www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Çiftçi halay yerine acı çekiyor
Yetkin, IMF politikaları nedeniyle yüzbinlerce çiftçinin üretimden çekilmek zorunda kaldığını belirterek, “Çiftçiler söz konusu olduğunda Türkiye’nin yoksulluğunu, açlığını dörtle çarpmak gerekiyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nün Türkiye’de ‘Çiftçiliğin Vefat Günü’ olarak ilan edilmesi daha doğru olacaktır” dedi.

Çocukların günahı ne?
Erzincan’daki patlamada yaşamını yitiren çocuk sayısı 4’e yükseldi. Tunceli’de festivale katılmak için yola çıkan çocuklar ise, askerlerce engellenmek istendi.

Annelere en güzel hediye barış eli
Anneler Günü’nde sokaklara çıkan anneler, çocuklarını kaybetmek istemediklerini dile getirdiler. Diyarbakır Kadın Platformu Sözcüsü Hanife İpek, “Halen çatışmalarda evlatlarının bedenlerini omuzlarında taşıyan, mahkeme salonlarında çocuklarının yolunu bekleyen anneler olmak istemiyoruz” dedi.

Anlatması bile güç!
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Temsilcisi Oliver De Schutter, “Türkiye’de bir şüphelinin susma hakkını kullandığı, ancak polisin şüpheliyle yaptığı mülakatın ses kaydının mahkemece sanığın ifadesi olarak kabul edildiğini” anlayamadı. Schutter’in, duruma inanamaması ve yanlış anladığını sanması, Türkiye’nin insan hakları konusunda nerede olduğunu da ortaya koydu.


Çiftçi halay yerine acı çekiyor
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü Türkiye çiftçisi buruk kutladı. Türkiye Ziraatçiler Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, “Kimse bizden halay çekmemizi, horon tepmemizi, şapkalarımızı havaya fırlatmamızı beklemesin” dedi.
Yetkin, Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle dün düzenlediği basın toplantısında, Türkiye tarımı ve çiftçisinin içinde bulunduğu duruma dikkat çekti. 2005’te kişi başına milli gelir 5 bin dolar iken, tarımda bu rakamın bin 500 dolara olduğunu belirten Yetkin, “Çiftçiler söz konusu olduğunda Türkiye’nin yoksulluğunu, açlığını dörtle çarpmak gerekiyor” dedi. IMF politikaları sonucunda son bir yılda 1.5 milyondan fazla çiftçinin üretimden çekildiğine işaret eden Yetkin, “Tarımdaki genç nüfus eline bavunu alıp, büyük şehirlere göç ediyor, işsizlik yer değiştiriyor” diye konuştu.
Yetkin, 2004-2005 üretim döneminde girdi fiyatları yüzde 20’nin üzerinde artarken, ürün fiyatlarının yüzde 45 oranında düştüğünün altını çizdi. Türkiye çiftçisinin dünyanın en pahalı mazotu, elektriği ve gübresi ile üretim yapmaya çalıştığını ifade eden Yetkin, bütçenin yalnızca 2.5’inin tarıma ayrıldığını kaydetti. Üreticiye ve tarıma verilen desteklerin düşük olduğunu vurgulayan Yetkin, Türkiye’de bir çiftçinin AB ülkelerindeki bir çiftçinin aldığı desteğin ancak 20’de birini alabildiğini dile getirdi.
Yetkin, 1990 yılında 27.3 milyon hektar olan tarım alanının 26 milyon hektara indiğini belirterek, “Yerli üretim azalıyor, Türkiye pazarı ithal ürünlerin istilası altında” dedi.
Yetkin, “14 Mayıs gibi bir günde çiftçinin mutlu olması, kutlama yapması gerekiyor. Oysa Türkiye’de çiftçi mutsuz ve umutsuz. Milleti besleyen çiftçi açlıkla boğuşuyor. Kimse bizden halay çekmemizi, horon tepmemizi, şapkalarımızı havaya fırlatmamızı beklemesin. Tarımda 2001’den bu yana devamlı bir başaşağı gidiş var. Çiftçi tarımdan umudunu kesti. Bu gidiş tersine dönmediği takdirde, Dünya Çiftçiler Günü’nü Türkiye’de ‘Çiftçiliğin Vefat Günü’ olarak ilan etmek daha doğru olur” diye konuştu.
Cargill olayı ibret verici
TZD Başkanı Yetkin, 2000’de 18.8 milyon ton olan şeker pancarı üretiminin IMF’ye verilen taahhütler doğrultusunda 2004’te 13.5 milyon tona geriletildiğine de dikkat çekti. Yetkin, “Cargill’e sunulan teşvikler ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin” anımsatılması üzerine şöyle konuştu: “Cargill olayı ibret verici. Neden Cargill’in kapasitesini artırmak için can hıraş çaba gösteriyoruz? Dünyada nişasta bazlmı şeker üretimi yüzde 2, bizde yüzde 15’e kadar çıkıyor. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ise ayrı bir facia. Şeker ve şeker ürünleri konusunda ulusal çıkarlarımızı korumamız gerekir”.

Kuyruklu yalanlar!
Nur Karaoğlu
Hükümet tarımda gelinen noktayı görmezden geldiği gibi şişirilmiş rakamlar ile kamuoyunu yanıltıyor. Tarımsal ürünlerin ithalatı bir önceki yıla göre 2005 yılında yüzde 6, 2004 yılında yüzde 11 arttı. Tarımdaki istihdam oranı bir yıl içinde yüzde 34’ten yüzde 29.5’e geriledi. Tarım alanları son beş yıl içinde 200 hektardan fazla alan tarımsal üretim dışında kaldı.
Üretimden vazgeçiriliyor
Tüm olumlu söylemlere rağmen üreticinin üretimden nasıl vazgeçtiğini yine rakamlar gösteriyor. 2000 yılında 18-21 milyon ton civarındaki şeker pancarı üretimi 14 milyon tona, tütün üretimi 200 bin tondan 147 bin tona düşmüş durumda. 1985 yılında 625 bin hektar olan bağ alanları, 520 bin hektara; zeytin ağaçlarının kapladığı alan 821 bin hektardan 644 bin hektara indi. Ancak hükümete göre “tarımda her şey yolunda”.
Ekilen alan azaldı
Bir başka önemli gösterge ise üretim alanlarına ilişkin. 1999 yılında 26 bin 802 hektar olan tarım alanı 26 bin 590 bin hektara düştü. Patatesten, fındığa, elmadan fasülyeye pek çok ürünün üretim miktarları son iki yıl içinde azalmış, üretici üretimden vazgeçmiş durumda.
Üretici perişan
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Anadolu’nun birçok yerini sık sık geziyoruz. Ben halimden memnunum diyen üreticiyle karşılaşmak mümkün değil” dedi. Günaydın, piyasa koşullarına bağlı ürünlerde pazarlama koşulları nedeniyle fiyatların dibe vurduğunu dile getirdi.
Ortaya çıkan tabloda üretici tarihinin en kötü dönemini yaşarken tarımda bir takım rakamların açıklandığını dile getiren Günaydın, “İstatistiklerin gerisine bakmak lazım, esas mesele veri toplama. 9 kuruluşun uzmanlarından oluşan tarım ürünleri komitesi toplanıyor. Rakam tahminlerinde bulunuyorlar. Bu tahminlerde tarım il ve ilçe müdürlüklerinin tahminleri alınarak yapılıyor” diye konuştu.
Tarım ilçe müdürlüklerinin teknik elemanları vasıtasıyla tahminler yapıldığını dile getiren Gökhan Günaydın, “Eskiden buğday tarlasına gidip çember atılırdı. O çemberin içine gelen buğday başakların daneleri tartılırdı. Bu Türkiye’nin birçok yerinde yapılarak, verim değerlendirmesi yapılırdı. Türkiye’de birçok sağlıklı yöntem terk edildiği gibi bu yöntem de terk edildi. Artık rakamlar masa başında verili rakamlar şeklinde hesaplanıyor. Geçen yıl şu kadar alındı bu yıl yağmurlar iyi gitti şeklinde yapılıyor, bunların gerçekleri yansıtmadığı ortada. Şu anda yapılan işin adına her şey denilebilir ama istatistiki çalışma denilenemez” dedi.
İstatistikler yanıltıyor
Rakamların revize edildiğinin söylendiğini ifade eden Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “İlk çeyrekte yüzde 0 büyüme sağlanırken, revizyon rakamı yüzde 4 çıkıyor. İkinci çeyrekte, yüzde 0.1 açıklanırken, revizyon rakamı yüzde 8.2 açıklandı, üçüncü çeyrekte ilk tahmin 6.4, revizyon rakamı yüzde 7.5 olarak açıklandı” dedi
“Şu anda üretim patladı diyebileceğiniz bir alanı lütfen gösteriniz?” sorusunu gündeme getiren Günaydın, hiçbir teknolojik ve bilgi düzeyi artırımı olmadığını, tarımın olağan koşulları içinde var yıllar ve yok yıllarda bazı ürünlerde dalgalanma yaşandığının altını çizdi. Tarımda bir taraftan sorunların dağ gibi büyüdüğünü ancak bu sorunun ilginç bir şekilde Gayri Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) olumlu katkıda bulunduğunu ifade eden Günaydın, “Demek ki tarımla ilgili verilen istatistikler kuyruklu yalan” dedi.
15 yılda 1.5 milyon azaldı
Bir başka önemli gelişmenin de istihdam rakamları üzerinden yürütülen tartışma olduğuna dikkat çeken Günaydın, “1.5 milyon insanın tarımdan koptuğu dile getiriliyor. Üreticiler köyden kopuyor, evet böyle bir gerçeklik var. Ancak bu rakam 1.5 milyon insan olarak tanımlanamaz. 1988 yılından 2003 yılına kadar tarım sektörünün kaybettiği rakam 1.5 milyon insandır, 15 yılda kaybedilen insanı biz 1 yılda kaybettik diye açıklamanın asla gerçeklerle ilgisi olamaz” diye konuştu.
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, tarımda istihdam rakamı hızla geriye çekildiğini belirterek, hükümetin AB üzerinden bir gelecek hayalini vatandaşa pompaladığını ifade etti.


Başa dön


Çocukların günahı ne?
Erzincan’ın Ulalar beldesinde önceki gün meydana gelen patlamada ağır yaralanan Umut Türkmen adlı çocuk, tedavi gördüğü Erzurum’da hayatını kaybetti. Böylece patlamada ölenlerin sayısı 4’e yükseldi. Patlamada iki çocuğunu kaybeden anne Nilgül Celep, “Bu acıya nasıl dayanırım” diyerek ağıt yaktı.
Ulalar beldesinde garaj olarak kullanılan barakada meydana gelen patlamada yaralanan ve Erzurum Aziziye Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen 6 yaşındaki Umut Türkmen, yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi. Türkmen’in cenazesi toprağa verilmek üzere Ulalar beldesine gönderildi.
Ulalar beldesinde önceki gün Atatürk Mahallesi Muhtarı Erdal Türkmen’in garaj olarak kullandığı barakada meydana gelen patlamada, Cem Celep (11), Mert Celep (6) ve Orhan Oğuz (12) hayatını kaybetmişti.
Toprağa verildiler
Patlamada Cem ve Mert adlı iki çocuğunu yitiren anne Nilgül Celep, Anneler Günü’nde kendisine büyük acı yaşatıldığını belirterek, “Yavrularımı Anneler Günü’nde benden aldılar” dedi. Acılı anne, “Çocuklarımı geri versinler. Oğlum Mert’i en son 23 Nisan’da asker kıyafeti ile hatırlıyorum. Nereden bilebilirdim ki 1 ay sonra oğullarımı kanlar içerisinde göreceğim. Bu acıya nasıl dayanacağım” diyerek ağıt yaktı.
Çocuklar, Erzincan Ulalar Cemevi’nde yapılan törenin ardından toprağa verildi.

Uçurtmalar Enes için uçtu
Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi, kentte meydana gelen olaylar sırasında açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Enes Ata’nın (6) anısına Kırklardağı Tepesi’nde Uçurtma Şenliği düzenledi. Bu yıl ilki düzenlenen uçurtma şenliği, geleneksel hale getirilerek küçük Enes her yıl anılacak.
Etkinlikte konuşan Eğitim Sen Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, Enes’in vurulduğu anı hatırlatarak şöyle devam etti: “Sokağa çıktığında genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çocuğuyla onbinlerce insan caddelerde ve sokaklardaydı. Enes’in yüreği ve beyni, bunun nedeninin kavrayacak düzeyde değildi. Her şey oyundu onun için, atılan taşlar, patlayan silahlar fırlatılan gaz bombaları birer oyuncaktı onun için. O nerden bilecekti ki az sonra polis silahından çıkan mermiyle vurulacağını.”
Küçük Enes’i ve yaşamını yitiren tüm çocukları saygıyla andıklarını ifade eden Babaoğlu, “Uçurtmalarımız bugün onlar için havalanacak. Bugün yüzlerce Enes gökyüzünü kaplayacak. Silahların, bombaların olmadığı bir dünya özlemiyle uçacak uçurtmalarımız” diye konuştu.

Çocuklara asker engeli
Diyarbakır Sur Belediyesi’nin organize ettiği Çocuk Festivali’ne katılmak üzere Tunceli’den hareket eden Tunceli Belediyesi Gençlik Kültür Merkezi Çocuk Semah Ekibi ve Çocuk Tiyatrosu grubu yaklaşık 25 çocuk, kent çıkışında bulunan Seyitli Köprüsü’nde askerlerce “İzniniz yok” gerekçesiyle durduruldu. Tunceli Belediyesi Gençlik Kültür Müdüresi Esin Yalçın, “Bu durum için izin almamız gerekmiyor. Yani bu durum Valilik veya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün organize ettiği resmi bir şey değil. Biz gönüllü olarak Çocuk Festivali’ne katılıyoruz” diye konuştu. Çocuklar, Tunceli Valiliği ile yapılan görüşmelerin ardından yola devam edebildi.


Başa dön


Annelere en güzel hediye barış eli
Anneler Günü, dün yurdun dört bir yanında kutlandı. Çeşitli illerde sokağa çıkan anneler, artık çocuklarını kaybetmek istemediklerini belirterek, baskıların son bulmasını istediler.
Diyarbakır Kadın Platformu’na üye anneler, Belediye Konukevi önünde bir araya gelerek çatışmalar sırasında kaybettikleri çocuklarından dolayı anneler gününü buruk karşıladıklarını dile getirdiler.
“Operasyonlar durdurulsun”, “Yaşasın kadının örgütlü mücadelesi”, “Em ê zarokên xwê nedin kuştin”, “Cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son”, “Bila girtiyan serbest bihêlin, “Birlikte güçlüyüz” ve “Kadına yönelik şiddete son” yazılı pankartlarının açıldığı eylemde, kadınlara kırmızı karanfiller dağıtıldı.
Diyarbakır Kadın Platformu Dönem Sözcüsü Hafize İpek, dünyanın birçok yerinde basit bir tüketim alışkanlığının parçası olarak görülen anneler gününe, Diyarbakırlı kadınlar olarak farklı bir anlam yüklediklerini söyledi. İpek, yaşamın, emeğin, paylaşımın ve barış gibi birçok değerin ifadesi olan anneliğin, ticari ilişkilerin mantığı içerisinde ele alınamayacak kadar yüce bir duygu olduğunu dile getirdi.
‘Buruk karşıladık’
Bu yılki anneler gününü her zamankinden daha buruk karşıladıklarını kaydeden İpek, şöyle devam etti: “Dünyanın birçok yerinde yaşamını yitiren ve onların en kutsal varlıkları olan çocukları oldukça, bu günü buruk karşılamaya devam edeceğiz.”
İran ve Irak sınırında yoğunlaşan operasyonlara dikkat çeken İpek, geçen ay Diyarbakır ve bölgede yaşanan olaylarda yaşamını yitirenlerin büyük bir bölümünün çocuk olmasının bu yılki anneler gününe verilen anlamı önemli kıldığına işaret etti.
Çocuklarını çatışmalı ortamda kaybeden annelerin, kin ve nefret tohumları ekmek yerine barış taleplerini haykırdıklarını dile getiren İpek, barışın anneler gününde verilecek en önemli mesaj olduğunu söyledi. “Barış” diyen annelerin sesine bu gün vesilesiyle ses katmanın acil görevlerden biri olduğuna işaret eden İpek sözlerini şu şekilde bitirdi: “Halen çatışmalarda evlatlarının bedenlerini omuzlarında taşıyan, mahkeme salonlarında çocuklarının yolunu bekleyen anneler olmak ve görmek istemiyoruz. Her türlü şiddete tanıklık etmiş ve yaşamış olan annelerimizin, yaşamlarının baharında hayatlarını kaybetmiş çocuklarını değil, ellerinde rengarenk çiçekleri ile özgür yarınların müjdeleyen çocukların olduğu bir ülke ve dünya armağan edelim.”
İstanbul’da ise Galatasaray Postanesi önünde bir araya gelen Barış Anneleri İnisiyatifi üyesi kadınlar, “Ölen gerilla da, asker de bizim çoçuklarımız. Ölümlülerin sorumlusu kim?” diye sordu. Üzerlerine; “Anneler savaş istemiyor”, “Her şey barış için” ve “Savaş tarihten çıkartılsın” önlükleri giyen yaklaşık 100 barış annesi, “Annelerin gözyaşlarının rengi yok” ve “Barış çocuğumuzdur, onu büyütelim” yazılı dövizler açtılar.
Açıklama sırasında polisin yoğun önlem alması dikkat çekti.
Anneler yürüdü
TAYAD’lı aileler, Anneler Günü’nde hapishanelerdeki tecrite dikkat çekmek için İstiklal Caddesi’nde bir yürüyüş düzenledi. Taksim tramvay durağında dün saat 13.00’da bir araya gelen TAYAD’lılar “Çocuklarımız tecritte ölüyor” pankartının arkasında toplanarak Galatasaray Lisesi’ne kadar yürüdü.
“Tecrite son”, “Tecriti kaldırın ölümleri durdurun” sloganları atan TAYAD’lılar adına konuşan Naime Kara, bugünün anneler günü olduğuna dikkat çekerek evlatları F Tipi hapishanelerde olan annelerin her an evlatlarının ölebileceği endişesiyle yaşadıklarını belirtti. F tiplerinde 122 kişinin öldüğünü ifade eden Kara, “Her biri annesinin ceylan gözlüsü en sevdiği idi. Bu zulume son verin. Annelerin sesini duyun” diye konuştu.
Emek Partisi Adana İl Başkanı Sevil Aracı da, Anneler Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Tüm annelerin anneler gününü kutladıklarını belirten Aracı, annelerin barış ve kardeşlik taleplerinin gerçekleşmesi dileğinde bulundu.

Çocuklar annelerinin gününü kutladı
Sosyal Hizmet ve Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi (SOHRAM) anneler günü etkinliği düzenledi. Eğitim, sağlık, hukuksal, psikoterapi ve sosyal hizmetlerin verildiği SOHRAM’dan destek alan çocuklar, annelerine ‘anneler günü’ etkinliği hazırladı. Müzik dinletisi, tiyatro, yemek hazırlıkları yaparak çiçek sunan çocuklar ve anneleri doyasıya eğlendi. “Üç Öpücük” adlı skeç hazırlayan çocuklar, neşe saçtı. Göç şiddet mağduru çocuklara her türlü desteği verdiklerini söyleyen SOHRAM idari işler sosyal hizmet direktörü Yeter Yılmaz, 2’inci anneler günü etkinliği gerçekleştirdiklerini söyledi. Yılmaz, çocukların anneler günü için annelerine hazırlık yaptığını dile getirerek, çocuklarının annelerinin bu tür etkinliklerle yaşamlarında ilk kez çiçek aldıklarını söyledi.


Başa dön


Anlatması bile güç!
İnsan Hakları Derneği, KESK, Türk Tabibler Birliği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından ortaklaşa düzenlenen Uluslararası Cezaevi Konferansı’nda, işkencenin önlenmesinde uluslararası izleme mekanizmaları ile Türkiye’nin durumu ele alındı.
Konferansın önceki günkü oturumunda konuşan Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceyi Önleme Seçmeli Protokolü üzerine konuşan Uluslararası Af Örgütü Temsilcisi Matthew Pringle, bugüne kadar protokolü 18 ülkenin onayladığını, 2 ülkenin daha onaylaması durumunda yürürlüğe gireceğini belirtti. Protokolün temel meselesini, insanların kapalı tutulduğu mekanların denetlenmesi olarak açıklayan Pringle, Türkiye’nin bu protokolü onaylaması durumunda, BM İşkence Alt Komitesi’nin bu mekanları sınırsız ziyaretine izin vermiş olacağını dile getirdi. Türkiye’nin benzeri bir ulusal ve bağımsız komite oluşturması gerekeceğini kaydeden Pringle, bu iki komite arasındaki tek farkın ise, “ulusal komitenin edindiği bilgiyi anında kamuoyuna açıklayabilmesi” olduğunu anlattı.
Ulusal komitenin protokoldeki yerine değinen Pringle, bu kurulların üyelerinin devletle bağı olmayan kişilerden oluşması, kurulun işlevsel ve mali açıdan bağımsız olması gerektiğine dikkat çekti. Kurul içinde doktor, avukat ve psikolog bulunması, kadın-erkek dengesi ve etnik kökenlerin temsiliyetinin gerektiğini belirten Pringle, kurulun önceden haber vermeden cezaevlerini, karakolları, ıslahevlerini, psikiyatri kliniklerini, göçmen-sığınmacı merkezlerini ziyaret edebileceğini dile getirdi. Kurulun tutuklu ve hükümlülerle, kurum çalışanlarıyla kimsenin olmadığı ortamlarda görüşebileceklerini anlatan Pringle, protokolü kabul eden ülkenin bu ulusal ve uluslararası izleme komiteleriyle “anlamlı” bir diyaloğun içine girmek zorunda olduğunu kaydetti.
İşkenceyi önlemede engeller
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’ndan Oliver De Schutter, Türkiye’de insan hakları mücadelesi vermenin zor olduğunu, insan hakları faaliyetlerinin, teröre teşvik kapsamına alınabildiğini belirtti. Terör suçları kategorisinin de kötüye kullanıldığını belirten Schutter, Türkiye’de işkencenin önlenmesine “Avukatla görüşme hakkının tam olarak uygulanmaması”, “Gözaltı sürelerinin uzunluğu”, “Sorgulamanın baştan sona video ve ses kaydının yapılmaması”, “Herkesin bağımsız ve tarafsız bir doktor tarafından muayene edilmemesi” ve “İşkenceyle elde edilen delillerin, mahkemelerce kabul edilmesi” gibi sorunların engel olduğunu anlattı.
Schutter’in sunumunun ardından söz alan Avukat Selçuk Kozağaçlı, sorgunun video ve ses kaydının alınmasına ilişkin, “şüphelinin susma hakkını kullandığını ancak şüpheli ile yapılan ‘mülakat’ kaydının, mahkemeye sunulduğunu ve şüphelinin aleyhinde delil olarak kullanıldığını” belirterek, kayıt işleminin bu açıdan sakıncalı olabileceğini dile getirdi. Schutter ise şüphelinin susma hakkını kullanması durumunda böyle bir işlemin mümkün olmadığını ve anlatılan durumu anlayamadığını ifade etti. Schutter’in, üç kez anlatılmasına karşın bu duruma inanamaması ve yanlış anladığını sanması dikkat çekti.

Tutuklu çocukların hakkı yok!
Seyit Rıza’nın mezarı nerede
Diyarbakır’da 16-20 Mayıs 2006 tarihleri arasında yapılacak olan “5. Gözaltında Kayıplar Kurultayı” çerçevesinde Tunceli’de basın toplantısı düzenleyen Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (YAKAY-DER), 1937 yılında idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının nereye gömüldüklerinin açıklanmasını istedi. YAKAY-DER, ayrıca 1994 yılında Mirik mezrası ve diğer köylerde kaybedilen 16 kişinin akıbetininde ne olduğunu sordu. Tunceli Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen basın toplantısına il ve ilçe belediye başkanları, siyasi parti ve sendika ile dernek temsilcileri ve kayıp yakınları katıldı. Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD) ile YAKAY-DER adına konuşan Ekber Kaya, Diyarbakır’da yapacakları kurultayla, bölgede gözaltında kaybetme gerçekliğine dikkat çekmek istediklerini söyledi. Kaybedilenlerin daha özgür ve daha mutlu bir gelecek istedikleri için kaybedildiklerini belirten Kaya, “Onlara sahip çıkmak bir insanlık görevi olduğu kadar; özgür ve demokratik bir gelceği de sahip çıkmak anlamına gelecektir” dedi. Kaya, Tunceli’de aralarında Seyit Rıza ile arkadaşları ve kaybedilen 16 kişinin akıbetinin açıklanmasını istedi. Dersim olayları sırasında idam edilen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat ise Zazaca yaptığı konuşmasında, “Devlete sesleniyoruz, onları idam ettiniz şimdi bizlere mezarlarının yerini söyleyin. Yakıldılar mı gömüldüler mi? bilmek istiyoruz” diye konuştu. Tunceli Merkeze bağlı Gökçek köyü Mirik mezrasında Işık ve Serin ailelerine mensup 7 kişinin avukatlığını yapan Hüseyin Aygün ise devlet cephesinde yapılan açıklamalar ve uygulamarla kaybedilenlerin akıbetinin çözülmek istenmediğini gösterdiğini belirtti. ICAD Temsilcisi Özlem Gümüştaş da Diyarbakır’daki kurultaya katılım çağrısı yaptı.
Şemdinli’ye fidanlar dikildi
Hakkari’nin Şemdinli İlçe Belediyesi, patlamalardan dolayı tahrip olan çarşı merkezinde fidan dikti. Şemdinli’de 1 Kasım günü meydana gelen patlamada 67 ev ve işyeri tahrip olurken, çarşı merkezinde de yıkımlar meydana gelmiş, 9 Kasım tarihinde ise Umut Kitabevi’ne atılan bombanın patlaması tahribata neden olmuştu. Şemdinli Belediyesi çevreyi yeniden düzenlemek için bir süre önce çalışma başlattı. Çalışmalar kapsamında çarşı merkezine fidan dikildi. Belediye Başkanı Hurşit Tekin, savaş alanı görüntüsü veren ortamı değiştirmek ve yeniden gezilir hale getirmek için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, “Fidan dikme işi, çarşımız için gerekli bir şeydi. Şemdinli’de çıkan olaylar çarşımızın bir bölümünü tamamen yıktı. Biz de hiç olmasa harabeye dönmüş çarşımızı canlandırmak istedik” dedi.
Yağmur geliyor
Ülkenin batı kesimleri, bugünden itibaren Orta Akdeniz’den gelen yeni bir yağışlı havanın etkisine girecek. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, pazartesi günü, Doğu bölgeleri yağışlı havanın etkisini kaybetmesiyle az bulutlu ve açık geçerken, batı kesimleri Orta Akdeniz’den gelen yağışlı havanın etkisine girecek. Marmara’nın güneydoğusu, İç Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı ile Bolu, Düzce, Karabük çevreleri yağışlı geçecek. Yağışlar, Isparta, Afyon, Kütahya, Uşak, Eskişehir ve Bilecik çevresinde etkili olacak. Salı günü, yağışlar güney ve iç kesimlerde devam edecek. Marmara’nın güneydoğusu, Güney ve İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri ile Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun batısı yağışlı geçecek. Çarşamba günü ise yağışlar orta ve doğu kesimlerde devam edecek. Orta ve Doğu Karadeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Doğu Akdeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Sinop, Kastamonu ve Ankara çevreleri yağışlı geçecek. Haftanın ikinci yarısında ise yağışlar, kuzey ve doğu kesimlerde devam edecek. Hava sıcaklığı, pazartesi günü bütün ülkede 2-4 derece artacak, salı günü ise kuzeybatı kesimlerde 1-3 derece azalacak.
İzmir’de 2 kişi öldürüldü
İzmir’in Konak ve Bornova ilçelerinde önceki gece meydana gelen iki ayrı olayda 2 kişi öldürüldü, 2 kişi de yaralandı. Alınan bilgiye göre, İzmir’in Konak ilçesi Yenişehir semti İşçiler Caddesi’nde iki grup arasında kavga çıktı. Kavganın büyümesi üzerine silahlar konuştu. Açılan ateş sonucunda Hürriyet Güneş (23) adlı kişi öldü; Erkan Yulanç (31) ve Osman Kuskunay (46) ise yaralandı. Öte yandan Bornova İlçesi Çamdibi semti 471 Sokak 11 numara önünde meydana gelen olayda ise, Mehmet Tosun (29) bıçaklanarak öldürüldü.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net