www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘KAYIP’ ÖĞRENCİLER!
Ankara’nın merkezi mahallelerinden İsmetpaşa’da bulunan Yahya Galip Kargı İlköğretim Okulu adeta hayalet okul görünümünde. Okulun 103 sürekli devamsız öğrencisi bulunuyor. Sürekli devamsızlara günlük devamsızlar da eklenince her gün yaklaşık 200 öğrenci okula gitmiyor. Eğitimciler bu durumun önüne geçemezken, okula gitmeyen öğrenciler suça itiliyor.

Kürt Konferansı’nda
   Leyla Zana tartışması

“Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları 1-Türkiye’nin Kürt Meselesi” başlıklı konferans dün Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusü’nde başladı.

Kordon otoyolu hortluyor mu?
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, yargı kararıyla yapımı durdurulan ve iptal edilen Kordon Otoyolu Projesi’nin bir parçası olarak gündeme gelen Konak Köprülü Kavşağı’nda ısrar ediyor. Köprülü kavşak yapımının son aşamaya gelmesi akıllara “Kordon Otoyolu Projesi yeniden mi gündeme getirilecek” sorusunu getiriyor.

Sorun, yoksulluk ve göç
   ekseninde tartışılmalı

Uzmanlar, Yahya Galip Kargı İlköğretim Okulu’ndaki tablonun, genel anlamda yoksulluğun ve devletin duyarsızlığının bir sonucu olduğunu söylediler.


‘KAYIP’ ÖĞRENCİLER!
Müge Tuzcuoğlu
Yahya Galip Kargı İlköğretim Okulu, Ankara Valiliği ile polis karakolunun hemen yanıbaşında olmasına karşın; uyuşturucu, fuhuş vb. suçlar ile dilencilik ve tarikatların kucağına bırakılmış 628 öğrencili bir okul.
Okulun bulunduğu İsmetpaşa 7 bin 500 nüfusu ile Başkent Ankara’nın merkezinde yer alan bir mahalle. Tarihi dokusu bulunan bölgedeki evlerin tamamı harabe halinde. Bentderesi boyunca kurulan evlerde büyük çoğunluğu giysi ticaretiyle uğraşan çingeneler, mevsimlik işçi Kürt aileler, genellikle gazinolarda çalışan Ordulular ve dilenciler yaşıyor. Sosyo-ekonomik düzeyi oldukça düşük olan yerleşim biriminde, suç oranı gün geçtikçe artıyor. Ankara’nın en önemli camiilerinden Hacıbayram Camii ve türbelerin yanında mahallenin genel yapısı büyük bir çelişki oluşturuyor. Bir başka çelişki de okul saati olmasına rağmen, sokaklarda gezinen ve oyun oynayan önlüklü çocuklar!
Mahalledeki yaşam!
İkili öğretimin yapıldığı okulda 24 eğitimci çalışıyor. Okulda ilk dönem 77 sürekli devamsız öğrenci bulunurken, bu sayı ikinci dönem 103’e yükselmiş. Günlük okula gelmeyen toplam öğrenci sayısı ise sürekli devamsızlarla 200’ü buluyor.
Bazı veliler ve okuldaki eğitimcilerin çabaları da öğrencilerin okula gitmeme isteğinin önüne geçemiyor.
İlköğretim çağındaki çocukların eğitimden kopuşunun en önemli nedeni olarak, mahalledeki yaşam koşulları gösteriliyor. Sokakta veya ev ortamında farklı bir yaşam tarzı ile karşılaşan çocuklar, “okulun gereksiz olduğunu, kendilerine bir gelecek hazırlayamayacağını, başka işler yapmaları gerektiğini” düşünerek, kendilerine farklı bir yol çizmek için okulla bağlarını koparıyorlar. Çalışma yaşamına katılmaları da öğrencilerin okuldan ayrılması için bir başka neden olarak gösteriliyor. Özellikle mevsimlik işçilik ve ticaretle uğraşan ailelerin çocukları okulu bırakıyorlar.
Mahallede ayrıca tarikatların etkisine de dikkat çekilirken; öğrencilerin sabah okula gidecekleri saatte, okulun önüne gelen bir servisle din okuluna gönderildikleri konuşuluyor. Daha önce gazetelere yansıyan bu olay; öğrenciler yeniden okula devam etseler bile “okuldakileri ‘dinsiz’ sayarak, küçük görmelerine”, “bu tarzdaki eğitime alışamamalarına” yol açıyor.
‘Oraya ait değilim’
Küçük bir grubu oluştursa da evlendirilen kız-erkek çocukları, aileleri korktuğu için okula gönderilmiyor. Maddi durumunu düzeltebilen ve mahalleden ayrılan ailelerin çocukları yeni okullarına alışamıyor ve “Oraya ait değilmişim” diyor. Bu mahalledeki çocukların ezici çoğunluğu eğitimini yarım bırakıyor. Okulda, son 15 yılda lise sınavlarını kazanan öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmezken, geçen yıl OKS’ye başvuran bile olmamış.
Fotoğraflarını çekmek için gittiğimiz mahallede, her sokakta öğrencilere rastlamak mümkün! Okul saati olmasına rağmen sokaklar önlükleriyle gezinen, oynayan, sohbet eden çocuklarla dolu. Öğle saatlerinde Hacı Bayram Camii’nin avlusunu dolduran çocuklar ya dileniyor ya da kağıt mendil satıyorlar. Konuştuğumuz çocuklar, okul ve okuldakilerle hiçbir sorunlarının olmadığını söylerken, gitmemelerinin tek nedenin “çevre” olduğunu dile getiriyorlar.
Bu duruma öğretmenler de çare bulamıyor. Ev ev gezerek velilerle görüşmeye çalışan eğitimciler, velilerin “Çocuk, sabah ‘okula gidiyorum’ diyerek evden çıkıyor. Dövüyorum, yine de okula gitmiyor” cevabıyla karşılaşıyor.
Eğitimciler dertli
İsmini vermek istemeyen bir eğitimci, ailelerin kız-erkek ayrımı yapmadığını çünkü diğer nedenlerin çok daha ağır bastığını söyledi. Dilencilik ve kağıt mendil satarak kazanılan paranın, durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirdiğini dile getiren eğitimci, “Çocuklar için dayak veya küfür gündelik şeyler. Kim para verirse o yöne gidebiliyorlar. Öyle bir zemin var ki; bütün yasadışı işler yapılabilir” diye konuştu.
Okul Müdürü Erol Karadağ da, devamsızlığın önüne geçemediklerini, okulda çözüm bulamadıklarını anlattı. Karadağ, çocuklar için en olumsuz etkenin çevre olduğunu, bu çevrenin dışına çıkmaları gerektiğini söyleyerek, çözüm için bölge yatılı okulları kurulmasını önerdi.
Geçtiğimiz günlerde mahalleye giderek, evleri dolaştığını öğrendiğimiz Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürü Fikret Yılmaz ise sorularımızı yanıtlamaktan kaçındı.


Başa dön


Kürt Konferansı’nda
   Leyla Zana tartışması
“Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları 1-Türkiye’nin Kürt Meselesi” başlıklı konferans dün Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusü’nde başladı. Konferansın ilk gününe DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Konferans Düzenleme Komitesi’nde yer alan Ümit Fırat arasında yaşanan Leyla Zana tartışmaları damgasını vurdu. Hürriyet gazetesine verdiği demeçte “Şiddetin çözüm olmadığını herkesin çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle Leyla Zana gibi isimleri çağırmadık” ifadelerine karşılık Türk, “Sözlerime kavga ederek başlıyorum” dedi.
Toplam 9 panelin gerçekleşeceği konferansta “Türkiye’de azınlıklar ve Kürt sorunu” masaya yatırılacak. Herhangi bir tepkiye karşın polis kampus kapısında yığınak yaptı, Çevik Kuvvet ekipleri ve panzerler üniversite çevresinde önlem aldı. Tüm katılımcılar üst aramalarından geçirilip listelerde adlarının teyit edilmesinin ardından salona alındı. Sempozyum İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Belge’nin Düzenleme Kurulu adına yaptığı konuşma ile başladı. Belge, toplantıyı Helsinki Yurttaşlar Derneği ile Empati Grubu’nun ortaklaşa düzenlediğini belirterek, “fikir babasının” ise Empati Grubu olduğunu söyledi. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin 1990’lı yıllarda bir otelde yaptığı toplantıda “Türk ve Kürt aydınları bir araya getirdiğini” belirten Belge, “Türkiye’de, bütün dünyada olduğu gibi bazı şeyler gelişiyor ve ilerliyor. Sözünü ettiğim toplantıda, otelin etrafını saran polisler yoktu. Şimdi otelden üniversiteye geldik.
Koruma kordonlarıyla geldik. Herhalde değişim sancılı bir şey. Bazı sancılar oluyorsa değişim de oluyor demektir” dedi.
Protestolar vardı
Konferansın başladığı saatlerde de Bedri Baykam başkanlığında üniversite önüne gelen “Yurtsever Hareket” isimli topluluk sempozyumu protesto etti. Kampus önüne gelen Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkan Yardımcısı Reşit Deli de sempozyuma davet edildiğini ancak Melik Fırat’ın çağrılmadığını belirterek gazetecilere sempozyumu protesto eden bildiriler dağıttı. Deli, sempozyumun yanlı düzenlediğini savundu.
Gergin anlar
“Örgütlenmeler ve Deneyimler” başlıklı panelde ise gergin anlar yaşandı. Oturum Başkanlığı’nı Ümit Fırat’ın yaptığı panelde konuşmacı olan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Fırat’ın Hürriyet gazetesine verdiği demeci hatırlattı. Fırat’ın “Şiddetin çözüm olmadığını herkesin çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle Leyla Zana gibi isimleri çağırmadık” ifadelerini eleştiren Türk, “Sözlerime kavga ederek başlamak istiyorum. Leyla Zana’ya yönelik bu sözler daha başlamadan konferansı tartışmalı hale getirmiştir. Bu doğru bir davranış değildir” dedi. Türk’ün sözleri üzerine Fırat, Hürriyet gazetesinin Sefa Kaplan imzası ile yayınlanan haberinin “yalan” olduğunu savundu. Fırat’ın açıklamasının üzerine ise salonda konferansı izleyen Gazeteci Sefa Kaplan, “Yalan haber ağır bir ithamdır. Söyledikleriniz ben de kayıtlı. Siz bunların hepsini söylediniz” diye konuştu. Fırat, bu kez de “Zana için bir şey söylemedim” dedi. Panel sunumların yapılması ile devam etti.
2 günlük toplantıda, “Kürt Meselesinin Evrimi ve Tarihi Arka Plan”, “Örgütlenmeler ve Deneyimler”, “Göçler, Psikolojik ve Sosyal Sonuçları”, “Milliyetçilik”, “Irak Deneyimi ve Bölgesel Etkileri”, “Kimlik Hakları, Sosyal ve Kültürel Boyut”, “Azınlık Kavramı”, “Kürt Meselesi ve Devlet Politikaları” ile “Kürt Meselesi ve Medya” başlıklı paneller yapılacak.


Başa dön


Kordon otoyolu hortluyor mu?
Ozan Sürücü
Geçmiş yıllarda Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın gündeme getirdiği ve İzmir’de bulunan demokratik kitle örgütü ve meslek odalarının karşı çıkarak yapılmasını engelledikleri Kordon Otoyolu Projesi’nin bir parçası olan Konak Köprülü Kavşağı inşaatı son aşamaya geldi. Altınyol-Alsancak bağlantı noktasındaki Meles deltasından başlayıp, İzmir Limanı’nın önünden Kordon’a deniz kıyısından ulaşan ve buradan da Konak Köprülü Kavşağı ile Varyant’a bağlanan otoyol projesi yargı kararıyla iptal edilmişti.
Bakanlığın, yargı kararıyla iptal edilen bir projenin devamı olan ancak farklı bir projeymiş gibi gösterilmeye çalışılan köprülü kavşak inşaatında ısrar etmesi akıllara, “Kordon otoyolu yeniden mi gündeme getirilecek” sorusunu getiriyor. Geçtiğimiz aylarda gazetelerde çıkan haberlerle bakanlığın Kordon Otoyolu Projesi’ni yeniden gündeme getirmesine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da sert bir yanıt vermişti.
Kordon Otoyolu Projesi’nin, kentin ulaşım ve planlama kararlarına karşıt bir proje olması nedeniyle karşı çıkan Şehir Plancıları Odası ve diğer çevre örgütleri, projenin deniz ulaşımına zarar vereceğini, kıyı kullanımının yayalara dönük ihtiyaçlarını yok saydığını ve şehir içi ulaşıma yarardan çok zarar getireceğini savunuyor.
İzmir’de projeye karşı aralarında hukukçuların ve şehir plancılarının da bulunduğu Konak Köprülü Kavşağı Önleme Grubu kuruldu. Girişim grubu adına görüştüğümüz Şehir Plancısı Tuncay Karaçorlu, projenin planlama değerlerine, hukuka ve toplum yararına aykırı olduğunu savunuyor.
Proje Kordon Otoyolu’nun devamı
Kentin ulaşım kararlarına uymayan ve hiçbir sorununu çözemeyecek projenin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından kente dayatıldığını söyleyen Karaçorlu, “Köprülü kavşak inşaatı ilk olarak otoyol projesinin bir parçası olarak gündeme geldi ve inşaatın bitmesiyle birlikte otoyol projesine zemin hazırlanacağını düşünüyorum” diyor.
“Bu projeye sadece, Konak Meydanı’nda, meydan kullanımına, tarihsel değerlere ve ulaşıma yapacağı olumsuz etkiler nedeniyle değil, tamamlanması ve yaşama geçmesi durumunda, beraberinde kordon otoyolunun yeniden yaşama geçirilmesi tartışmalarını gündeme getireceği için de karşı çıkıyoruz” diyen Karaçorlu, Bu nedenle, proje hangi aşamada olursa olsun, durdurulması ve iptal edilmesi için gerekli mücadelenin verilmesi gerektiğini söylüyor. İlk etapta yürütmenin durdurulması ve sonrasında projenin iptal edilmesi talebiyle, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine açıldığını belirten Karaçorlu, “Aslında hukuksal olarak böyle bir dava açıldığında uygulamanın durdurulması ve dava sonucunun beklenmesi gerekiyor. Ama çalışmalar son aşamaya gelmesine rağmen inşaat hâlâ durdurulmadı” diyor. Karaçorlu, İzmir İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı vermesinin ardından davanın Danıştay’a götürüldüğünü ifade ediyor.
‘İnşaat ihalesiz verildi!’
Köprülü kavşak projesinin yasadışı özellikler taşıdığını savunan Karaçorlu, “Bu uygulama Kıyı Kanunu, İmar Yasası ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılıklar taşıyor. İnşaat, Kordon Otoyolu Projesi’nin bir parçası olarak gündeme geldiği için ihalesiz bir biçimde Bayındır İnşaat’a verildi. Kordon Otoyolu ile ilgili yargı kararları bu kadar açık ve netken bu projenin bir parçası köprülü kavşak inşaatı devam ediyor” diyor.
Bu konuda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma İzmir 1 No’lu Kurul’un da suç işleyen kurumlar arasında olduğunu söyleyen Karaçorlu, “Kurul, bu projeyi onaylamakla önceki kurul kararlarını hiçe sayıyor. Bakanlık otoyol yapım şirketlerinin bir temsilcisi gibi davranıyor, bu konuda kimseyi dinlemiyor” diyor.
Büyükşehir Belediyesi’nin de ilk etapta Kordon Otoyolu Projesi’ne karşı kararlı bir tavrı olduğunu söyleyen Karaçorlu, “Ama Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın dayatmaları karşısında bu net ve kararlı duruşunu sergileyemez duruma geldi. Bakanlık, Konak Alt Geçit Projesi’ni onaylamamak gibi tehditlerle Büyükşehir Belediyesi’ni de tavır alamaz konuma getirdi” diyor.

Yol inşaatında hukuk hiçe sayılıyor
Karadenizin salih yolu Fındıklı Aksu geçişiyle ilgili mahkemenin üç ayrı iptal kararına rağmen yol inşaatı yeniden başladı. Mahkemenin yürütmeyi durdurma ve iptal kararına rağmen Karadeniz sahil yolu Aksu geçişindeki dolgu inşaatı yeniden başladı. Yargı kararına rağmen önce Fındıklı Belediye Meclisi’nin ardından Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu da inşaata olur kararı verdi. Konuyla ilgili Karadeniz Sahilleri Koruma Platformu tarafından yapılan açıklamada, daha önce mahkemenin yol yapımıyla ilgili çalışmayı durdurma kararı aldığı hatırlatılarak, son olarak Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı durdurma kararına rağmen sahil dolgu işleminin devam ettiği belirtildi. Açıklamada, yapılan yol çalışmasının yargı kararına rağmen devam eden inşaatının bir an önce durdurulması istendi. Açıklamada, yargı kararlarını yok sayarak, dolgu imar planını onaylayan yetkililer ve mahkeme kararına karşın SİT alanı olan Aksu sahillerinde dolgu işlemleri başlatan 10. Bölge Müdürlüğü yetkilileri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi. Bu arada Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın mahkemenin iptal kararına rağmen sahilyolu dolgu planını onayladığı ortaya çıktı.


Başa dön


Sorun, yoksulluk ve göç
   ekseninde tartışılmalı
Yahya Galip Kargı İlköğretim Okulu’nun durumu, eğitim sistemindeki bir aksaklığı gözler önüne sererken, konuya ilişkin olarak eğitimcilerden farklı yorumlar geldi.
“Haydi Kızlar Okula” gibi projelerle, çocuklarını okula göndermeyen ailelere yaptırım uygulayabilen devletin, böylesi bir durumda ise halihazırda bir projesi yok. Zaten bu durum; Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Milli Eğitim Bakanlığı’na kadar birçok kuruma iletilmesine rağmen bir çıkış yolu ortaya konulamıyor.
Eğitimcilerin çaresiz kaldığı bu tabloyu, uzmanlara sorduk.
Sağdıç: Devlet yerinde çözmeli
Eğitim Sen Merkez Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Sağdıç, öğrencilerin okula devam etmemeleri sorununu devletin yerinde çözmesi gerektiğine işaret ederek, “İnsanları kentsel yaşama kazanma bakımından; yerleşim yerlerinin yenilenmesi, kent kültürünün gerektirdiği altyapı hizmetleri, ekonomik durumların düzeltilmesi ve istihdam sağlanmasına ihtiyaç var” diye konuştu. Devletin, yapması gerekenleri yapmadığı için bir projesi de olmadığını ifade eden Sağdıç, “Zaman zaman düzenlenen kampanyalarla olacak şey değil bunlar. Önce devlet kendi okullarını cazip hale getirecek. Okul, artıdan masraf edilen bir kurum. Bunu ailelerin kaldırmaya gücü yok. Öğrenci aç karnıyla ve yırtık ayakkabıyla soğukta üşüyerek okula gidiyorsa, onun için cazip olan mendil satıp karnını doyurmaktır” dedi.
Altuntaş: Alt kültür meselesi
Sosyal hizmet uzmanı Betül Altuntaş, ilköğretim okulundaki durumun, yoksulluğun yeni halleri ile oldukça örtüşük olduğunu ifade ederek, “ ‘Yeni Yoksulluk’ tartışması tam da bu gruplar için ‘under class’ tanımlamasını kullanıyor. Yani alt sınıf. Son dönem tartışmalarda ağırlıklı biçimde yerini bulan bu kavram bugüne değin genellikle Latin Amerika gibi üçüncü dünya ülkelerinin yoksullarını tanımlamak için kullanılırdı” değerlendirmesinde bulundu. Neoliberal iktisadi politikalar, zorunlu göç gibi süreçlerin ardından yoksullluğun şekil değiştirdiğinin görüldüğünü vurgulayan Altuntaş, İsmetpaşa Mahallesi’nin; Ankara’daki diğer yoksul mahallelerden, yarattığı alt kültür, yoksulluğun aynı zamanda kirlenmiş kısmı, madde bağımlılığı, suç oranlarında yükselme gibi özellikleri ile farklılaştığına dikkat çekti. Altuntaş bu yüzden soruna salt yoksulluk eksenli bakmamak, alt kültür açısından da yanıtlar bulmaya çalışmak gerektiğini söyledi.
Prof. Yeşilyaprak: Yaklaşıma bağlı
Halkevleri gençlere destek istiyor
Halkevleri, Başbakan’a yumurta attıkları gerekçesiyle, haklarında 13 yıla kadar hapis istenen 9 Halkevcinin serbest bırakılmaları için demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, odaları ve sendikaları destek vermeye çağırdı. Halkevleri binasında yapılan basın toplantısında konuşan Halkevleri 9. Bölge Temsilcisi Sevil Ulaş, Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının direktifiyle tutuklanan 5 Halkevcinin Mersin E Tipi Cezaevi’nde hukuksuz bir şekilde tutulduğunu söyledi. Yumurta atma eylemini Yargıtay’ın demokratik hak saydığını söyleyen Ulaş “Polise göre, ‘devletin düzenini değiştirmek, bütünlüğü bozmak, devlet otoritesini ele geçirmek, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarıyla yargılanmalı” diye konuştu. Kendilerinin bölücülükle suçlandığını ifade eden Ulaş “Haykırdığımız talepler ezenle ezilenler arasında, esnek ve güvencesiz çalıştırmak isteyenlerle, güvenceli gelecek insanca yaşam isteyenler arasında bir saflaşma yaratıyorsa onları korkuttuğu içindir” diye devam etti. Asıl yargılanması gerekenlerin AKP ve Tayyip Erdoğan olduğunu aktaran Ulaş “Emeğimize ve ülkemize, onurumuza sahip çıkmak için tüm halkımızı ve demokratik kitle örgütlerimizi, partileri, davamıza destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net