www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Alkolden mi görevden mi?
Kocaeli’de Ülkü Ocakları’nın yürüyüşü sırasında, bayrağı yere attığı için saldırıya uğrayan kişinin Jandarma’da görevli erbaş S.G. olduğu iddia edildi. Emniyet, ülkücülerin elinden alarak tedavi ettirdiği kişinin alkollü olduğunu iddia etti.

‘Katliam’ davasında ödül gibi ceza çıktı Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 10 yıl önce meydana gelen ve 10 kişinin ölümü, 23 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan olaylar nedeniyle 72 kişinin yargılandığı dava sonuçlandı.

Deniz olunmalı
Emek Gençliği’nin “Sanal Kahramanlar Değil Gerçek Kahramanlar Yolumuzu Aydınlatıyor” sloganı ile başlattığı tartışma gençlerin katılımı ile devam ediyor.

Çelik’e öğrenci tepkisi
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ankara Üniversitesi’ndeki Globalleşme ve Eğitim Konferansı’nda eğitimin özelleştirilmesini savunurken, öğrencilerin protestosuyla karşılaştı. Çelik, tepkilerin artması üzerine üniversiteyi terk etmek zorunda kaldı.


Alkolden mi görevden mi?
Kocaeli’de Ülkü Ocakları’nın düzenlediği yürüyüş esnasında ortalığın bir anda karışmasına neden olan kişinin jandarmada görevli kısa dönem askerliğini yapan bir erbaş olduğu ortaya çıktı. Ülkücülerin Acısu Parkı’ndaki kafelere silahlı saldırıda bulunmasıyla sonuçlanan olayların organize bir provokasyon olduğu belirtildi.
Son haftalarda Kocaeli’de yoğunlaşan ülkücü saldırılar beraberinde yeni tartışmaları getirdi. Olayların bilinçli olarak kışkırtıldığı iddiası, dikkatleri geçmişte aynı bölgede yoğun olarak yaşanan kontrgerilla faaliyetlerine çevirdi. Ülkücülerin Acısu Parkı’ndaki kafelere silahlı saldırıda bulunmasıyla sonuçlanan olayların, ülkücülerin yürüyüşü sırasında kısa dönem erbaş olduğu belirtilen bir kişinin bayrağı yere atmasıyla alevlendiği iddia edildi. Ülkücülerin cumartesi günü yapmak istedikleri yürüyüş sırasında ülkücüler tarafından dövülen kişinin Kocaeli Jandarma Komutanlığı’nda askerliğini yapan S.G. olduğunun ortaya çıkması akıllarda soru işaretlerine neden oldu.
‘Bayrağı yere attı’
İl Ocak Başkanı Uğur Sevim tam basın açıklaması yapacakken, ortalık karışmış ve ülkücüler, spor giyimli, üzerinde kırmızı renkte mont bulunan, saçları kısa kesilmiş, iriyarı bir gence saldırmaya başlamıştı. Ülkücü gençlerin saldırısı sonucu yaralanan kişi polis tarafından hemen olay yerinden uzaklaştırılmıştı. Ülkücülerin “Bayrağımızı yere attı, bizi tahrik etti” dediği gencin devletin resmi bir görevlisi olduğu öne sürüldü.
Ülkücülerin saldırısı sonucu yüzü gözü kanlar içinde kalan S.G’nin o gün görevli olmadığı ve alkol aldığı belirtildi, ancak S.G hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı belirsiz. Polisin, ülkücü gençlerin elinden aldığı kişiyi hastaneye götürüp tedavi ettirdiği ortaya çıkmıştı. S.G. olduğu iddia edilen kişinin kendisini tartaklayanlardan şikayetçi olmadığı da bildiriliyor.

Valilik: Astsubay değil, erbaş
Kocaeli’de hafta sonu yapılan ülkücü yürüyüşü sırasında ‘provakatör astssubay’ iddialarıyla ilgili olarak Kocaeli Valiliği’nden yapılan açıklamada, söz konusu kişinin astsubay olmadığı, çarşı iznine çıkan ve kısa dönem askerlik yapan bir erbaş olduğu belirtildi.
Bazı yerel gazetelerde de bu yönde haberler çıkması üzerine Kocaeli Valiliği’nden Vali Vekili Necmettin Kalkan imzasıyla açıklama geldi. Açık adı verilmeyen ve ‘S.G.’ olarak adlandırılan bu kişinin Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı emrinde kısa dönem askerlik yaptığı, 25 Şubat Cumartesi günü de sivil kıyafetle çarşı iznine çıktığı belirtilerek şu görüşlere yer verildi:
“Cumartesi günü izinli olarak ilk defa şehir merkezine sivil kıyafetle çıkan kısa dönem bir erbaşın kapalı bir mekandan çıktığında tesadüfen yürüyüş yapan grupla karşılaştığı, müteakiben grup tarafından yanlış anlaşılmadan dolayı erbaşın tartaklandığı tesbit edilmiştir. Erbaşın olaylarla kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır. Yetkililer ile koordine kurulmadan ve teyid edilmeden yapılan bu tür bilgilendirmenin basın kurallarına uygun olmadığı değerlendirmektedir.’’


Başa dön


‘Katliam’ davasında ödül gibi ceza çıktı
Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 24 Eylül 1996 yılında medyana gelen ve 10 kişinin ölümü, 23 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan olaylar nedeniyle 35’i asker, 29’u polis ve 8’i gardiyan olmak üzere toplam 72 kişinin yargılandığı ‘Diyarbakır Cezaevi Katliamı’ davası karara bağlandı.
3 kişinin beraat, 7 kişinin zamanaşımı nedeniyle dosyadan düşürüldüğü davada, 62 sanığa ise 5’er yıl hapis cezası verildi. Ancak 4616 yasa uyarınca kimse cezaevine girmeyecek.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ‘Diyarbakır Cezaevi Katliamı’ davasının karar duruşması dün görüldü. “Görevi kötüye kullanmak” ve “Kasten adam öldürmek” suçlarından yargılanan 72 sanıktan hiç birinin katılmadığı duruşmaya, müdafi avukatları Sezgin Tanrıkulu, Meral Danış Beştaş ve müdafi yakınları ile sanık avukatları katıldı.
Beraat istediler
Sanık avukatları, suçun manevi ve maddi unsurları oluşmadığı, cezaevine yapılan operasyonun planlanmış hareket olduğunu, olayların yasal sınırlar içerisinde kaldığını belirterek, sanıkların beraatlarını istedi.
Sanık avukatları, “OHAL’in olduğu yerde silah kullanmak yerine kuvvet kullanılmıştır. İsyan yasal olarak bastırılıyorsa eski yasaya göre 49. madde yeni yasaya göre 24. 25 maddeleri meşru müdafaanın söz konusu olduğu kastın aşılmadığını gösterir. 27. maddede korku, endişe varsa sanıkların cezalandırılmadan beraatlarını istiyoruz” dedi
62 sanığa 5 yıl hapis cezası
Dava sonucunda, Hamza Altıntaş, Nesim Özbaş, Mahmut Kızaşır adlı sanıkların delil yetersizliğinden beraatlarına karar verilirken, Fethi Ahmet Onat, Recep Alaca, Mahmut Çaça, Şakir Tanrısever, Halil Uygur, Aziz Güven ve cezaevi doktoru Serdar Gök adlı 7 sanık ise ise zamanaşımı gerekçesiyle dosyadan düşürüldü. Kalan 62 sanık hakkında ise TCK’nın 452/1’e göre verilen 18 yıl hapis cezası, 3’te 2 oranında düşürülerek 6 yıla indirildi. Daha sonra ‘iyi halleri’ göz önünde bulundurularak 5 yıl hapis cezasına çarptırılan 62 sanık hakkında, ayrıca 3 yıl kamu görevinden men cezası verildi.
Baro: Karar korkunç
Kararı değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı ve müdafi avukatı Sezgin Tanrıkulu, davadan çıkan kararları “korkunç” olarak değerlendirdi. Tanrıkulu, “Yakın tarihteki en önemli davada korkunç karar verildi. Karar adalete uygun değildir. Kastı aşmak suretiyle adam öldürmekten açılan davanın sonucu mağdurları ve toplumu tatmin etmemiştir. İnsanlığa karşı suç işleyen kamu görevlilerinin yargılandığı bu davada 50’yi aşkın duruşma 30 heyet değişmiştir. Müdafi olarak bizim hiçbir isteğimiz gerçekleştirilmemiştir. Sanıklar bir gün bile cezaevi ve gözaltında kalmamıştır. Bu dava cezasız kaldı” dedi.
Kararı kabul etmenin mümkün olmadığını söyleyen Tanrıkulu, “Temyize gideceğiz. 2001 yılında kabul edilen 4616 yasaya göre alınan ceza 10 yıldan az olduğu için kimse cezaevine girmeyecek” diye konuştu.


Başa dön


Deniz olunmalı
Emek Gençliği’nin “Sanal Kahramanlar Değil Gerçek Kahramanlar Yolumuzu Aydınlatıyor” sloganı ile başlattığı tartışma gençlerin katılımı ile devam ediyor. Bu tartışmaya önceki gün Kayseri gençliği de katıldı. Kayseri Emek Gençliği’nin lise ve üniversite gençliği arasında yürüttüğü çalışma sonucu düzenlediği etkinliğe 70’e yakın genç katıldı.
Önceki gün Eğitim Sen’de düzenlenen toplantıya meslek liselerinden gençlerin Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının son sözlerini okuyarak başlamaları salonda büyük bir coşku yarattı. Emek Gençliği adına birer konuşma yapan Ferhak Kış ve Selim Tokmak, bugün yaratılmaya çalışılan yapmacık, sanal kahramanların gençliğin idolü olamayacağını, gerçek kahramanların halkı için canını vermeyi göze alabilen ve onları örgütlemeye çalışan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının olduğunu söylediler. Bunun için her alanda örgütlenme çağrısı yapan gençlik temsilcilerinin ardından “68’den 6 Mayıs’a” adlı belgesel film gösterimi yapıldı.
Gerçek kahramanlar olmalıyız
Film gösteriminin ardından bir konuşma yapan Emek Partisi İl Sekreteri Yakup Aslandoğan; “kısa süre içinde örgütlenen bu toplantıya onlarca gencin katılmış olması bile gerçek kahramanların hâlâ var olduğunu ve yaşadıklarını gösteriyor” dedi.Ülkenin içinde bulunduğu olumsuzlukların emperyalistler ve işbirlikçilerinin politikalarının sonucu olduğunu söyleyen Aslandoğan, “İşte bu kötü durumdan çıkılması için yeniden ve hergün gerçek kahramanlar olarak mücadele etmeliyiz” dedi. Kayseri’de oluşmuş olan milliyetçi rüzgarın mücadele etmek isteyen gençleri baskıladığını ifade eden Aslandoğan; ama bugün burada bir araya gelenlerin bu baskıyı kırmak istediklerini söyleyerek, Emek Gençliği’nin önümüzdeki günlerde yapacağı konferansları kitlesel bir katılımla örgütleyerek ilk adımın daha güçlü atılabileceğini ve milliyetçi baskılanmanın da kırılabileceğini söyledi.
Konuşmaların ardından şiirler okuyan gençler, bir fabrika işçinin çaldığı saz eşliğinde marşlar söyleyerek etkinliği bitirdiler.


Başa dön


Çelik’e öğrenci tepkisi
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, üniversite öğrencileri tarafından “Eğitim hakkını satanlar üniversiteleri şirkete dönüştürenler, üniversitemizi terk edin” sözleriyle protesto edildi.
Bakan Çelik, Ankara Üniversitesi Cebeci Kampusü’nde düzenlenen “Globalleşme ve Eğitim Konferansı”na katıldı. Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras’ın katılmadığı konferansın açılış konuşmasını yapan Çelik, ‘globalleşmenin önüne geçilemez bir akarsu olduğunu’ savunarak, bunun eğitim alanına da yansımaları bulunduğunu söyledi.
Çelik, konuşmasına devam ettiği sırada bir grup öğrenci tarafından protesto edildi. Protestocu öğrenciler, “Bizim ayaklarımız bu topraklarda. Sizinkiler nerede”, “Bizi sözleşmeli, güvencesiz çalıştıranların burada konuşmaya hakkı yok”, “Siz tüccarsınız burada yeriniz yok”, “Eğitim hakkını satanlar üniversiteleri şirketlere dönüştürenler, üniversitemizi terk edin” şeklinde tepki gösterdi. Bu gelişme karşısında “Herhalde bu gençler Ankara Üniversitesi’nin kadrolu protestocuları. Her yerde karşılaşıyoruz” diyen Çelik, protestoların daha da artması üzerine protokole dönerek “Değerli yöneticiler siz bu koroyu hep böyle buraya getiriyor musunuz?” şeklinde seslendi.
Doç. Ercan’dan destek
‘Barış istediğim için savcı bana kızdı’
DTP binasında yapılmak istenen basın açıklaması öncesinde polisin kapıları kırarak yaptığı baskının ardından tutuklanarak cezaevine konulan 85 yaşındaki Fatma Bağdu yapılan itirazın ardından serbest bırakıldı. Gözaltına alınmasının ardından çıkarıldığı mahkeme, örgüt propogandası yapmaktan ve polise mukavemetten Bağdu’yu tutuklamıştı. Türkçe bilmeyen Fatma Bağdu ile torunu Sait Tufan aracılığıyla görüştük. Yaşadıklarını Halepçe katliamına benzeten Bağdu, herkesi dövdüklerini, küfrettiklerini söyledi. Bağdu barış ve kardeşlik istediklerini belirtti. Gözaltına nasıl alındığını ve o günü anlatan Bağdu, yaşadıklarını şöyle aktardı. “Biz parti binasında basın açıklaması için bekliyorduk. Polis bize müdahale etti. Kadın, çocuk, yaşlı demeden dövdü küfretti. Ellerimizi başımızın üstüne koydurtup merdivenlerden aşağı indirirken, merdivenin yanlarına dizilen polisler herkesi dövdü. Kapının önündeki otobüslere doldurulduk. Polis arabasının içinde de kötü muamele devam etti” dedi. Emniyette beton zeminde oturduklarını aktaran Fatma Bağdu, ellerimizi başımızın arkasına koydurduklarını ancak kendisinin yapmadığını aktardı. Savcılığa çıkarıldığında tercüman aracılığı ile ifade verdiğini belirten Bağdu, ifadesinde barış kardeşlik istediği için savcının kendisine kızdığını söyledi. Fatma Bağdu’nun oğlu Ahmet Tufan ise annesinin gözaltına alınıp tutuklanması ile Türkiye’de insan haklarının bir kez daha ayaklar altına alındığını belirtti. Bağdu’nun torunu Sait Tufan ise İnsan Hakları Bildirgesi’ne Türkiye’nin de imza koyduğunu hatırlatarak “Nasıl oluyor da 85 yaşındaki yaşlı kadını gözaltına alıp tutukluyorlar” diye soruyor. Bağdu’nun avukatı Av. Sevil Aracı da, olayın başlı başına hukukun katledilmesi olduğunu kaydetti. Parti binasına basın açıklaması için toplanmış insanların basın açıklaması yapamadan dövülerek gözaltına alındığını hatırlatan Aracı, “Aralarında yaşlı ve hasta kişilerin de olduğu bu insanlara, emniyete götürülürken ve emniyet içerisinde baskılar sürmüştür. 85 yaşındaki bir kadının tutuklanması ise trajikomik bir durumdur.” şeklinde konuştu. AKP Hükümeti’nin, zimmetine para geçirmekten kesinleşmiş cezası bulunan hocaları Erbakan’ı çıkarmış olduğu yasa ile cezaevinden kurtardığına dikkati çeken Aracı, 85 yaşındaki bir kadının cezaevine konmasına göz yumulmasını eleştirdi. “Düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken bu tür etkinliklerde son zamanlarda sık sık tutuklama kararı çıkartılması endişe vericidir” diyen Aracı, benzer durumda olan tutuklulara yaptıkları itirazların ise sonuçsuz kaldığını belirtti.
Kars’ta harç çilesi
Kars’ta üniversite öğrencileri, dönem harçlarını yatırmak için banka önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Kars Kafkas Üniversitesi (KAÜ) öğrencilerinin dönem harçlarını yatırmaları, tek bir bankanın tahsil etmesi nedeniyle kabusa dönüşüyor. İkinci dönem ders kayıtları için para yatıracak olan üniversite öğrencileri harçları sadece bir banka alınca çileden çıktı. Kimi öğrencilerin terk ettiği kuyruk cadde boyunca uzadı. Kazımpaşa Caddesi üzerinde bulunan Kars Vakıfbank Şubesi’nin önünde oluşan kuyruk Karadağ Caddesi boyunca uzayarak eski belediye binasına kadar gitti. Kuyrukta öğrencilerin yanı sıra kendi işlemlerini yapmak için bekleyenler de gözden kaçmadı. Tekin Ay isimli öğrenci, birinci dönemde de aynı sorunu yaşadıklarını ifade ederken; banka çalışanları, 28 Şubat’ın harç yatırma için son gün olduğunu belirterek, öğrencilerin işlerini son ana bırakmalarına tepki gösterdiler.
Mahsuni heykeline çirkin saldırı
Son yüzyılın Pir Sultan Abdal’ı olarak anılan ve geçtiğimiz yıl Narlıdere Belediyesi tarafından yaptırılıp, adı verilen parka dikilen Aşık Mahsuni Şerif heykeli kimliği belirsiz kişiler tarafından kırıldı. Narlıdere Huzur Mahallesi’ndeki heykelin özellikte el bölgesi ile bağlamanın kırılması görenleri öfkelendirdi. Mahsuni heykeline saldıranların heykeli tümden sökmeye çalıştığı görülürken, bunu başaramayınca heykelin göz kısmında sigara söndürdükleri dikkat çekti. Park etrafındaki oturan sakinlerin ihbarıyla ortaya çıkan saldırı olayında heykelin polyester kısımlarının kırıldığı, demirlerin bükülmeye çalışıldığı tespit edildi. Narlıderelilerin tepkisini çeken saldırı olayı ardından Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur “Saldırıyı gerçekleştirenleri şiddetle kınıyoruz. Art niyetli kişiler Mahsuni ve sazına saldırıda bulunuyor. Bu saldırı hem düşünceye hem de sanata yapılmış bir saldırıdır” diye konuştu. Mahsuni heykeli, Narlıdere Belediyesi tarafından heykeli yapan Heykeltıraş Harun Atalayman’a tamir ettiriliyor.
Uğur’un anıtına açılan dava başlıyor
Mardin Kızıltepe’de güvenlik güçleri tarafından öldürülen Uğur Kaymaz’ın anısına heykel yaptıran Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş yargı önüne çıkıyor. Uğur’un yaşı ve vücudundaki mermi sayısını sembolize eden anıt için harcanan 2 bin 292 YTL’den dolayı “belediyeyi zarara uğrattığı” gerekçesiyle açılan dava, yarın 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Demirbaş’ın soruşturması sürerken Bölge İdare Mahkemesi’ne yaptığı durdurma talebi reddedilmişti. Belediyenin görevleri arasında kültürel ve sanatsal etkinliklerin olduğunu belirten Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, “Bu anlamda bir belediyenin herhangi bir anıt yapmasının sorun olmadığını biliyorum. Ne yazık ki, harcanan masraflar çocuklar için ve özellikle Uğur Kaymaz için olunca usulsüz olabilmektedir. Bizce bu yasal bir harcamadır. Bu heykeli yapmamızın nedeni topluma mesaj vermektir. Çocukların öldürülmemesi, çocukların kendi haklarına ulaşabilmesi, biz büyüklerin çocuklar için güzel bir dünya yaratması gerektiğini amaçlamıştık” dedi. Demirbaş, “Çocukların öldürülmemesini istemek suç mudur? Eğer bu suçsa suçumuzun arkasındayız” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net