www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Gelecek adına daha sağlıklı
   bir adım attık’

“Demokrasi, tanımı gereği diyalogu, fikir alışverişini, hiç değilse asgari müştereklerde uzlaşmayı gerektirir. Burası sendikaysa, merkezin haberi olmadan, zaten tüzükte yeri olmayan bir seçimi yapamazsınız, ‘Niye böyle davrandınız?’ diye sorulduğunda ‘İzmir’in geleneği böyle’ diyemezsiniz. Bu tutumu 1 yıl sürdürüp başınız sıkıştığında demokrasi ve gelenek arkasına saklanamazsınız. Saklanıyorsanız samimiyetinize inandıramazsınız.”

Başbakan’a ‘ıstırap’ veren karikatürler
   kitaplaştı

Gazetemizin karikatüristi Sefer Selvi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı “acı, elem ve ıstırab”a sürükleyen karikatürlerini kitaplaştırdı. Evrensel Basım Yayın tarafından yayımlanan 175 sayfalık kitap, Erdoğan karikatürlerinden oluşuyor. Kitabın kapağında ise, Erdoğan’ın 10 milyar liralık tazminat davası açtığı karikatür yer alıyor.


‘Gelecek adına daha sağlıklı
   bir adım attık’
Mustafa Kara
Türkiye Yazarlar Sendikası’nın oldukça tartışmalı geçen Genel Kurulu’nun üzerinden bir yıl geçti. Genel Başkan Enver Ercan ile, TYS yönetiminin bir yılda yaptıklarını, yapamadıklarını değerlendirdik. Enver Ercan, TYS İzmir Temsilcisi’nin görevden alınması ile ilgili tartışmaları, TYS’ye yöneltilen eleştirileri ve “sendika içi demokrasi” tartışmalarını gazetemiz Evrensel’e değerlendirdi.
Türkiye Yazarlar Sendikası yönetiminde bir yılı doldurdunuz. Geçen bir yılı değerlendirebilir misiniz?
TYS, 32 yıllık bir sendika. Bizden önceki yönetimlerin ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarından kuşkumuz yok. Onlarla ilişkilerimiz sağlıklı bir biçimde sürüyor, deneyimlerinden ve önerilerinden yararlanıyoruz. Ama 21. yüzyıla uygun bir sendika olabilmemiz için teknolojik donanımından iletişim olanaklarına, tüzüğünden üye profiline, hatta kurum kimliği oluşturmaya kadar yapımızı yeniden gözden geçirmek zorundaydık. Ancak bu şekilde TYS’yi bugünün koşullarına uygun yapılandırabilirdik. Sendikal çalışmaların kalitesini yükseltmek kadar, dışarıdan doğru ve net algılanabilmek de önemli. Edebiyat dünyasında ve toplumsal yaşamımızda varlığımızı daha güçlü kılabilmek, başka türlü mümkün değil çünkü.
Bir yıllık çalışmalarımıza baktığımızda, epeyce yol aldığımızı görüyoruz. Altyapı sorunumuz yok. İyi bir teknik donanıma sahibiz. Üyelerimizi tek tek arayıp ulaşabildiklerimizin üyelik bilgilerini tazeledik, bu arkadaşlarımızla bilgisayar ortamında iletişim halindeyiz.
Web sitemiz tamamlanmak üzere. Bu sitede üyelerimizle, etkinliklerimizle ve başka etkinliklerle ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşılabilecek. Temsilcilerimizle mail grubu oluşturuyoruz; hem merkezle, hem de birbirleriyle sürekli irtibatta olacaklar.
Uluslararası yazar örgütleriyle ilişkilerimizi geliştiriyoruz; aynı biçimde onlarla da her an iletişim içinde olabilecek hazırlıkları yapıyoruz. Kurum kimliği adına, genel yapısını bozmadan amblemimizi yeniden düzenledik, flama standartı getirdik, artık temsilcimiz bulunan her ildeki etkinliklerde aynı flama asılıyor. Aynı şekilde kırtasiye malzemelerimizi yeniden bastırdık. Yaptığımız etkinliklerin büyük çoğunluğunda geniş katılımı sağladık. Ayrıca etkinliklerimize yazılı ve görsel basın daha fazla ilgi göstermeye başladı.
Tek tek anlatmaya gerek yok: Şükran Kurdakul ve Leyla Erbil sempozyumlarına, şairlerin 21 Mart Dünya Şiir Günü’nde Taksim’den Tünel’e kadar 10 bin adet şiir dağıtarak yürümesine ve son olarak “Cumhuriyet için Nöbete” başlıklı bir haftalık etkinliğimize gazete ve televizyonların gösterdikleri ilgiyi anımsatmak yeterlidir sanırım.
Bir yıl önce, genel kurulun hemen sonrasında yaptığımız röportajda “geleneği gençlerin anlamlı kıldığını ve filiz veremiyorsa geleneğin tarih olacağının bilincindeyiz” demiştiniz. Bu konuda neler yaptınız?
Talep doğrultusunda değerlendirme yapıp yeni üyeler kaydettik elbette. Ama bu alandaki çalışmalarımıza henüz ivme kazandırmadık. Bazı hukuki sorunları aşmamız gerekiyordu. Durum böyleyken, dostlarımızı ayrıntılı olan üyelik işlemleriyle uğraştırmak istemedik.Yeni yılla birlikte konuyla ilgili çalışmalarımıza hız vereceğiz tabii ki.
Bir yıla dönüp baktığınızda, istediklerinizi gerçekleştirdiğinizi söyleyebilir misiniz?
Nerde!.. Yönetimde 9 kişiyiz: Ben ve Öner Ciravoğlu, Mustafa Köz, Tülay Ferah, Cuma Boynukara, Salih Bolat, İlhan Gülek, Mazhar Alphan, Altay Öktem... Hepsinin de hayali deli. Sözgelimi, TYS’nin bütün illerde temsilcisi olmalı, diyorlar; uluslararası alanda sözümüzün ağırlığı olması için projeler üretiyorlar; üyelerimizin bulundukları illerde yazar olarak etkilerini artıracak atılımlar tasarlıyorlar; TYS’nin, gazetelere 1. sayfadan, televizyonlara 1. haber olarak girebilecek bir yapıya kavuşması için çalışmalar yapıyorlar. Onlar da benim gibi, iyi ve kaliteli olanın kolay ve ucuz olmadığını biliyorlar.
Son günlerde gündeme gelen “İzmir olayı”na da değinmek isteriz. İzmir Temsilcisi Metin Erten’in yerine başka bir temsilci atadınız. Ne oldu ki böyle bir karar aldınız? Ayrıca “Sendika içi demokrasi” eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
TYS yönetimi olarak uyumlu bir biçimde çalıştığımız sürece temsilcilerimizle hiçbir sorunumuz olmaz. İzmir dışında da zaten hiçbir sorunumuz olmadı. Eskişehir’de Rahmi Emeç, Antakya’da Mehmet Karasu, Bursa’da Hilmi Haşal, Antalya’da Şükrü Erbaş çok iyi çalışmalar sergiliyorlar. Her ay düzenli taslak programlar gönderiyorlar, üzerinde birlikte çalışıyoruz ve ortaya etkili işler çıkıyor. Diğer temsilciliklerimizi de hareketlendiriyoruz yavaş yavaş. Onların çalışmalarının sendikayı ve elbette ki yönetimi güçlü kılacağının farkındayız. Bunu bildiğimiz için de temsilcilerimizle diyalogu sıcak tutmak adına Cuma Boynukara arkadaşımızı görevlendirdik. Bu arkadaşımız epeyce çaba sarfetti. Hatta telefon görüşmeleriyle yetinmeyip temsilcilerimizle bizzat görüşme yaptı. İzmir’e de gitti. Ne var ki, İzmir Temsilcisi arkadaşımız, kendi aralarında yaptıkları temsilcilik seçimi dahil, yaptıkları işlerle ilgili olarak bizi bilgilendirmekte gönülsüz davrandı.
Nedenini sorduğumuzda, ya “atladık” ya da “aramızda iletişim eksikliği var” dedi. Şu net olarak bilinmeliydi oysa: Temsilcinin ilk görevi merkezi bilgilendirmektir. 53 etkinlik yaptığını söyledi, 3’ünden bile haberimiz olmadı. Hatta basın açıklamalarını bile biz basından öğrendik. Bir sendikada, üstelik bu politik bir duruş sergileyen yazarlarla ilgili bir örgütse, böyle keyfilik olamaz. Ne yani, temsilcimizin çalışmalarının biçimlenmesinde, yönetim kurulu olarak etkimiz olmayacak mı?
Bütün sivil toplum kuruluşları, bütün belediyeler, gazeteler, televizyonlar, üniversiteler her an bize telefonla ve faksla ulaşabilirken, temsilcimizin ulaşamaması tuhaf değil mi?
Oradaki yönetimi lağv edip yeni temsilci atamanız demokratik bulunmadı ama, İzmirli yazarlar bir basın açıklaması yaptılar...
Demokrasi, tanımı gereği diyalogu, fikir alışverişini, hiç değilse asgari müştereklerde uzlaşmayı gerektirir. Burası sendikaysa, merkezin haberi olmadan, zaten tüzükte yeri olmayan bir seçimi yapamazsınız, “Niye böyle davrandınız?” diye sorulduğunda “İzmir’in geleneği böyle” diyemezsiniz, her şeye rağmen ilişkileri geliştirmek adına yönetim kurulu hoşgörüyü elden bırakmamaya gayret ediyorsa kerameti kendinizde sanamazsınız, kafanıza göre basın açıklamaları yapıp, keyfinize göre etkinlik düzenleyemezsiniz, “Neden böyle yapıyorsunuz?” dendiğinde “atlamışız” diyemezsiniz. Ve bu tutumu 1 yıl sürdürüp başınız sıkıştığında demokrasi ve gelenek arkasına saklanamazsınız. Saklanıyorsanız samimiyetinize inandıramazsınız. Kaldı ki, tüzükte bile yeri olmayan bir işleyiş biçimi ille de sürdürülmek isteniyorsa, oldubittiye getirilmeden, hiç değilse nezaket kurallarına dikkat edilmesi gerekmez mi?
Basın açıklamasına imza atan arkadaşlar, önce bizle iletişim kurup bilgi aldıktan sonra tavırlarını belirleselerdi daha doğru bir tutum sergilemiş olurlardı. Konuyla ilgili basına yansıyan yorumlar, eğer üyesi oldukları sendika üzerinde soru işaretleri doğuracak cinstense çok dikkatli davranmaları gerekirdi. Örgütlülük bilinci bunu gerektirir zaten. Sözgelimi, siz basın açıklamasını yayımlamadan önce nezaket gösterip bizden de görüş almak istediniz.
Bu değişiklikten memnun kalmayanlar olacaktır elbette, ama öte yandan memnuniyetlerini gerekçeleriyle bildiren arkadaşlar da oldu. Hem de sayıları bir hayli fazla. Fakat bunlar üzerinden tartışmanın bir anlamı yok. Çalışmalarından haberimiz olmasa da, bir yıl boyunca elinden geldiğince görevini sürdürmeye çalışan Metin Erten’in emeğini yok saymak aklımızdan bile geçmez.
İzmirli yazarların yaptığı açıklamanın hemen öncesinde yazarımız Bülent Habora’nın yazdığı yazı etkili olmuştur belki de…
Ama kulaktan dolma, yalan yanlış bilgiler onlar. Zaten kendisi bu konuda en baştan sıkıntılıydı, seçimden hemen sonra yine gazetenizde yazdığı yazıda “Şimdi bunlar, buraya temsilci atarlar” türünden şeyler söylemişti. Rahatının kaçacağını biliyordu. Yazısında ise bize oy vermedikleri için kızdığımızı, bu yüzden böyle davrandığımızı ileri sürüyor. Öyle olsa 1 yıl beklemezdik, ayrıca kongre sırasında İzmir’den başka bir listeye oy vermek için gelen grupta Recai Şeyhoğlu da vardı. Eğer kızgın olsak, geçtiğimiz aylarda Şeyhoğlu’nun İzmir’deki kütüphane açılışına bizzat gitmezdim. Recai Şeyhoğlu, içinden gelmiyorsa bize bundan sonra da oy vermeyebilir. Bizim Bülent Habora’yla ve diğer kişilerle bir meselemiz yok, olamaz da, amacımız TYS’yi daha ileriye taşımak. Birilerinin düzeni, tezgahı bozulabilir bu süreçte. Bozulmalı da. Yönetime talip olmamızın bir nedeni de buydu zaten.
İzmir’de toplantı yapıp döndüğümüzde durumu yönetim kurulunda masaya yatırdık. İçtenlikle söylüyorum, bir süre daha deneyelim, diye de düşündük. Sonunda atama kararının, doğacak bütün spekülasyonlara karşın, gelecek adına daha sağlıklı bir adım olacağına kanaat getirdik.
Tabii ki biliyorduk, gelenekten dem vurulacağını, birilerinin demokrasi havarisi kesileceğini. Bilgi vermeden seçim yapıldığına göre kurgu da bunun üzerineydi, çünkü böyle bir karar vermekten çekineceğimiz sanılıyordu. Hatta bu kişinin Bülent Habora olacağını kestirmek için kahin olmaya gerek yoktu. Ne var ki, tartışmak yerine, işin içine üçüncü kişileri de katarak karşısındakini karalayan, aşağılayan, baştan sona gerçekle ilgisi olmayan bir yazı yazdı. Biz bu tür yazılara hiçbir zaman yanıt vermedik.
Bülent Habora yazısında birçok konuya değiniyor. Sözgelimi, İzmirli yazarlar için “2. sınıf” denildiğine...
Böyle bir ifade kullansak, toplantıda yanımızda olan ve İzmir’de oturan Mazhar Alphan’a ayıp etmiş olmaz mıydık? Öyle düşünüyor olsam, İzmirli yazarlara yayımladığım 3 dergide niye yer vereyim, niye kitaplarını basayım?
O Habora’nın bilinçaltının dışavurumu. Habora başka şeyler de söylüyor; yönetim kurulu düzenli olarak toplandığı halde aylardır toplanamadığımızı ileri sürüyor, tüzük kurultayını es geçtiğimizi sanıyor (Çalışmaları yapıldı, yeterli sayıda üye gelmediği için, 3’te 2 çoğunluk gerekiyor, kongre olmadı.). Ayrıca gerçekle ilgisi olmayan birçok suçlama ve karalama daha var yazısında. Üzerinde konuşmaya sayfalarınız yetmez. Zaten, TYS Başkanı olduğum için, kendimi Evrensel okurlarını aydınlatmak zorunda hissettiğimden bu kadar ayrıntıya girdim. Yönetim kurulu olarak, bu konuda bir daha konuşmayı da düşünmüyoruz.
Bu tartışmadan yola çıkarak, TYS’nin Anadolu’daki temsilciliklerle ilgili hedefleri konusunda neler söylemek istersiniz?
Keşke her ilde temsilcimiz olsa ve zamanla her birini temsilciliğe dönüştürebilsek. Şimdilik bu çeşitli nedenlerle mümkün değil ama temsilci bulundurduğumuz il sayısını bir yıl içinde 30’a çıkarabileceğiz. Elbette hepsi de edebiyatın içinden kişiler olacak. Anadolu çok önemli; kıpır kıpır bir birikim var. Oralarda yapılan etkinlikleri nitelikli kılabilirsek, bu ülkenin yazarının ve şairinin de toplumsal hayatımızda yeri daha başka olur. İşte biz bunu gerçekleştirmek istiyoruz. Kimsenin umurunda bile olmayan işlerden, nitel sıçramaları hedeflemeyen nicel oyalanmalardan sıyrılmamız gerekir. Öyle bir sendika olmalıyız ki, söz alacağımızı açıkladığımızda, bulunduğumuz illerin valileri bile kayıtsız kalamamalı.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Üye arkadaşlarımız daha fazla ilgi göstermeliler sendikalarına. Destek vermeliler, projeler önermeliler, hatta bu projeleri hayata geçirebilmemiz için bizimle birlikte çalışmalılar, çalışmalarımızda eksik buldukları yönler olduğunda bizi uyarmalılar, bulundukları illerde neler yapılabileceği konusunda bize raporlar göndermeliler… Ve tabii ki, bir örgütü ayakta tutan tek gelir olan yıllık aidatın ödenmesi konusunda çok hassas davranmalılar...


Başa dön


Başbakan’a ‘ıstırap’ veren karikatürler
   kitaplaştı
Gazetemizin karikatüristi Sefer Selvi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı “acı, elem ve ıstırab”a sürükleyen karikatürlerini kitaplaştırdı. Evrensel Basım Yayın tarafından yayımlanan 175 sayfalık kitap, Erdoğan karikatürlerinden oluşuyor. Kitabın kapağında ise, Erdoğan’ın 10 milyar liralık tazminat davası açtığı karikatür yer alıyor.
Kitabın arka kapağında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatının hazırladığı dava dilekçesinden bir bölüme yer verilmiş. “Mezkûr saldırıların yarattığı acı, elem ve ıstırabın mevcudiyeti tartışılmazdır”, “Müvekkilimin duçar olduğu acı, elem ve ıstırabının hukuka aykırı mezkûr saldırıdan kaynaklandığı aşikârdır” gibi cümlelerin yer aldığı bu dilekçe, kitaptaki karikatürlerin de özeti gibi... Tamamı kuşe kağıda renkli basılan karikatürlerin çoğu Evrensel gazetesinde yayımlanan karikatürler; ancak Sefer Selvi’nin kitapa özel çizimleri de yer alıyor.
Marko Paşa çizgisi
Genç Sait Faik’ler açıklanıyor Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nın Sait Faik Abasıyanık’ın doğumunun 100. yılını kutlamak amacıyla İstanbul liseleri arasında düzenlediği öykü yazma yarışmasında dereceye girenlere ödülleri 26 Mayıs’ta düzenlenecek bir törenle verilecek. Darüşşafaka-TİM Maslak Tesisleri’nde saat 10.00’da başlayacak olan törende Adil Yalçın tarafından hazırlanan “Sait Faik” belgeseli gösterilecek, öğrenciler Sait Faik öyküleri canlandıracak, Darüşşafaka Cemiyeti Genel Sekreteri Kayhan Özel’in yöneteceği, Yazar Adnan Özyalçıner, Nalan Barbarosoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Salih Bolat’ın konuşmacı olarak katılacağı “Sait Faik 100 Yaşında” konulu panel yapılacak. “Sait Faik 100 Yaşında” adlı anı kitabı da dağıtılacak.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net