www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Karakoldan ateş ettiler’
Beyin ölümü gerçekleşen Devrimci Demokrasi gazetesinin muhabiri İlyaş Aktaş’ın 10 Nisan Polis Karakolu’ndan açılan ateş sonucu vurulduğu öne sürüldü. Olaya tanık olan gazeteciler, “Karakol dışında polis yoktu, karakoldan ateş ediliyordu” dediler. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı da sorumluların yargı önüne çıkarılmasını istedi.

Nükleer için adres Sinop
Türkiye bir yandan Tuzla’daki atık skandalı ile, diğer yandan Çernobil’in etkileri ile boğuşurken, nükleer santral konusunda kesin karar verildi. Santral Sinop’a kurulacak.

Zehirli varillerin sırrı aydınlanıyor
Tuzla’da toprağa gömülü halde bulunan zehirli atık varillerinin bölgeye Kocaeli’de faaliyet gösteren bir ilaç şirketi tarafından bırakıldığı iddia edildi. Çevre Mühendisleri Odası, varillerin içinde bulunan fenol maddesinin kısa vadede yüksek zehirlilik, uzun vadede ise kanserojen etki yaratacağı uyarısında bulundu.

Hopa’da kanser oranı yüksek çıktı
TTB’nin belediyenin talebiyle Hopa’da yaptığı kanser ön araştırmasının sonuçları şaşırtmadı. Kısıtlı olanaklarla yapılan araştırmada, kanser vakalarının ülke ortalamasının üstünde olduğu ve Çernobil nükleer faciası ve kanser ilişkisinin bir an önce araştırılması gerektiği belirtildi. Bölgede kanser merkezi kurulması tabep edildi.


‘Karakoldan ateş ettiler’
Derya Karaçoban
Beyin ölümü gerçekleşen Devrimci Demokrasi gazetesinin muhabiri İlyaş Aktaş’ın olay günü 10 Nisan Polis Karakolu’nda görevlendirilen güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu vurulduğu iddia edildi. Vurulma anına tanık olan gazeteciler, güvenlik güçlerinin yakın mesafeden ateş açtığını dile getirdiler.
İlyas Aktaş’ın vurulduğu sırada olayları izleyen Gün TV çalışanı Abdurrahman Bellek yaşanları şöyle anlattı: “Cenaze töreni dönüşünde çatışma çıktı. Otobüsün üzerinde görüntü alıyordum. Hemen otobüsün yan tarafında İlyas Aktaş vardı. Bir baktım yere yığılmış. Kanlar fışkırıyor kafasından. O esnada bir tek karakoldan ateş ediliyordu. Silah, gaz bombası, gerçek mermi ile kitleye ateş ediliyordu. Birkaç kişi koşup kucağına aldı. Başından yaralanmıştı, yüzü kanlar içindeydi. Baygındı ve çatışma devam ediyordu. Sonra 7 yaşındaki Enes Ata’nın yaralandığı haberi geldi. Görevlilerin araya girmesiyle karakol çevresi sakinleşti. Ama ara mahallelerde çatışma devam ediyordu. Silah, gaz bombası sesleri geliyordu. Aktaş’ın görev başında öldürülmesi beni derinden üzdü. Güneydoğu’da gazeteci olmak zor. Tehlike altına çalışıyoruz”.
‘Göğüs ve kafaları hedef alıyorlardı’
Dicle Haber Ajansı’ndan (DİHA) Veli Ay’ın o gün, fotoğraf makinesinin objektifine birçok kişinin olduğu gibi İlyas’ın da yaralanması ve kanlar içindeki yüzü yansıdı. Olay gününü anlatan Gazeteci Ay, ortamın çok gergin olduğunu belirterek şöyle devam etti; “Mezarlık dönüşünde yürüyüş oldu. Grubun arka tarafındaydım. O şekilde görev dağılımı yapmıştık. 10 Nisan Polis Karakolu yanına geldik. Orada çatışma başladı yine. Silah sesleri geliyordu, gaz bombası atılıyordu. Yaralananlar, taş atanlar, gaz bombası, silah sıkılması tam bir çatışma ortamıydı. O zaman dikkatimi çekti. Hafif uzun saçlı bir genç vardı karakolun yanında. Bir taraftan fotoğraf çekmeye bir taraftan çevreyi gözlemlemeye çalışırken polis ateş açtığı için ben de kendimi uygun bir yere konumlandırdım. Çünkü kurşunlar bizi de hedef alabilirdi. O anda gördüm. Gittikçe karakola yaklaşıyordu İlyas. 5-10 metre mesafe var yoktu. Karakolun yan tarafıydı. Orada özel harekat timleri konumlanmıştı. Silahlarını halkın üzerine doğrultmuşlardı. İlyas yaklaşırken herhangi bir uyarı yapılmadan ateş edildi. 10-15 metre mesafe vardı aramızda. Halktan insanlar DTP otobüsüne aldılar İlyas’ı. Hastaneye kaldırıldı. Karakol dışında polis yoktu ve karakoldan ateş ediliyordu. Uyarı atışı havaya yapılır. Ama bunlar göğüs ve kafaları hedef alıyorlardı.”
‘Tehdit edildim’
Olaylar sırasında bir arkadaşlarının da bacağından vurulduğunu antalan Ay, kendisinin de ölümle tehdit edildiğini söyledi. Ay, can güvenliklerinin olmadığını da sözlerine ekledi.

‘SUÇLULAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILSIN’
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı, gazetecilerin kalemden başka silahları olmadığını belirterek İlyas Aktaş’ın vurulmasının kendilerini derinden yaraladığını söyledi. Yaşanan olayı kınadıklarını belirten Balıkçı, yetkililerin gazetecilere yapılanlara karşı daha duyarlı olmasını istedi. Balıkçı, suçluların yargı önüne çıkarılmasını istedi.

DEVRİMCİ DEMOKRASİ GAZETESİNE
    DAYANIŞMA ZİYARETİ
Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat ve Yazı İşleri Üyesi Şahin Bayar, Devrimci Demokrasi gazetesini ziyaret ederek dayanışma içerisinde olacaklarını dile getirdiler. İlyas Aktaş’ın vurulan ilk ve son gazeteci olmayacağını belirten Fatih Polat, “Arkadaşınıza yapılan saldırıyı kendi arkadaşımıza yapılmış kabul ediyoruz. Bu davanın takipçisi olacağız” dedi.
Devrimci Demokrasi gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertaç Öztürk ise muhalif basına karşı gerçekleştirilen saldırıların son dönemlerde arttığına dikkat çekerek İlyas’ın davasının Türkiye’de basın özgürlüğü davasına dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti.


Başa dön


Nükleer için adres Sinop
Nükleer santralin Sinop’a yapılacağı kesinleşti. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu, nükleer santral konusunda 8 yer önerdiklerini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yerler içinde bulunan Sinop’u ilan ettiğini söyledi.
TBMM KİT Komisyonu’nda konuşan TAEK Başkanı Çakıroğlu, nükleer santralin nereye yapılacağı konusunda Türkiye genelinde detaylı teknik incelemelerde bulunduklarını anlatarak, deniz suyu sıcaklığından, iklim, rüzgar ve havanın durgunluğuna kadar 43 kritere göre 7 yer belirlediklerini ifade etti. Sinop’ta, 3 adet reaktörün yer aldığı nükleer ada kurulacak.
Çakıroğlu, nükleer santral yapılacak yerde bir de teknoloji merkezinin kurulmasının öngörüldüğünü, Sinop’un bu açıdan da uygun olacağını vurguladı.
Alternatifi Eskişehir
CHP Yozgat Milletvekili Emin Koç’un Sinop dışında nereleri önerdiklerini sorması üzerine Çakıroğlu, Eskişehir’deki Sarıyer Barajı’nın kenarındaki göl alanını, Konya’da birkaç yer, Trakya’da da Kırklareli’nde bir yer önerildiğini belirtti. Bunlar içerisinde de Sinop’tan sonra ikinci olarak öne çıkan yerin Sarıyer Barajı kenarındaki göl alanı olduğunu anlatan Çakıroğlu, bu yerin 8-9 tonluk reaktörlerin taşınmasının göz önüne alınması sonucunda tercih edilmediğini söyledi.
Özel sektörle görüşecek
Nükleer santral için yer belirlenirken, model konusunda da önemli adımlar atılacak. Enerji Bakanlığı, bugün 10 özel sektör firmasının üst düzey yöneticileri ile toplantı yapacak. Toplantıya, Koç Holding , Sabancı Holding, Doğuş Holding, Enka, Gama, Zorlu Holding, Tekfen, Alarko, Çalık ve Akkök Grubu davet edildi. Enerji Bakanlığı, söz konusu firmaların nükleer santral yapımı için yurtdışında yaptıkları görüşmelerin sonucunu soracak. Yatırım için devam etmek isteyen tek bir firma bile kalsa görüşmelerin sonucu beklenecek.
Tüm firmalar görüşmelerin sonuçsuz kaldığını bildirip nükleer yatırımdan çekilirse, kamu devreye girecek. Ya kamu-özel sektör işbirliği ile ya da kamu eliyle nükleer teknolojiye geçiş kararı alınacak. Ancak özel sektörün tek başına satış garantisi almadan nükleer santral kurabilmesi mümkün olmayacağı fikrinden hareketle toplantıdan kamu-özel sektör işbirliği ile devam edilmesi kararının çıkması bekleniyor.


Başa dön


Zehirli varillerin sırrı aydınlanıyor
İstanbul’un Tuzla ilçesine bağlı Orhanlı beldesinde toprağa gömülü halde bulunan zehirli atık varilleriyle ilgili sır perdesi aralanmaya başladı. Yerel “Bizim Kocaeli” gazetesi, dünkü sayısında manşetten verdiği haberde, “Zehirli variller Unifar’ın mı?” sorusunu yöneltti. Bu gelişme üzerine ilgili Cumhuriyet Savcılığı suç duyurusunda bulundu.
Bizim Kocaeli gazetesine yansıyan haberde, zehirli varillerin, Gebze’ye bağlı Şekerpınar beldesinde faaliyet gösteren Unifar Kimya Fabrikası’na ait olduğu iddiasına yer verildi. Pakmaya Fabrikası’nın da sahibi olan Pak Holding’e ait Unifar Kimya Fabrikası ilaç hammaddesi üretiyor.
Öte yandan, zehirli varillerin bulunmasının ardından fabrikada hummalı bir çalışma başlatıldığı, geçtiğimiz cumartesi günü müdürler dahil olmak üzere tüm çalışanların fabrikaya gelerek depo ve mahzenlerde bulunan varillerin üzerindeki isim ve işaretleri kazıdıkları belirtiliyor.
Belgeler var
Bu arada, “İstanbul Tıbbi Atık Sempozyumu”na katılan Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, bakanlık olarak yetkilerinin azlığından yakındı.
Pepe, bir gazetecinin, Kocaeli’de yerel gazetelerde yer alan, Tuzla’da toprağa gömülü bulunan kimyasal atıkları Gebze’de faaliyet gösteren bir şirketin koyduğu iddiasına ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi: “Kocaeli’ndeki yerel gazeteler yazdı. Ben de söz konusu gazetenin genel yayın yönetmeni ile görüştüm. Ellerinde bu birtakım belge ve bilgilerin olduğunu söyledi. Bugün de (dün) gazetesinde manşet yapmışlar. Bizim de duyumlarımız var. Ama bu isimlerle alakalı, bazı fabrikalarla alakalı birtakım şeyler var. Bununla ilgili gerekli suç duyurusunu savcılığa yaptırdık. Bundan sonra gerekli takibat yapılıp, failleri onlar ortaya çıkaracaktır. Ne Bakanlığımın, ne Bakanlığımın taşra birimlerinin böyle bir yetkisi yok. Bu iş artık yargıya intikal etti. ”
Sağlık taraması gerekiyor
Antalya’da incelemelerde bulunan Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise konunun İstanbul Valiliği tarafından araştırıldığını belirterek, şu açıklamada bulundu: “İstanbul Valiliği’nin yaptığı inceleme, bir sanayi tesisinin uygunsuz biçimde atıklarını, insan sağlığına zarar verecek şekilde, belli bir yere götürüp attığı şeklinde. İstanbul Valiliği konuyu araştırıyor. Kimse, sorumluları bulunacak. Bu kişilerin en ciddi şekilde cezalandırılmaları gerekiyor. Büyük bir sorumsuzluk örneği olarak görüyorum ben. Bunun dışında Dilovası başta olmak üzere Türkiye’nin bazı sanayi bölgelerinde artan hastalık yükü var mı, varsa bunların çeşidi nedir bunun araştırmaları yapılıyor, Çevre ve Orman Bakanlığımızla da konuyu birlikte değerlendiriyoruz.”

2 YIL ÖNCE GÖMÜLMÜŞ
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, bir işçinin vicdani rahatsızlığı sonucu ortaya çıkartılan varillerin üzerindeki tarihlerin, varillerin 2 yıldır orada gömülü olduğunu gösterdiğine dikkat çekti. Büyük ölçüde okside olan varillerin gömülü olduğu toprağı da kirlettiğini kaydeden Oda, şu açıklamada bulundu: “İlk incelemelere göre varillerin içinde fenol maddesi bulunuyor. Bu madde atık haline dönüştüğünde, ekolojik sisteme zarar veriyor. Kısa vadede yüksek zehirlilik ve hastalık yapıcı özelliğe sahip; uzun vadede ise bu tehlikelerin yanında kanserojen ve mutojenik etki yaratıyor. Mutojenik etki, üremeyi engelleme gibi sonuçlar ortaya çıkartıyor.”
Çevre Mühendisleri Odası, Tuzla’da yaşanan olay vesilesiyle, şu uyarılarda bulundu:
  • Ülkenin öncelikle çevre politikasına ihtiyacı vardır,
  • Çıkarılan yasa, yönetmelik vb. yasal düzenlemeler, uygulayıcısı ve denetleyicisi olmadığı sürece matbu evrak niteliği haricinde hiçbirşey ifade etmeyecektir.
  • Katı atığını, çöpünü ne yapacağını bilmeyen bir ülkede nükleer santral diyenlerin nasıl bir gaflet içinde olduğu aşikardır.


    Başa dön


    Hopa’da kanser oranı yüksek çıktı
    Hopa Belediyesi’nin talebiyle Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) Hopa’da yaptığı Çernobil’in etkileri ön araştırması sonuçlandı. İstanbul Tabip Odası’nda yapılan basın toplantısında Hopa’da kansere yakalananların oranlarının Türkiye ortalamasının üstünde olduğu vurgulandı. Resmi verilerin yetersizliği nedeniyle çalışmanın, Çernobil bağlantısını kanıtlamakta yetersiz olduğu ancak bu bağlantının araştırılmasının gerekli olduğunu ortaya çıkardığının altı çizildi. Çernobil nükleer felaketinin yıldönümü yaklaşırken Hopa Çay-Kur Eski Müdür Yardımcısı Yeşer Berkay’ın anlattıkları ise ilgi çekti.
    Sonuçlar uyarıyor
    Ailesinde 4 kanserli hasta bulunan Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu’nun da katıldığı açıklamada Dr. Gamze Varol Saraçoğul, Çernobil faciasının dünyaya etkilerini özetledi. Halk Sağlığı Uzmanı Kayhan Pala ise Hopa’da yaptıkları “Hopa’da Kanser Görülme Sıklığı: Tanı Konmuş Olgular ve Ölümler Üzerinden Bir Değerlendirme” başlıklı ön araştırmayı sundu. 1-30 Eylül 2005 tarihleri arasında 26 Hopa gönüllüsü gencin ilçe merkezinde 7831 kişi üzerinde yaptıkları araştırmada şu sonuçlar elde edildi:
    lTanı konmuş ve tanısı doğrulanmış 49 kanser olgusu ve tanısı konmamamış 27 kanser olgusuna rastlandı.
    l2005 yılının ilk 9 ayında tanı konan kişi sayısı ise 11 olarak belirlendi.
    lHopa’da son üç yılda toplam 96 kişi hayatını kaybetti. Bunlardan 46’sı yani yüzde 47.9’u kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu oran Türkiye ve OECD ülkeleri oranının çok üstünde. Kanser hastalığından ölüm oranı Türkiye geneli için yüzde 14.5.
    lYine Çernobil faciasının en çok yarattığı trioid kanserine yakalanma oranı ise erkeklerde yüzde 4.5, kadınlarda yüzde 7.4. Bu oran konuyla ilgili yapılmış tek çalışma olan İzmir’de erkeklerde yüzde 0.3 kadınlarda yüzde 1.3 olarak elde edilmiş.
    Dr. Kayhan Pala Türkiye’de ve ilçede kanser verilerine ulaşmanın zorluğu nedeniyle bu rakam ve oranların çok daha yüksek olabileceğine dikkat çekerek bir an önce bölgede çalışma başlatılması gerektiği uyarısında bulundu. Pala, ön araştırmanın sonucunu “Hopa’da kanser görülme sıklığı nedeniyle ölümlerin Türkiye’nin diğer coğrafi alanlarına göre daha fazla görülmesi olasılığının araştırmaya değer bir durum olduğu ortaya çıkmıştır” şeklinde açıkladı.
    İki Çernobil tehlikesi daha
    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan hekimler Çernobil ile aynı geri teknolojiyi kullanan iki nükleer santralin daha ülkeyi tehdit ettiğini hatırlattılar. Hekimler bunlardan birinin Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali, diğerinin ise Bulgaristan sınırlarındaki Kolzduy santrali olduğunu söyleyerek Atom Enerjisi Kurumu’nun buralarda yaptıkları ölçümleri kamuoyuna açıklamasını istediler.

    Çernobil’de 60 bin kişi öldü
    İngiliz bilim adamlarının yaptığı ve Kiev’de açıklanan bir araştırmada, BM raporunun aksine, 1986’da meydana gelen facianın ardından kanser yüzünden 30 bin ila 60 bin kişinin öldüğü iddia edildi. Konuyla ilgili bir rapor sunan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyesi Rebecca Harms, BM uzmanlarınca hazırlanan ve ölü sayısının yaklaşık 4 bin olarak tahmin edildiği bildirilen raporunun geçen eylülde yayımlanmasının ardından bir araştırma yapılması talebinde bulunduklarını belirtti.İngiliz bilim adamları Ian Fairlie ve David Sumner tarafından yapılan araştırmada, ‘’kanser nedeniyle meydana gelen ölüm vakalarının sayısının kuşkusuz hiçbir zaman kesin olarak bilinemeyeceği’’ ifade edilerek, ancak bu sayının 30 bin ila 60 bin arasında olabileceği iddiasında bulunuldu. Bu arada Ukrayna Sağlık Bakanlığı da, 428 bini çocuk olmak üzere 2,4 milyon Ukraynalının faciayla ilgili farklı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduklarını açıkladı.

    NE yapılmalı?
    TTB konu ile igili önerilerini ise şöyle sıraladı:
    4Çernobil nükleer kazasından hemen sonra bugüne dek gelecek geçerli ve güvenilir bir kayıt/bildirim sisteminin kurulmaması nedeniyle, kazanın bölgede kanser olguları ve ölümleri üzerine etkisini kanıta dayalı olarak değerlendirmek mümkün görünmediği için; bu konuda toplum ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.
    4Sağlık Bakanlığı tarafından bütün Türkiye’de ivedi olarak “Toplum Tabanlı Kanser Kayıt Sistemi” kurulmalıdır.
    4Doğu Karadeniz’de yaşayanlara hizmet sunmak üzere, Sağlık Bakanlığı tarafından bölgede bir kanser araştırma, tanı ve tedavi merkezi kurulmalıdır. Bu amaçla Fındıklı Guatr Merkezi kullanılabilir.
    Böyle bir hizmet olmadığı için kanser hastalarına erken tanı konamamakta, kanserden kuşkulanan hastalar ekonomik yetersizlikler içinde büyük kentlere gitmek zorunda kalmaktadır.


    Başa dön


  • Grevci işçilere polis saldırısı
    İleri Deri işçilerinin dün sabah başlayacağı greve polis saldırdı. Fabrika önünde toplanan işçiler, patronun fabrikaya işçi almak istemesine tepki gösterdi. Bunun üzerine panzerlerle işçilere su sıkan polis, greve başlayacak 34 işçiden 33’ü, işçilerin aileleri ve greve ziyarete gelenlerin de aralarında bulunduğu 60 kişiyi gözaltına aldı. Grevci işçiler emniyet müdürlüğüne götürülürken, patronun fabrikaya aldığı taşeron işçiler ise çalışmaya başladı. sendikaya üye oldukları için işten atılan İleri Deri işçileri, 18 Şubat 2005 tarihinden bu yana sendikalaşma mücadelesi veriyor. Saldırıya uğrayan işçiler çok sayıda arkadaşlarının yaralandığını söylediler. 14 aydır devam eden direnişte patronun ve polisin saldırıları karşısında yılmadıklarını belirten işçiler, bu saldırının da kendilerini mücadelelerinden vazgeçirmeyeceğini kaydettiler. İşçiler emekten yana tüm kesimleri kendileriyle dayanışmaya çağırdılar. Gazetemize açıklama yapan Deri-İş Genel Başkanvekili Musa Servi, yasal bir grevin, hukuksuz bir şekilde engellenmeye çalışıldığını belirterek, saldırıya tepki gösterdi. Saldırı ile ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Servi, polisin işçilere saldırarak patrondan yana tavır aldığını belirtti. Fabrikaya grev pankartını asacaklarını ve grevi başlatacaklarını belirten Servi, patronun hukuk dışı işçi çalıştırdığını ve bunun için de suç duyurusunda bulunacaklarını bildirdi.
    Ada Tersanesi’nde direniş başladı
    Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde kurulu olan Ada Tersanesi’nde çalışan işçiler ücretleri ödenmediği için direnişe başladı. “Direne direne kazanacağız”, “Tersane işçisi köle değildir” sloganları ile tersane önünde toplanan işçiler, ücretleri ödenene kadar direneceklerini dile getirdiler. Ada Tersanesi bünyesinde faliyet gösteren taşeron firma Neta Gemi bünyesinde çalışan 16 işçi, tüm girişimlerine rağmen 45 günlük ücretlerinin ödenmediğini söylediler. Toplam 12 bin YTL alacakları olduğunu belirten işçiler, sadece haklarını istediklerini belirterek, taşeron firmanın işi bitirdikten sonra arkasına bakmadan çekip gittiğini ifade ettiler. Burada açıklama yapan Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç, son iki ayda beş ayrı tersanede işçilerin ücretleri ödenmediği için direnişe geçtiğini hatırlattı. Bu direnişler sonunda işçilerin ücretlerini aldıklarını anlatan Dinç, işçilere örgütlenme çağrısında bulundu.
    6 Mayıs kardeşlik günü olsun...
    Sosyalist Demokrasi Gençliği, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edildiği 6 Mayıs’ın, “Türk ve Kürt Gençliğinin Kardeşlik Günü” ilan edilmesini önerdi. Sosyalist Demokrasi Gençliği tarafından SDP İl Binası’nda düzenlenen basın toplantısında, Newroz öncesinden başlayarak bazı gizli güçlerin Türk-Kürt çatışması yaratmak için harekete geçtiği belirtilerek, Diyarbakır’daki olaylardan sonra kışkırtmanın boyutlarının giderek arttığına dikkat çekildi. Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki son sözlerinin “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” olduğu hatırlatılan basın toplantısında, son günlerde yaşanan olaylar sonrasında halkların kardeşliğine olan ihtiyacın daha da arttığı vurgulandı. 6 Mayıs’ı, “Türk ve Kürt Gençliğinin Kardeşlik Günü” olarak anmayı öneren Sosyalist Demokrasi Gençliği, “Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’yı Türk ve Kürt gençliğinin kardeşleşmesi sloganıyla anacağız” açıklamasında bulundu.
    Kamu görevlileri yargılansın
    İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Mazlum-Der genel merkez yöneticileri ile şube başkanları, Diyarbakır ve bölgede yaşanan olaylara ilişkin Diyarbakır Valisi, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Demokrasi Platformu üyesi kurum temsilcileri ile yaptıkları görüşme ve 2 günlük inceleme sonuçlarını İHD Diyarbakır Şubesi’nde yaptıkları basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu. İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, TİHV Başkanı Yavuz Önen, Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Şehmus Ülek, Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek ile şube temsilcileri ve Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Çoban’ın katıldığı açıklamada sivil vatandaşların ateş açılarak öldürülmesi olaylarından son derece üzüntü ve kaygı duyulduğu belirtildi. Kentte 11 kişinin öldürülmesine işaret eden İHD Genel Başkanı Alataş, göstericilere müdahale sırasında aşırı ve orantısız güç kullanıldığı, ateşli silahlarla hedef gözeterek ateş edilmesi sonucunda 7 kişinin öldüğü ve yaşam haklarının ihlal edildiğini ifade ederek, ölümlerin sorumlusu olan kamu görevlilerinin yargı önüne çıkarılmasını istedi. Büyük bölümü çocuklardan oluşan çok sayıda kişinin gözaltına alınarak tutuklandığını hatırlatan Alataş, bu kişilere sistematik işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin son derece ciddi iddia ve tespitlerin bulunduğuna dikkat çekerek, “İşkenceye ‘sıfır’ tolerans söylemine ve iddiasına sahip bu hükümeti, iddiaları etkili bir şekilde soruşturmaya davet ediyoruz” dedi. Diyarbakır’da 3 sendika yöneticisinin tutuklanmasını da kınayan Alataş, olayların Türkiye’de ciddi bir gerilime neden olduğunu söyledi. Alataş, sağduyunun yeniden tesis edilmesi için herkese görev düştüğünü dile getirerek, gerilimi tırmandırıcı, yeni olayları tahrik edici açıklama, üslup, tutum ve davranışlardan kaçınılmasını istedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net