www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bursa’da gece mesaisinde yanan
   5 kadına adayalım

Sennur Sezer’den 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ çağrısı: Bursa’da gece mesaisinde yanan 5 kadına adayalım

Kurtlar Vadisi’ne uluslararası tepkiler
Bavyera Başbakanı Edmund Stoiber, “Kurtlar Vadisi-Irak” filminin “ırkçı” ve “Batı düşmanı” olduğunu söyleyerek derhal sinemalardan geri çekilmesini, Türkiye’nin de buna karşı açık bir tutum belirlemesini istedi!

Direnen bellek
Zafer Diper ve Bizim Tiyatro, tiyatro emeği tarihlerinin 25. yılını kutluyorlar ve “Özkıyım” başlıklı oyunları ile yine çizgilerinden sapmadan, tiyatronun toplumu uyarmak, uyandırmak amaçlarını da göz ardı etmeyerek, hepimizi Frodo’nun görünmezlik pelerini altında sımsıcak ve güvende saklayan kayıtsızlık ve unutma illetini dert ediniyorlar.


Bursa’da gece mesaisinde yanan
   5 kadına adayalım
Şair-Yazar Sennur Sezer; tüm yazarlara, yazar örgütlerine ve kültür sanat kurumlarına yaptığı çağrıda: “Bu yıl 8 Mart’ı Bursa’da gece mesaisinde yanan 5 kadın emekçiye adayalım. Ülkemizin çalışma koşullarını onların çalışma koşullarına göre yargılayalım” dedi.
Kadınların emeğine sahip çıkmak için
Ülkenin emekçiler açısından en zor günleri yaşamakta olduğunu kaydeden Sezer, 2006 yılının 8 Mart’ının da bu bakımdan bir “Dünya Kadınlar Günü” kutlaması neşesi değil, “kadınların emeğe sahip çıkma” özelliğini taşımak zorunda olduğunu ifade etti. Sezer; “Bu yüzden cinsel, ulusal, dinsel , ekonomik ve siyasal baskılar altındaki kadınlarımızın haklarına saygılı olan herkesi, bu yıl 8 Mart’ı, 2005 yılının son günlerinde Bursa’da bir yatak fabrikasında mesaide yanarak ölen 5 kadın emekçinin anısına adamaya çağırıyorum” dedi.
150 yıl öncesinin koşulları
Sennur Sezer açıklamasını şu cümlelerle noktaladı: “Biri 15, biri 16 yaşında biri de üç aylık gebe olan bu beş kadın emekçi, takvimlerin gösterdiği yüzyılın değil yaklaşık 150 yıl öncesinin koşullarında çalışıyorlardı. 1857 yılında New York’ta düşük ücret ve uzun çalışma saatlerini protesto için yaptıkları grev ve yürüyüşlerinin sonunda bir fabrikada çıkan kuşkulu yangında ölen kadın emekçilerin anısıyla doğan 8 Mart, bundan sonra kimse iş kazasında ölmesin diye, emekçi aileleri rahat uyuyabilsin diye bir hesap sorma günü olsun. Kültür emekçileri, kol emekçilerine ürünleriyle destek versin. Tüm emekçilere ekmek ve gül dileğiyle”.


Başa dön


Kurtlar Vadisi’ne uluslararası tepkiler
İki hafta önce Almanya’da gösterime giren “Kurtlar Vadisi-Irak” filmi her iki ülke arasında sorun olmaya devam ediyor. Filmin gösterime girmesinden hemen sonra, Alman Sinema Denetleme Kurumu, “Kurtlar Vadisi-Irak” filmini izleme yaşını 16’dan 18’e çıkardı. Filmin gençleri şiddete özendirdiği gerekçesiyle bu kararı alan kurum, gelen itirazları değerlendirdikten sonra yeniden 16 yaş sınırını kararlaştırdı. Almanya’daki Türk gazeteleri filmi izleme yaşının 18’e çıkarılmasına karşı günlerce süren bir kampanya sürdürdüler.
Bunun akabinde ise Almanya’nın en etkili gazeteleri olan Frankfurter Allgemeine Zeitung, Die Welt, Süddeutsche Zeitung, Berliner Zeitung ile Der Spiegel dergisinde “Kurtlar Vadisi-Irak” filminin ‘medeniyetler çatışması’nın İslam versiyonu olduğu yönünde makaleler yayınlanmaya başlandı. Bu makalelerde ayrıca filmin Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin entegrasyonunu olumsuz yönde etkilediği belirtiliyordu.
Stoiber: Film kaldırılsın
Basında süren bu tartışmalara politik cenahta ilk katılan ise Bavyera Eyalet Başbakanı Edmund Stoiber oldu. Sağcı çıkışlarıyla bilinen Stoiber “Bild am Sonntag” gazetesine yaptığı açıklamada, Alman sinema işverenlerine çağrıda bulunarak, “Kurtlar Vadisi-Irak”ın gösterimden çekilmesini istedi. Gerekçe olarak şunları söyledi: “Bu sorumsuz film entegrasyonu desteklemiyor, tam tersine Batı’ya karşı düşmanlığı ve güvensizliği körüklüyor” dedi. “Kurtlar Vadisi-Irak” filmini açıkça “ırkçı” ve “Batı düşmanı” olarak nitelendiren Stoiber, böyle bir filmin derhal gösterimden çekilmesini talep etti.
Stoiber bununla da kalmayarak, Türkiye’nin derhal konuyla ilgili bir açıklama yapmasını da talep etti ve “AB aday üyesi olarak Türkiye tutumunu açık olarak göstermelidir” dedi.
Haçlı seferi izlenimi
Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyaleti Uyum Bakanı Armin Laschet, söz konusu filmde Hıristiyanların ve Yahudilerin Müslümanlara karşı haçlı seferine kalkıştıkları şeklinde bir izlenim yaratıldığını, bunun da özellikle gençleri olumsuz yönde etkileyebileceği gerekçesiyle, filmin izlenmesi için yaş sınırı konulmasını talep edeceğini söyledi. Filmi, “nefreti teşvik ettiği ve dinler arasında ayrımcılık
yarattığı” gerekçesiyle eleştiren Laschet, bu nedenle filmi seyredenler için belirli bir yaş sınırı konulması için yarın gerekli mercilere başvuruda bulunacağını kaydetti. Baden-Württemberg Eyaleti İçişleri Bakanı Heribert Rech de, filmi eleştirerek, “Bu film Amerika ve Yahudi düşmanlığını teşvik ediyor, kültürleri birbirinden uzaklaştırıyor ve her şeyden önce Türk gençlerini radikal hale getiriyor” şeklinde görüş belirtti.
Yahudiler: Gösterimden kalksın
Almanya Yahudiler Merkez Konseyi, ülkedeki tüm sinema sahiplerine çağrıda bulunarak, “Kurtlar Vadisi-Irak” filminin gösterimden kaldırılmasını talep etti. Yahudiler Merkez Konseyi Başkan Yardımcısı Charlotte Knobloch, yaptığı açıklamada, filmi gösterenlerin Yahudilere yönelik nefretin artmasını desteklediğini ifade etti.


Başa dön


Direnen bellek
Yusuf Eradam
“İşkence edilen biri, işkenceli olarak kalır.”
Zafer Diper ve Bizim Tiyatro, tiyatro emeği tarihlerinin 25. yılını kutluyorlar ve “Özkıyım” başlıklı oyunları ile yine çizgilerinden sapmadan, tiyatronun toplumu uyarmak, uyandırmak amaçlarını da göz ardı etmeyerek, hepimizi Frodo’nun görünmezlik pelerini altında sımsıcak ve güvende saklayan kayıtsızlık ve unutma illetini dert ediniyorlar.
Zafer Diper’in “çeşitli kaynaklardan yararlanarak” (kaydı ile) oyunlaştırıp yönettiği tek kişilik bir oyun Özkıyım. Tek kişilik ifadesi kuşkusuz ironik çünkü Zafer Diper birçok kimlik giyinerek birçok kişiliği temsil etmek zorunda. Bu aynı zamanda, izleyiciye de bir uyarı. Her iki tarafı da iyi bil, gözlemle, empati kur ki, bu kıyıma “özkıyım” ile mi karşılık vereceksin, yoksa direnerek mi, hayatta kalarak mı; karar veresin.
Diper, oyunun finalinde gelen kararın sürpriz olması için uğraşmamış, amaç izleyeni eğlendirmek, finalde sürpriz geldi dedirtmek değil çünkü. Karar izleyenin, salon dışında vereceği ve salt kendi bilinci doğrultusunda vereceği bir karar. Oyunun hedefi ise, bilinç uyandırmak, tazelemek. Diper ve arkadaşları, vahşi kapitalizmin baskınlarına, soygunlarına, cinayetlerine, soykırımlarına, talancı düzenine, insan onurunu ayaklar altına alan söylemi ile küreselleşme adı altında yeniden tezgâha sürülen emperyal emellerin ağırlığında onurunu korumaya çalışan bir Karl Schmitt yaratmış.
Diper’in (Karl’ın) bu zorlu yolda, dönüşmesi gerekecektir haliyle. Direnmek, ayakta durmak, savaşmak için. Tıpkı Karl gibi, oyunda ona eşlik eden nesneler de, sanki insanın nesneleşmesine karşı çıkar gibi, Karl’ı tamamlamak üzere değişip dönüşüyorlar. Debord, Romain Gary, Jean Seberg, Amery, Baader-Meinhof, Vietnamlı çilli kız, Strauss, Feda, Julius ve Ethel Rosenberg ve diğerleri gündeme geliyor ve onlarla birlikte belgesel ve film alıntılarından da yararlanılarak (geride yine Diper’in o tok, güzel sesi) farklı kimliklere bürünen nesneler oyuncularmış/ karakterlermiş gibi işlevsel oluyorlar. Bu nesneler arasında demir çubuk, sandalye, masa, uzaktan kumanda aleti, bir çift çorap, belgeselin gösterildiği beyaz perde, video kasetleri ve kuşkusuz Diper’in yerli yerinde ve müsrifçe değilse de acımasızca kullandığı bedeni.
Bir öz sorgulama
Özkıyım başlığını taşısa da oyun, anlaşıldığı üzere intihar hakkında değil. Karl intihar edecek mi etmeyecek mi, olay örgüsü ya da aksiyon bu soruya da bağlanmamış. Oyun bir özsorgulama. İşkence edilenin ve hep işkenceli kalacak olanın kendisini, utanç tarihini sorgulaması. İnsan özkıyım noktasına nasıl gelir, getirilir? Bu noktada, sevgilinin terk etmesi benzeri sudan sebepler değildir özkıyıma geliş noktası… Evrensel ve nesnel, bütün insanlığı ilgilendiren ayıplarıdır insanın kendisini bu noktaya getirmesine yol açan. Evrensel ve nesnel olanın böylelikle nasıl da öznel oluverdiği gözler önüne daha kolaylıkla seriliyor, kayıtsızlığın saçmalığını vurgulayarak.
Cürüm ve insanlığa kıyış alanında da ne yazık ki yaratıcılığını çalıştırmıştır insan, kendi tarihi boyunca ve kanla işlemiştir bindallısını yeryüzü üstüne. “Oram hep kan!” deyişi bundandır Karl’ın (Keşke burada, Antik Yunan’daki gibi koca bir fallus taksaydı Diper beline). Ellerimize bakamaz olduk bu yüzden.
Anti-emperyalist ve 68 Kuşağı temsilcisi Karl’ın içindeki öteki (Hans) intihara eğilimli herkesin, insanlığı alınmış posası kalmış herkesin içindeki ötekidir. Hans, Madame Butterfly’ın finalde dediği gibi, onuruyla yaşayamayanın, onuruyla ölmeyi bilmesi gerektiği fikrine/inancına çekiştirir durur Karl’ı ama “özkıyıma” karar vermek o kadar kolay değildir. Burada, Karl içindeki öteki ile uğunurken, amaçlanan hayatımızda insan olmanın rezilliklerini, insanı işte bu onursuzluk haline nasıl getirildiğinin gösterilmesidir. Özgürlük savaşımı yerine, insan neden kendi türünü yok etmeye çalışmaktadır? Tarih işte bunun için sorgulanmalıdır ve yeniden yazılmalıdır. Özkıyımla özgürlük gelebilir mi?
Bu sorgulama yapılırken polisten kapılan AIDS’ten, Vietnam’a, Hiroşima’ya, 12 Eylül’e kadar uzun bir alt temalar ve kıyımlar tarihi kör gözümüze parmak sokmadan anlatılıyor ve izleyiciyi hiç sıkmadan. Tek kişilik oyunlara karşı, salt bu yüzden, kuşkuyla yaklaşanlar bilsinler ki sıkılmayacaklar (Ama, bu nokta bile dünyanızda nerede durduğunuza bağlı tabii ki). Öğretici, eğitici yanı da burada devreye giriyor oyunun. Bir eğitimci olarak da, üniversite yıllarında okuduğum Aydınlığa Doğru adlı iktidara karşı alternatif eğitim kitabının da adının geçmesi beni çok sevindirdi. Sanatçı, okuduğu, yad ettiği kitaptır da. Anımsatmak, unutturmamak da bir eğitimcinin, sanatçının görevleri arasındadır.
Karl’ın içindeki ötekinin, şizofrenik bir öteki olmadığı ortadadır. O öteki biziz. İzleyiciler bu öteki ile özdeşleşip, empati ile, durdukları yeri sorguladılar. Bu ötekinin devlet içi derin devlet göndermeleri de ayrıca düşünme konusu. Beden ve devlet ilişkileri düşünüldüğünde, başka uzamlarda, başka yan anlamlar kazanan bir metin çıkmış ortaya. Rahatsız ediciydi. Bu yüzden sevdim. İnsan azıcık rahata erince, bütün dünyanın güzelleştiğini, tüm insanların rahata erdiğini sanabiliyor çünkü.
Türkiye’de yaşamak, işkenceye dönüşür umursayana, öfkelenmeyi bilene, unutmayana. Mazoşistliğimizden değildir başka yerlere gidemeyişimiz; işkenceli kalışımızdandır.
“Bu dünyayı senin aşkınla terk ediyorum” desek mi, demesek mi? İçinde yaşadığımız bu makro-komplolar dünyasında, umursayan bireyler olarak zor bir karar. Woolf gibi cebine taş doldurup ırmağa bırakmak bedeni yabancılaşmanın göstergesidir. Diper o bedeni sahneye atmayı, kafamıza kafamıza çalmayı, belleğimize vurmayı yeğlemiş.
Oyuncu, aktör, yazan, eden Zafer Diper’i dakikalarca ayakta alkışladık. Emeğine, zekâsına, bedenine, yüreğine sağlık.


Başa dön


Washington Post: Ekranda kılıçlar çekildi
The Washington Post gazetesi, “Kurtlar Vadisi-Irak” filmi ve ABD’de yayınlanan “24” adlı televizyon dizisiyle, Türkiye ve ABD’nin “ekranda kılıçları çektiği” yorumunu yaptı. Gazetede İstanbul çıkışlı Karl Vick imzasıyla yayınlanan haberde, “Kurtlar Vadisi-Irak” filminde Amerikalıların çocuk katili ve Iraklı mahkumların iç organlarını Tel Aviv’e satan kişiler olarak sergilendiği kaydedildi. Aynı zamanda Chicago Tribune gazetesinde de yayınlanan haberde, Fox televizyonunda yayınlanan “24” adlı televizyon dizisinin geçen sonbaharda Türkiye’de gösterime girmediği, dizinin dördüncü sezonunda ABD’ye zarar vermeye çalışan teröristlerin Türk olmasının buna yol açtığı anlatıldı. Gazetenin konuştuğu Türk vatandaşlarından biri “Bu durum, birbirine füze atmaktan farksız” yorumunu yaptı. Gazete, iki NATO müttefikinin birbiriyle iletişimde “karşılıklı saygıyı” vurguladığı belirtildi. Washington Post, filmin, ABD’nin bölgedeki niyetiyle ilgili derin kuşkuları yansıttığı yorumunu da yaptı. Filmin 10 milyon dolar bütçesiyle, Türkiye’de yapılmış en pahalı film olduğu ve ABD’de de gösterime girmesinin beklendiği belirtildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net