www.evrensel.net  | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler  | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Neden dokunulmuyor?
Susurluk’un kilit isimlerinden Mahmut Yıldırım ve Abdullah Çatlı’nın ardından, şimdi de Danıştay saldırısının zanlılarından Muzaffer Tekin’le adı geçiyor. Meclis Susurluk Komisyonu’na ifade vermeyi de reddeden Tuğgeneral Veli Küçük, nedense yargı önüne çıkarılamıyor.

Akıllara ziyan ceza
Sincan F Tipi Cezaevi’nde, hücreye konuldukları gün meyve bıçağını yanlışlıkla çöpe atan tutuklulara disiplin cezası verildi. Bu ve benzer disiplin cezaları nedeniyle görüş ve mektup yasağı getirilen tutuklular, izolasyon içinde izolasyona maruz kalıyor.

‘Uyan İzmirli, ayağa kalk!..’
Efemçukuru köylüleri, topraklarında altın madenciliği yapmak isteyen TÜPRAG şirketi tarafından kendilerine gönderilen, “arazilerinizi satın, yoksa kamulaştırılacak” yazan mektupları meydanda yaktı.

Üniversitede pragmatizm tartışıldı
Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Öğrenci Konseyi “Amerikan Pragmatizmi” konulu panel düzenledi. Önceki gün gerçekleşen panelde Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Muhittin Ataman, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Kemal İnal konuşmacı olarak katıldı.


Neden dokunulmuyor?
Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine saldırıları azmettirdiği ve planladığı iddia edilen Muzaffer Tekin’le telefonla görüşen ve Tekin’le fotoğrafları yayınlanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, JİTEM ve Susurluk gibi “karanlık” olaylarla anılıyor.
Abdullah Çatlı, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve Hadi Özcan’la ilişkisi olduğu öne sürülen Veli Küçük, Susurluk soruşturması sırasında da bir telefon nedeniyle gündeme gelmişti. Susurluk soruşturmasını yürüten savcılık, Abdullah Çatlı’nın telefon görüşmelerini incelerken, Veli Küçük ile görüşmesini tespit etmişti. Daha sonra Küçük’ün Sami Hoştan ve Sedat Peker ile de görüşme yaptığı belirlenmişti. Küçük bu nedenle soruşturma geçirmişti ancak yargılanmasına izin çıkmamıştı. Bu görüşmeleri, “istihbarat amaçlı” olarak yaptığını iddia eden Küçük, Meclis Susurluk Komisyonu’na ifade vermeyi de reddetmişti.
‘Yeşil’le birlikte çalıştı’
Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran Astsubay Hüseyin Oğuz’un, Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede, Tuğgeneral Veli Küçük’ün Yeşil’i çok iyi tanıdığını ve beraber çalıştıklarını iddia etmişti. Susurluk Raporu’nda yer alan ifadelerde şunlara dikkat çekilmişti: “Yeşil’in Veli Küçük’ün sözünden çıkmadığını, Veli Küçük’ün bir zamanlar JİTEM’in en kıdemli, en sözü geçen kişisi olduğunu, bu kişiyi tutan kötü insanlar çoğunlukta oldukları için general olduğunu, Kocaeli Jandarma Komutanı’yken birkaç soruşturma geçirdiğini, ancak bunların kapatıldığını, Veli Küçük’ün doğudan ayrıldıktan sonra da telefonla doğudaki bazı şeyleri yaptığını, Kocaeli Jandarma Komutanı olduktan sonra Yeşil’in de İstanbul tarafına kaydığını, bu tarafta da infazların başladığını, faili meçhullerin arttığını...”
Vali Çakır’la iş ortağı
Bütün iddialara karşın Tuğgeneralliğe yükseltilen Veli Küçük, geçtiğimiz yıl emekli oldu. Emekli olduktan sonra eski İstanbul Valisi Erol Çakır ve eski Narkotik Şube Müdürü Nihat Kubuş’la ortak güvenlik şirketi kuran Küçük’ün adı sık sık Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi’nin etkinliklerinde geçti.
‘Yine aynı şeyi yaparım’
Küçük, emekli olduktan sonra Sabah gazetesinde yayımlanan röportajında ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Küçük, Susurluk süreci için ise şunları söylemişti: “Hiçbir zaman amatörce çalışmadım. Devletim dedi ki, şu görevi yap! ‘Emredersin’ dedim, yaptım. Tutturmuşlar JİTEM diye... JİTEM diye bir kuruluş yok! İstihbarat Gruplar Komutanlığı vardı. Devlet bana, ‘istihbarattasın’ dedi. Pişman mısın dersen; hayır, gene aynı şeyi yaparım. Devletime karşı görevimi yaptım.”

KÜÇÜK: TEKİN’LE BİR SAMİMİYETİM YOK EYLEMİ YAPAN ARSLAN DELİ
Danıştay saldırısının kilit ismi Muzaffer Tekin’le aynı törene katılan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, intiharı “dangul dungul” olarak nitelendirdi. Gözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e konuşan Küçük, Tekin’in intiharını inandırıcı bulmadı: “Böyle harakiri gibi intihar olur mu? Subaysa çeker tabancasını intihar eder.”
“Muzaffer Tekin’i yakından tanımıyorum” diyen Küçük, şöyle devam etti: “Bir samimiyetim de yok. Kendisini birkaç defa gördüm. Onun adını Muzaffer değil, Süleyman olarak biliyordum.”
Danıştay’a yapılan saldırının ardından yaşananları değerlendiren Veli Küçük, şöyle dedi: “Son olaylara baktığımızda memleketimizde at izi ile it izi birbirine karışmış durumda. Bu izleri ayırmak lazım. Adam gidip Danıştay’ın 5. katına çıkıyor, odayı basıyor, çıkışta yakalanıyor. Bunun, adam elde olduğuna göre her şeyinin çözülmesi lazım.”
Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alpaslan Arslan’ın ilişkide bulunduğu şahıs veya derneklerin medyada yer almasına tepki gösteren Küçük, “Durup durup vay şununla görüşmüş, şununla buluşmuş demenin sırası mı? Bir de ‘Kızılelmacılar’ dediler. Bu da nereden çıktı anlamadım. Her saat başı bir şey çıkarıyorlar” diye konuştu. Küçük, saldırıyı gerçekleştiren Avukat Alpaslan Arslan için de “Olaya baktığımız zaman, bu eylemi gerçekleştiren kişinin deli olduğu anlaşılıyor. Şuursuz, psikopat birisi anladığım kadarıyla” dedi.

KESKİN: TİT’TEN TEHDİT ALDIK
İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, Danıştay üyelerine yönelik saldırı ardından ismi yeniden kamuoyunda tartışılmaya başlanan TİT’den 19 Mayıs günü tehdit mektubu aldığını açıkladı. Daha önce de TİT imzalı tehdit mektupları aldıklarını belirten Keskin, “Mektuplarda bizi öldüreceklerini ve sonumuzun Akın Birdal gibi olacağını yazmışlardı. TİT denilen teşkilatın içinde Semih Tufan Günaltay’ın ismini vererek suç duyurusunda bulunduk. Bu kişi Akın Birdal’ın vurulması emrini de verdi. Ancak sonra Ulusal Birlik Partisi adıyla legal parti kurdu. Aynı kişi CNN’de bir programda Akın Birdal’ı bir daha vurması gerekirse yine gözünü kırpmadan vurdurabileceğini söyledi” diye konuştu.
Yaptıkları suç duyurusuna rağmen hiçbir gelişmenin olmadığını kaydeden Keskin, Türkiye’deki hukuk sistemine güvenmedikleri için son tehdit mektubu ile ilgili suç duyurusunda bulunmayacaklarını söyledi.

Danıştay soruşturmasında gerginlik
Ankara/ANKA
Danıştay saldırısı sonrası yürütülen soruşturmayla beraber Ankara ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü arasında gerginlik yaşandığı anlaşıldı. Saldırgan Avukat Alparslan Arslan’ın gözaltına alınmasıyla beraber Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırının failleri de belirlendi. Ancak belirlenen failleri İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah vermek istemedi. Olay yerinin İstanbul olması nedeniyle duruma karşı çıkan Cerrah ile Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz arasındaki gerginliğe devreye giren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son verdi.
İlginç gerginlik, Arslan’ın sorgusuyla beraber Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırının faillerini de belirleyen Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin, konuyla ilgili bir resmi yazı yazmasıyla başladı. 18 Mayıs 2006 tarihli yazıya cevap veren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, şahısların alındığı ancak “Saldırıların İstanbul’da gerçekleşmesi nedeniyle, soruşturmanın tarafımızdan yürütülmesi gerektiğine karar verilmiştir” denilerek, Ankara’nın talebi kabul edilmedi.
Bunun üzerine devreye giren Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Cerrah’ı ikna etmeye çalıştı ancak sonuç olumsuz oldu. Bu gerginlik anlarının ardından soruşturmanın önemi ve kamuoyunun beklentisini dile getiren Yılmaz, durumu Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya iletti.
Soruşturmanın selameti açısından bu kişilerin önemini dile getiren Yılmaz’ın, “Eğer bu kişileri İstanbul sadece Cumhuriyet gazetesine saldırı kapsamında sorgularsa bağlantılara ulaşmamız ve olayı aydınlatmamız mümkün olmaz” dedi. Bu görüşmenin ardından Cerrah ile yapılan görüşmeden de sonuç alınamayınca Yılmaz’a, “Cumhuriyet sorgusundan sonra sana teslim etsinler” önerisi getirildi.
Durumun önemine dikkat çeken Yılmaz, kurmaylarını da alarak Bakan Aksu’ya olabilecekleri aktardı. Yapılan görüşmede, “Bu kişilerin alınmasıyla beraber zaten irtibatlı kişiler kayıplara karıştı. Kaldı ki bir sorgulama olduktan sonra alınması demek her şeyin bitmesi demek” denildi.
Durum, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iletilerek yardım istendi. Başbakan olaya el attı ve bizzat İstanbul Emniyet Müdürü’nü arayarak “Cumhuriyet saldırısı nedeniyle gözaltına alınan üç kişinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne teslimi”ni istedi.

Vuran bir, senaryo bin
Ankara/ANKA
Danıştay saldırısı, görevi başındayken sıkılan kurşunlarla öldürülen bir yargıç ve ölümden dönen üç yargıçla kurtulduğu avunusundaki Türkiye’ye arkasında bulmaca gibi soru işaretleri bıraktı.
Yıldırım gibi geçen beş günde Türkiye’yi soluksuz koyan ve “‘Rejimin 11 Eylülü’nden Yeni 28 Şubat’a’, ‘Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı engellendi’ tanımından ‘Azmettirenler ülkücü çıktı’ya” kadar ortalığı kaosa çeviren Danıştay saldırısına ilişkin belli başlı senaryolar şöyle:
İhale türbancılara kesilecekti
Saldırı, arkasından cenazede yaşananlar, saldırıdaki ihalenin türban savunucularının üzerine kalacağı görüntüsü verdi. Daire’nin verdiği türban kararı ve saldırgan Avukat Arslan’ın cinayetten sonra, ‘Biz Allahın askeriyiz’ şeklindeki İslamcı sloganlar atması da herkesin ortak görüşte birleşmesini sağladı. Bu çerçevede devlet organları arasındaki çelişkili açıklamalar da ilk bakışta cinayetin türban malzemesi üzerinde güç kavgasına odaklandığına yoğunlaştı. Nitekim saldırının ardından ilk sorular, ‘Başbakan Erdoğan ve TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Köşk’e çıkışının önü kesildi mi’, oldu.
İhale İran’a kesilecekti
Danıştay’a saldırı, laiklik kararını veren 2. Daire ve yargıçlara silahlı saldırı, bir kez daha bazı uzmanların ‘Bu işin adresi İran’a çıkar’ yorumlarına neden oldu. ABD’nin yeni hedefinin İran olması, ve ‘İslamcı’ referansı nedeniyle AKP’nin İran’a yönelik bir müdahaleye sıcak bakmasının bu yolla sağlanacağı ilk elde yapılan değerlendirme oldu.
Yeni bir 28 Şubat
REFAHYOL’u düşüren 28 Şubat sürecinin bu kez kanlı bir şekilde başladığı ve arkasının daha da derinleşerek geleceği görüşü ortaya atıldı. Bu kapsamda sokaktaki insan tarafından bilinen ‘derin devlet’ tanımlamasıyla ‘düğmeye basıldı’ görüşleri ifade edildi.
Polat Alemdar
‘Saldırgan Avukat Arslan’ın iyi yetişmiş meslek sahibi ve üstelik hukukçu olması, örgüt yerine ‘Kurtlar Vadisi’ nitelemelerini ve dizinin kapramanı ‘Polat Alemdar” benzetmesini gündeme getirdi.
Başlıcaları bu kapsamda olan senaryolar, olayın üzerinden geçen çok kısa bir süre içinde yerini jet hızıyla yenilerine bıraktı. İşte yeni senaryo başlıkları şöyle:
  • Danıştay saldırısının arkasından Susurluk çıktı.
  • Saldırı, AKP’ye karşı yükselmekte olan Ulusalcı-Türkçü eğilimin de düşüşünü başlattı.
  • Başbakan Erdoğan ve TBMM Başkanı Arınç’ın Köşk’e çıkışı yara aldı, her şey bundan sonraki gelişmelere bağlı.
  • Hükümetin krizleri yönetemediği bir kez daha ortaya çıktı.

    İstanbul Barosu’ndan saldırıya protesto
    İstanbul Barosu Danıştay’a saldırıyı düzenlediği yürüyüşle protesto etti. İstanbul Barosu önünde toplanan avukatlar cüppeleriyle Taksim Meydanı’na kadar yürüyüş düzenledi. İstanbul Barosu’nun aracından sık sık “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganı attırılırken, “Aydınlanma devrimcileri Mustafa Kemal’e yürüyor” anonsları yapılarak İstiklal Caddesi üzerinde bulunan insanlar yürüyüşe davet edildi. Vatandaşların katılımıyla yürüyenlerin sayısı 2 bin 500 kişiyi bulurken, “Bağımsız yargı, bağımsız Türkiye”, “Çeteler halka hesap verecek” sloganları atıldı. Yürüyüş Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli’ne çelenk bırakılmasıyla son buldu. Burada avukatlara seslenen İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, işbirlikçilerin her zaman karanlığa gömülen insanları kullandıklarını ifade ederek yürüyüşü laik, demokratik, hukuk devletine olan kararlılıkla gerçekleştirdiklerini söyledi.


    Başa dön


    Akıllara ziyan ceza
    Sincan F Tipi Cezaevi’ndeki “insanlık ve mantık dışı” uygulamaların ardı arkası kesilmiyor. Sincan 2 No’lu Cezaevi’nde meyve bıçağının yanlışlıkla çöpe atılması nedeniyle tutuklulara, “kamu malına zarar vermek”ten ceza verildi. Aileler ve avukatların ne yapacaklarını şaşırdıkları disiplin cezaları ve kötü muamelelere, Adalet Bakanlığı da sessiz kalıyor.
    Yaklaşık 3 ay önce Sincan F Tipi Cezaevi’ne konulan İrfan Alayvaz, Uğur Güdük, Metin Kürekçi, Alihan Alhan, Deniz Bakır ve Levent Çakır’ın aileleri dün İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
    Toplantıda konuşan Uğur Güdük’ün babası İsmail Güdük, bir ayı aşkın bir süredir çocuğunu göremediğini belirterek, şehir dışından her hafta görüş için geldiğini ancak kendisine çocuğunun görüş yasağı olduğunun bildirildiğini söyledi. Güdük, “Ne için ceza aldıklarını anlayamıyorum. Zaten dört duvar arasındalar. ‘Ayakkabılarını çıkartmadı, üstlerini aratmadı’ gibi gerekçeler söylüyorlar. Oysa, çocuğum bana, aramaya karşı direnmediğini söylemişti” dedi. Güdük, ekonomik güçlüklere rağmen her hafta Ankara dışından geldiğini, ancak oğlu ile görüştürülmediğinde daha büyük bir yıkıma uğradığını ifade etti.
    İrfan Alayvaz’ın annesi Gülay Alayvaz da 2 buçuk aydır tutuklu bulunan oğlunu yalnızca iki kez görebildiğini belirterek, görüş günlerinde kendisinin de Ankara dışından geldiğini ancak oğlu ile görüşemeden geri gitmek zorunda kaldığını anlattı. Cezaevi müdürü ile sık sık görüştüğünü kaydeden Alayvaz, müdür ve gardiyanların henüz yargılanmakta olan çocuğu için “terörist” sıfatı kullandığını ve çocuklarının avukatları hakkında da benzer yakıştırmalarda bulunduğunu bildirdi.
    Her duruma bir ceza
    Avukat Rahşan Aytaç, müvekkilleri ile görüşmelerinde zorluklarla karşılaştıklarının altını çizerek, savunma haklarının ellerinden alındığını söyledi. Aytaç, iki buçuk aydır tutuklu bulunan müvekkillerine 10’u aşkın disiplin cezası verildiğini belirterek, en son cezaevine yeni konuldukları gün hücrede bulunan meyve bıçağının yanlışlıkla çöpe atılması nedeniyle verilen disiplin cezasının şaşkınlık yarattığını söyledi. Aytaç, pasta yapmaktan, meyve bıçağını çöpe atmaya kadar birçok akıl almaz disiplin cezaları ile karşılaşan tutukluların, mektup ve görüş yasakları alarak, tecrit ve izolasyona uğradığını vurguladı. Aytaç, en son müvekkilleri ile görüştüğünde ise kötü muameleye tanık olduğunu söyledi.
    Avukat Aytaç, aileler ile birlikte Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile görüşmeye çalıştıklarını ancak dilekçelerin alınmasının dışında yetkililerin kendilerini dinlemediklerini söyledi.


    Başa dön


    ‘Uyan İzmirli, ayağa kalk!..’
    İzmir Menderes ilçesine bağlı Efemçukuru köylüleri topraklarında altın madenciliği yapmak isteyen TÜPRAG şirketinin, “arazilerini satmaları, aksi takdirde kamulaştırılacağı” içerikli mektuplarını Cumhuriyet Meydanı’nda yaktılar. İzmir’e içme suyu sağlayan barajların havzası içinde yer alan köylerinde altın madeni istemediklerini tekrarlayan köylüler, bir kez daha İzmirlilere içme sularına sahip çıkma çağrısı yaptılar. Konuyla ilgili Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan basın açıklamasına Efemçukuru köylülerinin yanı sıra, Elele Hareketi ve Egeçep üyeleri ile Köy Koop Genel Başkanı Mehmet Özkurnaz’da katıldı. Basın açıklamasında konuşan Elele Hareketi Dönem Sözcüsü Ertuğrul Barka, Efemçukuru’nda gerçekleştirilmek istenen altın madenciliğinin yörenin doğal dengesini bozacağı ve İzmir’in içme suyu kaynaklarını kirleteceği konusunda defalarca uyarıda bulunulduğunu belirterek, bu uyarılara karşı bölgeye ilişkin her türlü denetimi yapmaya yetkili İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun atlatılarak ÇED raporu verildiğini hatırlattı. Madenci şirket TÜPRAG’ın Efemçukuru köylülerine noter kanalıyla “arazilerini satmaları, satmamaları halinde kamulaştırılacağı” tehdidini içeren mektuplar gönderdiğini vurgulayan barka, “kamulaştırma kamu yararı için yapılır. Efemçukuru altın madeni, İzmir’in içme sularının kirlenmesine yol açacak, orman ve doğal bitki örtüsünü yok edecek, yöredeki tarımın sonunu getirecektir. Bu nedenle burada kamulaştırma yapılamaz” diye konuştu.
    TÜPRAG’ın tehdit mektupları yakıldı
    Egeçep Dönem Sözcüsü Av. Arif Ali Cangı madenle ilgili hukuksal durumu aktararak, madene verilen izinlerin usulsüz olduğunu dile getrdi. Efemçukuru köylüleri adına konuşan Elif Uysal adlı küçük çocuk ise altın madeni istemediklerini ve temiz bir doğaya olan özlemlerini anlattı. Efemçukuru Kooperatif Başkanı Halil Karaçam’da TÜPRAG’ın topraklarını almak için tehdit mektupları gönderdiğine dikkat çekti. Köy Koop Genel Başkanı Mehmet Özkurnaz ise, sorun Efemçukuru köylülerinin sorunu değil. İzmir halkı ayağa kalkmalıdır. Sorun musluklarından zehir akma tehlikesi bulunan İzmirlilerindir” dedi. Raziye Sarıçam adlı köylü de, yetiştirdikleri üzümlerin ülke çapında ünlü olduğunu belirterek, “Bizim altınımız üzüm. Biz üzümlerimizi yetiştirerek yaşamak istiyoruz. Altın madenin istemiyoruz” diye madenci şirkete tepki gösterdi. Köylüler TÜPRAG şirketi tarafından kendilerine gönderilen noter onaylı mektupları yaktıktan sonra, postaneye giderek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’e durumu şikayet eden mektuplar gönderdiler.


    Başa dön


    Üniversitede pragmatizm tartışıldı
    Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Öğrenci Konseyi “Amerikan Pragmatizmi” konulu panel düzenledi. Önceki gün gerçekleşen panelde Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Muhittin Ataman, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Kemal İnal konuşmacı olarak katıldı.
    Öğrenci Konseyi Başkanı Özgür Gündüztepe tarafından yönetilen panelde konuşan İhsan Çaralan pragmatizmin felsefi olarak anlamını ve doğumundan günümüze kadar geçirdiği evrimi anlattı.
  • Konya’da 20 gözaltı
    Konya’da İBDA-C üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınanların sayısı 20’ye yükseldi. Numune Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilen zanlıların sorgulanmalarına devam ediliyor. Edinilen bilgilere göre Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Asayiş, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube müdürlüklerine bağlı yaklaşık 350 polisin de katılımıyla Konya Merkez, Beyşehir, Ilgın ve Taşkent ilçelerinde eş zamanlı operasyon gerçekleştirdi. Söz konusu operasyonlarda ilk etapta 15 kişi gözaltına alındı. Devam eden operasyonda dün 5 kişi daha gözaltına alındı. Gözaltına alınan zanlılardan bazılarının çek-senet tahsilatı yaptıkları, adam kaçırma olayına karıştıkları iddia ediliyor.
    Yargıtay’dan yine basın özgürlüğü anımsatması
    Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, karikatür çizilerek yapılan siyasi eleştirilerin basın özgürlüğü ve düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırı olduğunun ileri sürülemeyeceğine işaret ederek, siyasi karikatürler, siyasetçiler için rahatsızlık yaratsa da, okuyucuların olayları daha net biçimde anlama ve kavramalarında etkili olduğuna dikkati çekti. Cumhuriyet gazetesinde karikatürist Musa Kart tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı “kedi” şeklinde betimleyen bir karikatür yayınlanması nedeniyle Erdoğan’ın avukatı Fatih Şahin, Başbakan’ın “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” gerekçesiyle 10 bin YTL tutarında manevi tazminat istemiyle dava açmıştı.Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi, bu istemi kabul ederek Cumhuriyet gazetesi, Musa Kart ve sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmet Sucu’nun müteselsilen 5 bin YTL manevi tazminatı Başbakan Erdoğan’a ödemesine karar vermişti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını oybirliği ile bozmuştu. Alınan bilgiye göre, Daire’nin bozma kararının gerekçesi belli oldu. Kararda, basın özgürlüğünün Anayasa ve Basın Yasası ile güvence altına alındığı anımsatıldı ve basın özgürlüğünün önemi vurgulandı. ‘Toplumu yönetme, etkileme ve yönlendirme gücü’ bulunan siyasetçilerin, sahip oldukları bu güç oranında eleştiriye açık olma ve katlanma zorunlulukları olduğuna işaret edildi. Yargıtay’ın gerekçeli kararında, kediye benzetildiği gerekçesiyle dava açan Erdoğan’a şu tavsiyede bulunuldu: “Diğer taraftan karikatürist olan davalının bir sanatçı duygusallığı ve duyarlılığı taşıdığı düşünüldüğünde bir kediyi aşağılama aracı olarak kullanmayacağının da kabulü gerekir. Kaldı ki onlar, bugün tüm dünyada birçok insanın evlerini ve yaşamlarını paylaştığı sevimli varlıklardır. Bu bağlamda çizim sırasında yüzün biçimine verilen anlam-görüntü de aynı doğrultuda değerlendirilmeli, bunun kişilik hakkına saldırı oluşturmadığı kabul edilmelidir.”
    Rüşvet davasına devam edildi
    Kapıkule Sınır Kapısı’nda “Örgüt kurma suretiyle irtikap ve rüşvet iddiası”yla yargılanan 58’i tutuklu, 2’si tutuksuz 60 gümrük ve gümrük muhafaza memurunun yargılanmasına devam edildi. Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu’nun yetersiz olması nedeniyle duruşma, Edirne Ticaret Borsası Konferans Salonu’nda yapıldı. Tutuklu ve tutuksuz sanıkların hazır bulunduğu duruşmada, söz alan sanık avukatları, “irtikap ve örgüt” suçlamalarını kabul etmediklerini, 60 sanık için 20 sayfalık iddianamenin az olduğunu, müvekkillerinin suç işlemek için değil memuriyet görevi için bir arada olduklarını belirterek, müvekkillerinin beraatine ya da tahliyesine karar verilmesini istediler. Kapıkule’de 22 Aralık 2005’te yapılan operasyonda 58 gümrük ve gümrük muhafaza memuru tutuklanmış, 2’si ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
    Lara yargıya taşındı
    Mimarlar Odası Antalya Şubesi Başkanı Osman Aydın, Lara’nın temalı park yapılmak üzere tahsisinin iptali için Nöbetçi Bölge İdare Mahkemesi kanalıyla Danıştayda 18 kitle örgütü adına dava açtıklarını söyledi. Osman Aydın, Bölge İdare Mahkemesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Danıştayda açtıkları iptal kararının gerekçesi olarak, “tahsisli alanda plan yetkisinin, tahsisi alan yatırımcıya bırakılması, ihalenin usulsüz olması, kent parkı olarak planlanan alanın temalı park yapılması, tahsisli alanın sağlık açısından önemli bir kumula ve ekosisteme sahip olması, Caretta Carettaların yumurtlama alanı olması”nın gösterildiğini kaydetti. Lara’da yapılan tahsisin uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna da değinen Osman Aydın, “Uluslararası sözleşmeye göre, sulak alanlarda yapılaşma olmaz. Buraya yakın, koruma altındaki Yamansaz var. Tahsisli alan 2’inci derece doğal sit alanı. Buranın tahsisinin iptali gerekli” diye konuştu. Osman Aydın, açılan davalarda bir ay içinde sonuç alınamadığı taktirde, Türkiye’nin de imza attığı çevre ile ilgili sözleşmeye dayanarak, Lahey Tahkim Mahkemesinde dava açacakları uyarısında bulundu.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net