www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Grevin kazanımı büyük oldu’
Yunanistan limanlarında 8 gün süren grev, sendikanın kararıyla noktalandı. Deniz Taşımacılığı İşçileri Sendikası Genel Başkanı Yannis Manusoyanakis, bu sonucun yenilgi anlamına gelmediğini belirtiyor.

Almanya Bush için ajanlık yaptı
Irak işgaline kamuoyu önünde karşı çıkan Almanya’nın aslında ABD ile işbirliği halinde olduğuna dair yeni bilgiler ortaya çıktı. Buna göre Alman ajanlar, Saddam Hüseyin’in savunma planlarını ele geçirip ABD’ye verdi.

Mukteda Sadr’dan kardeşlik çağrısı
Iraklı Şii lider Mukteda El Sadr, milis gücü Mehdi Ordusu’na yönelik suçlamalar nedeniyle Arap ülkelerine ziyaretlerini kısa keserek Irak’a döndü. Necef’te önceki gece bir basın toplantısı düzenleyen Sadr, “Mehdi Ordusu’nun kontrolünü ele almak amacıyla erken döndüm. Mehdi Ordusu’nun hükümet, ordu, polis ve halkla işbirliği içinde olması gerekir” dedi.


‘Grevin kazanımı büyük oldu’
Seyit Aldoğan
Evrensel: Sekiz gün süren greviniz, geniş işçi ve emekçi kesimlerin aktif desteğini gördü. Grevin varabileceği noktadan korkan hükümet ise, savcılığın grevin yasal olduğu kararına rağmen limanlarda olağanüstü hal ilan etti. Neydi talepleriniz, grev neyi hedefliyordu?Yannis Manusoyanakis: Taleplerimiz işsizliğin önlenmesi ve herkese çalışma hakkı, sosyal güvenlikle ilgili hakların korunması, işsizlerin güvence altına alınması, tatmin edici bir toplu sözleşmenin imzalanması, toplu sözleşmeleri işlevsizleştiren yasa tasarılarının geri çekilmesi ve Avrupa Birliği’nin armatörlere büyük kârlar sağlamak için imzaladığı 3577/92 sayılı kararın iptal edilmesiydi.
Grevin en önemli hedefi ise, emekçilerin dayanışması ve kararlılığının ortaya konulmasıydı. Grevimiz yenilgiyle sonuçlanmadı. Tersine, kazanımların büyük olduğuna inanıyoruz. Her şeyden önce, tüm işçi ve emekçileri doğrudan ilgilendiren talepler öne sürdük. Grevimiz sadece işkolumuza bağlı işçileri birleştirmekle kalmadı; geniş bir işçi ve emekçi kesimin ortak talepler etrafında birleşmesini sağladı.
Grev, işkolumuzdaki işçilerin neredeyse yüzde 100 katılımıyla gerçekleştirildi. İşkolumuzda 14 sendika şubemiz var. Bunlardan sadece ikisi sınıf sendikacılığını savunan sendikacıların denetiminde. Grev, işkolumuzda da birliği sağladı; sınıfın çıkarlarına aykırı hareket eden sendikal anlayış dışlandı. İşkolumuza bağlı işçiler, diğer sınıf kardeşlerinin ve emekçi halkın desteğini sağlayarak hükümet ve armatörlerle, bunların üzerimize saldığı grev kırıcılarla çatışmaya girmekte tereddüt etmedi. Mücadeleci bir çizgi izlendiğinde, işçi sınıfının enerji ve gücünün nasıl açığa çıktığı bir kez daha görüldü.
Şimdi güçlerimizi toparlayacak, her işçiyle önümüzdeki sürece nasıl hazırlanacağımızı tartışacağız. İşçilerin sınıf birliği ve kardeşliğini sağlaması, orta ve yoksul köylülerle, esnafla, gençler ve diğer ezilen kesimlerle birleşmesi, güçler dengesini değiştirecek ve sermayeye karşı verilen mücadeleye hız kazandıracaktır.
Hükümetin aldığı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hükümet en başından beri işçilerin haklı mücadelesini yasak ve terörle, grev kırıcı provakatörlerle engelleme yolunu seçti. Ancak direnişin giderek güçlendiğini ve ezilen kesimlerin desteğini almaya başladığını görünce paniğe kapıldı ve olağanüstü hal ilan etti. OHAL kararı, burjuva yönetimlerin başvurabileceği en son ve en uç karardır. Yani bu karardan sonra işçiler işten atılmayla değil, direk cezalandırılmayla karşı karşıya bulunuyor.
Ancak işçiler bu kararı tanımayarak greve devam ettiler. Hükümet, OHAL ilan edince biz de diğer talepleri arka plana iterek, grev hakkını yasaklayan bu kararın iptal edilmesini ön plana çıkardık. Bu taktik geniş bir işçi-emekçi kesimle beraber kitle örgütlerinin, gençliğin, köylü sendikalarının, aydınların aktif desteğini kazanmamıza ve grev etrafında bir birlik oluşmasına yardım etti. Bunu bir kazanım olarak görüyoruz. Yani hükümet eteğinde ne varsa döktü, ama işçilerin OHAL kararını fiilen işlevsiz kılmasını önleyemedi.
Önümüzdeki süreç, emekçi yığınların sokaklara döküleceği bir süreçtir. Bu noktadan bakıldığında grevimizin yenilmediğini söylüyoruz. Hiçbir mücadele boşa gitmez. Kaybedilmiş mücadele yoktur, ama verilmeyen mücadele bir kayıptır.
Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (GSEE) tutumu ne oldu?
Konfederasyon, “toplumsal uzlaşma” safsatasından öteye geçmeyen tutumunu sürdürdü. OHAL kararı çıktığında kararı protesto eden utangaç bir tutumla sınırlı kaldılar. Biz limanlarda provokasyon ve devlet terörüne karşı mücadele ederken, GSEE ortada yoktu. OHAL kararı çıktığında sendikalar birbiri ardına grev kararı alırken GSEE, genel grev önerisini kabul etmedi ve 4 saat işbırakmayla yetindi. Arabulucu rolünü benimsedi.
Grev boyunca AB karşıtı söylem ön plandaydı. AB vurgusu neden bu kadar önemliydi?
3577/92 sayılı AB kararı, deniz taşımacılığının ‘serbestleştirilmesini’ öngörüyor. Nüfusun önemli bir bölümünün adalarda yaşadığı göz önüne alınırsa, sadece bilet paralarıyla bile büyük bir vurgun yapılacak. Gemiler istedikleri hatlara gidecek, istedikleri ücreti belirleyecek. Örneğin, turizm mevsiminde gittiği adaya kışın gitmeyecek, çünkü kârlı olmadığını söyleyecek.
Ayrıca işçilerin atılması gündeme geliyor. Çünkü AB kararı; başka ülkelerden düşük ücretle işçi getirilmesini, sigortasız, sendikasız, sosyal güvenceden uzak çalışma şartlarını dayatıyor. Güvenli yolculuk bitiyor, çünkü belli bir yaştan sonra gemilere getirilen yolcu taşıma yasağı kaldırılıyor, denetim sınırlanıyor.
Türkiye’den bazı sendikalar, grevle dayanışma çağrısında bulundu. Türkiye’ye iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu sıcak dayanışmayı kardeşçe selamlıyoruz. Bu dayanışma bize, paylaşamayacak hiçbir şeyimizin olmadığını, tersine sermayeye karşı verilen mücadelenin ortak olduğunu gösteriyor. Hedeflerimiz bir, çıkarlarımız ortaktır. Emperyalizme karşı, AB’ye karşı, bizi bölmeye çalışan hükümetlere karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Nasıl Türkiyeli işçi ve emekçiler bizim yanımızdaysa, biz de onların yanındayız.


Başa dön


Almanya Bush için ajanlık yaptı
Almanya dış istihbarat örgütü Federal Haberalma Teşkilatı’nın (BND) Irak işgali sırasında ABD ordusuna yardım ettiğine yönelik daha önce ortaya çıkan skandalla ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı.
Amerikan New York Times gazetesinde yer alan haberde, işgal sırasında Irak’ta görev yapan BND ajanlarının, Saddam Hüseyin’in Bağdat’ı savunmak için hazırladığı gizli planın kopyasını ABD ordusuna ilettiği ortaya çıktı.
İşgalden bir ay önce ABD’ye iletilen belgede ayrıntılı olarak Irak ordusunun savunma planı yer alıyor. Planda, Saddam’ın işgal durumunda öncü birlikleri nasıl konumlandırdığı görülmekte. New York Times’da yer alan haberde, “Alman istihbarat görevlilerinin ABD’ye ilettikleri belge işgal sırasında büyük kolaylık sağladı. BND ajanlarının yardımı hükümetin açıkladığından çok daha fazla oldu” denildi.
Haberde devamla, ABD ordusunun işgal hazırlıkları yaptığı sırada Alman ajanlarının Bağdat’ta bulunduğu, bunların görevlerinin Saddam’ın gizli savunma planını ele geçirmek olduğu belirterek, Saddam’ın da planlarını Aralık 2002’de değiştirdiği dile getirildi. Yeni planda ABD’ye büyük darbe vurması öngörülen Cumhuriyet Muhafızları’ndan oluşan bir “kırmızı çizgi”nin oluşturulmasının yer aldığı kaydedildi.
Ancak, BND çalışanları, elde ettikleri bu yeni planın bir kopyasını ABD ordusuna verdiler. Planı dikkate alan ABD, bombalamayı buna göre yapmaya başladı. Planı veren Alman ajanlar, bombalama sırasında operasyonları durdurarak Fransa Büyükelçiliği’ne çekildiler.
İkiyüzlü politika
Daha önce Irak’ta bulunan BND ajanlarının Amerikan ordusuna yardım yaptığı yönündeki iddialar Federal Hükümet tarafından geri çevrilmişti. Gerhard Schröder’in başbakanlığındaki SPD-Yeşiller Hükümeti, ABD’nin Irak’ı işgal etmesine karşı tutum alırken, BND’nin Saddam’ın planlarını ABD ordusuna iletmesi büyük bir çelişki olarak değerlendiriliyor.
Daha önce ortaya çıkan bilgilerde ise, BND ajanlarının ABD ordusuna bombalanacak yerler konusunda yardımcı olduğu ortaya çıkmıştı. Gelen eleştiriler üzerine dönemin Başbakanlık Dairesi Başkanı ve şimdiki Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, ABD’ye askeri yardımın söz konusu olmadığını açıklamıştı.
Hükümet, New York Times’ın haberini yalanladı. Hükümet sözcüsü Ulrich Wilhelm, dün Berlin’de yaptığı haberin “yanlış” olduğunu ileri sürdü.
Komisyon talebi
Daha önce BND’nin Irak’ta ABD ordusuna yaptığı yardımların incelenmesi için bir araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Sol Parti ve Yeşiller, yeni bilgilerin ışığında bu konudakı taleplerini bir kez daha dile getirdiler. Anamuhalefetteki FDP ise, bir komisyonun kurulmasına şartlı destek verebileceğini açıkladı.
Hükümet partileri CDU/CSU ve SPD ise araştırma komisyonu kurulmasına karşı çıkıyorlar.
Daha önce Parlamento Kontrol Komisyonu’nda ifadesi alınan BND ajanları, CDU/CSU ve SPD’nin oylarıyla suçsuz bulunmuştu. Ajanların, 7 Nisan 2002’de bir lokantanın bombalanması konusunda ABD’ye yardım ettikleri belirtiliyor.


Başa dön


Mukteda Sadr’dan kardeşlik çağrısı
Iraklı Şii lider Mukteda El Sadr, milis gücü Mehdi Ordusu’na yönelik suçlamalar nedeniyle Arap ülkelerine ziyaretlerini kısa keserek Irak’a döndü. Necef’te önceki gece bir basın toplantısı düzenleyen Sadr, “Mehdi Ordusu’nun kontrolünü ele almak amacıyla erken döndüm. Mehdi Ordusu’nun hükümet, ordu, polis ve halkla işbirliği içinde olması gerekir” dedi.
Camilere yönelik saldırıların Mehdi Ordusu’nun işi olduğu iddialarını yalanlayan Sadr, “Bazı unsurlar, endişe zehrini damla damla akıtmaya ve ayaklanma endişesini ortaya atmaya kalkıştı. Çünkü Mehdi Ordusu’nu beğenmiyorlar, hareketimizin Sünniler’e yakın olmasını istemiyor ve bu ilişkileri bozmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.
İşgalcileri suçladı
Sadr ayrıca, “İşgalci güçler sükunet ve istikrarı engelliyor, Bağdat hükümetinin önüne güvenliği sağlamakta yetersiz kaldığını göstermek için engeller çıkarıyor. Ama biz, bunun olmaması için çalışacağız” dedi.
Farklı gruplar arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek için ellerinden geleni yapacaklarını kaydeden Sadr, “Sünni ve Şii kardeşlerimi, Necef’e gelmeye ve tartışmaya çağırıyorum. Gerekirse, onlarla görüşmeye bizzat ben giderim” diye konuştu.
Sadr, komşu Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerle ilgili bir soru üzerine de, “Suriye ile iyi ilişkilerin başlaması Irak’taki durumun iyileşmesine ve El Kaide başta olmak üzere aşırı grupların baskılarının azalmasına katkıda bulunacak” dedi.
Yasak bitti
Bu arada, El Askeriye türbesine düzenlenen bombalı saldırı sonrası çıkan mezhep çatışmalarından dolayı Bağdat’ta uygulanan sokağa çıkma yasağı dün sona erdi. Kentte durumun sakin olduğu gözlenirken, caddelerde yeniden araç trafiği başladı.
Bağdat’ın batısına dün düzenlenen havan saldırısında, 4 kişi öldü. Şii mahallesi Şola’ya düzenlenen saldırıda, 13 kişi de yaralandı. Bağdat’ın güneyindeki havan topu saldırısı sonucu ise 6 kişi öldü, 38 kişi yaralandı. Bakuba’da da, futbol oynayan çocuklara silahlı kişiler ateş açtı. Saldırıda, 2 çocuk öldü.
Öte yandan, Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin, 11 gün süren açlık grevine son verdi.

Propagandaya CNN katkısı
Amerikan CNN haber kanalındaki “İnsan Olayları” adlı programın editörü siyaset uzmanı Terry Jeffery, El Askeriye Türbesi’ne yapılan provokatif saldırının ardından ülkeye yayılan Şii-Sünni çatışmalarının, “Bush’un Irak stratejisinin işe yaradığını gösterdiğini” söyledi. Çatışmaları, “Bush planlarının başarısının kanıtı” diye niteleyen Jeffery, program sunucusu Wolf Blizter’in “Irak bölünüyor mü?” sorusu üzerine, “Sanırım hayır. Şii türbesine yapılan saldırı ve ardından başlayan çatışmalar, Bush’un stratejisinin başarılı olduğunu gösteriyor. Şimdi, ABD elçisi, Sünni ve Şiiler’i ulusal birlik hükümeti kurmak konusunda daha kolay ikna edecek. Durumdan rahatsız olan, fakat politik süreçte yer almayan Sünniler, koalisyona girecek. Belki de bu kriz, Irak’a istikrar getirecek bir hükümetin yollarını açacak” dedi.

‘Türkiye Irak’a girebilir’ iddiası
Amerikan New York Times gazetesi, Irak’ta iç savaş çıkması ve ülkenin bölünmesi durumunda, “Türkiye’nin Irak’a girmeye zorunlu hissedebileceğini” ileri sürdü. Gazetenin önceki günkü başyazısında ayrıca, mevcut çatışmaların bir iç savaşla sonuçlanması durumunda, olayların diğer ülkelere de sıçrayabileceğine işaret edildi.
Yorumda, “İran zaten desteklemekte olduğu Şiiler’den yana tavır alır; Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt gibi ülkeler de Sünnileri desteklemek veya kendilerine bağlı tampon devletler oluşturmak ihtiyacı duyabilir. Türkiye de kendisini, Kürt devletine karşı Türkmenleri korumak için müdahale etmek zorunda hissedebilir” denildi.


Başa dön


Tahran-Moskova mutabakatı tartışılıyor
İran ile Rusya arasında nükleer enerji konusunda varılan prensip anlaşması, tartışma yaratıyor. Anlaşma uyarınca iki ülke, uranyum zenginleştirme işlemini birlikte gerçekleştirecekler. Ancak metinde, İran’ın kendi topraklarında yürüttüğü zenginleştirme programını sona erdirip erdirmeyeceğine dair bir ibare bulunmuyor. Bu niteliğiyle anlaşma, İran’ın taleplerinin Rusya tarafından kabul edilmesi anlamına gelebilir. Ancak iki taraftan yetkililer de, “tam bir anlaşmanın önünde ciddi engeller bulunduğunu” ifade ettiler. Bu açıklamalar, İran topraklarındaki faaliyet konusunda bir uzlaşmaya varılmadığını düşündürüyor. Rusya’nın ilk teklifi, İran uranyumunun Rus topraklarında zenginleştirilmesiydi. İran ise masaya otururken, kendi çıkardığı uranyumu kendi topraklarında zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceklerini ilan etmişti. İran’ın nükleer enerji yetkilisi Gulamrıza Ağazade, anlaşma ile ilgili bir önşartları olduğunu açıkladı. Avrupalı bir diplomata göre bu önşart, İran’ın kendi uranyumunu kendi zenginleştirme hakkında ısrar ettiğini göstergesi. Avrupalı diplomat, “İranlılar Rus teklifini kabul ederken, hem İran, hem de Rusya’da zenginleştirme yapacaklarını vurguluyorlar, sadece Rusya’da değil” dedi. ABD, böylesi bir durumu kabul etmeyeceklerini daha önce açıklamıştı. BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu, 6 Mart’ta İran konusunu görüşmek üzere toplanacak. Bu arada Tahran yönetimi, önümüzdeki hafta içinde Güney Pars doğalgaz sahasında faaliyet yürütmek üzere Total, Shell ve Repsol şirketlerine ihale vereceğini açıkladı. İran, dünyanın en büyük doğalgaz rezervi olan Güney Pars yataklarından ilk sıvı doğalgaz ihracatını 2009’da yapmayı umuyor. Öte yandan, İran’ın güneyindeki petrol kentleri Dezful ve Abadan’da dün patlayan bombalar 4 kişinin yaralanmasına yol açtı.
Suudi Arabistan’da çatışmalar
Suudi Arabistan’da devlet güçleriyle militanlar arasında çıkan çatışmada 5 militanın öldüğü bildirildi. Devlet güçlerinin, başkent Riyad’ın doğusunda, El Hamra semtindeki bir villada kuşattıkları silahlı grupla girdiği çatışmada 5 kişinin öldüğünü belirttiler. Ölenlerin, cuma günü bir petrol rafinerisine düzenlenmeye çalışılan El Kaide saldırısıyla bağlantısı olduğu sanılıyor.
Suriyeli istihbaratçı serbest
Fransa’nın, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastıyla ilgili tutuklu bulunan Suriyeli eski istihbaratçı Züheyir Sıddık’ı serbest bıraktığı bildirildi. Ekim ayından beri tutuklu bulunan Sıddık’ın, Lübnan’a iade edilmesi halinde ölüm cezası almayacağı garantisinin bulunmaması nedeniyle serbest bırakıldığı belirtildi. Sıddık, suikastı soruşturan BM komisyonunun, müfettişlere yanlış delil sunduğu için tutuklanmasını istemesi üzerine yakalanmıştı. Lübnanlı savcılar, Hariri’nin öldürülmesinde dolaylı rol oynamakla suçladıkları Sıddık’ın iadesini istiyorlardı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net