www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Hesap kimden sorulsun?
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Özkök, nükleer santrallere karşı çıkan Elektrik Mühendisleri Odası’nı köşesinde “hortumcu” olarak niteleyerek hakarete varan sözler sarfetti. EMO’nun Özkök’e yanıtını yayınlıyoruz.

Vergi dolaylı, soygun direk
Devlet, ocak-şubat döneminde topladığı toplam 21.3 milyar YTL'lik verginin yüzde 59.6'sına denk gelen 12.7 milyar YTL'sini dolaylı vergilerden sağladı.


Hesap kimden sorulsun?
Sayın Ertuğrul Özkök,
Gazetenizin 16 Mart 2006 tarihli sayısında yayınlanan köşe yazınızda, “özelleştirmeyi engelleyenler” tanımlamasını kullanarak ve “Türkiye’ye altın kadar kıymetli zamanı kaybettiren bu maskeli insanlar, hortumculardan daha mı dürüsttür” diyerek, hesap sorulmasını istiyorsunuz. Hesap sorulması gerekenlerin kimler olduğu, bugün kamuoyu tarafından açık bir şekilde görülmektedir.
Yapılan özelleştirme uygulamaları, kamunun birikimlerinin belli ellere aktarılmasından başka bir anlam ifade etmemektedir. Bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları, yazınızda yer verdiğiniz görüşün aksine ülkemize yarar değil, zarar getirmiştir. Yakın zaman tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Bu zararlar, yalnızca bizim gibi duyarlı kesimlerin dile getirdiği görüşlerden ibaret değildir. Odamız ve diğer meslek örgütleri ile sendikalar tarafından açılmış davalar sonucunda, yargı tarafından pek çok özelleştirme işlemi iptal edilmiştir. Hesabın kimlerden sorulması gerektiği yargı kararlarıyla gün gibi ortadayken, hiçbir çıkar bağlantısı olmaksızın kamu yararının sağlanmasını hedefleyen kurumları, hortumcularla aynı kefeye koyan bir zihniyeti anlamak mümkün değildir.
Kaldı ki özelleştirme uygulamalarının, sizin deyiminizle “engellenmesi”, büyük ölçüde yargı kararlarıyla sağlanmıştır. Bu durumda sizin hedef aldığınız kesim, yalnızca özelleştirme ve özelleştirme uygulamalarındaki hukuka aykırılık, yolsuzluklarla mücadele edenleri değil, hukuk kuralları içinde mesleğinin gereğini yerine getirmeye çalışan yargı mensuplarını da kapsamaktadır. Bu ise, yargı üzerinde bugün yaşanan ağır baskının medya aracılığıyla büyütülmesinden başka bir anlam ifade etmemektedir. Siz ise “Adalet onlardan hesap soramıyor” diyorsunuz. Adalet, hukuk kurallarının gereğini yerine getirdiği için kendi kendinden mi hesap soracaktır?
Yazınızda belirttiğiniz gibi yargı kararlarıyla durdurulan özelleştirme uygulamaları sonucunda kamu kurumları daha ucuza satılmamış, TÜPRAŞ örneğinde olduğu gibi daha yüksek bedelle satışlar yapılmıştır. Özelleştirme konusu ise ucuza ya da pahalıya satılmasıyla ölçülemeyecek kadar büyük sonuçlara yol açan bir konudur.
Nükleer santraller
Özelleştirmeleri “engelleyenlerin” verdikleri zarara örnek olarak da nükleer santral yapımının geciktirilmesini gösteriyorsunuz. Nükleer santralların yapımının geciktirilmesinin sonucunda bugün doğalgaz ve petroldeki dalgalanmalara maruz kalmaya tahammül etmek zorunda olduğumuzdan, dünyadaki nükleer santral talebi nedeniyle de nükleer santral yapımının zaman alacağından bahsediyorsunuz. Bizim gibi kurumların görüşlerini değil, devletin kurumlarının görüşlerinin yer aldığı raporları dahi okusanız, bu yıl yaşanan doğalgaz krizinin sizin dediğiniz gibi nükleer santral yapılmamasının değil, “kamuya yatırımlardan el çektirilmesinin ve yapılan özelleştirme uygulamalarının” sonucu olduğunu göreceksiniz. Bugün TBMM’de bekletilen Sayıştay raporu enerji alanında yapılan özelleştirmeler sonucunda kamunun uğratıldığı milyarlarca dolarlık zararın belgeleriyle doludur. Elektrik Mühendisleri Odası, bu özelleştirme uygulamalarına karşı yıllardır mücadelesini sürdürmektedir. Bugün gelinen noktada, yargı ve devletin üst makamları, hatta iktidar tarafından bile haklılığımız kabul görmüştür.
Nükleer santralların yapımının gecikmesi nedeniyle enerjide sorun yaşandığını söyleyebilmek için önce Türkiye’nin enerji kaynaklarının potansiyelini ve bu potansiyelin ne kadarının nasıl değerlendirildiğini bilmek gerekir. Yapılan özelleştirme uygulamaları sonucunda kurulan doğalgaz çevrim santrallarına verilen alım garantileri nedeniyle bu ülkenin hidrolik santrallarının ve kömüre dayalı termik santrallarının çalışması durdurulmuştur. Bugün Türkiye su, kömür, güneş, rüzgar başta olmak üzere enerji kaynakları potansiyelinin üçte ikisini bile değerlendirememektedir.
Maskenin altındaki
2005 yılında 127 milyar kilovatsaatlik ekonomik hidroelektrik potansiyelin yalnızca yüzde 25.1’lik kısmı değerlendirilerek, 40.8 milyar kilovatsaat elektrik üretimi yapılmıştır. Türkiye, 9.4 milyar ton kömür rezervi büyüklüğü ile dünyada 11. sırada yer almaktadır. Kömürün elektrik üretimindeki payı ise 1998’lerdeki yüzde 40’lık düzeyinden yüzde 19’lara düşürülmüştür. Türkiye’nin 25 bin megavatın üzerinde rüzgar potansiyeli varken halen bunun 24 megavat gibi çok çok küçük bir kısmı değerlendirilebilmektedir. Ayrıca 2 bin 600 megavatlık jeotermal potansiyelin de yalnızca yüzde 4’ü kullanılmaktadır.
Tüm bu veriler ortada dururken, kurulumu ve sökülmesi yüksek maliyetler içeren, daha da önemlisi ne yapılacağı bilinemeyen zehirli atıklarıyla nükleer santralların altın tepsi içinde Türkiye’nin önüne sürülmesine yardımcı olacak bir yazıyı kaleme almış olmanız, asıl sizin maskenizin altındaki yüzü ortaya çıkarmaktadır.
“Özelleştirmeyi engelleyenler” tanımlamasıyla nükleer santral savunuculuğuna soyunmadan önce Türkiye’nin kaynaklarının neler olduğu ve bu kaynaklarının nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin bilimsel yazılara bir bakmanızını öneririz. Kaldı ki bugün Türkiye’de gündeme getirilen nükleer santralların elektrik üretimine katkısı, ne Türkiye’yi enerjide doğalgaz bağımlılığından kurtaracak, ne de enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün karşılanmasını sağlayacaktır. Kurulması düşünülen nükleer santrallar için harcanan emeğin çok daha azı yaklaşık yüzde 20’ler civarındaki kayıp-kaçak oranlarının azaltılması için harcansa, hiçbir harcama yapılmaksızın bu enerjinin sağlanabilmesi söz konusu olacaktır.
Birtakım çıkar gruplarının peşinden koştuğu politikaların kamu yararına olarak sunulmaya çalışılması, buna karşın bilimsel verilerle hareket eden bu işin uzmanı olan kişi ve kurumları karalayıcı bir tutum izlenmesinin gazetecilik mesleğiyle ne kadar bağdaştığı da kamuoyunca takdir edilmektedir. Demokratik bir toplumda her türlü fikrin açıklıkla ortaya konulabilmesi elbette var olması gereken bir haktır. Özelleştirmeyi savunuyor olabilirsiniz. Ancak görüşlerin savunulması, sizin gibi düşünmeyen saygın kişi ve kuruluşları, “hortumcu” olarak nitelendirebilecek bir düzeyde hakaret ölçüsüne vardırılması kabul edilemez bir tutumdur. Bu çerçevede yazınızı ve görüşlerinizi gözden geçirmenizini temenni ederiz.
Saygılarımızla,
Elektrik Mühendisleri Odası
39. Dönem Yönetim Kurulu


Başa dön


Vergi dolaylı, soygun direk
Hükümet zenginlere kurumlar ve gelir vergisi indirimleri getirirken, halktan dolaylı vergilerle bütçeye gelir sağlıyor. Ocak-şubat döneminde toplanan toplam 21.3 milyar YTL'lik verginin yüzde 59.6'sını dolaylı vergilerden sağladı. Dolaylı vergiler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28.8 oranında artarak 12.7 milyar YTL'ye ulaştı.
ANKA'nın Maliye Bakanlığı verilerinden yaptığı belirlemelere göre, ocak-şubat döneminde 21.3 milyar YTL vergi geliri elde edilirken, bunun 8.6 milyar YTL'sini gelir, kurumlar ve servet üzerinden alınan doğrudan vergiler, 12.7 milyar YTL'sini de dolaylı vergiler oluşturdu. Geçen yılın aynı döneminde ise 7.2 milyar YTL doğrudan, 9.8 milyar YTL de dolaylı vergi toplanmıştı. Ocak-şubat döneminde doğrudan vergiler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20.2, dolaylı vergiler ise yüzde 28.8 oranında arttı.
Geçen yılın ocak-şubat döneminde yüzde 42.1 olan dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı bu yıl yüzde 40.4'e düştü. Dolaylı vergilerin payı ise yüzde 57.9'dan yüzde 59.6'ya çıktı. Ocak-şubat dönemindeki toplam 12.7 milyar YTL olan dolaylı vergi gelirlerinin yüzde 39.4'üne denk gelen 5 milyar YTL'sini özel tüketim vergileri (ÖTV) oluşturdu. Geçen yılın aynı döneminde 4.3 milyar YTL olan ÖTV tahsilatı bu yıl yüzde 16.8 oranında arttı. ÖTV'nin 2.8 milyar YTL'yle büyük bölümünü petrol ve doğalgaz ürünlerinden alındı. Yılın ilk iki ayında sigaradan 1.2 milyar, yeni motorlu taşıt satın alanlardan 485.3 milyon, alkollü içkilerden 277.2 milyon, dayanıklı tüketim mallarından da 110 milyon YTL düzeyinde ÖTV alındı.
Pirinç için soruşturma açıldı
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), pirinç ithalatı mevzuatı konusunda ABD’nin Türkiye hakkındaki şikayetini incelemeye aldı. DTÖ kaynakları, Türkiye’nin pirinç ithalatına haksız kısıtlamalar getirerek ABD üreticilerini ve ihracatçılarını zarara uğrattığı yönündeki iddialarını soruşturmak için örgüt içinde bir komisyon görevlendirildiğini bildirdiler. DTÖ’deki Türk temsilcileri ise ABD’nin konuyu örgüt nezdine taşımasından üzüntü duyduklarını ve sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümünden yana olduklarını söylediler. Türkiye, pirinç ithalat mevzuatına düzenlemeler getirirken, ABD yönetimi yıllık 200 milyon dolarlık Türkiye pazarına ABD şirketlerinin girişinin engellendiğini iddia ediyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net