www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Geniş halk kitleleri kaybetti’
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü Başkanı Doç. Dr. Abuzer Pınar, “Enflasyon yüksekken de, düşme eğilimine girerken de, döviz düşerken de, yükselirken de kaybeden geniş halk kitleleridir” dedi.

Nisan’da rekor açık: 5.3 milyar dolar!
Türkiye nisanda ilk defa 5 milyar doların üzerinde aylık dış ticaret açığı vererek rekor kırdı. Geçici verilere göre 5.3 milyar dolara ulaşan dış ticaret açığının yaklaşık 4 milyar dolarlık bir cari işlemler açığına yol açmış olabileceği de tahmin ediliyor.

Kota Bitlis’i bitirdi
Tek Gıda-İş Sendikası Bitlis Şube Başkanı Can Murat Yenisöz, tütüne uygulanan kotanın düşürülmesi halinde, Bitlis ekonomisinden 8 milyon YTL daha eksileceğini söyledi.


‘Geniş halk kitleleri kaybetti’
Özgül Yıldızer
Enflasyon yüksekken de, düşme eğilimine girerken de, döviz düşerken de yükselirken de kaybeden geniş halk kitleleridir. Çünkü piyasada herkes aynı bilgiye sahip değil. Yerli küçük yatırımcı da borsa düşüyor diye elindeki hisseleri çıkarıyor ve kayba uğruyor.
...
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü Başkanı Doç. Dr. Abuzer Pınar, “Enflasyon yüksekken de, düşme eğilimine girerken de, döviz düşerken de, yükselirken de kaybeden geniş halk kitleleridir” dedi.
Türkiye ekonomisinin, reel olarak yatırımlar yapılan, istihdam yaratılan bir ekonomiye dönüşmediği takdirde bu sorunların her zaman yaşanacağını ifade eden Pınar, AKP’nin bu şartlar altında ekonomik programını devam ettirmesinin çok zor olduğunu vurguladı. Abuzer Pınar ekonomide son yaşanan gelişmeler ve etkilerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
- Piyasalarda yaşanan hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaşananlar, Nasreddin Hoca’nın “Düşmeseydim de inecektim” fıkrasını hatırlatıyor. Neden bulunabilir, bir kere bütün dünyada Amerikan ekonomisindeki gelişmelerden dolayı borsalar düştü. Ekonominin yapısı gereği bu zaten olacaktı. Ekonomi büyüyor gibi görünüyorsa da istihdam yaratamayan bir büyüme var. Büyük ölçüde ithalata dayalı, otomotiv sanayi gibi istihdam yaratma potansiyeli olmayan sektörlerde büyüme oluyor. Eğer bir büyüme süreci istihdam yaratamıyorsa o büyüme sürdürülebilir değildir. Türkiye, faizler düşmüş olsa bile hâlâ yabancılar için bir hayli verimli bir piyasa. Dünyada dolara en yüksek faizi veren ülkeyiz. Dolayısıyla böyle olması için değil, olmaması için hiçbir neden yok. Dünyada olağanüstü görülmekle birlikte, borsanın iki günde değer kaybetmesi, mevcut ekonomik tasarım böyle yapıldığı için Türkiye’de olağan bir durum. Diğer taraftan dolar o kadar düşükse dolar alın demek de Türkiye gerçeklerine uygun olmayan bir önerme. Sokaktaki insandan değil, ihracatçıdan söz ediyoruz. Adam mal satıyor, dolar kazanıyor. Dolar değer kaybettikçe, bu adamın belli bir kâr marjı olduğuna göre ihracatçının kaybı ortaya çıkar. Ama mevcut tasarım içinde başka bir şey yapılamazdı.
- Sonuçları bakımından neler söylenebilir?
Kriz sonrasında mali disiplin bir parça sağlandı, devlet iki yakasını bir araya getirmeye çalışıyor ve çok sıkı tedbirler uygulandı. “İstikrar” denilen ortamın oluşması kamuda dengelerin sağlanmasına bağlı ve bunun bir maliyeti var. Enflasyon yüksekken de, düşme eğilimine girerken de, döviz düşerken de yükselirken de kaybeden geniş halk kitleleridir. Çünkü piyasada herkes aynı bilgiye sahip değil. Geniş halk kitleleri ancak döviz yükseldikten sonra giriyor ve genellikle kaybediyor. Dolar, 1.35’ten 1.5’e geldiğinde, halk dolara hücum ediyor ama dolar birden düşüyor. Halk gecikmeli olarak tepki veriyor çünkü tam bilgiye sahip değil. Yerli küçük yatırımcı borsa düşüyor diye elindeki hisseleri çıkarıyor ve kayba uğruyor. Kısa dönemli dalgalar dünyanın her tarafında spekülatiftir. Türkiye’de daha da fazla. Ekonomideki asıl özne de, borsada en çok payı olandır. Anayasanın fırlatılması hikayesinde olduğu gibi siyasi gelişmeler gerçek nedenler değil. Bu durum kaçınılmazdı. Portföy sermayesi bir ülkeye geldiğinde yabancı para bolluğu olduğu için yabancı para değer kaybeder, yerli para değer kazanır. Sanal bir refah yaratılır, insanlarda umut ışıkları doğar, kredi alırlar ama bu akım tersine döndüğünde beraberinde çok şeyi alıp götürür.
- Ekonomi krize doğru mu gidiyor peki?
Bir daralma yaşanacaktır, bu da beklenmeyen bir daralma değildir. Bu ithalata dayalı sanal büyüme süreci olumlu beklentiler yaratıp, diğer sektörleri etkileseydi; reel bir canlanma olsaydı büyüme sürdürülebilir bir hale gelebilirdi. Fakat mevcut tasarım buna müsait değil. Taşıt alımında, inşaat sektöründe hane halkını borçlandırarak talep yaratıyoruz. Ama hane halkının, bankacılık sektörü dahil darbe alması söz konusu. Bu hareketlilik yaşanınca bile konut faizleri 20 puan artırıldı. Eğer bir de daralma olur, insanlar işini kaybeder, kredi borçlarını ödeyemezse sorun büyür.
- Bu süreç önlenebilir bir süreç mi?
Bizim finansal piyasalarımız sığ, belirleyen değil belirlenen bir ekonomiyiz. Dünyanın spekülatörleri için Türkiye’yi sallamak çok zor değildir, bundan bir rant bekliyorlarsa finansal açıdan kolay sallanacak bir ekonomidir. Mevcut tasarım içinden, yani IMF programı içinden bir çözüm öneremem. AKP’nin seçimden önce soru işareti koyar gibi göründüğü ama IMF gelince olduğu gibi uyguladığı program içinden bir şey öneremem. Tedbir olarak yurtiçinde faizlerin üzerinden vergi alınabilir. Amerika’da, bir hisse senedini kısa zaman elinizde tuttuğunuzda kazancından vergi ödüyorsunuz. Bu telaffuz edildiği zaman bile hareketlenme oluyor. Çünkü yabancılar bu ülkede çok fazla para kazanmaya alıştı. Ama bu kaçınılmazdır ve yapılmalıdır. Bu iş Türkiye’de yağmalamaya dönüştü, “Kazanalım çıkıp gidelim, bunlar da bize mecbur” diye düşünüyorlar. Uluslararası finansal hareketler üzerinden özel bir vergi alınabilir.
- Daha uzun vadeli düşünüldüğünde sorunu ve çözüm yolunu nasıl tanımlayabiliriz?
Ülke bir seçenekle karşı karşıya bırakılıyor, enflasyon hedefinden vazgeçemezsiniz, geri kalanı siz düşünün deniliyor. Ama öbür taraftan istihdam yaratamıyorsunuz, iki yakayı bir araya getirmek, mali disiplini sağlamak, birincil fazlayı vermek için ciddi kesimlere yükleniyorsunuz. Vergi alıyor, harcamaları kısıyor, kamu hizmetlerinin kalitesini düşürüyorsunuz. Öğretmeni olmayan okullar, doktoru olmayan sağlık ocakları var. Bu da ciddi bir sorun değil midir? Siyasal otorite, mevcut tasarımdan yarar bekleyen kesimler tarafından, fiyat istikrarı ekonomik kriz ikilemiyle karşı karşıya bırakılıyor. Enflasyon insan vücudunun ateşine benzer, bir hasta geldiğinde önce ateşi düşürülür ama sonra bu ateşin nereden geldiği tespit edilir. Türkiye açısından asıl tespit; üretimin güçlendirilmesi gerekiyor. Spekülatif kazançlar yerine reel olarak yatırımlar yapılan, istihdam yaratılan bir ülkeye dönüşmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu sorunlar her zaman olacaktır.
- Bundan sonraki gelişmelere dair nasıl bir öngörü geliştirilebilir?
İnsanlar birkaç yıldır sıkıntılardan kurtulacağı günleri bekliyordu. Bu rahatlama olmadığı zaman bir şekilde patlayacaktır. Sosyal anlamda da olabilir, insanlar cinnet halinde. Şu ana kadar mali disiplin sağlanmış olabilir ama bundan sonrası çok ciddi soru işareti barındırıyor. Mesela faiz dışı fazlayı daha ne kadar götürebilirsiniz? Israrla daha fazla vergi topluyorsunuz, ısrarla daha az harcama yapıyorsunuz. Bundan sonra devam ettirilmesi çok zor. Hükümet, enflasyonun düşürülmesinin maliyetine konjonktürün de etkisiyle katlandı. Çünkü bu tür programlar olağanüstü dönemlerden sonra daha kolay uygulanır. Bunun maliyetleri şimdi ortaya çıkıyor. Hükümet erken seçim konusunda kararlı değil çünkü geniş halk kitlelerinin sabrının yeterince sınandığını, bundan sonra aynı rahatlıkla bu programı götüremeyeceklerini fark ediyorlar.


Başa dön


Nisan’da rekor açık: 5.3 milyar dolar!
Türkiye nisanda ilk defa 5 milyar doların üzerinde aylık dış ticaret açığı vererek rekor kırdı. Geçici verilere göre 5.3 milyar dolara ulaşan dış ticaret açığının yaklaşık 4 milyar dolarlık bir cari işlemler açığına yol açmış olabileceği de tahmin ediliyor. Ocak-nisan döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 60’lık kritik sınırın da altına inerek yüzde 59.8 olduğu belirlendi.
Gümrük Müsteşarlığı, gümrük beyannamelerinden oluşturduğu nisan ayına ilişkin geçici ticaret verilerini açıkladı. Müsteşarlığın, TÜİK’in bu ay sonunda açıklayacağı verilere göre aşağı ve yukarı doğru yüzde 7’lik bir sapma olabileceği uyarısıyla açıkladığı verilere göre ihracatın yüzde 2.4 azalarak 5 milyar 829 milyar dolara indiği nisanda ithalat yüzde 12.8 arttı ve 11 milyar 173 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret açığı ise yüzde 35.8’lik bir büyümeyle 5 milyar 344 milyon dolara ulaştı.
Gümrük verilerine göre geçen yıl nisanda yüzde 60.27 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı bu yıl yüzde 52.17’ye kadar geriledi. Türkiye’nin ihracatı neredeyse ithalatının yarısını zor karşılayabildi. Geçen yıl nisanda Türkiye 5 milyar 969 milyon dolarlık ihracat ve 9 milyar 904 milyon dolarlık ithalat yapılmış ve 3 milyar 934 milyon dolarlık dış ticaret açığı verilmişti.
Nisanda 5.3 milyar doları aşan dış ticaret açığı, 4 milyar dolarlık da rekor bir cari işlemler açığı verilmiş olabileceği tahminlerinin yapılmasına yol açtı. Mayısta döviz piyasalarında yaşanan dalgalanmalarda nisanda yaşanan bu yüksek dış ticaret açığının ve dolayısıyla cari işlemler açığının etkisi olduğu da tahmin ediliyor.
İthalat 40 milyar dolar
Nisan sonuna kadar “aşırı değerli” olarak nitelendirilen YTL yüzünden Türkiye’nin bu yılın ilk dört aylık dönemindeki toplam ithalatı ise yüzde 11.29 oranında büyüyerek 40 milyar 232 milyon dolara kadar yükseldi. Aynı dönemde ihracat ise sadece yüzde 3.55 oranında artarak 24 milyar 48 milyon dolar oldu. Dört aylık dönemdeki toplam dış ticaret açığı ise yüzde 25.2 artarak 16 milyar 184 milyon dolara çıktı. Gümrük vergilerine göre geçen yılın ilk dört ayında ise 23 milyar 224 milyon dolarlık ihracat yapılmış ve ithalat 36 milyar 149 milyon dolar, dış ticaret açığı ise 12 milyar 926 milyon dolar olmuştu. Geçen yıl ilk dört ayda Türkiye ihracatıyla ithalatının yüzde 42.24’ünü karşılamıştı. Bu yıl ise bu oran yüzde 59.77’ye kadar indi. Söz konusu oran yüzde 60’lık kritik sınırın da altına geriledi.
Ocak-nisan dönemindeki ithalat eğilimi yıllık 120 milyar dolarlık, ihracat eğilimi ise yıllık 72 milyar dolarlık bir ihracata işaret ediyor. Bu dönemde Türkiye aylık ortalama 4 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı verdi. Bu ortalama ise yıllık bazda 48 milyar dolarlık dış ticaret açığı temposuna işaret ediyor. Bu ölçüde bir yıllık dış ticaret açığının ise turizm gelirlerindeki yavaşlamaya da bağlı olarak 30 milyar dolarlık yıllık cari işlemler açığına yol açabileceği hesaplanıyor.


Başa dön


Kota Bitlis’i bitirdi
Tek Gıda-İş Sendikası Bitlis Şube Başkanı Can Murat Yenisöz, tütüne uygulanan kotanın düşürülmesi halinde, Bitlis ekonomisinden 8 milyon YTL daha eksileceğini söyledi.
Yenisöz, yaptığı açıklamada, Bitlis’te 12 bin 330 tütün ekicisinin bulunduğunu belirterek, “Bu ekicilerden Hizan, Yolalan ve Bitlis merkeze bağlı köylerde yaşayanlar, 400 kilogram kotasıyla ekim yapıyordu. Mutki ve Güroymak ilçelerinde yaşayan ekicilerimize ise 300 kilogram kota uygulanıyordu” dedi.
Tarım anlamında alternatif ürün yetiştiremeyecek olan tütün ekicilerinin, Bitlis genelinde tütün kotasının 200 kilograma düşürülmesinin şaşkınlığını yaşadığını belirten Yenisöz, “Bu yıl 4 bin 500 ton tütün, yaklaşık 21 milyon YTL bedelle alındı. Bu yanlış ve acımasız karar hemen düzeltilmezse bir dahaki yıla 2 bin 700 ton tütün alımı, yaklaşık 13 milyon YTL bedelle alınacak. Bu da kan ağlayan Bitlis ekonomisinden 8 milyon YTL’nin daha yok olacağı anlamına geliyor. Zor geçinen tütün ekicilerimiz, geçimini daha da sağlayamayacak duruma getiriliyor” diye konuştu.
İşçi ve esnaf da etkileniyor
Motorine zam
Motorinin rafineri çıkışında bugünden geçerli yapılan ayarlamanın ardından, pompa satış fiyatları litrede 5 YKr zamlandı. Rafineri çıkış fiyatlarına yapılan zammın ardından akaryakıt bayileri, pompa fiyatlarında motorinin fiyatında yüzde 2.2 oranında artırıma gitti. Ayarlama sonrası motorinin litre fiyatı BP, PO, OPET ve Shell’de Ankara için 2.30 YTL, İstanbul için 2.28 YTL ve İzmir için 2.27 YTL olarak belirlendi.
319 milyon YTL iç borç
Hazine, gelecek hafta 319 milyon YTL iç borç ödemesi yerine getirecek. Hazine 31 Mayıs Çarşamba günü 312 milyon YTL’si piyasaya, 7 milyon YTL’si de kamu kurumlarına yapılan satışların geri ödemesi olmak üzere 319 milyon YTL iç borç ödemesi yapacak. Söz konusu, iç borç ödemesinin 45 milyon YTL’si YTL cinsinden 273 milyon YTL’si de döviz cinsinden olacak. Hazine, mayıs ayında 10 milyar 350 milyon YTL’si piyasaya, 778 milyon YTL’si de kamu kurumlarına yapılan satışların geri ödemesi ve 1 milyar 77 milyon YTL’si de Merkez Bankası’na olmak üzere toplam 10 milyar 350 milyon YTL iç borç ödemesi bulunuyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net