarısında bulundu.
Filistin’deki durum
İsrail işgal kuvvetleri, Filistin’e yönelik saldırıları da sürdürüyor. İşgal ordusu, dün Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus’a girdi. Filistinli gerillalarla İsrail askerleri arasında çatışmalar yaşandı.
Bölgede önceki akşamki gerilla saldırısında bir İsrailli asker ölürken, 2 asker yaralanmıştı.
Arap kanalı El Cezire Televizyonu’nun Kudüs Bürosu Sorumlusu Velid El Ömeri ise, İsrail polisince önceki gün iki kez gözaltına alınıp salıverildi.

Neoconlar coştu:‘İsrail’in savaşı bizim savaşımız!’
ABD’li neomuhafazakârlar, İsrail’in Gazze ile Lübnan işgallerini, Irak fiyaskosuyla yitirdikleri desteği yeniden kazanmak için fırsat bildi.
Neoconlar, Lübnan ve Gazze işgalleri konusunda İsrail’e daha fazla destek verilmesi konusunun dışında, işi Hizbullah’a desteklerinden dolayı İran ile Suriye için öngörülen ‘rejim değişikleri süreci’nin mümkün olduğunca hızlandırılmasına ve hatta İran’daki nükleer tesislerin derhal vurulmasına kadar vardırdı.
Neocon dergi “Weekly Standard”ın genel yayın yönetmeni ve “Yeni American Yüzyılı Projesi” (PNAC) adlı neocon kuruluşun kurucusu William Kristol, “Bu, bizim savaşımız” adıyla kaleme aldığı ve İran’ı hedef gösteren başyazıda, “Terörist odakların arkasındaki yegane güç İran’dır. Bu savaşı başlatan terörist gruplara karşı, küresel ve radikal İslami hedef alan saldırılar yapılmalıdır” ifadelerini kullanarak, savaş tamtamlarını çalmaya başladı.
ABD Başkanı’nı, İran ve Suriye konusunda, “zayıf tutum” almakla eleştiren Kristol ayrıca, “Bush, şu aptal G-8 zirvesinin ardından, hemen bizimle yanyana duran ve aynı savaşa girmeyi arzulayan ulusun başkenti Kudüs’e geçmelidir” diye yazdı.
Aynı dergide bir başka neocon yazar Larry Kudlow ise, yine “Bu, bizim savaşımız” ifadeleri ile başladığı yazısında, “Dünyanın tüm özgür ulusları, İsrail’e özgürlüğü, demokrasiyi ve terörist İran ile Hizbullah’a karşı bölgede güvenliğin teminatı olduğu için minnet etmelidir” ifadelerine yer verdi.
İsrail’in, kendisinin yanı sıra American topraklarını da savunduğunu iddia eden Kudlow, “Tüm bu şiddet ile kaosun arkasındaki İran, Suriye’yi dahi yönlendiriyor” iddiasında bulundu.
İsrail’in, Gazze ile Lübnan’a girmesinin ardından, Amerikan medyasında sıklıkla rastlanan bu tür yazılar, genel olarak güç kaybeden sağcı neoconların, yeniden güç kazanma taktikleri olarak yorumlanıyor. Neocon yazarların, İsrail’i, ‘Ortadoğu’daki Batı medeniyeti ve temsilcisi’ olarak lanse etmesi, İran ile Suriye’ye de bir tehdit niteliği taşıyor.
ABD’deki bazı muhalif yazarlara göre, son günlerde artan ‘İsrail’e tam destek’ yazıları, eski Cumhuriyetçiler’den Newt Gingrich’in ifadesiyle, bir “3. Dünya Savaşı’nın ilk adımlarına” işaret ediyor.

Lübnan’a BM askeri ihtimali
İsrail’i kınamaktan bile çekinen Birleşmiş Milletler (BM), bu ülkeye uluslararası askeri bir güç göndermek istiyıd. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan, görüşmelerinin ardından düzenledikleri ortak basın toplantısında, Güney Lübnan’a BM askeri gücü konuşlandırılmasının gerektiğini söylediler. Barroso, “BM’nin çabalarını destekliyoruz. Lübnan’ın güneyine BM gücü konuşlandırılmasından yanayız, katkı yapmaya hazırız” dedi. Annan ise, Lübnan’ın güneyine BM gücü yerleştirilmesinin gerekliliğinden bahsederek, “Hangi uluslararası istikrar gücü olursa olsun, BM’nin bölgedeki mevcut 2 bin askerinden çok daha kalabalık ve iyi silahlanmış olması gerekiyor” diye konuştu. Konuya dair bir açıklama yapan İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett de, BM gücünün, bölgede “sürekli bir ateşkes” sağlanması için en iyi yol olabileceğini savundu. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ise, “Böyle bir öneri akılcı görünürse, AB sorumluluklarından tümüyle kaçınamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Endonezya da, Lübnan’daki askeri güce, 450 civarında asker vermeye hazır olduğunu açıkladı.
Bu arada, İsrail saldırılarını durdurmak üzere “arabuluculuk” girişiminde bulunan BM heyeti, diplomatik çözüm içeren teklifini İsrail yönetimine sundu.

‘Yeniden döneyim’ derken...
Lübnan’daki iç savaş nedeniyle Kanada’ya göçen bir ailenin çocuğu olan Ali, memleket hasreti çeken 4 çocuğunu Lübnan’ın Aytarun kentinde yaşayan aile büyükleriyle tanıştırmak için uzun zamandır para biriktiyordu. Fakat Ali’nin bu hayali, İsrail bombardımanıyla kabûsa döndü; Ali, İsrail bombalarının arasında, hasret kaldığı yakınları ve çocuklarıyla yanarak, gözlerini yumdu hayata..!
Kanada’nın Montreal kentindeki bir meydanda, aileye ait bakkal dükkanında çalışan 21 yaşındaki Velid El Akhras, “Herkes yıkıldı” diyor ve müşterilerinin taziyelerini kabul ediyor. 35 yaşındaki Ali El Akhras, Montreal Üniversitesi’nden diplomasını aldıktan sonra Montreal’de bir eczane açmıştı. Yaşları 1 ile 8 arasında değişen 4 çocuğun babası olan Ali, Kanada’da yaşayan binlerce Lübnan vatandaşı gibi, bir gün Lübnan’daki ailesini ziyaret etmek için para biriktiriyordu. Lübnan’a 27 Haziran’da giden Ali’nin yanında, hepsi Kanada vatandaşı 4 çocuğu, karısı, annesinin yanı sıra büyükannesi, büyükbabası ve bir başka akrabasıyla birlikte Aytarun köyünde sıkışmıştı.
Ali ve ailesinin, bir hafta kadar önce büyükelçilikle irtibat kurmaya çalıştığını anlatan Velid, “Çözüm bulunana kadar, sabırlı olması istenmiş, daha sonra ise haber çıkmamış” Acı haber, pazar günü Montreal’de İsrail’in Lübnan’a saldırılarını protesto ederken aldı. “Bugün teyit geldi. Ali, Beyrut yolunda ambulansta ölmüş” derken Velid, Ali’nin kız kardeşi Maysun El Akhras ise, “Lübnan’a geri dönmeyi ümit ediyordu, çünkü ülkede bir süredir barış ortamı hakimdi. Ama hepsi bir odada yanarak öldüler. Anne-babasının 35 yıl önce kaçtığı bombalar, bugün onları katletti” diye anlatıyor.

BM Barış Gücü eski sözcüsü Timur Göksel:
Hizbullah kimseden talimat almaz
Beyrut’ta yıllarca BM Barış Gücü sözcülüğü yapan ve halen Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde görevli akademisyen Timur Göksel, BBC’nin sorularını yanıtladı.
BBC: Hizbullah, sonuçlarını bile bile neden böyle bir eyleme kalkıştı?
Timur Göksel: Şu anda zaten en bilinmeyen denklem bu. Yani nasıl oldu da, Hizbullah bu sonuçları bile bile böyle bir harekata girişti. Cidden bunun cevabını bulmak çok zor şu anda.
Ben yıllardır hiç olmazsa Hizbullah’ı çok yakından tanıyan birisi olarak, onların genellikle davranışlarını tahmin edebilirdim. İki gün evvel, ‘’Eylül’e kadar hiçbir şey olmaz’’ dedim.
Çünkü büyük bir turizm canlılığı var. Ekonomi canlanıyor. Hepsinden öte ülkede yurtdışından gelen binlerce Şii var. Bunlar Hizbullah’ı destekleyen zekatlarını Hizbullah’a veren, maddi bakımdan da destekleyen insanlar. Şimdi bunların hepsi kaçıyorlar. Ve ülke boşalmak üzere.
Şu anda Lübnan’da en zor bulunan şey Suriye’ye kaçmak için taksi. Bulunmuyor. Hizbullah bunları bile bile böyle bir şeye girdi. Tahminim, Hizbullah’ın iç yapısında bir sorun var.
Ne tür bir sorun?
Bir anlaşmazlık var, Lübnan’daki iç politika tutumları yüzünden. Partinin belki de birliğini sarsabilecek bir tartışma var.
ABD ve İsrail, İran ile Suriye’yi suçladı. Suriye’nin bu son gelişmelerde bir payı olma olasılığını siz nasıl görüyorsunuz?
İran’ı suçlamak Amerika dahil bu ülkelerin politikalarına uygun geliyor herhalde. Benim bildiğim Hizbullah, böyle herakatlarda kimseden talimat almaz. Kendi çıkarları için yapar. Bunlar, daha büyük siyasi nedenlerden kaynaklanıyor.
Sizce İsrail Suriye’yi de vurabilir mi?
Sanmıyorum da, son olarak terkedilmiş bir askeri meydanın bombalanmasının nedeni; Suriye’ye çok yakın olmasından. Bir çeşit mesaj. Onun dışında askeri bakımdan hiçbir kıymeti olmayan saldırı. Suriye’ye baskı yapılıyor. Suçlamalar da bu politikanın parçası.
Lübnan hükümeti bu durumda ne yapacak? Hizbullah’ı durdurabilir mi diğer fraksiyonlar?
Lübnan’daki iç gelişmeler Hizbullah’ı yavaşlatabilir, ama bundan sonra kolay kolay durdurabileceğini sanmıyorum.
Özellikle Müslümanlardan gelecek tepkiler Hizbullah’ı yavaşlatabilir.
Bu işin sonu nereye varacak sizce?
Bence çok büyük sivil kayıp olmazsa iki taraftan da, yavaş yavaş tırmanmayı geri çevirecekler gibi geliyor bana.
İki taraf da birbirlerine etkili olabileceklerini gösterdiler. Dolayısıyla iki taraf da çekilecek gibi geliyor.


Başa dön


Uyum Zirvesi’nin ardından...
Sevim Dağdelen*
Almanya’da göçmenlerin -istemeden de olsa - başrolü üstlendiği tartışmalar, “büyük koalisyonun” dokuz ay önce göreve gelişinden bu yana her gün sahneleniyor. Ancak sahnelenen bu oyunun, Göç Zirvesi nedeniyle gişe rekorları kırdığı değerlendirmesi yerinde olsa gerek. Yaklaşan yaz tatili nedeniyle bu “oyuna” ilginin azalacağını düşünenler, yanıldıklarını gördüler.
Kendilerine uzatılan mikrofonlara, gururla ve defalarca, Dünya Kupası sırasında Almanya’nın misafirperver yüzünü gösterdiğini ve bütün dünyaya kucak açtığını tekrarlayan Edmund Stoiber gibi politikacılar, Dünya Kupası’na katılan futbolcu ve izleyicilerin evlerinin yolunu tuttuğu, aynı zamanda Uyum Zirvesi’nin de yaşandığı günlerde farklı bir tavır sergilediler. Gösterdikleri güleryüz; gerek zirve öncesinde, gerekse sonrasında yerini çatılmış kaşlara bıraktı. “İyi evsahipliği” ve “dünyaya kucak açma” mesajlarının en küçük izine bile rastlanmayan tanıdık açıklamalarına geri döndüler: “Almanca bilmeyen cezasına katlanır”, “Uyum sağlamamakta direnen ülkesine dönsün”, “Yok öyle bedavadan vatandaşlık hakkı!”...
Mesajların muhatapları ise, bu ülkeyi kendi evi olarak gören (yedi milyon göçmen, ortalama 16 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyor), turnuva boyunca büyük oranda Alman Milli Takımı’nı destekleyen, ancak yıllardır bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmeyen milyonlarca göçmen kökenliydi.
Dört saatlik ‘başarı’!
Bu açıklamalarına ara verdikleri saatler ise, Uyum Zirvesi’nin gerçekleştiği 14 Temmuz 2006, Cuma günü, 11.00-15.00 arasında oldu. Kimine göre “bir milat”, kimine göre de “tarihsel bir olay” olan, Almanya’nın göç politikasında açılan yeni bir sayfa olduğu ileri sürülen zirve sonrasında uçurulan balonlar, birkaç saat geçmeden sönmeye başladı.
Dört saat boyunca ayrımcı açıklamalar yapılmamasını “tarihsel olay” olarak niteliyorlarsa, diyecek bir sözüm yok. Ancak zirveye övgüler düzenleyenlerin açıklamalarının yer aldığı haberlerin mürekkebi henüz kurumadan, Bavyera İçişleri Bakanı Beckstein başta olmak üzere özellikle Hıristiyan Birlik Partileri’nden politikacıların sıraya girerek, en tutucu ırkçılara taş çıkartacak açıklamalarını sıralamaya başladıklarını izledik.
Beckstein’ı, zirvenin yapıldığı saatlere kadar bu yönde demeçler veren, ertesi gün de demeçlerine “Nerede kalmıştık?” deyip, kaldıkları yerden devam eden Stoiber gibi politikacılar izledi.
Sinsi tasarılar
Çin’de tayfun felaketi
Çin’in güneydoğu sahillerini geçen cuma günü vuran ve daha sonra güney ve orta kesimlerini de etkileyen Bilis tayfunundan dolayı ölenlerin sayısının 198’e çıktığı ve 100’den fazla kişinin kayıp olduğu bildirildi. Yeni Çin Haber Ajansı, güneydeki Guangşi Cunag Özerk Bölgesi’nde ölenlerin sayısının 19’a çıktığını ve 8 kişinin kaybolduğunu duyurdu. Bu bölgede 4.5 milyon insanın yaşamının tayfundan olumsuz etkilendiği ve maddi zararın 110 milyon ABD Doları’nı bulduğu açıklandı. Tayfundan en çok etkilenen Hunan eyaletinde 92 kişi öldü ve 100’den fazla kişi kayboldu. Fujian eyaletindeki ölü sayısının 43, Gundong eyaletindekinin de 44 olduğu bildirildi. Tayfundan dolayı 1 milyon 700 bin kişi tahliye edildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net