www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Tunceli, ‘türbanlı’
   folklorcuları tartışıyor

Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın bir açılışa katılmak üzere geldiği Tunceli’de, folklor gösterisi yapan kız öğrencilerin tülbentlerini ‘türban’ şeklinde bağlaması, tartışmaları da beraberinde getirdi.

MEB’de bürokrasi tersyüz edildi
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “teyzesinin oğlu” olarak bilinen Cemal Taşar’ı görevlendirmelerde vekaleten müsteşar yardımcılığına kadar yükseltirken, bakanlıkta önemli değişikliklere gitti. Çelik, mahkeme kararıyla Özel Öğretim Genel Müdürlüğü’ne dönen Öner Güney’i de Özbekistan’a eğitim müşaviri olarak gönderme kararı aldı.

Bolivya’da halka sadık bir yönetim
ABD’nin belirli bir yolu var; Saldırmak, provoke etmek ve hükümetimize karşı komplo kurmak. Kuzey Amerika’da ‘öğrenci’ olarak gelmiş görünen ABD askerleri var, ama sağlam kaynaklara göre onlar aslında istihbarat topluyor.

Norm kadro ne getirecek, ne götürecek? - 1 -
   Rant kapıları sermayeye açılıyor

“Norm kadro” uygulaması ülkemizde ilk olarak Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde uygulamaya konulmuş, eşitsiz öğretmen dağılımı gerekçe gösterilerek öğretmenlerin okuldan okula koşturmalarının ve esnek çalışmanın önü açılmıştı.


Tunceli, ‘türbanlı’
   folklorcuları tartışıyor
Cem Emir
TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışı için geldiği Tunceli’de, folklor gösterisi yapan kız öğrencilerin tülbentlerinin ‘türban’ şeklinde bağlanması tartışmalara neden oldu. Olayın kilit ismi Gençlik ve Spor İl Müdürü Haydar Doğan, bazı gazetelerde çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını savunurken, Eğitim Sen Tunceli Şube Başkanı Hanifi Bekmezci, “AKP, bu ilin kültürünü kendine benzetmeye çalışıyor” dedi.
Meclis Başkanı Bülent Arınç, önceki gün bedensel engelliler için yapılan Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışına katılmak üzere Tunceli’deydi. Açılış sırasında Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Kız Folklor Ekibi bir gösteri sundu. Ancak, folklor gösterisi sunan kız öğrencilerin başlarına bağladığı tülbentlerin alışılmışın dışında, türban şeklinde bağlanması tartışmaları da beraberinde getirdi.
EVRENSEL’e konuşan tartışmaların kilit ismi Gençlik ve Spor İl Müdürü Haydar Doğan, gazetelerde çıkan haberleri “asparagas” ve “hayal ürünü” olarak değerlendirdi.
Tunceli yöresinde zaman zaman kadınların başlarını bu şekilde bağladıklarını savunan Doğan, “12-13 yaşlarında çocuklarımız birkaçı, hava sıcak olduğu için fes takmamış. Çocukların hocası da sıcak olduğu için fes takmayı gerek görmemiş. Yazma kaymasın diye de, boynun altından bağlanmış. Aynı tarz daha öncede bağlanmıştı” dedi. Gazetelerde çıkan başı açık öğrencilerin ise aynı ekip olmadığını kaydeden Doğan, “başı açık şekilde resim edilen öğrenciler bizim öğrencilerimiz değil. Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencileri, kıyafetleri olmadığı için bizim ekibin kıyafetlerini kendilerine verdik” diye konuştu.
‘Tunceli’de maya tutmaz’
Yaklaşık 2 ay önce Eskişehir’de yapılan grup şampiyonasında aynı ekibin 3’üncü olduğunu aktaran Doğan, şöyle devam etti: “Başarılı çocuklar hepsi. Eylül ayında da Türkiye şampiyonasında Tunceli’yi temsil edecekler. Gurur duyulacak çocuklar ama sırf haber için malzeme yapmanın anlamı yok. Bu çocuklar başarı alırken onları onore etmek noktasında parmaklarını oynatmayan gazetecilik anlayışı, şimdi bu çocukları kendine malzeme yapmıştır. Yapılan haber tamamen hayal ürünüdür. Tunceli halkı ve gençliği bu habere alet olmayacak kadar gururlu insanlardır. Tunceli’de bu maya tutmaz.”
‘Hükümet türbanı dayatıyor’
Tartışmalara ilişkin gazetemize konuşan Eğitim Sen Tunceli Şube Başkanı Hanifi Bekmezci ise, “Hükümet bu topluma zoraki türban takmaya çalışıyor” dedi.
Bekmezci, zoraki din dersi uygulamalarının tartışıldığı bir dönemde böylesi bir olayın yaşanmasının kabul edilemez olduğunu ifade ederek, “Yerel temsilciler Arınç’a hoş görünmek için, çıkar amaçlı olarak bir kültüre müdahale etmiştir” diyerek sorumluların cezalandırılmasını istedi. Bekmezci, “Yıllarca o tülbentler kızların boyunlarında asılı oldu. AKP, Türk-İslam sentezi dışında kalan her şeyi yok saymaya çalışıyor” diye konuştu.

TBMM BAŞKANLIĞI: TAMAMEN EKİP
     YÖNETİCİLERİNİN TERCİHİ
Tartışmalara ilişkin TBMM Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “‘Tunceli’de Bedensel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışı esnasında geleneksel kıyafetleriyle gösteri yapan folklor ekibinin giyiminin tamamen ekip yöneticilerinin bir tercihi olduğunu belirterek, ‘’Meclis Başkanlığı ya da başka bir resmi kurumun bu yönde bir telkinde ya da yönlendirmede bulunmadığını” öne sürüldü.
TBMM Başkanı Başdanışmanı Kemal Öztürk imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi: “Tunceli’ye ilk defa bir Meclis Başkanı gelmiştir. Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu ile birlikte gerçekleşen bu açılışa Tunceli halkı da büyük bir ilgi göstermiş ve devlet ile milletin bütünleşmesi coşku ile kutlanmıştır. Bu faaliyet, yıllardır birçok olanaktan mahrum olan Tunceli için çok büyük bir anlam taşımaktadır. Tunceli, tarihinde ilk defa bu denli büyük ve modern bir yapıya kavuşurken, aynı zamanda ilk defa birçok kesimin bir araya gelmesine, imece usulü çalışmasına da şahit olmuştur. Ancak tören esnasında geleneksel kıyafetleriyle gösteri yapan folklor ekibinin giyimi, tüm bu güzel girişimleri gölgede bırakacak şekilde büyütülmüş ve gazete manşetlerine taşınmıştır. Folklor ekibinin bu yönde giyinmesi tamamen ekip yöneticilerinin bir
tercihidir. Meclis Başkanlığı ya da başka bir resmi kurum bu yönde bir telkinde ya da yönlendirmede bulunmamıştır.”


Başa dön


MEB’de bürokrasi tersyüz edildi
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “teyze oğlu” olarak bilinen Daire Başkanı Cemal Taşar’ı vekalet yöntemiyle müsteşar yardımcılığına kadar yükseltirken, asil müsteşar yardımcılarından Cumali Demirtaş’ı bir genel müdürün emrine vererek, yurtdışına eğitim müşaviri olarak gönderdi. Çelik, mahkeme kararıyla görevine dönen Özel Öğretim Genel Müdürü Öner Güney’i de Özbekistan eğitim müşavirliğinde görevlendirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nda daha önce yaşanan şaşırtıcı görevlendirmelere bir yenisi daha eklendi. Son olarak 7 müsteşar yardımcısı bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’nın asil 6 müsteşar yardımcısından birisi olan Cumali Demirtaş, daha önce kendisine alt birim olarak bağlı olan Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün emrine verilerek yurtdışında görevlendirdi.
Müdür teklif etti
Eğitimin çeşitli kademelerinde görev yapan, 20 yıldır da MEB merkez teşkilatında görevini sürdüren Cumali Demirtaş’ın, Dış İlişkiler Genel Müdürü İbrahim Özdemir’in teklifi doğrultusunda Berlin’e eğitim müşaviri olarak görevlendirilmesi kararlaştırıldı. Özdemir’in teklifi Müsteşar Necat Birinci imzası, Bakan Çelik’in “Olur”u ile yürürlüğe girerken, Demirtaş 17 Temmuz 2006 tarihi itibariyle 6 aylığına Berlin’de müşavirlik görevine başlayacak. Demirtaş’ın teklifini yapan Genel Müdür Özdemir’in kararnamesi de Çankaya Köşkü’nden dönmüştü.
Tepki topladı
Öte yandan Demirtaş’ın, bakanlık merkez teşkilatından “uzaklaştırılması” tepkilere neden olurken, Bakan Çelik ile Demirtaş’ın daha önce Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen yönetmelik değişikliği nedeniyle karşı karşıya geldiği ifade ediliyor. Demirtaş, daha sonra “skandala” dönüşen yönetmelik değişikliğine imza koymazken, söz konusu yönetmelik değişikliği çerçevesinde eski genel müdür vekili Kapaklıkaya kendine bağlı yurtdışındaki bir kadroya atanma girişiminde bulunmuş, yardımcısı tarafından mülakata tutulmuştu. Ancak Kapaklıkaya’nın yurtdışına atanma kararnamesi de Köşk’ten dönmüştü.
Amaç yer açmak mı?
Demirtaş’ın görevinden uzaklaştırılmasının ardından bağlı genel müdürlük ve daire başkanlıkların ise Çelik’in “teyze oğlu” olarak bilinen Cemal Taşar’a bağlanacağı öğrenildi.
Vekalet yöntemiyle daire başkanlığından Personel Genel Müdür Yardımcısı, ardından Özel Öğretim Genel Müdürü yapılan Cemal Taşar, Özel Öğretim Genel Müdürü Öner Güney’in mahkeme kararıyla görevine iade edilmesi üzerine müsteşar yardımcılığına getirilmişti. Boş bulunan müsteşar yardımcılığına vekaleten verilen Taşar, Bakan Çelik’in bulunduğu merkez binada yer olmaması nedeniyle Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü’nün Beşevler’deki makamını kullanıyordu. Demirtaş’ın yurtdışına görevlendirilmesinin ardından Taşar’ın, Bakan katına taşınacağı iddia edildi.
Taşar’a ilişkin bir diğer gelişme ise müsteşar yardımcıları arasındaki görevlendirmeyle ilgili oldu. Bakanlığın en tecrübeli Müsteşar Yardımcısı Remzi Sezgin, Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’nın içindeki bir odada hiçbir birim bağlanmadan oturtulurken, vekil olarak müsteşar yardımcılığını yürüten Taşar’a aralarında Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün de bulunduğu 5 temel birim bağlandı.
Yurtdışına gönderiliyor
Çelik’in yurtdışı görevlendirmeleri arasında dikkat çeken bir diğer uygulaması ise Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Öner Güney’e ilişkin oldu. Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nden alınarak uzman yapılan Öner Güney, mahkeme kararıyla tekrar eski görevine dönmesine karşın Bakan Çelik tarafından şimdi de Özbekistan’a gönderildi. “Onay”ı çıkan Güney’in Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’e 6 aylığına görevlendirildiği kaydedildi. Güney’in, dil şartını taşımamasına karşın görevlendirilmesinin mevzuat açısından yanlış olduğu ifade edildi.

MEB kitap ihalesi başladı
Milli Eğitim Bakanlığı, 2006-2007 eğitim-öğretim yılında ücretsiz dağıtacağı ders kitaplarından 28 milyon 202 bin kitabın basımı için ihaleye çıktı.
Ankara’da düzenlenen ihaleye 17 firma katıldı.
Firmalar, 74 kalemden oluşan ilk ve orta dereceli okulların ders kitaplarının basımı için teklif verdi. İhale komisyonu, 28 milyon 202 bin adet kitabın basımı için teklif veren firmaların ‘’ihale şartnamesine uygunluk ve yeterlilik’’ durumlarını inceledi. Komisyon, yaptığı değerlendirmenin ardından Rotamat ve Morpa Kültür Yayınları firmalarının yeterlilik çerçevesinde ihaleye katılamayacaklarını açıkladı. Ardından 15 firma komisyona tekliflerini sundu.
2 teklifin alındığı ihalede teklifler, firmaların basım kapasiteleri gözönünde bulundurularak değerlendirilecek ve ihaleyi alıp alamayacakları belirlenecek.


Başa dön


Bolivya’da halka sadık bir yönetim
Pablo Stefanoni
Bolivya’nın yeni Devlet Başkanı Evo Morales, beş aylık gibi kısa bir sürede icraatları ile gözleri kendisine çevirdi. “Green Left Weekly” dergisine konuşan Morales, Bolivya’nın kuruluşundan bu yana devam eden adaletsiz uygulamaları kaldırmayı hedeflediklerini anlatırken, attıkları adımda “Sadık yönetim” sloganı ile hareket ettiklerini söyledi.
Chavez’in ilk ziyareti ve Bolivya’da yaptığı konuşmalar, ABD Büyükelçiliği ile ilişkileri kötüleştirdi mi?
ABD’nin ve büyükelçiliğinin belirli bir yolu var; Saldırmak, provoke etmek ve hükümetimize karşı komplo kurmak. Örneğin Leonilda Zurita durumu var. Daha önce bir sendika lideri olarak ABD vizesi vardı. Şimdi ise “Sosyalizme Doğru Hareketi”nden senatör ve bu nedenle vizesi iptal edildi. Aynı durum, Başkan Yardımcısı Rene Orellana için de geçerli. İkinci olarak, Kuzey Amerika’ya ‘öğrenci’ olarak gelmiş görünen ABD askerleri var, ama sağlam kaynaklara göre onlar aslında istihbarat topluyor. İlişkileri etkileyen (Venezüella Devlet Başkanı Hugo) Chavez’in ziyareti değil. ABD pozisyonu çoktan belirledi bile; hükümetimize karşı komplo kurmak.
Kolombiya ve Peru, ABD ile serbest ticaret anlaşmalarını (FTA) imzaladı. Venezüella ise, And Ülkeleri Birliği’nin (CAN) öldüğünü söylüyor. Siz neden bloğu canlandırmakta ısrar ediyorsunuz?
Eğer CAN, kuruluş prensiplerine geri dönebilirsek (ulusal ve bölgesel ekonomiyi güçlendirmek) gerçekten farklı olur. CAN, küçük üreticileri ve yerel toplulukları yıkan FTA’lar tarafından zayıf düşürüldü. Ama, bu prensiplere geri dönmemiz gerekiyor; ülkeler arası ekonomi için değil Andean Bölgesi’nin halk ekonomisi için.
5 aylık yönetiminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
5 ayda kendimizi sosyal taleplere cevap veren bir hükümet olarak güçlendirdik ve aynı zamanda yapısal meselerle de ilgilendik. Maaşları artırdık ve “esnek çalışmayı” yürürlükten kaldırdık; okur yazarlığı destekledik ve “Mucize Operasyonu” (Küba’nın yardımıyla yapılan göz hastalıkları tedavisi) gibi en önemli konularda sağlık projeleri ürettik. Tüm bunlar idare politikasıyla (örneğin parlamenterlerin ve diğer yüksek maaş alan kamu çalışanlarının maaşlarının yarıya indirilmesi) ve kamu sektöründe yolsuzluğa karşı savaşla birlikte yürütüldü. Hidrokarbonu millileştirdik ve anayasa konseyinin toplanması için yasa çıkardık. Konsey bizim ülkemizi yeniden kuracağımız yer olacak. Bu beş ay içerisinde “sadık yönetim” sloganını izledik ve bugün Bolivya halkında daha fazla destek görüyoruz. (Grupos Mori araştırması Evo Morales’e halk desteğinin yüzde 81, Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera’ya halk desteğinin yüzde 80 olduğunu gösterdi.)
Başkan Evo Morales’i, sendika lideri Evo’dan ayıran nedir?
Kendimi devletin başkanı olmaktan çok, halen bir sendika lideri olarak görüyorum. Bazen hâlâ başkan olduğuma inanamıyorum. İnsanların bana “Evo, yoldaş Evo” demesini tercih ediyorum, çünkü bu, bende daha büyük bir güven yaratıyor. Korumalarım bana, “Bay Başkan” diyordu. Şimdi “Başkan” diyorlar, ya da daha samimi bir ifade kullanıyorlar. Eşit kişiler olarak birlikte yemek yiyoruz, bu ordudan ve polis gücünden kişilerle daha sıkı ilişkiler kurmamı sağlıyor.
Neden halen Chapare koka üreticilerinin 6 federasyonunun başkanı olmayı sürdürüyorsunuz?
Bu 6 federasyonun isteğiydi ve benim büyük ailem olan koka üreticileri için bu bir güvence. Benim politik bilgi birikimim köylü sendikası eylemlerinde başladı. Biz beraber yürüdük, engellere birlikte karşı durduk, Chapare’nin ölüleri ve yaralıları için birlikte ağladık ve ayrıca birlikte dans edip zaferimizi birlikte kutladık. Bunlar benim asla unutamayacağım şeyler. Bu kardeşlikten ötürü sendika lideri olarak kalmayı kabul ettim.
Sağlık tekelleri Kübalı doktorların, Bolviya’da bulunmasına karşı çıkıyor. Hükümetin bu konudaki yanıtı nedir?
Bazı doktorlar “Kübalılar dışarı” diyor ama bu doktorlar ulusal çoğunluğa, yoksullara, köylülere ve hayatlarında ilk kez ücretsiz sağlık hizmeti alan yerlilere karşı bir şey hissetmiyorlar.
Kübalıların işbirliği ile kurulan optik tedavi merkezleri en son teknolojik imkanlara ve uzmanlara sahip. Bazı doktorların buna karşı olmasından çok üzüntü duyuyorum. Bolivyalı doktorlar, bazen yerlilere adeta domuz gibi davranıyor. Kübalılar, dostluk ve şefkatle çalışıyor.
Yakınlarda Unitel medya ağının sahibi Monasterios ailesini topraklarını yasadışı yollarla elde tutmakla suçladınız ve hükümetinizin alternatif olarak yerel radyolar kuracağını açıkladınız. Medya ile ilişkilerinizi nasıl görüyorsunuz?
Patronlar kendi medyasına sahip tek kesim olmamalı. Yoksullar ve köylülerde kendi medyalarına sahip olma hakkına sahip olmalı. Bugün tek muhalefet; bir avuç ailenin çıkarını savunan geniş medya ağları. Bu değişmeli, artık bebeğin şişesini aldığımız için (medya tekelleri) rahatsız oldu ve hergün halk hareketine ve MAS’a saldırıyorlar.
Toprak reformunuz nereye kadar gidecek?
Biz basit bir toprak dağıtma işiyle sınır olmayan, üretim için pazar yaratan ve kıyı kentlerinin de endüstrileşmesini sağlayacak toprağın yeniden pay edilmesini sağlayacak bir toprak reformu hazırlıyoruz. Kamu toprağını yeniden dağıtmaya başladık ve sosyal ve ekonomik amaca uymayan geniş toprak sahiplerinin topraklarının yeniden dağıtılmasıyla devam edeceğiz.
Birçok kişi ‘Madem sosyal hareketi temsil eden bir başkanımız var neden anayasa konseyine ihtiyaç duyuyoruz?’ diye soruyor. Anayasa konseyi nasıl bir amaca hizmet edecek?
Anayasa konseyi, devletin yapısını barışçıl yollardan değiştirmekle ilgili bir şey, bölgenin, doğal kaynakların iyileştirilmesi, topluluklar arası adaletin sağlanması ile ilgili. Şu an, adalet sistemi şantaja ve yolsuzluğa dayalı. Ülkeyi yeniden kurmak için ulusal azınlıkların birleşmesine ihtiyaç var. Bolivya’nın ilk günahını, kurulduğunda nüfusun yüzde 90’ının dışlanmasını, böyle değiştireceğiz.
Seçim kampanyanızda sosyalist olduğunuzu açıklamıştınız. Halen bir sosyalist misiniz?
Elbette, hedef bu.
(Green Left Weekly’den çeviren Özge Kuru)


Başa dön


Norm kadro ne getirecek, ne götürecek? - 1 -
   Rant kapıları sermayeye açılıyor
Engin Sezgin*
SUNU
“Norm kadro” uygulaması ülkemizde ilk olarak Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde uygulamaya konulmuş, eşitsiz öğretmen dağılımı gerekçe gösterilerek öğretmenlerin okuldan okula koşturmalarının ve esnek çalışmanın önü açılmıştı.
22 Nisan 2006’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına İlişkin Esaslar” da halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen belediye hizmetlerinin özelleştirilmesinin ve uluslararası tekellere bu hizmetlerin verilmesinin önünü açıyor.
Norm kadro uygulaması ile zaten yıllardır kadrolu eleman alınmayan belediyelerde, çalışan işçi ve memur sayısı düşürülerek hizmetlerin satın alma yoluyla yaptırılması hedefleniyor. Bu uygulama ile su dağıtımından, elektrik dağıtımına, temizlik hizmetinden atık ve kanalizasyon hizmetlerine, kent içi ulaşım hizmetlerinden kültür sanat hizmetlerine kadar bütün belediye hizmetleri şirketler tarafından yerine getirilecek. Yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan kişiler tarafından verilecek olan bu hizmetlerin daha pahalı bir hale geleceği belirtiliyor. Halka bu şekilde yansıyacak olan uygulama işçilere de şirketlerde, asgari ücretle, sendikasız, sigortasız, iş güvencesinden ve sosyal haklardan yoksun bir çalışma sistemini dayatacak.
Bu dosya kapsamında, konunun hukuki boyutunu ortaya koyduktan sonra belediye başkanlarının ve belediyelerde örgütlü bulunan sendika başkanlarının konu ile ilgili görüşlerine yer vereceğiz. Uygulamanın, belediyelere, halkın yaşamına ve işçilere nasıl yansıyacağını irdelemeye çalışacağız.

Türkiye, bir süredir gerek devlet organizasyonunda, gerekse mevzuat sisteminde yapısal dönüşüm süreci içerisinde. Bu dönüşümde daha çok uluslararası ilişkiler ve kurumlar belirleyici durumda. Bu sürecin aktörleri bir yandan kurumsal ve organizasyon niteliğindeki IMF, DB, AB, bir yandan da bunlarla doğrudan bağlantılı GATT, GATS, Gümrük Birliği, Katılım Ortaklığı Belgesi gibi çeşitli ikili ve çok taraflı antlaşmalar.
Devlet yapısı ve işleyişindeki dönüşüm, küreselleşme olarak ifadesini bulan iç pazarların ve devlet mekanizmalarının uluslararası piyasa kurallarına uyumunu hedefliyor. Yeni liberal politikalar olarak nitelendirilen bu dönüşüm süreci, uygulamada özelleştirmelerden, sosyal güvenlik alanına, yabancı sermaye teşviklerinden, tarım alanındaki düzenlemelere kadar geniş bir yelpazede halkların karşısına çıkıyor.
YEREL YÖNETİMLER
Bu dönüşümün en önemli ayaklarından birini yerel yönetimler oluştruyor. Yakın bir zamanda bu alanda beklenen düzenlemeler yasalaştı. 5393 sayılı Belediyeler Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5335 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu ile yerel yönetimlere ilişkin mevzuat köklü bir değişikliğe uğradı. Bu yasaların temel anlayışı yerel yönetimlerin işleyişinin piyasa sürecinin bir aktörü haline getirip, piyasa kurallarının yerel alanlarda egemen kılınmasını sağlamak. Bu yasalarla, kamusal hizmetlerin piyasadan satın alınması ve yerellerdeki istihdam yapısı ve ilişkilerinin buna uyum sağlaması hedefleniyor. Bu yasalarla getirilen norm kadro uygulaması belediye ve bağlı kuruluşlarda, istihdam yapısına ilişkin yönelişi belirlemektedir. Nitekim Bakanlar Kurulu’nun 22 Nisan 2006 tarihli genelgesi ile belediyelerde norm kadro uygulamasına geçişle ilgili esaslar belirlenmiştir. “Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına İlişkin Esaslar” başlıklı genelge, belediyeler ve bağlı kuruluşlar ile mahalli idare birliklerinde istihdam edilen memur ve işçi statüsündeki personelin unvan ve kadro sayılarına ilişkin bir standart getiriyor.
İKİ MANTIĞA DAYANIYOR
Düzenleme iki temel mantığa dayanıyor. Birincisi kamu hizmetlerinin bir kolu olarak belediye hizmetlerinin yürütümü konusunda. Kamuya, doğrudan hizmet veren değil düzenleyici bir rol biçiliyor ve belediye hizmetlerinin piyasa eliyle yürütülmesi esas kılınıyor. Belediyeler ise sermaye çevrelerine ihale düzenleyen, onların çalışmalarını koordine eden birimler haline getiriliyor. Böylece kamu kaynakları sermaye çevrelerine aktarılarak siyasal-ekonomik rant yaygınlaştırılıyor. Kamu hizmeti, kamusal sorumluluk gibi kavramlar ise yerini piyasa kurallarına bırakıyor.
İkincisi ise kamudaki istihdamın azaltılması. Kamu personel reformu, özelleştirmeler eliyle başlatılan kamudaki istihdam ilişkilerine yönelik düzenlemeler, norm kadro düzenlemesi ile belediyelerde de hayata geçirilmek isteniyor. Bu uygulamayla kamu istihdamının azaltılması temel bir politika olarak belirleniyor.
SALDIRILAR KAPIDA
Bakanlar Kurulu genelgesiyle belediyeler hazırlıklara da başladı. Belediyelerde norm kadro çizelgeleri hazırlanarak, norm kadroya göre eksik ve fazla kadrolar merkeze bildiriliyor. Hatta bir kısım belediyeler, bunu gerekçe göstererek “geçici” işçileri işten atarak, bir kısmını taşeron şirketlerde asgari ücretle çalıştırmaya başladı bile. Norm kadro fazlası olan sürekli işçi ve memurlar açısından da bir dizi saldırı gündemde. Emekliliği gelmiş personelin zorla emekli edilmesi, personelin başka belediye ve kurumlara kaydırılması gibi uygulamalar ilk başta gündeme gelecek konular.
Bu süreç elbette sendikaları da olumsuz etkileyecek. Sendikaları bekleyen ilk tehlike üye kayıpları. Çünkü taşeron şirketlerde sendikal örgütlenmeler oldukça zayıf. Diğer yandan taşeron şirketlerdeki asgari ücretle ve güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşması, işçi ve memurlara toplusözleşme süreçlerinde de aynı koşulların dayatılması olarak yansıyacak.
NE YAPMALI?
Toplumsal muhalefetin cılız olması nedeniyle sermaye her geçen gün işçi sınıfının yüz yıllık kazanımlarını birer birer gasp ediyor. Sosyal güvenlik, sağlık, eğitim hizmetleri gibi temel kamu hizmetlerinin ardından bugün, belediye hizmetleri de piyasalaştırma sürecinin içine çekiliyor. Saldırının hedefinde öncelikle belediyelerde çalışan işçi ve memurlar ve onların sendikal örgütlenmeleri vardır. Bununla beraber, düzenleme, özelleştirme uygulamalarından doğrudan etkilenecek olan halk kitlelerini de ilgilendirmektedir. Bu anlamda, norm kadro genelgesinin iptali için, bu alandaki işçi ve memur sendikalarının birleşik mücadelesinin örülmesinin önemi ortadadır. Yerel alanlarda bu birliklerin kurulması, işçi ve memurların ortak mücadelesinin yaratılması, bu mücadelenin halkla bütünleşmeyi hedeflemesi yine bir zorunluluktur.
Kamusal hizmetleri yerine getirmek için halktan oy isteyen belediye başkanlarının da aynı gerekçelerle bu genelge ve politikalara karşı çıkması beklenmelidir. Her ne kadar birçok belediye özelleştirme uygulamalarını yıllar öncesinden başlatmış olsa da, onlara kamusal sorumluluklarını hatırlatmak, gereken tutumun alınmadığı noktalarda da yine seçmen kitlesine dönüp açıklamak, yine bu mücadelenin örgütleyicisi olması gereken sendikaların, işçi ve emekçilerin sorumluluğundadır.

Genelgenin amacı ve kapsamı
Genelgede, getirilen düzenlemelerin amacı, “Bu esasların amacı; kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılması, yerel hizmetlerin dengeli dağılımının temin edilmesi, belediyeler tarafından sunulan hizmetlerde kalitenin artırılması, ihtiyaç duyulan nitelik, unvan ve sayıda personel istihdamının sağlanması” olarak belirtilmektedir. Oldukça iyi niyetli duran bu amaç sonrasında getirilen düzenlemelerle birlikte düşünüldüğünde; kamu kaynaklarının etkin verimli kullanılmasından “maliyetlerin düşürülmesi”ni, hizmetlerden kalitenin artırılmasından “taşeronlar eliyle yürütülecek hizmetleri”, ihtiyaç duyulan nitelik, unvan ve sayıda personel istihdamından ise “personel fazlalığının azaltılması” amaçlarını kastettiği ortaya çıkmaktadır.
Kapsam ve sınıflandırma
Genelgede, belediye ve bağlı kuruluşları ile mahalli idare birlikleri, hukuki durumları ve hizmet özelliklerine göre altı ana gruba ayrılmıştır. (A) Grubu: Büyükşehir Belediyeleri, (B) Grubu: İl Belediyeleri, (C) Grubu: Büyükşehir İlçe ve İlk Kademe Belediyeleri, (D) Grubu: İlçe ve Belde Belediyeleri, (E) Grubu: Belediye Bağlı Kuruluşları, (F) Grubu: Mahalli İdare Birlikleri.
Bu kuruluşlar kendi içlerinde de nüfus ölçeğine göre alt gruplara ayrılmıştır. A grubu büyükşehir belediyeleri 5 alt gruba, B grubu il belediyeleri 8 alt gruba, C grubu belediyeler 20 alt gruba, D grubu belediyeler 15 alt gruba, E grubu belediye bağlı kuruluşlar 8 alt gruba, F grubu mahalli idare birlikleri ise 2 alt gruba bölünmüştür. Ayrıca C ve D grubunda belirtilen belediyeler ilçe merkezi, sanayi ve ticaret, turizm merkezi olma özelliklerine göre bir veya iki üst nüfus grupları içerisinde sınıflandırılmıştır.
Kadroların belirlenmesi
Sınıflandırılan bu belediye ve bağlı kuruluşların örgütsel yapıları, çalıştırabileceği kadro tanımları, memur ve işçi sayıları genelgenin eklerinde belirlenmiştir. Genelgenin özünü oluşturan düzenlemeler bu ekler bölümünde daha net anlaşılmaktadır. Yapılan gruplandırmalara bağlı olarak her bir gruptaki belediye ve bağlı kuruluşların karşılarında çalıştırabilecekleri memur ve sürekli işçi kadrolarının sayıları belirlenmiştir. Belirlenen bu sayıların üzerinde memur ya da sürekli işçi çalıştırılamayacaktır. Norm kadro esaslarının belirlendiği tarihte ise norm kadro fazlası memur ve sürekli işçi kadrolarının hakları dondurulmuş olup, bu sayılara ulaşılıncaya kadar da yeni memur ya da sürekli işçi alımı yapılamayacak. Bir başka ifadeyle belediye ve bağlı kuruluşlara, bu sayıya ulaşmak için önlerine bir yol haritası çizilmiştir. Örneğin nüfusu 50 bine kadar olan belediyeler için belirlenen memur sayısı 133, sürekli işçi sayısı ise 80 dir. Ya da nüfusu en kalabalık grupta olan 800 bin ve üzeri il belediyelerinde memur sayısı 447 işçi sayısı ise 268 olarak belirlenmiştir.
“Geçici” işçi çalıştırılması
Genelgede sözleşmeli personel statüsünü dışında bıraktığımızda, belediyelerdeki işçi istihdamı iki kategoride ele alınmaktadır. Gündelik yaşamda daha çok kadrolu işçi olarak bilinen “sürekli işçiler” ve bunun dışında bugüne kadar valilik vizesine bağlı olarak çalışan “geçici” işçiler. Yine bilindiği gibi geçici olarak tanımlanan bu işçilerin büyük bir bölümü yıllardır belediyelerde çalışmakta, her yıl valilikten alınan yeni vizelere istinaden sözleşmeleri yenilenerek çalışmaları kesintisiz olarak devam etmektedir. Başka bir deyişle bu işçiler açısından aslında bir geçici iş ilişkisi yasal olarak ortadan kalkmıştır. Bununla beraber genelge bu ayrımı varsayarak düzenlemeler getirmektedir.
Genelgede belediyelere, meclis kararıyla memurlar için belirlenen norm kadro sayısının yüzde 40’ını aşmayacak şekilde geçici işçi istihdam edebilecekleri belirtilmektedir. Belediyelere bağlı kuruluşlarda ise geçici işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. Genelge ile belirli süreli işçi istihdamında valilik vizesi sistemi sona ermiş olup, belediye meclisinin karar ve onayına bırakılmıştır. Her ne kadar genelge belediyelere böyle bir hak ya da daha doğru bir ifadeyle bir sınırlama getirmiş olsa da bunun kullanımı noktasında belediyelerin önemli bir koşulu yerine getirmiş olması gerekmektedir. Belediyeler Yasası, personel giderleri için belediyelere bir önceki dönem de gerçekleşen bütçenin yüzde 30’unu aşmaması gerektiğini düzenlemektedir. Bu oran aşılmış ve yeni işçi alımı yapılmış ise ortaya çıkan zarardan doğrudan belediye başkanı sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla belediyelerin personel giderleri bu oranın üzerindeyse, genelge bir hak tanımış olsa dahi bu hakkı belediyeler kullanmayacak yeni “geçici” işçi alamayacaklardır.
(*)Sendika Uzmanı/ Genel-İş Sendikası
Yarın: Memurlar nasıl etkilenecek?


Başa dön


Bakanlığa siyah çelenk
Kızamık virüsünün beyin omurilik sıvısına karışmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olan SSPE hastalarının yakınları, Sağlık Bakanlığı önüne siyah çelenk bıraktılar. SSPE Yardımlaşma, Dayanışma ve Yaşatma Derneği Başkanı Cengiz Kara, çeşitli illerden gelen hasta ve yakınları ile beraber Abdi İpekçi Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Kara, “Onlar bizim çocuklarımız. Ne olur gelin binlerce yıldır var olmamızı sağlayan ve geleceğimizin güvencesi değerlerimizi kaybetmeyelim, sahip çıkalım” diyerek, Sağlık Bakanlığını, kitle örgütlerini, doktorları ve araştırmacıları birlik olmaya çağırdı. Kara, dünyada kızamık virüsünün var olduğu sürece devam edecek bu hastalığın pençesine düşecek çocukların bugünden kurtarılmasını da istedi. Diğer hasta yakınları da SSPE’nin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, ilaçlarının yurt dışından getirildiğini ve bunu karşılayacak maddi güçlerinin olmadığını ifade ettiler. Açıklamaların ardından illerden gelen temsilcilerden oluşan bir grup hastalarıyla beraber bakanlığın önüne üzerinde “hastalığımızın araştırılması için daha kaç çocuğumuzun ölmesi lazım” ve “Her eve bir cenaze” yazılı 2 siyah çelenk bıraktı.
İHD 20. yılını konserlerle kutlayacak
İnsan Hakları Derneği, 20’nci yılını Kadıköy’de düzenleyeceği konserle kutlayacak. Konser, 16 Temmuz’da 17.00-21.00 saatleri arasında Kadıköy İskele Meydanı’nda yapılacak. Konserde Rojin, Grup Kızılırmak, Çetin Oraner, Murat Batgi, Koma Serhıldan, Vedat Sakman, Hasan Sağlam, Grup Marsis ve Yasemin Göksu sahne alacak. Ayrıca, 20’nci yılı için İHD’nin geçmişine ve amaçlarına yer veren bir destek metni hazırlandı. “İHD 20 Yaşında 20 yıldır sürdürdüğü onurlu insan hakları mücadelesinde, İHD’nin yanındayız. Siz de destek olun. Nice 20 yıllara” yazılı bir metin imzaya açıldı.
OKS sonuçları açıklanıyor
Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’nın (OKS) sonuçları bugün açıklanacak. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, sınav sonuçlarını açıklamak üzere bugün saat 10.00’da bakanlık Başöğretmen Salonu’nda basın toplantısı düzenleyecek. Sınav sonuçları Bakanlığın http://meb.gov.tr internet adresinden duyurulacak. OKS-Türkçe Matematik (OKS-TM) ve OKS-Matematik Fen (MF) puan türlerinin herhangi birinden 160 ve üzeri puan alan adaylar tercihte bulunabilecekler. Fen liselerine ve İstanbul Validebağ Anadolu Sağlık Meslek Lisesi ile sağlık meslek liselerine OKS-MF puanıyla, diğer okullara ise OKS-TM puanıyla yerleştirme yapılacak. Yerleştirme, adayların puanları ile tercihleri dikkate alınarak, kontenjanlara göre gerçekleştirilecek. Okul tercih işlemleri, internet üzerinden, 11-21 Temmuz 2006 tarihleri arasında yapılacak. Adaylar tercih işlemlerini, mezun oldukları veya sınav başvurularını yaptıkları ilköğretim okulu müdürlüklerinde yürütebilecekler. 160’ın altında puan alan adaylar için bilgisayarda tercih ekranı gelmeyecek. Tercih sonuçları 28 Temmuzda açıklanacak.
TÜDEF Genel Merkezi açıldı
Tunceli Dernekleri Fedarasyonu (TÜDEF) Genel Merkezi dün düzenlenen etkinlikle açıldı. İstiklal Caddesi İmam Adnan Sokak’taki dernek binasının açılışında yapılan konuşmalarda Munzur Festivali’ne katılım çağrısı yapıldı. Derneğin açılışını yapan TÜDEF Ümraniye şube yöneticisi Gülten Kahraman, tutulan yeni binanın verdikleri mücadeleye katkı sağlamasını diledi. Daha sonra söz alan TÜDEF Genel Başkanı İsmail Aslan, Munzur festivali öncesi Tunceli’de yine operasyonların başladığına, baskıların arttığına dikkat çekerek, her koşulda festivali gerçekleştireceklerini dile getirdi. Tuncelililerin her zaman oldugğu gibi bundan sonra da birlikteliklerini sürdürmesini isteyen Aslan, herkesin derneğine sahip çıkmasını istediklerini ifade etti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net