www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Şüpheli: Bolu Tugayı
   Suç yeri: Alacaköy
   Suç: Gözaltında kayıp

Görevsizlik kararı vererek toplu mezar dosyasını askeri savcılığa gönderen Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekçeli kararında çarpıcı ifadeler kullandı. Başsavcılık, Bolu Komando Tugayı’na bağlı görevlileri “şüpheli” tespit ederken, suç yerini; “Kulp ilçesi Alacaköy”, suçu ise “Gözaltında kayıp” olarak gösterdi.

Katedilecek daha çok yol var
Dünyada ve Türkiye’de yapılan araştırmalara göre, kadın-erkek eşitliği için daha katedilmesi gereken çok uzun bir yol var. İstatistikler, Türkiye’de ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel şiddet uygulandığını, her 4 kadından birinin okuma yazma bilmediğini gösteriyor. Dünyada her 5 kadından biri tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor.

Adama göre iş mi yaratılıyor?
Boş kadronun ve görevden alınan herhangi bir kimsenin olmadığı bir yere ‘kamu yararı’ gerekçesiyle görevlendirme yapıldı. Fakat görevlendirilen kişi, şube müdürlüğü yapabilmesi için gereken kriterleri taşımıyor. Ne görevde yükselme sınavına girmiş, ne lisans mezunu, ne de en az iki yıl yöneticilik yapmış olması zorunluluğuna uygun... Bu şekilde nasıl ve niye atandı?

Newyork’tan Bursa’ya -3-
   Ev içi baskı, şiddet, yoksulluk,
   istenmeyen evlilikler; İNTİHAR

Yılların görmüş geçirmişliğiyle yorumluyorlar kadın intiharlarını Batmanlı kadınlar: Ev içi zulüm, baskı, şiddet, yoksulluk ve istenmeyen evlilikler... Yaşadıkları sorunlardan çıkış yolunu kadın dayanışmasında ve eşitlik mücadelesinde görüyorlar.


Şüpheli: Bolu Tugayı
   Suç yeri: Alacaköy
   Suç: Gözaltında kayıp
Hikmet Erden
Diyarbakır Kulp’a bağlı Alacaköy’de 1993 yılında gözaltına alınan ve kemikleri toplu bir mezarda bulunan 11 köylü davasında yeni bir aşamaya girildi. Geçtiğimiz günlerde görevsizlik kararı vererek dosyayı askeri savcılığa gönderen Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırlık soruşturması tutanaklarında dikkat çekici bilgilere yer verildi.
Dosyanın askeri savcılığa gönderilmesinin gerekçeleri arasında, Bolu 2. Komando Tugayı’na bağlı askerlerin söz konusu tarih ve yerde operasyon gerçekleştirdiklerine ilişkin yazıya yer verilirken, Tugaya bağlı askerler “şüpheli” olarak tanımlandı.
Bolu Komando Tugayı’nın 9 Ekim 1993’te Kulp’a bağlı Alacaköy’de yürüttüğü operasyon esnasında askerlerce gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 11 köylüye ait kemiklerin bulunmasının ardından dava yeni bir aşamaya girerken, dosyayı inceleyen Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı ise geçtiğimiz günlerde soruşturma dosyasına “görevsizlik kararı” vererek 7. Kolordu Askeri Savcılığı’na gönderdi.
Savcılığın hazırladığı ve yaşamını yitiren köylülerin yakınlarına ulaşan gerekçeli kararda ise, olayla ilgili dikkat çekici ifadelere yer verildi. Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı 1 ve 2. Tabur Komutanlığı görevlilerinin “şüpheliler” olarak ifade edildiği hazırlık soruşturması belgesinde, suç yeri “Kulp ilçesi Alacaköy”, suç ise “Gözaltında kayıp” şeklinde ifade edildi.
‘Bolu Tugayı operasyon düzenledi’
Kulp Savcılığı’nın hazırlık soruşturması dosyasına, dikkat çekici bir yazışma da konuldu.
Hazırlık soruşturması dosyasında yer alan ve Van Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın, Kulp Savcılığı’na gönderdiği 3 Nisan 2000 tarihli yazışmada şu ifadeler yer alıyor: “1993 yılı Ekim ayında Kulp ilçesi Alaca köyünde geniş bir alanı kapsayan operasyon icra edildi, operasyon Bolu 2. Tugay Komutanlığı’nın 1 ve 2. taburlarından birer komando bölüğü tarafından gerçekleştirildi.”
Kulp Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında bilgi aldığı ve hazırlık dosyasında yer verdiği OHAL Bölge Valiliği’nin 22 Haziran 1994 tarihli yazısında ise, Kulp Mekanize Tugay Komutanlığı ile Kulp Jandarma Komutanlığı’na bağlı askerlerin o dönemde Kulp genelinde operasyon halinde olduğu bildiriliyor.
Tugay arşivi su altında kaldı!
Hazırlık soruşturması dosyasında yer verilen bilgilere göre, Bolu 2. Tugay Komutanlığı ise, söz konusu tarihte Alacaköy’de operasyon yapıp yapmadıklarına dair savcılığın bilgi istemine 8 Mart 2000 tarihinde şu yanıtı verdi: “Bolu Tugayı’nın Kulp Alaca köyünde operasyon icra edip etmediği hususunda, 12 Kasım Düzce Depremi’nde Tugay arşivinin bulunduğu binanın sular altında kalması nedeniyle yeterli bilgiye ulaşılmadı.”

AVUKAT YALÇINDAĞ: ADRES NETLEŞTİ
Kulp Savcılığı’nın gerekçeli kararını değerlendiren İHD Genel Başkan Yardımcısı ve 11 köylünün yakınlarının avukatı Reyhan Yalçındağ, “Kulp Savcılığı’nın görevsizlik kararı elimize ulaştı. Bizim ‘93 yılından bugüne kadar ve yargılamanın her aşamasında yine AİHM’de de söylediğimiz, ‘Failler Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı’nın 1 ve 2. taburları idi’ şeklindeki ifademiz bu soruşturma ile bir kez daha kanıtlanmıştır” dedi.
Van Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın Kulp Savcılığı’na gönderdiği yazının adresi net bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Yalçındağ, bunun yeterli bir delil olduğu ve köylülerin ifadesini de doğruladığını belirtti.
Dönemin Bolu Tugay Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ün “Şenyayla bölgesinde operasyon yapıldı” şeklindeki beyanlarının da soruşturmanın resmi tutanaklara geçtiğine işaret eden Yalçındağ, “Bir diğer önemli husus ise, Arif Sakık’ın beyanlarına dayanılarak Kulp dosyası Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiştir. Gönderilmesindeki amaç, ‘Örgüt mü yapmıştır’ bakış açısıydı. Tabi deliller bulunmadığı için Bolu Jandarma Tugayı yine ordaki soruşturmada da kesinleşmiştir” şeklinde konuştu.
Dosyanın 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na gönderildiği ve bu aşamadan sonra çok hızlı bir şekilde dava açılmasını isteyen Yalçındağ, dosyada şüpheli olarak adı geçenlerin tamamının adreslerinin tespit edilerek sorgulanması gerektiğini belirtti.

BAŞSAVCILIĞIN GEREKÇELİ KARARI SAKIK’IN İDDİALARI ASILSIZ
Kulp Savcılığı, 11 Kasım 2004 yılında Alaca köyü Kepir mezrası mevkiinde bulunan kemik ve kayıp yakınlarından alınan doku örneklerini alarak DNA testi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği ve örneklerin incelenmesi sonucu kemiklerin yüzde 99 kayıp M. Salih Akdeniz ile Behçet Tutuş’a ait olduğu hatırlatılarak, itirafçı Arif Sakık’ın gözaltında kaybolanların “PKK tarafından öldürüldü” şeklindeki beyanlarında ise somut bir delilin bulunmadığı ve dönemin Bolu Tugay Komutanı Yavuz Ertürk’ün “Operasyon görevlerinin Jandarma Asayiş Komutanlığı tarafından verildiği, Şenyayla bölgesinde operasyon yapıldığı” şeklindeki beyanlarına dayanılarak Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından “görevsizlik kararı” verilerek dosyanın Kulp Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildiği gerekçeli kararda belirtildi.
ERTÜRK’ÜN, ‘OPERASYON YAPILDI’ İFADESİ
Kulp Savcılığı, dosya gönderme nedenlerini sıralarken, 11 köylünün 9 Ekim 1993 tarihinde askerler tarafından gözaltına alınmaları ve köylülerin yakınlarının da gözaltı ile ilgili beyanlarını gerekçe olarak gösterdi. Diğer gerekçeleri arasında ayrıca Van Jandarma Komutanlığı’nın olay tarihinde Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı’na bağlı askerlerin olay yerinde operasyon yapmaları ile Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Yavuz Ertürk’ün 1993 yılında verdiği “Operasyon görevlerinin Jandarma Asayiş Komutanlığı tarafından verildiği, Şenyayla bölgesinde operasyon yapıldığı” şeklindeki beyanları gösterildi.
AİHM KARARI
Hazırlık dosyasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 31 Mayıs 2001 tarihinde olayla ilgili verdiği kararda 11 köylünün operasyon esnasında gözaltına alınarak öldürüldükleri yönünde ulaştığı kanaate de yer veren Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı, 353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Yasası’nın 9. maddesini de dayanak yapıp görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır 7. Kolordu Askeri Savcılığı’na gönderdi.


Başa dön


Katedilecek daha çok yol var
Kadınlar, bu yıl da sorunlarıyla Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamaya hazırlanıyor.
Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün 5 coğrafi bölgeyi temsilen 12 ili kapsayan “Aile İçi Şiddetin Sebep ve Sonuçları” araştırmasına göre, ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel şiddet, yüzde 53’ünde de sözlü şiddet uygulanıyor. Bu ailelerde çocukların yüzde 46’sı da fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şiddete uğrayanların yüzde 80’i, gördükleri şiddet karşısında yapılacak bir şey olmadığına inanıyor.
Kendisine itaat etmemesi durumunda kadını dövmeyi hak olarak gören erkeklerin oranı yüzde 45’lere ulaşırken, aile içi suçların yüzde 87’si, kadınlara karşı işleniyor. Kadınlar, şiddeti yakınındaki erkeklerden ya da aile bireylerinden görüyor. Çalışabilir kadınlardan ancak 3’te birinin istihdam edildiği Türkiye’de 5 milyon sigortalının yüzde 12’sini kadınlar oluşturuyor. Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6’sı çalışmıyor.
Ankara Tabip Odası İşyeri Hekimliği Uzmanı Dr. Vahide Bilir’in, Belediye-İş Sendikası tarafından 2005 yılında yapılan araştırma sonucuna dayanarak verdiği bilgiye göre, dünyada 3 milyar kadın yaşıyor ve her yıl yarım milyondan fazla kadın doğum sırasında yaşamını yitiriyor.
DÜNYADA KADIN
  • Dünya genelindeki mültecilerin yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor,
  • Her 3 kadından biri şiddete maruz kalıyor, her 5 kadından biri tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı,
  • Yoksulluk giderek ‘kadınlaşıyor’. Yeryüzündeki mutlak yoksulluk sınırındaki 1.5 milyar kişinin yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor,
  • Dünyadaki işlerin yüzde 60’ını yapan kadınlar, toplam gelirin yüzde 10’una, dünya üzerindeki mal varlığının ise yüzde 1’ine sahipler.
    TÜRKİYE’DE KADIN
  • Okur yazar olmayan yaklaşık 7.5 milyon kişinin 6 milyonunu kız çocukları ve kadınlar oluşturuyor,
  • Her 4 kadından biri okuma yazma bilmiyor. Kadınların sadece yüzde 3.9’u üniversite mezunu,
  • Türkiye’de nüfusun yarısı kadın olmasına karşın TBMM’de milletvekili oranı yüzde 4.4, yerel yönetimlerde kadın temsil oranı ise binde 5. Kadın kazancı erkek kazancından yüzde 40 daha az,
  • Kadınlara yönelik şiddet eylemlerinin en belirgin nedeni, toplumda kabul gören genel ahlak ve namus anlayışından kaynaklanıyor.
    GÜZEL ÖRNEKLER DE VAR
  • Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı araştırma üniversite ve yüksek eğitim kurumlarında görev yapan kadın öğretim elemanlarının tüm öğretim elemanlarına oranının, yüzde 33.1 olduğunu ortaya koyuyor,
  • Baroya kayıtlı avukatların 3’te birini kadınlar oluşturuyor,
  • Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Soysal, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zehra Seyfikli ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Semra Ülkü kariyerlerinin zirvesine çıkmayı başaran kadınlar arasında yer alıyor.


    Başa dön


    Adama göre iş mi yaratılıyor?
    Emine Uyar
    AKP Hükümeti döneminde sık sık gündeme gelen, “adam kayırma”, “kadrolaşma” uygulamaları yeni bir boyut kazandı. İşlerin yolunda gittiği, boş kadronun ve görevden alınan herhangi bir kimsenin olmadığı bir yere ‘kamu yararı’ gerekçesiyle görevlendirme yapıldı.
    Balçova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 19 Şubat’ta gönderilen yazıda, “İlçeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki iş ve işlemlerin daha etkin ve verimli yürütülebilmesi bakımından kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek ilimiz Gaziemir İlçesi Emlak Bankası Atatürk İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni ve Müdür Başyardımcısı Necdet Erkoca’nın 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu gereğince İlçeniz Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürlüğü görevini yürütmek üzere görevlendirilmesi Valilik Makamının ilgi (b) onayı ile uygun görülmüştür” deniliyor.
    İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nü Hasan Ali Çiçek’in yaptığı Balçova’da iki tane şube müdürü kadrosu var. Halen bu görevi yürüten şube müdürlerinden birisi 28 yıllık idareci Ferda Sarıyer, diğeri de meslekte 32 yılı geride bırakan ve 10 yıldır da şube müdürlüğü yapan Orhan Emiral.
    Bu üç idareci tarafından işlerin yürütüldüğü Balçova’daki okullar ve bu okullarda okuyan öğrenciler mevcut eğitim-öğretim sistemi içerisinde oldukça başarılı görünüyor. ÖSS ve OKS sıralamasında 2005 yılı sonuçlarına göre Balçova, İzmir’in 28 ilçesinde ikinci sırada bulunuyor. Sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerde de il ve Türkiye dereceleri mevcut. Dolayısı ile görevlendirme yazısındaki, “iş ve işlemlerin daha etkin ve verimli yürütülebilmesi ve kamu yararı” gerekçelerinin dayanağı bulunmuyor. Balçova İlçe Milli Eğitim’de yürütülen işlemlerle ilgili olarak herhangi bir uyarı, eleştiri, soruşturma yazısı da söz konusu değil.
    Ayrıca Valilik Makamı’nın onayı ile yapıldığı söylenen bu görevlendirme ile ilgili, normal koşullarda görevlendirme yazısı ile birlikte gelmesi gereken valilik oluru yazısı da ortada yok.
    Vali adına Müdür Yardımcısı Gürsel Öztürk’ün imzasının bulunduğu görevlendirme yazısında, görevlendirmenin 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun hangi maddesi gereğince yapıldığı da belirtilmemiş.
    Müdürlüğü yasal değil
    Ayrıca görevlendirilen kişinin şube müdürlüğü yapabilmesi için görevde yükselme sınavına girmesi gerekiyor ve bu sınava lisans mezunları girebiliyor. Ayrıca en az iki yıl yöneticilik görevi yapmış olması gerekiyor. Söz konusu görevlendirmeye konu olan kişi ise bu özellikleri taşımıyor.
    “Kamu yararı” öne sürülerek başka bir ilçeden Balçova Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görevlendirilen bir kişinin daha sonra atamasının yapılması durumunda bunun bir ilk olacağı ve devamının geleceği belirtiliyor.
    Dikkat çeken bir başka nokta da Balçova’da şube müdürü olarak görevlendirilmek istenen kişinin, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde şef olarak görev yapan bir memurun eşi olması. Bu da akıllara, bu uygulama, “Bir şeylerin karşılığı mı acaba?” sorusunu getiriyor.


    Başa dön


    Newyork’tan Bursa’ya -3-
       Ev içi baskı, şiddet, yoksulluk, istenmeyen evlilikler;
       İNTİHAR
    Derya Karaçoban
    Yılların görmüş geçirmişliğiyle yorumluyorlar kadın intiharlarını Batmanlı kadınlar: Ev içi zulüm, baskı, şiddet, yoksulluk ve istenmeyen evlilikler... Yaşadıkları sorunlardan çıkış yolunu kadın dayanışmasında ve eşitlik mücadelesinde görüyorlar.
    “Kızımı 13 yaşında evlendirdim. Paramız yoktu. Oğlumun evlenmesi için başlık parası yoktu. Ve berdel usulüyle verdik kızımı. Daha bir çocuktu. Evlendi, üç çocuğu oldu. Şimdi 22 yaşında. Bir ay önce intihar girişiminde bulundu. Eşi üzerine bir Rus kadını getirmişti kuma olarak. Bunu kaldıramadı kızım. Adama boşanacağını söyleyince de kızımı tehdit eti. Telefon görüşmesinden sonra intihar girişiminde bulundu. Böyle bir şeyi kaldıracak gücü yoktu yavrumun” diyor 55 yaşındaki Zeynep Turan.
    MADALYONUN İKİ YÜZÜ
    Batman’ın İpragaz Mahallesi’nde oturan Turan da kızı gibi, daha 13’ündeyken ve berdel usulü evlenmiş. Kendisinden 20 yaş büyük birine kuma gitmiş, ancak bunu gelin gittikten 6 ay sonra öğrenmiş. Bir ömür “ısınamadığı” eşini 13 yıl önce yitirmiş.
    Hayatını çevresindekilerin yardımıyla sürdüren Turan, bir kadın olarak arkasına baktığı zaman, ezilmenin bıraktıklarından başka bir şey göremiyor. Turan ile aynı mahallede oturduğu Rojda Kaya bir madalyonun iki yüzü gibiler. Biri yıllarca kadın olarak başına gelenlere susmuş, daha doğrusu susmak zorunda kalmış. Diğeri mücadele ederek baskılara karşı durmuş.
    ÇIKIŞ YOLU BULAMIYORLAR
    Rojda Kaya sözü alarak, çevresinde tanık olduğu olayları anlatıyor. Ünivesiteli bir genç kızın yaşlı dede ve ninesinin giyiminden, okumasına kadar yaptıkları baskılara dayanmayarak yedinci kattan atlayışını... Hizbullahçılar tarafından kaçırılan amca kızını... Bakkal dükkanında tüpçüyle işi gereği konuştu diye dayısı tarafından öldüresiye dövülen kızın öyküsü bir bir dökülüyor dudaklarından. “Bu kızlar intihar etmesin de ne yapsın? Başka çıkış yolları mı vardı?” diye soruyor.
    DAYANIŞMA GEREKLİ
    “Kız okula gidiyor, sonra abisi diyor sen okula gitmeyeceksin. Büyüdün, okulu bırakacaksın. Kıza eğer amcaoğlu, akrabası talipliyse mümkünü yok başkasına vermezler. Kızların erkeklerle gezmesi normal aslında. Ama ben kızımın gezmesine izin vermem. Kızımın hakkı ama ben istemem. Kızım erkeklerle gezerse benim zoruma gider. İzin versem de çevre tepki gösterir. Kızımın namusu olmaktan çıkar her şey. Ailenin namusu söz konusu olur. O utançla insan içine çıkılabilir mi? Benim kız biriyle gezse öldürürüm. Kızımı boğarım izin vermem” dese de, tüm bu baskılara karşı tek çıkış yolunun mücadele etmek oluğunun farkında.
    “Birlik olmalı. Bu zulme karşı kadınlar dayanışma içinde olmalı” diyor, “El ele vermeli, bilinçlenmeliyiz. Bunu yapmadığımız sürece biz kuma da oluruz, okumayız da, dayak da yeriz, tüm zulümleri görürüz.” Zeynep Turan ise ellerini iki yana açarak, “Gençler daha iyi bilir” demekle yetiniyor.

    Diyarbakır’daki Akyıl Tekstil Fabrikası işçileri, geçtiğimiz yıl ekim ayında ödenmeyen altı aylık ücretleri, mesai ücretlerinin ödenmemesi, sigortalarının düzenli yatırılması ve insanca çalışma koşulları talepleriyle greve gitti. Tıpkı 1857 8 Mart’ında, benzer taleplerle greve giden New Yorklu dokuma işçisi kadınlar gibi.
    Yıllardır bölgenin en büyük fabrikası konumundaki Akyıl’da çalışmak işçiler için bir nimetti. Çünkü işçilerin Akyıl’dan başka sürekli çalışacağı işletme sayısı parmakla sayılacak kadar az. İşçiler yıllardır patronların yüzlerine vurduğu “Akyıl’da çalışmak nimet” sözünün etkisi altında, işten atılma korkusuyla, her söylenene, verilmeyen ücretlerine, olur olmaz mesaiye kalmalara ve sigortalarının yatırılmamasına sesiz kaldılar.
    Sendika mı? Bir yıl önce çoğunluğu sağlayarak sendika yetkisi aldılar. Ancak bu kez de patronlar itiraz etti. İşveren avukatı yasalardaki boşluklardan faydalanarak, davayı 1 yıl uzattı ve itiraz edilen davadan ret sonucu çıktı.
    Yaklaşık 600 işçinin çalıştığı Akyıl Tekstil Fabrikası’nda, işçiler geçtiğimiz ekim ayında bölgede bir ilki gerçekleştirerek, fabrikaya sendika girmeden patronlarla taleplerini dile getirdikleri bir sözleşme imzaladılar. Akyıl’daki bu kazanım, Diyarbakır’daki diğer fabrikalarda da önemli bir etki bıraktı. Mücadelenin önemi bir kez daha dile geldi Akyıl greviyle.
    ‘FARKIMIZ YOK’
    Amine Aydın, Akyıl’da 5 yılını geride bırakmış bir işçi. Öncesinde özel sektörde birçok yerde çalışmış, diğer taraftan da okumaya çabalamış. Amine için eylül ayında başladıkları grev bir dönüm noktası olmuş. “Dilim papuç kadar oldu” diyerek ağız dolusu gülüyor, grevin kendisinde yarattığı değişimi anlatırken.
    Akyıl’daki çalışma koşullarının 8 Mart 1857 yılında New Yorklu dokuma işçisi kadınları greve götüren koşullardan çok farklı olmadığını söylüyor Akyıl işçisi Amine Aydın. “Ne farkı var? Bizim de çalışma saatlerimiz belli değil. Sigortalarımız tam yatırılmıyor. İçerde maaşlarımız var. Rutubet, gürültü nemli bir ortamda olmadık hakaretler yiyoruz!”
    16 SAAT ÇALIŞIYORLAR
    Hiçbir şeyden korkusu yok. Yaşadığı haksızlıklar karşısında sesini olabildiğince gür çıkarıyor. Bu, verdikleri emeğin görmezden gelinmesinin, el konulan emeğinin, yıllardır yaşadığı ezilmişliğin hıncı aynı zamanda.
    Üç vardiya çalıştıkları işyerinde Amine, bu hafta gece vardiyasında. Görüştüğümüzde 16 saatlik mesaiden yeni çıkmıştı. O gün de Akyıl’da çalışan kız kardeşi Nursel mesaiye kalmış.
    Amine ile ayak gücüyle çalıştırdığı dikiş makinesinin başında dikiş dikerken konuşuyoruz. Çoğu zaman pazar günleri mesaiye kaldıklarını anlatan Amine, kendilerine ve arkadaşlarına zaman ayıramadığını anlatıyor.
    YAŞAM MÜCADELEDİR
    Emeğiyle kazandığı parayla güçlü hissediyor kendisini Amine. “Ayak bağı olmuyorsun. Bir nevi özgür oluyorsun. Sosyal güvencen oluyor. Hakkını aramayı öğreniyorsun. Eziliyoruz, ama kadın olarak söyleyecek sözümüz de oluyor” diyor.
    Yaşamın her adımının bir mücadele olduğunu deneyimleriyle öğrenmiş Amine. Yıllarca çalıştığı işyerlerinde gördüğü hakaretler karşısında boynunu bükmek geçmişinde kalmış. Artık kendisine daha çok güveniyor, diğer kadın işçi arkadaşları gibi...

    Mevsimlik göçe doğan çocuklar
    Elif Görgü
    Mevsimlik işçilik yapmak için 1989 yılında Mardin’den ayrıldı, Mumin Tekin ve ailesi. Ancak çıktıkları göç yolu bir türlü sılaya dönmedi. Ekmek kaçtı onlar kovaladı. Doğdukları toprak ekmek verirken doğmuşlardı Bahriye, Hürriyet, Gülistan ve Şükran... Sonra toprağı inkarın, faili meçhullerin, ayrımcılığın ve baskının ateşi sardı. Ekmek yandı önce. Sonra alıp başını Adapazarı’na gitti. Yangınların külleri arasından çıkan Tekin Ailesi de peşinden... Mümin’in Kürtçe çıktığı göçünde Türkçe ilk öğrendiği kelimeler bile “ekmek ve su” oldu.
    Karasu’da fındık fideleri arasına saklandı kara ekmek; Mümin ve kızları kınalı elleri ile bulup çıkardılar yeşil fındığın içinden... Fındık bittince ekmeğin zorunlu göçü İzmir’e oldu. Işıkkent’te, Ödemiş’te, Bergama’da fidan oldu ekmek; “İzmir’de ormanda çalıştık. Fidan dikimi, çapa, bakım hepsini yaptık.”
    Dikildiği yerde büyürken ekmek, fidanlar ağaç oldukça küçüldü. Orman karın doyurmaz oldu. Ekmek yeni fidanların peşinden Balıkesir’e göç etti; “Beş sene Balıkesir’de kaldık. Yine ormanlarda sezon sezon işçilik yaptık.”
    İşçiliğin arasında Selahattin de Balıkesir’de doğdu. Ama orada büyüyemedi.
    Manisa’da pamuk toplarken Mümin, eşi ve çocuklarının ellerini çizdi geçti ekmek. Ekmeğin de yükü ağır aslında. Doyurması gerekenlerin sayısı arttı çünkü. Küçük Azize’nin nüfus kağıdına ekmek yazdırdı doğum yerini “Manisa” diye.
    Beyaz pamuğa kara sevdası kısa sürdü ekmeğin. Mardin’de başlayan göç, İstanbul Beykoz’da sona erdi.
    Ekmek İstanbul’da bir oğul daha verdi Mümin’e. Ancak bugün 8 yaşındaki Serdar’ın doğum yeri olan İstanbul’da, ekmek, çamurlu yolların sonunda bir barakaya mahkum etti, 7 çocukla Tekin ailesini. İki kızı evlendi. Mümin’in küçük kızları ise kendi ekmekleri peşindeler şimdi; “Maddi durum kötüleşti kızları liseden çıkartmak zorunda kaldım. Şimdi konfeksiyonda çalışıyorlar. Valla iki ayda bir para veriyorlar. Ne yapalım ekmek... Bundan sonra da küçük oğlan okula, kızlar işe...”
    17 yıllık mevsimlik emeğin sonunda, her bir çocuğunu ayrı bir göç yolunda dünyaya getirmek dışında Mümin’in hayatını hiç değişmedi. Emeğinin karşılığını hiç alamadı; “Bak buraya kadar çamurdayız. Kızlar gece gündüz ağlıyorlar niye bizi çıkardın diye ama gücüm bu kadar.”
    Kendi doğum yeri Mardin’e ise ancak bir kaç kere gidebildi Mümin. O da canezeye... Geri döneceğini bile bile gitti hep. Sadece o değil, on kardeşinin onu da göç etti Mardin’den. Geride kalan anneleri oldu. Ne yangınlar, ne ekmek derdi koparamadı onu toprağından. Torunlarının her biri ayrı memleketlerde doğan anneanne, “Ben kendi evimde ölürüm” diyerek direndi ailesini dağıtan göçe...
    Yarın: Bağımsız kadın örgütlenmesi


    Başa dön


  • İmralı hakimi emekli oldu
    Abdullah Öcalan’ı İmralı’da yargılayan kapatılan Ankara 2 no’lu DGM’nin eski Başkanı, Yargıtay üyesi Turgut Okyay, yaş haddinden emekliye ayrıldı. İmralı’da dört dörtlük bir yargılama yaptıklarını savunan Okyay, “Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yine de öküz altında buzağı arıyor” dedi. Öcalan’ın yargılama sürecinde hiçbir tedirginlik duymadığını, meslek hayatında her türlü davaya baktığını anlatan Okyay, İmralı Adası’nda alınan güvenlik önlemlerinin hem sanık, hem de davayı izlemek üzere gelenler yönünden gerekli olduğunu, bu konudaki eleştirilerin haksız olduğunu söyledi. Yargılamada bütün usul hükümlerinin uygulandığını, herhangi bir hak ihlali yapılmadığını, bunu da herkesin gördüğünü anlatan Okyay, “Sanığın geç hakim önüne çıkarılmasında herhangi bir kasıt yok. İmralı’ya ulaşım imkanları hava koşullarından dolayı çok zordu. Dört dörtlük bir yargılama yaptık. Ancak AİHM yine de öküz altında buzağı arıyor” diye konuştu.
    Başkan yardımcısı gözaltında
    Şırnak’ın Cizre ilçesinde Garnizon Komutanı’nın aracına düzenlenen saldırı ile ilgili Cizre Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkadir İnedi gözaltına alındı. Cizre’nin Cudi Mahallesi İdil Caddesi’nde 2 Şubat Perşembe günü Cizre Garnizon Komutanı Mehmet Kınacı’nın makam aracına düzenlenen saldırı ile ilgisi olduğu iddia edilen Cizre Belediyesi Başkan Yardımcısı Abdulkadir İnedi yapılan istihbari çalışmalar sonucu gözaltına alındı.
    ‘TİT’i protesto edenlere tutuklama talebi
    Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde Türk İntikam Tugayı (TİT) tarafından dağıtılan bildirilere tepki amacıyla yapılan protestoya katılan 7 kişi “örgüt propagandası yaptıkları” iddiasıyla mahkeme sevk edildi. Yüksekova ilçe merkezinde 15 Şubat protestosunun ardından ilçe merkezinde “Ya sev ya terk et” başlıklı bildiriler dağıtılmış, 27 Şubat günü ise binlerce kişi bu durumu protesto etmek amacayla yapılan basın açıklamasına katılmıştı. Savcılık, açıklamaya katılan DTP Yüksekova İlçe Başkanı Muhyettin Ünal, Belediye Meclis üyeleri Şükrü Ergüder ve Servet Tekin ile DTP yönetici ve üyeleri Arap Yardımcı, İhsan İşbilir, Rustem Demir, Hasan Mert ve Atifet Akgül hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında sabah saatlerinde savcılığa ifade veren 7 kişi TCK’nın 213/2 maddesine göre, “örgüt propagandası yapmak” suçundan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
    ESP ve SGD Ankara’daki gözaltıları protesto etti
    Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) ve Sosyalist Gençlik Derneği (SGD) üyeleri dün öğle saatlerinde Galatasaray Postanesi önünde bir basın açıklaması yaparak, önceki gün sabah erken saatlerde ev baskınıyla Ankara’da gözaltına alınan üyelerinin serbest bırakılmasını istedi. Keyfi gözaltıların kendilerini yıldıramayacağını ifade eden ESP ve SGD’liler, “Ankara’da polis terörüne son” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” gibi çeşitli sloganlar attı. ESP ve SGD’liler adına basın açıklamasını okuyan Çetin Poyraz; “Savcılık iddianamelerinde bile çete oluşturmakla suçlanan Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın tescilli katil olan iyi çocukları dışarıda elini kolunu sallayarak cirit atarken yaşanan bu ev baskınları yeni saldırı konseptinin de bir göstergesidir” şeklinde konuşurken, Ankara’da yürütülen Newroz çalışmalarının kesintiye uğratılmak istendiğini söyledi. ESP ve SGD üyelerinden oluşan yaklaşık 20 kişilik grup, basın açıklamasının ardından keyfi gözaltıların son bulması için İçişleri Bakanlığı’na Galatasaray Postanesi’nden faks çekti.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net