www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ülkeyi ‘kurtarırken’ ben de oradaydım!
Derviş’i hâlâ kurtarıcı olarak ananlar, “Kemal Derviş Anlatıyor” kitabını okusunlar, aradıklarını mutlaka bulacaklardır. Kemal Derviş’i sevgiyle anmayanlar da kitabı okusunlar ki bir daha ülkeye bir “kurtarıcı” geldiğinde başlarına nelerin gelebileceğini önceden bilebilsinler.


Ülkeyi ‘kurtarırken’ ben de oradaydım!
Şebnem Turhan
Ülkenin geçirdiği kritik dönemlerde yazdıklarıyla gazeteciler; gelecek kuşaklara çok önemli bir miras da bırakırlar. Yaşadıkları döneme dair birikimlerini sadece gazete makaleleri ve haberleri ile sınırlamazlar, daha kalıcı olması için kitaplaştırırlar. Abdi İpekçi, Nail Güreli, Uğur Mumcu ve ismini sayamadığımız niceleri, Türkiye’nin sisli dönemlerini hep kitaplarında araladılar.
Doğan Kitap’tan çıkan ve TRT Muhabiri Serhan Asker’in kaleme aldığı “Kemal Derviş Anlatıyor” başlıklı kitap da, böyle bir iddia taşıyor. Büyük bir yıkımın yaşandığı 2001 krizinin baş aktörü Kemal Derviş’in anlattıkları konusunda Sedat Ergin, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor: “Kuşkusuz 2001-2002 yılları Türkiye Cumhuriyeti’nin yolculuğunda önemli bir geçiş dönemidir... Elinizdeki kitap işte bu dönemin anlaşılması açısından en önemli referanslardan biri olacaktır. Bu kitap bir bakıma Kemal Derviş’in Türkiye’nin yakın tarihinin şekillenmesinde oynadığı rolün de öyküsüdür.”
Kitabın yazarı Asker, Derviş ile yaptığı röportajla 2002 yılında ödül almıştı. Derviş, bakanlık yaptığı dönemin kritik olaylarını anlatmak için Asker’i ödülden dolayı seçmedi tabii ki. Ekonomi muhabirleriyle uyumlu çalışırdı, Derviş. Programına inanan muhabirleri çok severdi. Hepsinden çok sevdiği isim ise Serhan Asker’di. “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”na ilişkin eleştirel bir soru soran NTV Muhabiri Ahmet Erhan Çelik’in ertesi gün işten atılması, Derviş’in sevgisinden mahrum kalanların başına nelerin geldiğinin bir örneğiydi. İşte Türkiye’nin bir dönemine bu denli derinden damgasını vurdu Derviş. Sevdikleri iyi gazeteci oldu, sevmedikleri ise işinden...
Kurtarıcı edasıyla karşılanmıştı
Henüz havaalanına ayak basar basmaz bir mesih edasıyla ilk önce onu gazeteciler karşılamıştı. Ertesi günkü manşetler durumu gayet güzel özetliyordu: “Milliyet: Derviş paranın patronu oldu”, “Sabah: Krizi aşarız”, “Akşam: Türkiye kurtulacak”...
Asker’in kitabı da baştan sona benzer övgülerle dolu. Dünya Bankası’nda adım adım yükselmesi, Türkiye’ye Brezilyalı futbolcu gibi transfer edilmesi, ekonomiyi aklıyla, birikimiyle ve prestijiyle kurtarması, kitap boyunca en ince detaylarına dek aktarılıyor. Derviş’in geldiği gün medyanın duyduğu heyecanı kitap yeniden yaşatıyor sanki. Bir kitabın, anlattığı dönemin atmosferini verebilmesi iyi bir şey olsa gerek, ancak söz konusu olan bir Derviş övgüsüyse, o günleri hatırlayın ve aynı “heyecanı” bir kez daha yaşamak isteyip istemediğinize siz karar verin.
Ne sevgisine maruz kaldım ne de öfkesine ama, Derviş’i izleyen gazetecilerden birisi de bendim. Bu nedenle Asker’in kitabını okurken, ister istemez kendi gördüklerimle kıyasladım anlatılanları. Asker’inki gibi özel anılarım, uçak gezilerim hiç olmadı. Hakkını yemeyim bir kez Derviş’le el sıkıştık, o kadar. Ne var ki, Asker’in de benim yaşadığım “özel anıları” yaşamadığına eminim. Derviş programına karşı “Emek Programı”nın hazırlanışına, bu programın tüm halk kesimlerine yayılması için gösterilen yoğun çabaya tanıklık ettim örneğin. Derviş’in acı reçetesinin kepenk kapattırdığı binlerce Siteler esnafının öfkeli yürüyüşünü izledim. Uygulamaya giren her Derviş yasasının insanları nasıl işsiz bıraktığını haberleştirdim. Eğer bunları Asker de yaşasaydı, Derviş dönemini anlattığı kitabında birkaç satırlık yer verirdi herhalde. Verir miydi?
Gökten bir yazarkasa düştü...
Derviş geldiği gün herkes ne söyleyeceğini merak ediyordu. Çünkü Türkiye’yi kurtarma misyonu yüklenen birisinin birtakım üstün meziyetleri olması gerekirdi. En azından medya böyle bir beklenti yaratmıştı. Asker’in kitabına bakılırsa bu meziyetlerin hepsi Derviş’te varmış. Oysa hepimiz için fazlasıyla tanıdık olan IMF reçetesinden başka bir ilaç getirmemişti yanında. Zaten Derviş’in kitapta da belirttiği gibi, “kriz bir bakıma bir türlü hayata geçirilemeyen yapısal reformlar için büyük fırsat”tı. Henüz ilk adımlar atılmaya başlandığında, ekonomiden iyi sinyallerin de peş peşe gelmeye başladığını ifade ediyor, Derviş. Doğrudur, piyasaların tepkisi olumluydu, dolar 1 milyon seviyesinden 800 binlere geriledi, borsa yükseldi, faizde 10 puana varan düşüşler oldu. Uzun uzun Derviş’e bu olumlu havayı anlattırıyor Asker, neler hissettiğini soruyor. Fakat piyasalar dışındaki kesimlerin verdiği tepkileri unutmuş sanırım. “Geçinemiyorum” diye bağırarak bir esnafın yazarkasasını Başbakan Bülent Ecevit’in önüne fırlatmasını mesela... Borsa endeksi, dolar paritesi, faiz hadleri üzerinden tartışılan bir krizden geriye aklımızda ne kaldı diye bir anket yapsaydık eğer, çoğumuzun bahsedeceği o anı bir tek Derviş ve Asker anımsayamamış anlaşılan.
Kitapta bir diğer övgü dizilen konu ise, “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı.” Derviş program için bürokratları, IMF’yi, ABD’yi, siyasetçileri, medyayı ikna amacıyla nasıl binbir dereden su getirdiğinden bahsediyor. Şafak toplantılarından, kahvaltı masalarındaki özel sohbetlerinden, tenis maçlarından, eşiyle, yakın arkadaşı Oya Ünlü ile tartışmalarından...
“Derviş devrimi” olarak adlandırılan programın açıklanacağı 14 Nisan gününün tansiyonunu Asker’in kitabında hep birlikte yeniden yaşıyoruz. Bu bölümü, Türkiye için bir başka tarihi programın daha açıklandığına en azından dipnotta dahi olsa yer verilmiş olabileceği umuduyla daha dikkatli okuyorum. Bunun beyhude bir çaba olduğunu anlamam fazla uzun sürmüyor. IMF programı dururken, Türkiye tarihinde ilk defa sendika ve kitle örgütleri ile dünyanın sayılı iktisatçılarının, nice siyasetçi, bilimadamı, gazeteci yetiştirmiş öğretim üyelerinin bir araya gelerek Türkiye için bir program hazırlamalarının ne önemi var ki! Programı konusunda ikna çabalarını detaylarına kadar anlatan Derviş’in listesinde bu kesimler, ikna edileceklerin değil, fedakarlık yapacakların hanesinde yer alıyordu zaten.
‘Derviş evine, Ecevit huzurevine’
Fakat ikna o kadar da kolay değildi. Nisan 2001 Derviş için olduğu kadar esnaf, işçiler ve memurlar için de hareketli geçti. Kaynak arayışına çıkan Derviş bir yandan IMF ve Dünya Bankası ile görüşmelerini sürdürürken, diğer yandan da gazetelere “Benim kalbim solda” mesajını veriyordu.
Sokaklarda ise 70 bini aşkın esnafın dönemin özlü sözü haline gelen “Derviş evine, Ecevit huzurevine” sloganı yankılanıyordu. Emek Platformu üyeleri, krizin faturasını yüklenmek istemediklerini, eğer bir fedakarlık yapılacaksa öncelikle krizin sorumlularından başlanması gerektiğini söylüyorlardı. Taban bu konuda kararlıydı ancak, konfederasyon başkanları o kadar da Derviş karşıtı sayılmazdı. Dönemin Türk-İş Başkanı Bayram Meral, Derviş ile aralarında geçen diyaloğu kitapta şöyle anlatıyor: “Mehmet Keçeciler’le yüzde 18 zam konusunda anlaşmıştık. O sırada içeriye Kemal Derviş girdi. Zam oranını duyunca çok sinirlendi, IMF’ye kabul ettiremeyiz, söz verdik sözümüzde durmalıyız, dedi. Ben de Sayın Bakan yırtın IMF’yle yapılan anlaşmayı sıfır zamma evet diyeceğim, dedim. Kemal Bey şaşırdı, ancak oranın zamanlamasıyla ilgili yaptığı değişikliklerle zam kabul edildi. IMF’yi de ikna etti.” Derviş’in “ikna kabiliyetini” hayranlıkla paylaşan Meral, bir süre sonra Türk-İş Salonu’nda Derviş ile birlikte CHP’ye geçtiklerini açıklayacaktı. CHP Genel Merkezi’ndeki törende de yine Meral ile Derviş’i yanyana görecektik. Derviş’in hikayesi kadar, Meral’inki de bir başarı öyküsü olsa gerek!
Asker’in kitabında Derviş’in bir masal yutturmaya çalıştığını gösterebilecek tek ifade, “15 günde 15 yasa”nın aslında psikolojik bir motivasyon olduğuna ilişkin değerlendirmeler. Derviş, “Bu bir psikolojik motivasyon sloganıydı. Bu sloganla dünyaya yapısal reformlardaki kararlılığımızı ilan ettik” diyor. Biraz düşününce Derviş’in sanki bir itiraf gibi sunulan bu sözlerinin hiç de gerçeği yansıtmadığını anlıyoruz. Çünkü, O’nun “motivasyon” olarak gördüğü yasalar tütün ekimini engelledi, TEKEL’in özelleştirilmesinin yolunu açtı. Şeker Yasası pancar üreticilerinin sayısını azalırken, şeker fabrikalarının zararını artırdı. Telekom’da özelleştirmeye hazırlık yasası başarıya ulaştı ve Telekom’un yarısı, Lübnanlı Oger’in oldu.
Meclis de öyle motive oldu ki, rekor kırarak gece gündüz yapısal uyum yasalarını “el kaldır, el indir” demokrasisiyle tek tek geçirdi. Böyle kısa bir zamanda hangi ülke ekonomisinin ve siyasetinin rotasını ABD’ye çevirebildi ki. İşte bu açıdan Asker’in söylediği bir söze katılıyorum: Bu bir başarı öyküsüdür!
Derviş’in “kurtarıcı” olduğuna inanlara bu kitap şiddetle tavsiye edilir; aradıklarını fazlasıyla bulacaklardır. Derviş’i ülkeyi mahveden adam olarak görenler de okusunlar ki bir daha Türkiye’ye bir kurtarıcı gelirse, başlarına nelerin gelebileceğini önceden görebilsinler. Derviş’in şu sözü de hepimizin kulağına küpe olsun: “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı da Galatasaray gibi başarılı olacak ve golleri sıralayacak.”

Doğan Kitap tarafından yayınlanan “Kemal Derviş Anlatıyor” başlıklı kitabı TRT Muhabiri Serhan Asker kaleme almış.

Başa dön


kitaplık / Ey özgürlük!
Ey özgürlük!
Geçtiğimiz yüzyılın önemli gerçekci Fransız şairlerinden Paul Eluard, en bilinen şiiri, ülkemizde Zülfü Livaneli’nin bestelediği Ey Özgürlük şiiridir. Lirik bir anlayışla yazdığı şiirlerinde insancıllık ağır basar. I. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçeküstücülerle hareket eden Eluard, II. Dünya savaşında ise Nazilere karşı girişilen direniş hareketine katıldı. Bu dönemde yazdığı şiirler elden ele dolaşıyor, direnişçilere güç ve moral vreiyordu. Evrensel Basım Yayın, Asım Bezirci ve A. Kadir’in kaleminden bu büyük şairi okura sunuyor.
(“Asıl Adalet”; Paul Eluard; Çeviri: A. Kadir ve Asım Bezirci; Şiir/141 sayfa; Evrensel Basım Yayın...)

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net