www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Katliamın arkasındaki
   güçler yargılansın

Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen binlerce kişi Sivas katliamının 13. yılında bir kez daha katliamın sorumlularını protesto ederek cezalandırılmalarını istedi.

Demokrasi cephesini çok önemsiyoruz
Orhan Doğan’ın önerisine kesinlikle katılmıyorum. Yani birilerinin (PKK yöneticilerinin) gelip aday olması sorunu çözecek mi? Hayır. Bunlar biraz fantazilerdir. Biraz siyaset dışı şeylerdir.

‘Altın’da ne saklanıyor?
Eşme’de yüzlerce insanın zehirlenme nedeninin yöredeki altın madeninde kullanılan siyanürden olup olmadığını araştıran heyet Eşme Kaymakam’ı tarafından engellendi. Kaymakam heyetin aldığı kan örneklerine el koyarken, İlçe belediye başkanı dahil birçok kişi yapılan bu engellemenin zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığı şüphesini daha da güçlendirdiğini söyledi.

ALEVİLER NE İSTİYOR? - 2 -
   ‘Sorunun kaynağı devlet ve ideolojisi’

Devlet Alevilerden akıllı, uysal çocuklar olmalarını istiyor. “Sizin ne olup olmadığınızı ben tanımlar, nasıl hareket etmek istediğinizin haritasını ben çizerim. Bu çerçevede akıllı yurttaşlar olarak yaşamaya devam” diyor. Aleviliği bir yaşam biçimi, bir kültür, algılayış, bir inanç biçimi olmaktan çıkarıyor ve kendisi tanımlıyor...


Katliamın arkasındaki güçler yargılansın
Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen binlerce kişi Sivas katliamının 13. yılında bir kez daha katliamın sorumlularını protesto ederek cezalandırılmalarını istedi.
Haydarpaşa Tren Garı ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde toplanan binlerce kişi, 2 ayrı koldan Kadıköy İskele Meydanı’na kadar; “Sivas’ı unutma, unutturma” diye haykırarak yürürken, Madımak Oteli’nin müze yapılmasını istediler.
EMEP, ÖDP, SDP, DTP, SHP, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, KESK ve KESK’e bağlı sendikalar, Deri İş Tuzla Şubesi, İHD, TMMOB, DİSK Limter İş, Divriği Kültür Derneği ve Demokratik Alevi İnisiyatifi gibi birçok demokratik kitle örgütünün katıldığı yürüyüşte; “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil ABD Ortadoğu’dan defol” şeklinde sloganlar atıldı. Yürüyüşün ardından miting alanına girilirken, saat 16.00’da başlayan miting akşam saatlerine kadar sürdü.

Asım Bezirci mezarı başında anıldı
Sivas Katliamı’nda yaşamını kaybeden edebiyat eleştirmeni, yazar Asım Bezirci mezarı başında anıldı. Bezirci’nin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmaya Şair-Yazar Sennur Sezer, Yazar Adnan Özyalçıner, gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, Evrensel Basım Yayın Genel Yayın Yönetmeni Cavit Naci Tarhan, PSAKD, Divriği Kültür Derneği, EMEP ve TKP katıldı. Geçirdiği böbrek ameliyatı nedeniyle anmaya gelemeyen Bezirci’nin eşi Refika Bezirci, herkesten Sivas Katliamı’nı unutmamalarını istedi.
Evrensel Basım Yayın Genel Yayın Yönetmeni Cavit Nacitarhan ise Asım Bezirci’nin kitaplarını daha çok okurla buluşturmak gerektiğini belirterek, Bezirci’nin ancak kitaplarıyla yaşatılabileceğini söyledi. Tarhan, “Biz onları katledenlere karşı buralarda toplanıyoruz. Ama daha önemlisi onların bıraktığı eserlerin genç kuşaklara ulaştırılmasıdır. Onun düşün ve edebiyat dünyasındaki yeri, neyi savunduğu anlatılmalı.” dedi. Daha sonra Ruhi Su ve Rıfat Ilgaz’ın mezarı başında da birer dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Anmanın ardından otobüslerle Karacaahmet Mezarlığı’na gidildi.
Madımak müze olsun
Karacaahmet Mezarlığı’nda Nesimi Çimen’in mezarını ziyaret eden grup burada, yeni Sivasların olmaması için gericiliğe karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. Burada basın açıklamasını okuyan PSKAD Yöneticisi Fethi Bölükgiray, olayın üstünden geçen 13 yıla rağmen hâlâ sıcaklığının, acısının dün olmuş gibi hissedildiğini söyleyerek, “Gerçek sorumlular cezalandırılmadı” dedi. Makbule Çimen, “Madımak Oteli bir et lokantası olmamalı” dedi. Sanatçı İlyas Salman, antiemperyalist olan herkesin bu olayı kınaması gerektiğini söyledi. Son olarak konuşan Şair Sennur Sezer ise “Yananları, bilincimizi kapatmak, sesimizi kısmak için yaktılar. Ama biz sesimizi çıkartacağız” dedi.

Sivas katliamı İzmir’de de lanetlendi
Sivas katliamı 13. yılında İzmir’de gerçekleştirilen mitingle bir kez daha lanetlendi. Bornova Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen 3 bini aşkın kişi katıldı. Saat 15.00’den itibaren Bornova Stadyumu önünde toplanmaya başlayan kitle daha sonra Bornova Meydanına yürüdü. Yürüyüş sırasında en önde Sivas katliamında ölenlerin adının ve “Sivas’ları unutmayacağız” yazılı pankart taşındı. Kitle yürüyüş boyunca, “Sivas’ın hesabı sorulacak”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Faşizme ölüm halka hürriyet” sloganları atıldı. Alevi Bektaşi Federasyonu İzmir Dernekleri tarafından organize edilen mitinde ortak metni Sivas Kangal Hamal Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali İzzet Uğur okudu. Uğur, “Bundan 13 yıl önce gerici şeriatçı ve faşist bir katliam yapıldı. Devletin ve güvenlik güçlerin gözetiminde bu insanlık dışı katliam hayata geçirildi. 2 Temmuz 93 Emperyalizme, faşizme ve gericiliğe karşı mücadele yaşamlarını feda edenlerin tarihidir” diye konuştu.
Mitinge EMEP, SDP, ÖDP, CHP, SHP, KESK, Ege 78’liler Vakfı, Tunceli Sevenleri Derneği, Divriği Kültür ve Dayanışma Derneği, Eskişehirliler Aksev Vakfı, İHD, Hacıbektaşı Veli Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği, Sivas Kangal Hamal Köyü Derneği, İzmir Cezaevi İnisiyatifi ve dergi çevreleri. Mitinge ve yürüyüşe kendi talepleri ile katılan işten atılan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi işçileri, “Sendikal hakkımızı ve işimizi geri istiyoruz” pankartını taşıdılar.

Unutmadık, unutturmayacağız
2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nin yakılmasıyla yaşamlarını yitiren 35 kişi, katliamın 13’üncü yılında da unutulmadı. Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda 5 bini aşkın kişi katliamı lanetlerken, canlarını da unutmadılar. Katliamda yaşamlarını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı yürüyüş ve mitingde, “Katliamı unutmadık, unutturmayacağız” sesleri yükseldi.
Sivas-Madımak Katliamı’nı lanetlemek, şehitlerini unutmadıklarını göstermek için, şehit aileleri, yakınları, Alevi-Bektaşi örgütleri, köy dernekleri, sendikalar, meslek örgütleri, siyasi partilerden temsilciler, üyeler dün saat 16.30’da Sıhhıye Köprüsü Toros Sokak’ta toplandı.
“2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak katliamını unutmadık, unutturmayacağız” yazılı, katledilenlerin fotoğraflarının yer aldığı pankartla aileler en önde, arkasında yine katledilenlerin tek tek fotoğraflarını taşıyan Pir Sultan’lı gençlerin ardından, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, 78’liler Derneği, DİSK ve Türk-İş’e bağlı TÜMTİS ve Tezkoop-İş, KESK Ankara Şubeler Platformu, köy ve semt dernekleri, Kızılırmak Köy Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı, İHD, TİHV, DTP, EMEP, ÖDP, SHP ve CHP’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kitle örgütü ve parti kortejde yerlerini aldılar.
“2 Temmuz heryerde” yazılı fotoğraflı afişlerin yanı sıra, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek, unutmadık, unutturmayacağız” yazılı şapkalarla Sivas katliamının unutulmayacağı mesajı verildi. Sık sık Madımak’ta katledilenlere seslenilen anonslarda “Aynı yobaz sürüleri sokaklarda dolaşıyorlar. O gün onları koruyanlar bugün de kol kanat germişler, üstelik iktidarın olanaklarını da kullanarak” denildi.

Sivas kardeşlik şehri olacak
Sivas Katliamı’nın 13. yıldönümünde Sivas’ta gerçekleştirilen mitingde, katliamı izleyen dönemin yetkilileri ve katliamın asıl sorumluların henüz hesap vermediğine dikkat çekildi.
Sivas’ta mitinge katılan 5 bini aşkın kişi, Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Eğitim Sen’den Madımak Oteli’ne kadar yürüdü. Katledilenlerin resimlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık “Sivas kardeşlik kenti olacak”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı. Madımak otelinin önünde yapılan saygı duruşundan sonra Avrupa Alevi Bektaşi Derneği Federasyonu Başkanı Turgut Öker bir konuşma yaptı. Öker, Sivas şehitlerinin unutulmaması ve unutturulmaması gerektiğini söylerken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, laikliğe, Kürt sorununa, özelleştirmelere, ABD’nin Ortadoğu politikalarına ve TMY’nin antidemokratik yapısına değinerek, “Sivas katliamının ardındaki güçleri ve elebaşlarını artık biliyoruz. Bu nedenle emperyalizme, faşizme, şovenizme, şeriata ve gericiliğe karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi. Genç, Madımak otelinin müze yapılmasını istedi.
Sivas Demokrasi Platformu Sözcüsü ve Eğitim Sen Şube Başkanı Veli Hasgül ise, “Sivas katliamının yaşandığı anda sadece izleme rollerinde olan güvenlik güçleri başta olmak üzere katliamı izleyen dönemin yetkilileri ve katliamın arkasındaki güçler; henüz hesap vermedi. Bu hesap verilmediği sürece ülkemiz 2 Temmuz acılarından kurtulamayacaktır. Devleti yöneten işbirlikçiler, inkarcılar ve çeteler ne eylerse eylesin Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” şiarıyla yürüteceğimiz mücadelemizle insanlık tarihine çalınan bu leke silinecek, karanlıklar ışığımızda boğularak yok olacaktır” diye konuştu. Yürüyüş sırasında birkaç kişilik gruplar tanrafından yapılmak istenen provakasyon, kitlenin sağduyusu sayesinde başarılı olamadı.

Demokrasi cephesi kurulsun
Sivas’ta, miting öncesinde Eğitim Sen il binasında yurtdışından gelen konuklar ve çeşitli kitle örgütleri yöneticileriyle bir söyleşi düzenlendi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, Haber-Sen Genel Başkanı Esin Yelekçi, DTP Merkez Yöneticisi Ali Rıza Yurtsever, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin katıldığı söyleşide demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi gerektiğinin üzerinde duruldu. Ali Rıza Yurtsever; “Sivas’ta yapılan katliam, aydınlık Türkiye’nin aydınlık yüzüne karşı yapılan bir katliamdır” derken, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek, sorunun yalnızca Alevilerin sorunu olarak görülmesinin gerçek bir çözüm getirmeyeceğini belirtti. Alevisiyle Sünnisiyle, Kürdüyle Türküyle, sağcısıyla, solcusuyla tüm emekçi mazlum halkların egemenlere karşı bir iktidar mücadelesi vermesi gerektiğini belirten İmrek, demokrasi cephesi oluşturularak mücadelenin birleştirilmesi gerektiğini söyledi.

‘Hafızalardan silinmedi’
Sivas Katliamı 13. yıldönümünde Türkiye’nin dört bir yanında yapılan etkinliklerle anıldı. Katliamın hafızalardan silinmediği vurgulanan eylemlerde Madımak Oteli’nin müze yapılması talep edildi.
Ankara Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan İHD üyeleri Sivas katliamında yaşamını yitirilenleri anarak, yeni katliamların olmaması için mücadele ve dayanışma çağrısı yaptı. İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, katliam nedeniyle bazı kişilere çeşitli cezaların verildiğini ancak devlet yetkisini kullanan kamu yetkililerinin sorumlulukları ile hükümetlerin sorumluluklarının ve toplumsal barışta yaptığı tahribatların tam olarak araştırılmadığını söyledi. Terörle Mücadele Yasası ile Türkiye’nin yeniden karanlık bir döneme girdiğini kaydeden Alataş, her geçen gün yükseltilen çatışma ortamına karşı farklılıklarla, barış içinde yaşamanın savunulması gerektiğini söyledi.
Elazığ Hozat Garajı Meydanı’nda EMEP ve DTP eylem yaparak Sivas Katliamı’nı protesto etti. Burada yapılan açıklamanın ardından DTP İl Binası’nda “Sivas Katliamı” üzerine bir söylesi gerçekleştirildi.
Tunceli’de Sanat Sokağı’nda bir araya gelen EMEP, DTP, HÖC, ESP, DHP, HKM ve KESK üyeleri Sivas Katliami’nin 13. yildönümü dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Tunceli Belediye Baskanı Songül Erol Abdil de basın açıklamasına katıldı.
Diyarbakır’da açıklama
İHD Diyarbakır Şubesi’nde açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube Baskanı Av. Cafer Koluman, Sivas Katliamı’nı unutmayacaklarını vurgulayarak, “Sivas’ta ateste semaha duran canlar mücadelemize ışık olacaklardır” dedi. Açıklamaya, DTP ve EMEP yöneticilerinin de aralarında bulundugu çok sayıda kişi destek verdi.
Hatay’ın İskenderun ilçesinde, Demokrasi Platformu üyeleri katliamda ölenlerin anısına yaptırılan anıtın önünde toplandı.
TEB’den kınama
Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Baskanı Üstün Akmen, Sivas Madımak Oteli’nde 35 yazar ve şairin yanarak ölmelerinin 13. yılı nedeniyle yaptığı açıklamada, Sivas ilinde binlerce polis, binlerce askerin gözleri önünde nasıl olup da onlarca insanın diri diri yakılabildiğini hâlâ anlayamadıklarını söyledi.
Öte yandan İstanbul Bağcılar Cemevi’nde de önceki gün düzenlenen panelde Madımak Oteli’nin müzeleştirilmemesinin devletin ayıbı olduğu vurgulandı. Ayrıca katliam Erzincan Dersim Kültür Derneği’nde düzenlenen anmayla da protesto edildi.


Başa dön


Demokrasi cephesini çok önemsiyoruz
Sultan Özer
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünü de hedefleyen bir birliği önemsediklerini belirterek, yüzde 10 barajını aşabilecek bir birlikten yana olduklarını söyledi. Türk, İtalya’daki “zeytindalı” modelinin böylesi bir güçbirliğine örnek olabileceğini ifade etti.
Orhan Doğan’ın “Bir grup PKK’li gelip seçimlere girsin” şeklindeki önerisini “fantazi” olarak değerlendiren Türk, gündemlerinde bağımsız adaylarla seçime girme gibi bir yaklaşamın olmadığını kaydetti.
Türk, kongrelerine yönelik soruşturma, gündeme getirdikleri ETA ile IRA modelleri, seçim ve güç birliklerine ilişkin sorularımızı yanıtladı:
Kongreyi nasıl değerlendiriyorsunuz, istediğiniz mesajı verebildiniz mi?
Önemli bir kongre idi. Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununun demokratik, barışçıl proje ile ortaya konması noktasında önemli mesajlar verildi. Basının meseleyi, verilen mesajları algılamaması, farklı bir noktaya getirmesine rağmen bence bugüne kadar yapılan en olumlu, en doyurucu demokratik projeler sunan, beklentilerini, yol haritasını ortaya koyan ve bu yol haritasına göre açılımlar yapıldığı takdirde sorunun çözümüne önemli katkılar sunacak bir kongre oldu.
Cümleler arasından veya metin içinden birkaç kelimeyi cımbızlayarak öne çıkarmadan, bütün üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, barışçıl, demokratik, Türkiye’nin bütünlüğü içinde daha çağdaş, demokratik dünya ile bütünleşen, Ortadoğu’da etkin, demokrasi açısından güç olan bir Türkiye mesajımızı net verdik. Demokratik bir Türkiye’nin AB sürecini çok doğru geliştireceği, Ortadoğu barışına da katkıda bulunacağı inancımızı açık bir şekilde ifade ettik.
Şu gerçeği görmek lazım, söylediklerimiz gerçekler üzerine kurulu. PKK bir gerçektir, bir realitedir. Olumlu olumsuz, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, bu realiteyi görerek diyoruz ki ‘gelin bu işi çözelim’. Aysel Hanım’ın söylemek istediği de, ‘bu realitenin, bu gerçeğin görülmesi ve bu gerçeğe göre bazı adımların atılması’ idi.
Günlerce bölgeyi dolaştık, Newrozları kutladık, mitinglere katıldık; insanlar sloganını atıyor. Aysel Hanım ‘biz’ diyerek halkı tarif etmeye çalıştı. Yani halk kendisi ile PKK arasına bir mesafe koymamış. Çünkü bir tarafta köy yakılmış, bir tarafta kendi çocuğu gitmiş gerillaya, dağa katılmış. Şimdi bu gerçekleri yok sayarak, görmeden sorunun çözümüne katkı sunamazsınız.
Ben de ‘operasyonlar mı dursun önce silahlar mı bırakılsın bunlar önemli değil’ dedim. Önemli olan bu kanın durması için bir şeyler yapmaktır. Bu bir pazarlık olayı değil, önce o mu olur o mu olur bunu tartışmayı bırakalım dedim. Önce hangisinin duracağı önemli değil. Önemli olan bunun mutfağını, altyapısını hazırlamaktır. Cümleyi tam almadan, niyetimiz ortada iken, farklı yorumlamak doğru değil. Basınımızın, halkımızın Türkü-Kürdü ile hassaslaştığı bir dönemde söylenenleri doğru yorumlama, doğru yorum sonucu bir şeyleri ortaya koyma zamanıdır.
Türk halkının hassasiyetlerini de gözönünde tutmamız gerektiğine inanıyorum. İster asker olsun ister gerilla olsun hiçbirinin ölmesini istemiyoruz. Kimsenin ölmediği, kimsenin ağlamadığı barışçıl, demokratik bir süreci yakalamak için elimizden geleni yapacağız, ısrarcı olacağız ve herkesin demokratik barışçıl bir siyasete yönelmesini tavsiye edeceğiz.
Kongrenize yönelik hemen bir inceleme başlatıldı?
Kongrenin mesajlarının çok doğru bir şekilde irdelendiğinde, araştırıldığında soruşturma açma gibi bir durum olmayacağı inancındayım. Yargıçların, yargının bağımsız olması, demokratik gelenek üzerinde hareket etmesi, demokrasinin geliştirilmesine katkı sunacak rol oynaması gerekir. Ancak Türkiye’de maalesef bu çok doğru işletilmiyor. Mutlaka namuslu bağımsız yargıçlarımız da var ama etkilenen bir kesim de var. Buradaki açılması muhtemel dava biraz da yargıçların bir sınavı olacak diye düşünüyorum.
“Türkiye’ye biçilen deli gömleği” dediğiniz TMY Meclis’ten geçti?
AB sürecini yaşayan, demokratikleşmeyi hedefleyen, Kopenhag kriterlerini siyasal yaşamına sokmak isteyen bir Türkiye, birdenbire siyasal düşüncelerini ve mantığını, bir sorunun çözümü konusunda inançlarını ortaya koyanların yargı ile karşı karşıya kalacağı sürece giriyor. Bütün hak ve özgürlükler askıya alınacak, düşünce suç sayılacak; siyasal düşüncesini inançlarını kamuoyunda, basında paylaşan insanlar da suçlu durumuna düşecek. Eğer söyledikleri belli politikalarla ters düşüyorsa bu suç olacak. Siz bölgede kan akmasın diyorsunuz, barış diyorsunuz barış suç sayılacak. Böyle bir mantık elbette deli gömleğidir. 12 Eylül mantığını geri getirmektir.
Aysel Tuğluk’un dediği gibi ‘Kürt halkına bir savaş ilanı’ mıdır?
Savaş... kelimeyi o şekilde kullanmayı doğru bulmuyorum. Kürt halkını susturmaya yönelik bir mantık olarak değerlendiriyorum.
DEP eski Milletvekili Orhan Doğan’ın, ‘bir grup PKK’li gelip seçimlere girsin’ şeklindeki önerisine katılıyor musunuz?
Kesinlikle katılmıyorum. Demokratik siyaset yapan bir siyasi parti vardır. Demokratik çözümün kapısını aralayacak, açacak olan demokratik siyasettir. Demokratik siyaset içinde mücadele veren insanlar halkının geleceğini kurma yönünde sorumludur, zorunludur. Elbetteki biz herkesin demokratik ortamda siyaset yapmasının zemininin yaratılmasını istiyoruz. Bugün dağdaki gerillayı da Avrupa’daki insanımızı da demokratik siyaseti açarak, onu katacak bir noktaya getirmek için çaba gösteriyoruz.
Nasıl olacak bu, yolu nedir?
Burada demokratik siyaseti biz yapıyoruz. Siyasi partinin amacı barışçıl bir süreci başlatmaya yöneliktir. Siz zaten barışçıl süreci başlattığınız zaman bugün dağdaki, Avrupa’daki insanları bir genel af ile demokratik sürecin içine kattığınız zaman oradaki sorunu çözmüş oluyorsunuz.
Yani birilerinin gelip aday olması sorunu çözecek mi? Hayır. Orada siyaset yapmak gerekiyor. Biz bu insanlar için de siyaset yapıyoruz. Onların da demokratik siyasete katılımının yolunu açmak için çaba gösteriyoruz.
Bunlar biraz fantazilerdir. Biraz siyaset dışı şeylerdir, kavramlardır. Gerçekçi olmayan şeyler, hayal ürünüdür. Geçmişteki bu arkadaşlarımızın tamamı siyasetin içinden gelmişlerdir. Zübeyir Aydar milletvekilliği yapmış ama yurtdışına çıkmak durumunda kalmış. Yasaklı veyahut farklı alanlara gitmiş, çekilmiş insanları, barışçıl bir süreci başlatarak, onun zeminini gerçekleştirerek siyasete katma çabasındayız. Yani falan insanın gelip bağımsız aday olması değil, demokratik süreci başlatacak çalışma ortamı yaratmak. Önemli olan bu. Onu yaratabilirsek mesele yok. Yani tavuk yumurta meselesi gibi. Önce demokratik siyaseti, demokratik projelerle oturtalım, demokratik yöntemlerle sorun çözüldükten sonra, demokratik siyasetin içinde kimler olacak onun kararını da halk verir.
Seçimlerde tavrınız ne olacak?
Siyasi partinin amacı seçimlere katılmak ve başarı ile çıkmaktır. Şu anda DTP seçimlere katılma ve başarılı olma çabası içinde. Bunun siyasetini yapıyor ve bunun için örgütlülüğünü sürdürüyor. Hedefimiz seçimlere katılmaktır. Ha, zamanı geldiğinde; partinin seçimlere katılamayacağı bir erken seçim olursa durumu o zaman yeniden değerlendiririz. Bağımsız girer miyiz, girmez miyiz gündemimizde böyle bir şey yok. Böyle bir tartışmayı da bugünden gündemimize taşımak istemiyoruz.
Geniş bir demokrasi cephesi öneriyorsunuz...
Çok önemsediğimiz bir durum, Türkiye’deki demokrasi güçleri arasında diyalog, demokratik bir cephe oluşturmak. İtalya’daki zeytindalı örneği gibi bir şey gelişebilirse, demokrasiye çok önemli katkılar sunar. Böyle bir cephe oluşursa biz bu cephenin içerisinde yer alırız. Demokratik bir Türkiye yaratmak için gerekirse, içinde olmadan da destek verebiliriz. Yeter ki, Kürt sorunun barışçıl, demokratik çözümünü de hedefleyen bir demokratik cephe oluşsun. İçinde yer alırız, oyumuzla, halkla birlikte destek de sunarız. Ha, bunun içinde yer alıp, milletvekili de olmayabiliriz. Bizim için önemli olan projenin başarıya ulaşması, demokratik bir sürecin gelişmesidir.
Elbetteki parlamentoyu önemsiyoruz. Nedeni de demokratik siyasette bir şeylerin, bir çabanın zemini gördüğümüz için. Yoksa birey olarak orada milletvekilliği gibi bir özlemimiz yok. Eğer parlamentoya girip, inandığımız şeyleri gerçekleştiremezsek, parlamento dışında kalıp o görmek isteğimiz tabloya destek de verebiliriz. O kadar rahat ve açığız.
Geçmişte iki blok gerçekleştirildi. Bu bloklara bakışınız nedir?
O siyasi partilerin, o arkadaşların özverilerine, bizlerle birlikte ittifak içinde olmalarına teşekkür ediyoruz. Gerçekten bir destekti, karşılıklı, olması gereken bir destek. Ama yeterli olmadığını gördük. Bunu büyütmek, başarılı olmak zorundayız. Eğer yeniden bir birlik oluşacaksa, mutlaka parlamentoya yansıyabilecek bir birlik olmalıdır.
Eğer sözünü ettiğim demokratik cephe oluşursa elbetteki bu dostlarla oturup tartışacağız, konuşacağız. Nasıl bir demokrasi cephesi... Ama gerçekten siyaset yapıyorsanız onun meyvelerini de toplamak yani verimli, başarılı olmak durumundasınız. Önünüze konulmuş olan yüzde 10 barajını aşabilecek bir demokratik cephe arayışı içinde olmanız gerekir.

ETA VE IRA SÜRECİ NEDEN BİZDE DE OLMASIN?
Bire bir ETA’nın veya IRA’nın çözüm şekli olarak değerlendirmek doğru değil. Orada da geçmişte bazı eylemler vardı ama sonuçta barışçıl, demokratik tedbirlerle, görüşmelerle belli bir noktaya geldi. Niye bizde de bu olmasın. Mutlaka farklılıkları var ki, vardır ama yöntem olarak insanlar artık sorunun çözümünde barışçıl yolları tercih ediyor. IRA, ETA, ACEH, Nepal’de gerilla olayı da... Uzun yıllar onbinlerce insan öldü ama çözüm olmadığı ortaya çıktı. Bunu tamamen inkar etmek mümkün değil. Filistin, İsrail olayı da mutlaka barışçıl, demokratik projelerle çözülecek, insanlar artık yeter diyecek. Şiddetin halklar arasında diyalogu ortadan kaldırdığını, kin ve nefretin tohumlarını attığını insanlar yavaş yavaş görmeye başlıyor.
Bugün Türkiye’de de böyle bir tehlike ile karşı karşıyayız. Geçmişte halklar arasında hiç yaşanmayan gerginlik Türkiye’de de var. Olmaması için acilen önlem almamız ve kelimelerin, halkı incitmeyecek, halkları karşı karşıya getirmeyecek bir üslupla ağzımızdan çıkması gerekiyor. Söylemek istediğim, Türkiye’de de kan dökülüyor, gözyaşı akıyorsa, silahlar konuşuyorsa bunu susturmanın yolu demokratik mantığın öne çıkmasıdır. Her iki taraf da, sorunun çözümünü silahta aramasın, sorunu da asayiş sorunu görmekten vazgeçsin.


Başa dön


‘Altın’da ne saklanıyor?
Özer Akdemir
Geçtiğimiz salı ve çarşamba günleri Eşme ve köylerinde yaşayan 1500’ün üzerinde insanın zehirlenme nedenleri ile ilgili ilçede incelemelerde bulunan TTB, İzmir Tabip Odası, Uşak Tabip Odası, İzmir Kimya Mühendisleri Odası ve Elele Hareketi üyelerinden oluşan heyet Eşme Kaymakamı’nın talimatı ile engellendi. Yapılan incelemenin resmi olmadığını ileri süren Eşme Kaymakamı Mahmut Nedim Tuncer, heyetin aldığı kan örneklerine el koydu.
Köylüler neden hastalandı?
Geçtiğimiz salı ve çarşamba günü Uşak’ın Eşme ilçesi ve köylerinde yaşayan yüzlerce insan zehirlenme belirtileriyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Büyük çoğunluğu ayakta tedavi edilen vatandaşlar, kusma, bulantı, titreme, halsizlik, şiddetli baş ağrısı, el ve ayaklarda uyuşma gibi şikayetlerini dile getirdiler. Rahatsızlığın nedeni çarşamba günü Uşak İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama da “İlçenin içme suyuna kanalizasyon karışması” olarak gösterildi. Yine Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın, kendilerine ulaştırılan ilk bilgilerin olayın içme suyundan kaynaklandığı şeklinde olduğunu açıkladı. Oysa ilçede ve civarında görülen kitlesel zehirlenmelerin coğrafi dağılış biçimi bu resmi açıklamalardaki bilgilerle çelişiyordu. Zehirlenme şikayetleri ile başvuranlar arasında Eşmenin içme suyunu kullanmayan köylülerin de olduğu duyumları üzerine, zehirlenmelerin yörede bulunan ve bir süredir siyanürle altın üretimi yaptığı bilinen Kışladağ Altın Madeni’nden kaynaklanmış olabileceği şüphesi ortaya çıktı.
“Siyanür şüphesi çok ciddi”
Eldeki verilerin, yaşanan zehirlenme olayının havaya bir şekilde karışan siyanürden kaynaklanmış olabileceği iddialarının araştırılması gerektiğine işaret ettiğini saptayan Elele Hareketi perşembe günü ilçeye bir heyet göndererek inceleme yapılmasını kararlaştırdı. TTB ve İzmir Tabip Odası adına Doktor Oya Otyıldız, Kimya Mühendisleri Ege Bölgesi Şube Başkanı Ertuğrul Barka, odanın eski başkanı Prof. Dr. Gürel Nişli ve Elele Hareketi adına Eğitimci-Yazar Muammer Sakaryalı’dan oluşan heyetteki tek basın kuruluşu Evrensel oldu. Heyetin Eşme’ye hareketinden önce bilgi belge alışverişi için ziyaret ettiği Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa, bir internet sitesinde zehirlenmelerin altın madeniyle ilgisinin olmadığını, tamamen bakteriyolojik nedenlerden kaynaklandığı”nı açıklayan Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın’ı telefonla arayarak, eldeki bulguların ve hasta şikayetlerinin böylesi bir açıklamayı yapacak yeterlilikte olmadığını söyledi. Heyete Eşme’de katılan Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın gazetemize internet sitesindeki açıklamaların kendi söylediği ile tam örtüşmediğini aktararak, “ben sadece ‘bana ulaşan bilgiler olayın bakteriyolojik olduğu yönünde’ dedim. Haberin diğere tarafı gazeteci arkadaşın yorumu” diye konuştu.
Kaymakam engeli
Eşme Devlet Hastanesi Başhekimi Baykul Karagöz tarafından heyetin incelemelerine yardımcı olmak için görevlendirilen iki hemşire ile olaydan etkilenen vatandaşların ev ve işyerlerine gidilerek kan örnekleri alındı. Kan alma işleminden önce vatandaşlara kendi rızaları ile kan verdiklerine dair imzalarının da bulunduğu bir anket formu doldurtan heyet üyeleri, vatandaşların şikayetlerini de not ettiler. Bir süre sonra gelen bir yetkili başhekimin hemşireleri ve alınan kan örneklerini istediğini belirterek, incelemeleri yarıda kesti. Başhekim kaymakamın kendisine yapılan işlemin resmi olmadığı ve durdurulması, alınan örneklere de el konulması talimatını verdiğini iletti. Dr. Oya Otyıldız ve Ertuğrul Barka’nın kaymakamla görüşmeleri sonucu değiştirmedi. TTB’nin ve Tabip odalarının halk sağlığı ile ilgili konularda araştırma yapma yetkisinin olduğunu kabul etmeyen Kaymakam Mahmut Nedim Tuncer, valilikten izin alınması konusunda ısrar etti. Bu sırada telefonla aranan TTB Genel Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy Uşak Valisi Kayhan Kavas’ı arayarak karşılaşılan sorunu aktardı. Valinin Gürsoy’a verdiği ‘ Alınan kanların iade ettireceği’ sözleri yerine getirilemezken, daha sonra ulaşılmak istenen valiye de bir türlü ulaşılamadı.
“Şüphelerimiz daha da arttı”
Mesai saati bitimine kadar kan örneklerini almak için uğraşan heyet, bunu başaramayınca yaşananları bir tutanakla tespit ederek imza altına aldı. Olayın duyulması üzerine Uşak’tan gelen yerel basına konuyla ilgili bir açıklama yapan heyetin sözcüsü Dr. Oya Otyıldız TTB, Tabip odaları ve meslek örgütleri temsilcilerinde oluşan heyetin Eşme’den vatandaşların başvurusu üzerine konuyu incelemek üzerine geldiği belirterek, “Biz bu zehirlenmelerin neden kaynaklandığının açığa çıkması için uğraşıyorduk. Vatandaşların zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığı yönünde ciddi şüpheleri var. Biz bu şüphelerin giderilmesi için çalışıyorduk. Devlet yetkililerinin bize teşekküre etmesi yerine böylesi zorluklar çıkarması “acaba” sorularının daha da artmasına neden oldu” diye konuştu. Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın da olayın başında kendisine ulaşan bilgilerle zehirlenmelerin sıradan bir enfeksiyon vakası gibi görüldüğüne işaret ettiğini belirterek, “Buna karşın olayın tam açıklanması için gerekli kan tahlillerinin yapılması gerekiyordu. İzmir’den gelen ve bizim de katıldığımız heyet bu araştırmayı yaparken garip bir şekilde kaymakamlık tarafından engellendi. Bu engelleme şimdi benim görüşlerimi de değiştirdi. Zehirlenmelerin siyanürden kaynaklanmış olabileceği şüphesini yarattı bende” dedi. Konuyla ilgili görüştüğümüz Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım ise kan örneklerine el konulması sonrasında kendisinin kaymakamla görüştüğünü aktararak, “Kaymakam beye bunun halk arasında infial yaratabileceğin, var olan şüpheleri daha da artıracağını söyledim. Nitekim benim şüphelerimi artırmıştır” diye konuştu. Öte yandan kaymakamlığın alınan kan örneklerine el koymasının ardından, Dr. Oya Otyıldız kendisine başvuran zehirlenmiş vatandaşlardan yeni kan örnekleri aldı. İzmir’de alınan örneklerin ve son aldığı örneklerin Ankara’daki laboratuvarlarda analiz edileceğini belirten Otyıldız, Türkiye’de yapılmayan “siyanat” tahlili için de örneklerin yurtdışına gönderileceğini belirtti.


Başa dön


ALEVİLER NE İSTİYOR? - 2 -
   'Sorunun kaynağı devlet ve ideolojisi’
Hazırlayan: Sultan Özer
Ali Balkız (Şair-Yazar)
Devlet Alevilerden ne istiyor?
Devlet Alevilerden akıllı, uysal çocuklar olmalarını istiyor. “Sizin ne olup olmadığınızı ben tanımlar, nasıl hareket etmek istediğinizin haritasını ben çizerim. Bu çerçevede akıllı yurttaşlar olarak yaşamaya devam” diyor. Aleviliği bir yaşam biçimi, bir kültür, algılayış, bir inanç biçimi olmaktan çıkarıyor ve kendisi tanımlıyor. Ve diyor ki, ‘Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman. Aleviler de Müslümandır. Cami herkes içindir. Ezan kulağına kadar uzanan herkes içindir”. Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bu yana bu böyle. Ne yazık ki, Cumhuriyet döneminde de böyle. Geçtiğimiz yüzyıllarda bu tanımlama biçimini Alevilere zorla kabul ettirmeye uğraşıyorlardı. Ancak son yıllarda şiddetin yerini tatlı dilli asimilasyon söylemleri aldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı ve faaliyetleri, zorunlu din dersleri ve güdülen temel ideoloji, cemevlerini reddediş bunların birer örneği. Yok sayan, inkarcı bir yaklaşım. Aleviler ‘cemevi’ dedikçe ‘hayır orası cümbüşevi’ diyen bir yaklaşım...
Elbette cemevleri klasik anlamda cami gibi, sinagog, kilise gibi bir ibadethane değildir. Aynı zamanda orası bir kültür merkezidir. Kütüphanesi, tiyatro salonu, sağlık ocağı, cenaze kaldırma birimleriyle komplike bir yapıdır. Elbette cem yapılan ibadethane bölümü de vardır. Bunu reddediyor, Alevilerin kendi kimlik ve kişilikleriyle bu ülkenin unsurlarından biri olduğu gerçeğini yadsıyorlar. Bu da gerilim yaratıyor ve geleceğe ilişkin tehlikelere işaret ediyor.
Aleviler ne istiyor
Bir tek şey istiyorlar, demokrasi. Herkes için demokrasi, Aleviler için de demokrasi.
AKP Hükümeti din ve vicdan özgürlüğü derken, şeriatçıların kendi inançları doğrultusunda nasıl gerekiyorsa öyle yaşamayı bir hak, hatta laikliğin bir gereğiymiş gibi sunarken, laiklikle hiçbir problemi olmayan, TC’nin ‘bekaasıyla, bölünmez bütünlüğü, bayrağı, sınırları’ ile hiçbir sorunu bulunmayan sadece demokrasi isteyen Alevilerin bu talebini şiddetle reddediyor. Aleviler kendi adları ile dernek, vakıf kurma faaliyetlerini ancak mahkemeler yoluyla elde edebiliyorlar. Alevi Bektaşi Kuruluşları Kültür Derneği yıllarca süren mahkeme sürecinin sonunda ancak bu sıfatı kullanabildi. Alevilerin başka bir isteği, nüfus cüzdanlarındaki çağımız değerleri, demokrasi, hatta laiklik ile bağdaşmayan din hanesinin kaldırılması...
Diyanet Teşkilatı, zorunlu din dersleri olmasın, cemevleri yasal statüye kavuşturulsun, Alevi köylerine cami yapma politikalarından vazgeçilsin, başta TRT olmak üzere kamusal bütçeden yayın yapan kuruluşların tek taraflı yayınları olmasın. Bunlar o kadar masumane istekler ki, her akıllı iktidarın da ‘evet böyle olmalıdır’ diyebileceği istekler. Bunların gerçekleşmesi halinde Alevilerin geriye söyleyebileceği sözleri kalmayacağı gibi, olsa olsa ‘Aleviliği nasıl daha modernize edelebiliriz, çağın koşullarına nasıl uydurabiliriz, feodal yapısından nasıl arındırabiliriz’ gibi sorunlar gündeme gelebilir. Ama gözüküyor ki, bugün bunu gerçekleştirmek o kadar kolay değil.
Sadece AKP mi, ondan önce kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayan iktidarlar da geldi...
Bugün AKP iktidarda olduğu için onun adını andık. Yoksa bu bir hükümet yaklaşımı değil, devlet öyle bakıyor. Kurtuluş savaşı sonrası ilk Meclis’in bileşenlerini bir yana bırakacak olursak, ikinci Meclis’ten bu yana devletin Alevilere bakışı bu. Hanefi olan özbe öz, has evlatları dışında kalan herkesi dışladı. Tek tip vatandaş... Türk, Sünni, hatta onun da ötesinde Hanefi yurttaşlardan oluşan bir devlet, millet tahayyülü. 80-90 yıldır yaşadığımız sancı da bundan geliyor.
AKP bugün böyle, Çiller dün öyleydi, CHP önceki gün öyleydi, demokrat parti ondan önce öyleydi. Partilerden ziyade devlet politikası olduğu için öyle.
Alevilerde de farklılaşma var galiba...
Evet, Aleviler bu konuda hemfikir, homojen değiller. Nüfusunun 20-25 milyon olduğu varsayılan bir topluluğun esasen homojen olması da beklenemez. Aleviler dün köyde homojen idiler. Ama 30-40 yıldır kentteler. Kentte farklılaştılar, yabancılaştılar. Hem kültürlerine, inançlarına, hem doğalarına, hem de birbirlerine yabancılaştılar. Aleviler kentte her şeyden önce sosyalizmi tanıdılar. Baktılar ki, yüzyıllardır kendi ulularının söyledikleri ile sosyalist önderlerin söyledikleri arasında benzerlik, paralellik var. Sosyalist ilke ve görüşleri benimsemekte hiç de zorlanmadılar.
Sünnileri tanıdılar. Gördüler ki, onlar da kendileri gibi insanlar. Sandıkları gibi yezit, muaviye, cani, gaddar değil. Aynı apartmanda, sokakta, çarşıda birlikte oldular. En önemlisi fabrikada tezgahın başında birlikte çalışmaya başladılar ve fark ettiler ki, aynı derece sömürülüyorlar, aynı sorunları yaşıyorlar ve kurtuluş yolları bir; sendikal mücadele, siyasi mücadele... Köyde sadece askerlik ilişkisi içinde tanıdıkları devleti, kentte daha yakından tanıdı ve gördüler ki, sorunun kaynağı Sünni yurttaşlar değil, devlet ve bizatihi onun ideolojisi. O ideoloji sadece Alevileri, Alevi emekçileri sömürmüyor Sünnileri de sömürüyor. Alevilerin kentte bunun farkına varmaları, kendi içinde ekonomik ve siyasi farklılaşmayı da yarattı. Artık Alevilerin de işadamları, fabrikatörleri, sanayicileri, ihracatçıları olduğunu gördüler. Herkes sınıfının çıkarı nerede ise orada olmaya özen gösterdi. Alevilik Müslümanlıktır, Müslümanlığın özüdür hatta gibi söylemleri kendi sınıfsal çıkarları için doğru buldular ve devletle işbirliği yaptılar. İşbirlikçi dedeler, dernek, vakıf yöneticileri buldular, hatta bu tür vakıfları dernekleri kurmaya özendirdiler, cemevleri inşa ettirdiler. Kiralık diyebileceğimiz dedelerle kol kola girip, Aleviliği gerçek değerleri ile değerlendiren, tarihsel verileri ile tanımlayan, otantik özüne sadık kalan bilim adamlarına, araştırmacılara, yazarlara, ozanlara, dernek ve vakıf yöneticilerine cephe açtılar. Bu kavga hâlâ süregidiyor.
Birleşme mümkün mü?
Alevilerin böylesine bölünmüşlükleri devletin, iktidarların çok da işlerine geldi. Alevilerin sorunlarına en demokrat yaklaştığı söylenen Ecevit bile, ‘siz gidin önce kendi aranızda anlaşın, söylemlerinizi tekleştirin ki, ona göre bu konuyu düşünelim’ dedi. Diğerleri de aynı şeyi dediler.
Alevilerin tek söz söyleme olasılıkları var mı; yok. Onun için bu sürüncemede, böyle gidiyor. Daha ne kadar gider, bu biraz da demokrasi güçlerinin ortak mücadelelerine bağlı bir şey.
Ne yazık ki birçok aydınımız, sol hareketin birçok kesimi Alevilerin bu hak arayışlarını, demokrasi taleplerini gerici, feodal, inançsal, mezhepsel talepler olarak gördüler; uzak durdu, eleştirel yaklaştı, soğuk baktılar. Oysa Aleviler sadece cemevi, Diyanet İşleri, semah saz için mücadele etmiyorlar. Onlar 1 Mayıs’ta işçilerle, 1 Eylül’de barışseverlerle bir olmaya, her 6 Mayıs’ta şehitlerimizin mezarı başında olmaya, birlikte olmaya özen gösteriyorlar. Bunu göstermelik de yapmıyorlar, içlerinden geldiği, inandıkları, böyle duyumsayıp, düşündükleri için yapıyorlar. Devletle hareket eden Alevi kesimi ile işçi sınıfı ile hareket eden Alevi kesiminin söyledikleri arasındaki farkı anlamaları, görmeleri gerekiyor.

‘Bütün kavgaların, acıların nedeni inanca müdahale’
Emel Sungur (Pir Sultan Abdal, 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı)
Cemevlerinde tüm Aleviler hemfikir mi?
Cemevleri Alevi kesiminin inanç merkezleridir. Alevilik ile ilgili değerlendirmelerde farklılıklar olmasına rağmen, cemevlerinin inanç merkezi olduğu noktasında tüm Aleviler birleşiyor. Bu ülkeyi yönetenlerin, iktidarların cemevini tartışmaya zaten hakkı yok. Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir. Nasıl diğer inanç merkezlerine saygı duyuluyorsa, cemevlerine de saygı istiyoruz. Ama onu derken asla ‘devlet cemevlerini yaptırsın, dedelerin paralarını ödesin’ değil. Devlet tamamen işin içinden çekilsin, her inanç kendisini finanse etsin. Zaten bu ülkede yaşanan bütün kavgaların, acıların temeli budur, inanca müdahale etmek, inancı siyasallaştırmak...
Devlet Alevilerden ne istiyor?
Alevileri tamamen İslam, hatta Sünni İslam olarak görmek istiyor. Hem ırk olarak tek bir ırk, hem de mezhep olarak tek bir mezhep, Sünni mezhebi istiyor devlet. Birdenbire Aleviliği ortadan kaldırması, yok etmesi mümkün değil. Ne istiyor o zaman, Diyanet’e dedeleri çağırıyor, ‘Gelin paranızı biz verelim, ama bizim istediğimiz anlamda Aleviliği anlatın’ diyor. Zorunlu din derslerinde de öyle; ‘Size din eğitimi verelim, Alevilik öğretisi öğretilsin ama bizim düşündüğümüz Alevilik’. Devlet yıllardır böyle bir asimilasyon politikası ile götürdü işi.
Aslında bu iş daha böyle sürerdi. Ama toplum olarak acıları yaşadıktan sonra silkeleniyoruz ya, Sivas olayları bu anlamda diriliş noktası olmuştur. Türkiye’de şunu gördük, bir darbeden sonra biraz hareketleniyoruz, sonra yeniden suskunluk dönemi başlıyor. Yalnız bu sefer toplumda ciddi bir tepki var, AKP’ye oy verenlerde bile. Danıştay olayında gördük bunu.
Kuruluş amacımız demokratik Alevi örgütlenmesi ama tek nedeni bu değil. Türkiye’de demokrasinin, laikliğin, barışın, bağımsızlığın, özgürlüklerin yerleşmesi noktasında demokratik platformlarda da var olmak.
Yarın: Atilla Erden, Kazım Genç


Başa dön


Karadeniz’i sel vurdu
Doğu Karadeniz’de etkili olan sağanak yağış sele dönüştü. Şiddetli sağanak yağış, Trabzon’un Of, Çaykara ve Sürmene ilçeleriyle Rize’nin İkizdere ilçesinde etkili oldu. İlk belirlemelere göre 5 kişi yaşamını yitirdi. Etkili sağanak yağış yüzünden Of-Çaykara karayolu da ulaşıma kapandı. Trabzon’un Sürmene ilçesinde de çok sayıda ev ve işyerini su bastı. Samsun’un Terme ilçesine bağlı Kocaman Beldesi Belediye Başkanı Sezai Nevik, heyelan nedeniyle aracının dereye yuvarlanması sonucu öldü. Giresun’un Saraycık köyünden Keşap ilçe merkezine giden Eşref Pınar yönetimindeki otomobil, Saraycık Köprüsü’nden geçerken, köprü seviyesine kadar yükselen Balıklısu Deresi’nin sularına kapıldı. Halil Pınar ile eşi Gülşen Pınar, otomobille birlikte sel sularına kapılarak sürüklendi. Boğulan Halil ve Gülşen Pınar’ın cesetleri, 1 kilometre uzaklıkta dere kenarında bulundu.Samsun’un Çarşamba, Terme ve Ayvacı ilçelerinde önceki gün etkili olan sağanak yağış yüzünden sele kapılan baba ile iki aylık bebeği boğularak ölmüştü.
Şile’de 5 kişi boğuldu
Şile’de, serinlemek amacıyla denize giren biri çocuk 5 kişi boğuldu. Şile’nin Doğancılı mevkiinde denize giren Ahmet Ziya Toros, Behçet Özcan, Fahrettin Çetin boğularak hayatlarını kaybettiler. Sahilköy mevkiinde denize giren Buse Karakurt ve soyadı öğrenilemeyen İlker adlı bir çocuk da boğularak öldü. Yetkililer, Şile’de bugün denizin dalgalı olması nedeniyle çok sayıda kişinin de boğulma tehlikesi atlattığını bildirdiler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net