www.evrensel.net
|
Evrensel Kitap
|
arşiv
|
linkler
|
posta
AVRUPA GERÇEĞİ
____
Yücel Özdemir
Her olumluluktan olumlu sonuç çıkar mı?
UFUK
____
Fatih Polat
Staff dance
GÜNLÜK
____
Yücel Sarpdere
Filistin’le kardeşlik köprüsü
bilgi işlem
____
İsmail Gökhan Bayram
Kürtçe işletim sistemleri
AVRUPA GERÇEĞİ
..........
Yücel Özdemir
Her olumluluktan olumlu sonuç çıkar mı?
50 yıldır göç ülkesi olan Almanya, önümüzdeki cuma günü bir “ilke” daha hazırlanıyor. Dünya Kupası gürültüsü içerisinde pek dikkat çekmeyen gelişmelerden birisi Başbakan Angela Merkel’in himayesinde ilk kez toplanacak olan “Uyum Zirvesi”nin kendisi.
Yakın bir döneme kadar Almanya’nın bir “göç ülkesi” olduğunu düşünsel bazda bile kabul etmeye yanaşmayan Hıristiyan Muhafazakarlar’ın koalisyon hükümetinin “büyük ortağı” olduğu döneminde, ülkede milyonlarca göçmenin çoğunluk toplumuyla entegrasyon sorunları şekilse de olsa masaya yatırılıyor.
Başbakan Merkel’in de bir bölümüne katılacağı, yerli ve göçmen kurumlardan toplam 70 davetlinin katılacağı zirve hakkında bugüne kadar yapılan değerlendirmelerin önemli bir kısmında, zamanlama ve içeriğinden bağımsız olarak, böyle bir zirvenin yapılıyor olması kendi başına bir olumluluk olarak nitelendiriliyor.
Hakikaten de; yıllardır ülkede yaşayan, doğan, büyüyen göçmenlerin bu ülkeye ait olduğunu ısrarla kabullenmek istemeyen, ısrarla “yabancılar” kavramını kullanmaya özen gösteren politikacıların bolca olduğu bir hükümet döneminde, yerleşik hale gelen göçmenlerin “uyum sorunları”nın bir zirvede ele alınması tek başına bir olumluluk olarak görülebilir.
Ama; burada olumluluk sadece adı “uyum” olan bir zirvenin toplanmasından öteye geçmiyor. Hükümet partilerini açıklamış oldukları “manifestolar”da, günümüz Almanya’sında yerli ve göçmenlerin bir arada, birlikte yaşamasını engelleyen sorunların hangi sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığını belirlemeden ziyade, yine tehdit içerikli yasal düzenlemeler öne çıkıyor.
Bu bakımdan zirvenin kendisinin düzenleniyor olması sonuçlarının da olumlu olacağı anlamına gelmiyor. Tersine, göçmenler aleyhine olumsuz sonuçların çıkacağına dair mesajlar bugünden öne çıkıyor.
“Uyum Zirvesi” bu yönüyle tıpkı Vatandaşlık Yasası ve Göç Yasası’nın çıkarılmasına benziyor.
1998’de işbaşına gelen SPD-Yeşiller Hükümeti, dönemin İçişleri Bakanı Otto Schily’nin öncülüğünde bir Vatandaşlık Yasası hazırladı. Yasada, Alman vatandaşı olmak isteyen göçmenlerin önüne bugün sıkça gündemde olan yeterli Almanca, yeterli gelir, anayasal düzene bağlılık ve en önemlisi de verilen vatandaşlığın geri alınabileceği yer alıyordu.
Yasayla geçtiğimiz yüzyılın başından kalma “kan bağına göre vatandaşlık” prensibine son verilmesi elbette önemliydi, ancak yasadaki olumluluklar ile olumsuzluklar teraziye konulduğunda, ağır basanın vatandaşlığa geçişleri engelleyen maddeler olduğu aradan geçen altı yıllık süre gösteriyor. Aynı yasa, “çifte vatandaşlık” hakkını yasakladığı için binlerce Türkiye kökenli göçmen, yıllarca taşıdığı Alman pasaportunu götürüp teslim etmek zorunda kaldı ve yeniden “yabancı” oldu.
Benzer bir durum Göç Yasası için de söylenebilir. SPD-Yeşiller Hükümeti tarafından uzun tartışmalardan, mahkeme kararlarından sonra çıkarılan Göç Yasası’nın asıl olarak göçmenlerin yaşamını kolaylaştırma yerine zorlaştırdığı biliniyor. Alman sermayesini çıkarlarına bağlı olarak kalifiyeli göç teşvik edilirken, sığınma hakkı neredeyse ortadan kaldırıldı, göçmenler ile güvenlik tedbirleri arasında yakın bir ilişki kuruldu.
Görülebileceği gibi, her iki yasanın adı göçmenlere yönelik olumluluğu çağrıştırırken, içerik olumsuz olmuştur.
Şimdi benzer bir durumu, “Uyum Zirvesi” için söz konusu. Uyum sorunlarını tartışmak üzere bir araya gelecek yerli ve göçmen örgütlerinin temsilcilerinin önüne hükümet tarafından, göçmenlerin Almanca öğrenmediği, eğitimde yaşanan sorunların başında göçmen çocuklarının Almanca bilmemesinden kaynaklandığı konulacak ve buna çözüm önermeleri istenecek. Aynı şekilde, Alman vatandaşlığına geçecek olan göçmenlerin yazılı ve sözlü düzeyde yeterli derecede Almanca bilmeleri istenecek.
Yıllardır Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu kabul etmeyen Hıristiyan Demokratlar, bundan sonra kaba ve ilkel tarzdaki, göçmenleri yok sayan politikalarını eski biçimiyle sürdürmeyeceklerinin bilincindeler. Çünkü rakamlar onları yalanlıyor. Federal İstatistik Dairesi’nin son verilerine göre 82 milyonluk ülkede yaşayanların 15 milyonundan fazlası göç ile bağlantılı ve bunların yarısı Alman vatandaşı. Ülke nüfusunun yüzde 18’ine denk gelen göçmen sayısının, demografik nedenlerden ötürü önümüzdeki yıllarda artacağı da biliniyor.
Bu matematiksel gerçekler, muhafazakar partilerin, göçmenleri yok sayarak daha fazla siyaset yapamayacağı anlamına geliyor.
Bunlardan ötürü, özellikle Hıristiyan Demokratlar yerli ve göçmen emekçiler arasındaki ayrımların sürmesi temelindeki siyasetini sürdürürken, “köşeli” politikalarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyuyor.
Ne var ki; yerli ve göçmen emekçilerin işsizlik ve yoksulluk sorunları çözülmediği takdirde, “uyum”a dair masa başında üretilecek çözümlerin hiçbirisinin anlamı yoktur. Bundan ötürü de uyum konusunda yapılması gerekenlerin başında yerli ve göçmen emekçilere yönelik sürdürülen neoliberal politikaların durdurulması, herkesin insanca yaşayabileceği bir gelire sahip olması ve eşit hakların sağlanmasından geçiyor. Büyük koalisyonun, bir taraftan yerli ve göçmenlere karşı yeni neoliberal saldırıları hazırlaması, önyargıları ve ayrımcılığı körüklemesi; diğer taraftan ise “uyumdan”, “birlikte yaşamdan” söz etmesi aldatmacadan ibarettir.
e-posta:
yucel@evrensel.de
Başa dön
UFUK
..........
Fatih Polat
Staff dance
Türkiye’nin kıyılarını dolaştığınızda, yabancılara toprak satışı olgusuna denk gelmeyeceğiniz yer neredeyse yok gibi. Kaş Kitap Şenliği’nin gelenekselleşmesinde büyük emeği bulunan Yusuf Yavuz, bu gerçeği yakından gözleyen ve daha önce de çeşitli vesilelerle ulusal basının gündemine taşıyan isimlerden biri. Kendisini iki yıl önce çağrılısı olduğumuz kitap şenliğinde tanımıştık.
Rahşan Ecevit’in, “GAP’ı Yahudiler kapattı. Ani Harabeleri’nin etrafını İngiliz şirketleri ele geçirdi” sözleriyle yeniden tartışılmaya başlanan yabancılara toprak satışının vardığı boyut ve yol açtığı sosyal sonuçları o dönemde Yusuf Yavuz’dan dinlemiştik. Yaşamının belirli bir döneminden sonra metropol yaşamından bezmiş ya da yaşadıklarından yorulmuş çok sayıda aydına ev sahipliği yapan Kaş’ta, bu konuyu başkaları ile de konuşmuştuk. Aralarında eski gazeteci arkadaşlar da vardı.
Bir yanda Yusuf Yavuz ve ona destek veren aydınların Kaş’ı kültürel bakımdan bir ilgi merkezi haline getirme çabaları, diğer taraftan iktidarların Kaş’ı, Fethiye’yi, Marmaris’i, Didim’i, Kuşadası’nı yabancılar için ucuz bir cennete dönüştürmek konusundaki gayretkeşlikleri. Bunun ulaştığı sosyal sonuçları Yusuf Yavuz, bugün bu sayfada çok güzel anlattığı için ayrıca bir ekleme yapmaya gerek yok.
Ancak benzer şeyleri gözlemlediğimiz Didim üzerinden birkaç şey anlatabiliriz. Birkaç günlüğüne tatil için gittiğimiz Didim’e gelmişken Efes Antik Kenti’ni, Meryem Ana’yı görüp gezmeden gitmek olmaz diye düşünmüştük. Eğer Didim’e özel bir araçla gelmediyseniz böyle bir geziyi ancak turlar aracılığıyla yapabiliyorsunuz. Didim’in merkezini dolaştığımızda hepsi İngilizce adlar taşıyan tur firmalarının ofislerinin camlarında İngiliz Paundu üzerinden yazılmış tarifeler dikkatimizi çekmişti. Biz de ancak, bu turlardan biri ile Efes’e gitmiştik. Çoğu İngiliz olan otobüsteki tek yerli turist olarak bizim için epey ilginç bir gezi olmuştu bu.
Muhabirlerimizden Celal Şenol’un Didim’de yabancılara mülk satışı konusunda anlattıkları çok farklı değildi.
Didim’de mülk alan yabancılar içinde İngilizler çoğunlukta. Tamamına yakını, orta yaşın üzerindeki İngilizler. Emekli maaşlarıyla İngiltere’de ev almaları mümkün olamayanlar, çok daha ucuz olan Türkiye’nın kıyı beldelerine yöneliyorlar.
Toprağını İngilizlere satıp, o parayı harcadıktan sonra da, İngilizlerin yanında asgari ücret ile çalışmak zorunda kalanlara Didim ve çevresinde de rastlanıyor. Gündüz gözüyle bunları gördüğümüz Didim’de akşamları sahilde turistleri ağırlayan barlarda da, bu sosyo-ekonomik gerçekliğin doğurduğu başka manzaralara tanık oluyorsunuz.
Birçok barın girişinde “staff dance” (Bizim personel dans da yapabilir.) ifadesi var. İngilizler, personel tarafından yapılan dansı çok seviyorlar ve bu da bar işleten küçük müteşebbislerimizi birkaç İngiliz müşteri yakayabilmek umuduyla personellerini oynatmaya zorluyor. “Staff dance” yapanlar arasında, yaşadıkları topraklardan göç etmek zorunda bırakılmış olan ve hayatın kendilerine daha cazip bir gelecek sunmadığı birçok Kürt gencine tanık olmuştuk. Bir eğitim gerektirmeyen bu dans biçimi, kendini ortama bırakıp birkaç hareketi ritmik bir biçimde tekrar etme üzerine kurulu. Elindeki tepsi ile bira dağıtan gençlerin, boşaldıktan sonra o tepsi ile dans etmesinin yaşlı İngiliz kadınlarının kanını kaynattığını gören bar işletmecileri, onları biraz daha tutup, birkaç bira daha satabilmek için bu konuda adeta birbirleri ile yarışıyorlar. Ticari bir güdü ile başlayan yabancılara mülk satışının yolaçtığı sosyal boyutun vardığı trajikliği de, başka bir açıdan resmeden bir manzara bu.
Küreselleşmenin Kaş’a, Fethiye’ye, Didim’e, Marmaris’e, Kuşadası’na biçtiği hayat böyle bir şey.
Şu gerçeğin altını da çizmekte fayda var. O bölgelerin yerlileri de bir İngiliz, Hollandalı ya da Alman’la bir arada yaşamaktan şikayetçi değiller. Ancak kendi topraklarında bir “yabancıya” dönüşme duygusunun yol açtığı travmayı yaşamamaları da mümkün değil. Ülkeyi yönetenler, Türkiye’yi sömürgeleştirmeyi “ülkeyi pazarlama” başarısı olarak gördüğü sürece, böylesi sosyal sonuçlar doğması kaçınılmaz.
Kaş’ın, Marmaris’in, Fethiye’nin, Didim’in yerlileri kendi topraklarına giderek yabancılaşırken, Türkiye’nin kıyılarında Kenan Evren ile AKP’li bir “girişimciyi”, İngiliz komşularıyla, Türk kahvesi ve İngiliz çayı yudumlarken görürseniz şaşırmayın.
e-posta:
fpolat69@yahoo.com
Başa dön
GÜNLÜK
..........
Yücel Sarpdere
Filistin’le kardeşlik köprüsü
Şimdi orada kaç insan ölümün kollarında, kalleş pusularda...
Tankların namlularının ucunda.
Kaç yüreği ezdi geçti bugün paletler...
Kaç evi dümdüz etti?
Kaç insan, kaç genç kız, kaç çocuk ölüm gibi buz kesti?
Kaç evde ağıtlar yakılıyor şimdi orada?
Filistin işgal altında...
Gazze yakıcı topların kuşatmasında.
Kalbimizin yarısı buradaysa eğer.
Diğer yarısı...ama kanlı yarısı Filistin.
Bir çocuk, zeytin dallarının ardına saklanmış, korku dolu gözlerle kanlı Şeria’ya bakıyor.
Gazze’de top ateşine tutulmuş yürekler yanıyor.
Ey insanlık!
Ey, dünyanın ezilen insanları.
Ey, yüreklerini henüz kaybetmemiş...
Her şeyini paraya tahvil etmemişler.
Orada Filistin’de insanlık yeni Nazilerin elinde ölümlerden geçiriliyor!
Çocuklar ki... Oyuncak taşır en fazla.
Filistin de ölü arkadaşlarını taşıyor minnacık omuzlarında.
Gözlerinde korkulu nefret.
Bilinmez ki, hangimiz ne zaman nerede nasıl ölecek?
Bir yanım İsrail bombaları...
Bir yanımı sarmış tank namluları
İçim dışım hapishane.
Bir tek yüreğim...
Teslim alamadıkları öfke ve umut dolu yüreğim kaldı ölen kardeşlerimden geriye.
***
Bu işgale…bu katliama..bu soykırıma…Siyonizm denilen kanlı canavara karşı bir ses olabilmek...
Filistin’deki kardeşlerimize bir nebzecik olsun destek verebilmek...
Kardeşlik köprüsü oluşturabilmek için bir şeyler yapalım dedik.
“Şeyh Bedreddin Film Kolektifi”den arkadaşlarla el ele verdik.
Bir site hazırlamaya koyulduk:
Sitemiz henüz çok yeni.
İşin başındayız.
Daha çok yol yürüyeceğiz.
Ama gücümüzce, nefesimizce ilerleyeceğiz.
Önümüzdeki günlerde Filistin’deki dostlarımız... yoldaşlarımız... can kardeşlerimiz...Filistin halkının acılı ama yiğit evlatları de siteye doğrudan desteklerini verecek.
Sitemiz daha da güçlenecek.
Şeyh Bedreddin Film Kolektifi”nden arkadaşlarla hazırladığımız bu sitede önümüzdeki günlerde bir kardeşlik link’i açacağız.
Elimizden geldiğince...
Filistin’le Türkiye emekçileri, kadınları, ama özel olarak da gençler ve çocuklar arasında “Mektup Kardeşliği” kardeşliği köprüsü kurmaya çalışacağız.
Özellikle ailesi İsrail Siyonizm’i tarafında katledilmiş kimsesiz çocuklara bir mektup yazarak...
Dostluğunuzu, kardeşliğinizi gösterme ve destek olma olanağı yaratmaya çalışacağız.
Bu kavgada herkesi destek vermeye çağırıyoruz.
Ayrıca önümüzdeki süreçte, gerek Filistinli kardeşlerimizin doğrudan desteği, gerek “Şeyh Bedreddin Kollektifi” nden arkadaşlarımızın yaratıcı çalışmalarıyla, Filistin’i anlatan kısa belgesel filmler hazırlayıp elinize ulaştırmaya çalışacağız.
Sizden Filistin hakkındaki duygularınızı, düşüncelerinizi, varsa şiirlerinizi…
Kısaca yüreğinizdekileri “www.blogcu.com/sarpdere” bu siteye aktarmaya çağırıyoruz.
Unutmayın:
Kahpedir... Kalleştir Filistin’de ölüm...
Susmayın... Bir ses verin gülüm.
e-posta:
sarpdere@gmail.com
Başa dön
bilgi işlem
..........
İsmail Gökhan Bayram
Kürtçe işletim sistemleri
Uzun bir süredir yürütülen Kürtçe Windows kampanyası sonuç verdi. Daha önce düzenlenen imza kampanyası sonucunda talepleri değerlendirmeye alacağını bildiren Microsoft, Kürtçe’yi de Windows’a dahil etmek için gerekli Irak Kürt yönetimiyle anlaşmaya vardı. Bu çalışmalara katılmak amacıyla dünyanın her yerinde, iyi derecede Kürtçe bilen Kürdologlar aramaya başladı. Kürtçe Windows’un XP Professional tabanlı olacağı belirtiliyor.
Microsoft’un bu kararı alırken Irak’ın resmi dillerinden birinin Kürtçe olmasını ve ilerleyen süreçte üniversite ve iş alanlarında taleplerin artacağını dikkate aldıklarını sanıyorum. Yine dikkate aldıklarını düşündüğüm başka bir durum ise Kürtçe Windows’un Türkiye’de de ciddi sayıda kullanıcının ilgisini çekme ihtimali.
Microsoft Kürtçe Windows’un satışını Türkiye’de de yapmak isteyecektir. Bu durumdan “bölücülük” paranoyasına kapılmış bir grubun pek de hoşlanmayacağı aşikar. Kürtçe Windows’un Türkiye’de satışına izin bile verilmeyebilir ancak ben yine de bir şekilde (Internet vb. yollarla) Türkiye’deki Kürt kullanıcıların eline ulaşacağını düşünüyorum.
Bazı Linux üreticileri de Kürtçe Linux üretmek için çalışma yapıyorlar zaten. PCKurd adlı grubun yardımıyla Ubuntu 1 Haziran’da çıkan 6.06 dağıtımında Kürtçe’yi de kullandığı diller arasına ekledi. Bunun dışında iki farklı dağıtımın Kürtçe linux çalışması da sürüyor.
Avrupa’daki Kürt Internet kullanıcıları tarafından oluşturulan PCKurd adlı grup şimdiye kadar çok sayıda bilgisayar programını Kürtçe’ye çevirdi. Bunun dışında , Kürtçe-Türkçe/Türkçe-Kürtçe, Sorani-Kurmanci/Kurmanci-Sorani, Kürtçe-İngilizce/İngilizce-Kürtçe, Kürtçe-Almanca/Almanca-Kürtçe, Sorani-İsveçce/İsveçce-Sorani sözlüğü olan fergeng.org sitesini kurdular.
Kürtçe çevrilen Linux’ün Ubuntu 6.06 versiyonu hakkında PCKurd yöneticisi Amed Ç. Jiyan, artık Kürtçe dilinde de bilgisayarda çalışılabileceğini belirtiyor ve Kürt halkının Linux’ten önce “bilgisayarsız” olduğunu ekliyor. “Bugün Kürtlerin bir bilgisayarı var” diyen Jiyan, “Artık Kürtler de diğer halklar gibi kendi diliyle bilgisayarda çalışabilecek. Bilgisayarda bir şey yazarken, diğer dilleri kullanmak zorunda değiller” şeklinde Kürtçe Ubuntu hakkındaki görüşlerini ifade ediyor.
Bütün bunların üstüne Google’ın henüz deneme aşamasında olan Kürtçe arama motoru eklendiğinde önümüzdeki süreçte Kürtçe’nin Internet’te ve bilgisayarda daha fazla karşılaşacağımız bir dil haline gelmesi olasılığı oldukça yüksek.
www.fergeng.org
www.pckurd.net
e-posta:
bilisim@evrensel.net
Başa dön
Bize ulaşmak için;
Tel
: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)
Fax
: +90 (0212) 233 18 60-70
E-mail
:
posta@evrensel.net