Bu fotoğraf gazeteci Ahmet Şık’ın Diyarbakır Merkez ile Lice, Kulp, Dicle, Silvan ve Hani ilçeleri; Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçeleri; Siirt’in Pervari ilçesi, Mardin’in Nusaybin ilçesi; Van’ın Özalp ilçesi, Tunceli’nin Ovacık, Mazgirt, Çemişgezek ve Pertek; ilçeleri Hakkari’nin Yüksekova ilçesi ile İstanbul’da mayınlar ve savaş atıklarından yaralanmış, fiziksel mağduriyete uğramış 42 mağdurla görüşerek hazırladığı ve Karşı Sanat’ta açtığı “Başkasının Acısına Bakmak 2” isimli sergisinden sadece bir kare... Bu çalışma Diyarbakır Barosu’nun yürüttüğü “Herkes İçin Adalet Projesi” kapsamında gerçekleştiriliyor.
Mağdurların kendi ağızlarından anlattıkları hikayeler, edebiyatçı, gazeteci, yazarlar tarafından yapılan fotoğraf okumaları hem sergide hem de serginin “Mayın” isimli kitabında yer alıyor. Adalet Ağaoğlu’nun önsözünü yazdığı kitapta Aslı Erdoğan, Murathan Mungan, Murat Uyurkulak, Ragıp Duran, Nadire Mater, Ahmet Tulgar, Pınar Selek, Cezmi Ersöz, Güldal Kızıldemir, Perihan Mağden, Reha Mağden, Tuğrul Eryılmaz, Tevfik Taş, Ahmet Büke, Neslihan Akdağ, Muhsin Kızılkaya, Mehmet Ali Alabora, Ece Temelkuran, Ömer Madra, Murat Çelikkan, Celal Başlangıç, Metin Kaygalak, Yıldırım Türker, Şebnem İşigüzel, Oğuz Haksever, Mine Söğüt, Nevin Sungur, İpek Çalışlar, Berat Günçıkan, Hikmet Çetinkaya, Umur Talu, Suzan Samancı, Umur Hozatlı, Selim Temo, Şehmus Diken, Sezai Sarıoğlu, Zülfü Livaneli, Rıdvan Akar, Hicri İzgören, Hrant Dink, Ahmet Altan, Oya Baydar, Aydın Engin de fotoğraf okuması yaparak çalışmaya destek sunmuş.
‘Savaş yoktu ama artığı vardı’
“Bu ülkede ‘savaş yoktu’ ;
Ama sıfatları şehit, terörist, düşman ya da gerilla olan onbinlerce ölü vardı.
Bu ülkede ‘savaş yoktu’ ;
Ama bedenleri ya da yürekleri yaralı yüzbinlerce insan vardı.
Bu ülkede ‘savaş yoktu’ ;
Ama boşaltılan, yakılan, yıkılan binlerce yerleşim yeri; topraklarından göç ettirilmiş milyonlarca yurttaş vardı.
Bu ülkede ‘savaş yoktu’;
Ama işkence tezgahlarından geçirilen yüzbinlerce insan; binlerce gözaltında kayıp ve topyekün, savaş mağduru olmuş milyonlar vardı.
Bu ülkede ‘savaş yoktu’;
Ama, topraklarına döşeli, ardında kaç ölü bıraktığı dahi bilinmeyen 1 milyon mayın ve kat be kat fazlası savaş artığı vardı.”
diyor Ahmet Şık. “Sergide ve kitapta gördüğünüz ve tabii ki kısacık öykülerini okuduğunuz kişilerin tümü mayınlardan ya da olmadığı iddia edilen ancak 15 yıl süren ve halen sürdürülmeye çalışılan bir savaşın kurbanlarından küçücük bir kesit” diyen Şık şöyle konuşuyor, “Fotoğraflar rahatsız edici farkındayım. Ama rahatsız olun istedim. Kolu, bacağı, gözü olmayan çocukları; zaten hep yok sayılırken bir de bedenleri de yok edilen kadınları, zorunlu tutulan ancak vatani denilen bir görevden sonra yaşamına eksik devam etmek zorunda kalan askerleri ya da ‘birbirlerini öldürsünler’ mantığıyla hayata geçirilen bir mantığın uzantısı olan korucuları fotoğraflamak hiç kolay olmadı. Rahatsız oldum. Moralim bozuldu, kabuslar gördüm. Rahatsız olun, moraliniz bozulsun, kabuslar görün istedim. ‘Normal bir çocuk olmak isterdim’ diyen Mehmet’i de, bu projeye dahil olmak istemeyen ve kendince haklı nedenleri olan askerleri de dinlemenizi, anlamanızı istedim. Siz anlarsanız biz anlarsak, bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar büyük bir sorunu birileri de anlamak zorunda kalır diye ümit ettim”
Savaşa karşı dikilmiş anıtlar
“Çocukken geldim bu hale, oynarken. Bir mayına bastım bahçede...”, “Gözlerim kör oldu, karanlık oldu...”, Ayağıma baktım kıyma gibi olmuştu...”, Normal arkadaşlarım gibi, çocuk gibi olmak isterdim...”, Çeşmenin hemen dibindeki yola bırakmışlar mayını ben de onu bastım bilmiyordum ki. Çeşme yolu mayınlanır mı hiç?...”, “Diyeceklerimin tümünü olmayan bacağım anlatır size...”, Ve şimdi ayağım yok, aslında hayatımda yok...” Bizimle aynı ülkede yaşıyor bu cümlelerin sahipleri. ‘Ora’dalar... “Evlere, düşlere, bahçelere kadar girmiş kirli bir savaşın olduğu yerde. Her şeyin eksik ama ölümün hep bir fazla yaşandığı yerdeler.
14 yaşında Musa, 4 yaşındaki Yılmaz Şengül, 16 yaşındaki Nesrin Aktay, 53 yaşındaki Mehmet Belli, 70 yaşındaki Rahime Atay... 2001-2005 yılları arasında kayıtlara geçen mayın ve savaş atıkları mağduru 519 kişiden sadece birkaçı...Ama Celal Başlangıç’ın deyimiyle bedenleri eksik olabilir ama onlar kara mayınların üreticilerine, ceberut yönetimlerine, kirli savaşlara karşı dikilmiş her yanı tamam anıttırlar artık...
“Başkasının Acısına Bakmak”, bu acıya kayıtsız kalmamak ve ortak olmak boynumuzun borcu olsa gerek...