www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ertuğrul, pazar günü eline Milliyet gazetesini aldığında tüyleri diken diken oldu. Çok beğendiği yönetmen Fatih Akın, acayip saçmalamıştı. Kalkmış Yılmaz Güney için, “O kahramandı.

MEDYA ........................................................................ SERVİSİ
Dayak yememiş çocuk Ertuğrul!
Ertuğrul, pazar günü eline Milliyet gazetesini aldığında tüyleri diken diken oldu. Çok beğendiği yönetmen Fatih Akın, acayip saçmalamıştı. Kalkmış Yılmaz Güney için, “O kahramandı. Biz hepimiz, bir şekilde onun çocuklarıyız” demişti. Ertuğrul’da asap, moral, keyif bırakmamıştı. Üstelik Yılmaz Güney belgeseli çekmekteydi ki, en azından o belgesel çekilmeden evvel bu Fatih Akın’a bir uyarı çekilmeliydi. Geçti klavyenin başına Ertuğrul önce biraz yağlama yaptı, ki bu durumlarda lafa girmek için bire birdi böyle bir fasıl geçmek:
“Bana göre sanatçı duyarlılığıyla söylenmiş, biraz abartılı bir söz.
Fatih Akın, sinema yönetmenliğinde, Yılmaz Güney’le karşılaştırılamayacak kadar önemli ve başarılı bir sanatçı.”
Böyle söylemek, yani, “Fatih sen Yılmaz’ı üçe beşe katlarsın. Kahramanlıksa kralı sen olursun” demek, “Yav Fatih adamın asabını bozma. Ne saçmalıyorsun sen!” demenin ‘genel yayın yönetmeni duyarlılığı’ ile söylenmiş haliydi! Herkes böyle ince olamazdı...
Sonra artık asıl muhabbete başlıyordu Ertuğrul. Fatih Akın’la ilgili haberin devamında Yılmaz Güney’in oğlu cezaevinde kendisini ziyaret edip, bir hafta birlikte kaldıklarında Mao’nun sözlerini ezberlettiği, aynen tekrarlayamadığında da kulağını çektiği belirtiliyordu. Ertuğrul için artık taşı gediğine koymak zamanı gelmişti:
“Eğer oğlu, ‘Kulağımı çekerdi’ diyorsa, bilin ki Yılmaz Güney onu dövüyormuş.
‘Duvar’ filmini çekerken çocuk oyunculara neler yaptığını bilenler, bu cümleyi böyle okurlar.
Bence bu, Yılmaz Güney’in gerçek karakterini anlatan gerçekçi bir cümle.”
Eh artık gerisi serbest ateşti: Ertuğrul’un kuşağı egoistti, çocuklarına kendi düşüncelerini aşılamak için Deniz, Ulaş, Mahir, Devrim gibi 12 Mart kokan isimler takmışlardı. Bazıları da Yılmaz Güney gibi çocuklarına kendi ideolojilerini zorla öğretmeye kalkmışlardı. “Mao’nun, Enver Hoca’nın, Lenin’in, Stalin’in bugün artık hiçbir anlamı kalmamış zırvalarını” öğrenmeyi reddeden çocuğunu döven birisi kahraman olmayı hak edemezdi! Fatih Akın da iyiydi, hoştu da böyle dememeliydi...
Pazar pazar Yılmaz Güney çarpmış Ertuğrul’un hali işte böyleydi...
Ertuğrul’un kahramanları
Duvar filmi çekilirken Yılmaz Güney’in çocuk oyuncuları omuzlarından tutup sarsarken, hatta tokat atarken görüntüleri televizyonlarda birkaç kez yayınlandı. Film, cezaevinde kötü muameleye maruz kalan çocukları anlatıyordu. Yılmaz Güney böyle davranarak çocukları havaya sokmaya çalıştığını da söylemişti o görüntülerle ilgili olarak. Ama olsundu, böyle olmazdı! Ama örneğin Sharon Stone, Temel İçgüdü’nün çekimleri sırasında sette biraz oynaşsa, hem de mesela ‘konuk gazeteci’ olarak orada bulunan Ertuğrul’la yapsa bu işi, bak işte o zaman sen ortaya çıkacak sanatın güzelliğine!
Peki bugün artık hiçbir anlamı kalmadığından habersiz (!), Lenin’in, Stalin’in, Enver Hoca’nın, Mao’nun peşine düşen, bu yüzden hapislerde çürütülen, öldürülen, katledilen gençler için iki satır laf etmemek nedir? Genel Yayın Yönetmeni ünvanıyla, bunları gazetesinde hiç konu etmemek, edince de yapılan eziyetlere destek vermek için etmek, ‘kendi fikrinin başkalarına şiddetle kabul ettirilmesine ortak olmak’ değil midir? Yıllardır bunu yapmıyor muydu Ertuğrul? Yapıyordu ama, olsundu kulak çekmiyor, tokat atmıyor o yüzden ‘şiddet uygulayıcısı’ olmaktan sıyrılıyordu! Yılmaz Güney için ‘derviş gibi adamdı, karınca bile ezmedi’ diyen oldu mu? Ama artık ona ‘zaten katildi’ demek yetmiyordu Ertuğrul’a, ‘çocuklara şiddet uygulayan adam’ yapmak istiyordu onu. Böyle bir adam kahraman olabilir miydi?
Peki Ertuğrul’un kahramanları? Onlar Irak’ta, Filistin’de çocuk öldürdükçe kahramanlıkları büyüyordu! Onlara hep destekti, tam destekti!
Yine de yazısında Ertuğrul bazı noktaları atlamış olabilirdi. Örneğin, haberde Yılmaz Güney’in oğlu, “Ben Mao’yu öğrenmeyi reddettim de, babam o yüzden kulağımı çekti” diyor muydu? Yok, demiyordu. Sadece, ‘tam söyleyemediğimde’ diyordu! Ama olsundu, siz onu ‘reddetmek’ anlayındı! Mao’yu reddetmek için büyük olmak gerekmezdi, çocuk olmak yeterliydi! Peki Yılmaz Güney’in oğlu çocuk yaşında Mao’yu reddederken, Ertuğrul ne yapıyordu? İnanır mısınız, Ertuğrul o zaman Mao’yu reddetmiyordu! Hatta solculuk yapıyordu! Bu akıllar o zaman yoktu onda. Yılmaz Güney’den gerçek bir dayak yemediği için zamanla böyle akıllandı!s

Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net