www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Aslan Asker Şvayk’
   tam metniyle Türkçe’de

Haşek’in savaşı yerden yere vuran yergisi “Aslan Asker Şvayk” ilk kez eksiksiz olarak Türkçe’de. İki cilt olarak yayınlanan kitabın yayımlanması ile eşzamanlı olarak, Yosef Lada’nın resimlerinden oluşan sergi de, bugün açılıyor.

İzmir Öykü Günleri sona erdi
Türkiye’nin dört bir yanından 80’i aşkın öykücü ve edebiyatçının katıldığı, Adnan Özyalçıner’in de onur konuğu olduğu 5. İzmir Öykü Günleri sona erdi.

Edebiyat dediğin ‘şey’
Bizde olsa 16 yaşında bir kızın seks maceraları, suç unsuru sayılır, haberlerde “M.P. (16)” diye anılırdı. Fakat Melissa P. İtalyan ve dünyaca ünlü bir roman yazarı.


‘Aslan Asker Şvayk’
    tam metniyle Türkçe’de
Yaroslav Haşek’in unutulmaz eseri “Aslan Asker Şvayk” ilk kez tam metniyle Türkçe’de. Celal Üster’in Türkçe’ye kazandırdığı kitap Can Yayınları tarafından iki cilt olarak yayınlandı. Kitap ile eş zamanlı olarak Yosef Lada’nın Svayk resimlerini içeren bir de sergi açıldı.
1883 doğumlu Çek yazar Yaroslav Haşek’in 1. Dünya Savaşı’nda orduya alınmış, esir düşmüş, Çek Kurtuluş Ordusu üyesi olup Bolşeviklere katılmış bir yazar. Savaştan sonra Prag’a dönünce Aslan Asker Şvayk’ı yazmaya başlayan Haşek, yaşamı boyunca toplumun bütün kurumlarına karşı duran; ordudan aileye, okuldan posta hizmetlerine kadar, hiçbir şeye uyum göstermeyen bir yazar.
Bir dünya klasiği
“Aslan Asker Şvayk”, yayınlandığı günden beri dünya edebiyatının klasikleri arasında bulunuyor. Bu yergi başyapıtı, aslında belirli bir olay örgüsünden çok, bir tipin, Şvayk tipinin çevresinde dönüyor. Her işe maydanoz olan, başına dertler alan, sakarlıkta üstüne olmayan ve ortalığı birbirine katan Şvayk, “yeni bir Don Kişot” olarak kabul edilen evrensel bir karakterdir.
Eser, Avusturya İmparatoru Franz Joseph’in yeğeni Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesiyle başlar. Prag’da kendi halinde yaşayan Şvayk sağda solda bu olaylarla ilgili yorumlar yapınca merkeze alınır ve boşboğazlığı yüzünden bir daha kurtulamaz. Orduya alınırken, belki yırtarım diye, özürlü numarası çeker ve tekerlekli sandalyesiyle gider askerlik şubesine. Ama elbette ordu bunu yemez. Bu unutulmaz eser Türkçe’ye ilk kez eksiksiz olarak Celâl Üster tarafından çevrildi.
Sergi ve söyleşi
Şvayk resimlerinin yer aldığı sergi de bugün açılıyor. Can Kitabevi’nde 16 Mart’a kadar açık kalacak olan sergide, Haşek’in yakın dostu ve ünlü ilüstratör Yosef Lada’nın Aslan Asker Şvayk için çizdiği resimler yer alıyor. Tiyatro ve sinema için sahne ve kostüm tasarımları gerçekleştirmiş, Çek masallarını da resimlemiş olan Lada’nın ilüstrasyonları, Şvayk karakterinin bütün dünyada tanınmasında etkili olmuştu.
Can Yayınları, “Aslan Asker Şvayk” ile ilgili bir de söyleşi düzenliyor. 18 Şubat Cumartesi günü saat 18.00’de Can Kitabevi’nde düzenlenecek söyleşiye, Türkiye’de Şvayk’ı ilk kez oynayan Genco Erkal, 1960’ların Arena Tiyatrosu’ndaki ilk oyunda hem oynayan, hem de oyunun kostüm ve dekorlarını hazırlayan Ressam Mehmet Güleryüz ve kitabın çevirmeni Celâl Üster katılıyor.


Başa dön


İzmir Öykü Günleri sona erdi
Türkiye’nin dört bir yanından 80’i aşkın öykücü ve edebiyatçının katıldığı, Adnan Özyalçıner’in de onur konuğu olduğu 5. İzmir Öykü Günleri sona erdi. “Yaratıcılık ve Kısa Öykü”, “Öykü Yaratım Süreci” gibi başlıklar altında yapılan son gün etkinliklerin sonrasında “Ustalara Saygı” bölümünde Sennur Sezer ve Çetin Öner Aziz Nesin’i anlattı. Onur konuğu Adnan Özyalçıner’in, Tarık Dursun K.’nın yazdığı Dünya Öykü Günü bildirisini okumasının ardından yapılan kokteylle 4 günlük öykü maratonu da bitti.
Ustalara Saygı bölümünde Aziz Nesin’in öykücülüğünü, kişiliğini ve anılarını anlatan Sennur Sezer ve Çetin Öner büyük alkış aldı. Aziz Nesin’in her zaman bir komedyen ya da komik öyküler yazan bir biri olarak tanındığını söyleyen Çetin Öner, “Onun çok hüzünlü öyküleri de vardı, hep ülkenin gerçeklerini yazdı” dedi. Aziz Nesin’in birtakım yasaların suç saydığı bazı şeyleri yaptığını söyleyen Sennur Sezer, “O hep doğru bildiğini yaptı” dedi. Sezer, Aziz Nesin öykülerinin aslında gülünecek bir yanının olmadığını aksine ağlanacak öyküler olduğunu söyledi. Sezer, Aziz Nesin’in öykülerinden ve Adnan Özyalçıner’in Aziz Nesin değerlendirmelerinden bölümler okudu.
‘Hepsi Hikaye’
Ustalara saygı etkinliğinin ardından Onur Konuğu Adnan Özyalçıner Tarık Dursun K.’nın kaleme aldığı “Dünya Öykü Günü Bildirisi”ni okudu. Bildiriyi okumasının ardından bu bildiriyle Tarık Dursun K’nın bizi uyardığını söyleyen Özyalçıner, “O, daha önce de 75. yaşında yayınladığı ve ikili bir anlam yüklediği “Hepsi Hikaye” kitabıyla da haklı bir kırılganlık göstererek bizi uyarmıştı” dedi.
Özyalçıner konuşmasına şöyle devam etti; “Kitabının adı Hepsi Hikaye, ama yazdıkların gerçeklerin, yaşadıklarımızın aynası. Sen sağ ol, var ol Tarık Dursun kardeşim. 75. yaşın kutlu olsun, mutlu ol. 75 yıllık çaban, çabalaman boşuna değil, inan buna. Burada bulunan herkes, hepimiz sana, öyküye, öykülerine inanıyoruz.”

Yazarların değerlendirmeleri
Adnan Özyalçıner:
“İzmir Öykü Günleri çok iyi geçti. Bir defa halkın izlemesi, salonun umduğumdan daha kalabalık olması beni çok sevindirdi. Bunun dışında gelenler de öykücülüğümüzün geçmişten bugüne nasıl bir gelişim geçirdiğini öğrenmiş oldu. Asıl önemlisi ise, öykünün insanı ve toplumu anlatan bir tür olduğunu, öykücünün yaşadıklarından aldığı izlenimleri kendi düşünce ve duygularıyla yorumlayarak okuyucuya aktarmak, onları daha mutlu bir hayata taşımasına yardımcı olacak bir tür olduğunu anlattık. Bu etkinlikte öykünün ayaklarının yere basması gerektiğinin vurgulandığını gördük. Bu etkinlikte okullara gidilmesi beni çok mutlu etti. Gelecekte etkinliğin tamamı okullara da yayılabilir.
Sennur Sezer
“Bence Öykü Günleri’nin en güzel yanı salona gelen öğrenciler ve gençlerdi. Ama salondakilerin göremediği başka bir güzellik daha vardı. Kimi yazarlar, okullara götürüldüler ve o okullarda konuştular. Daha güzeli ise o yazarların kitapları okullarda öğrencilere dağıtıldı. Bu okulların niteliğini sorduğum zaman merkeze uzak ve emekçi mahallelerinde bulunan okullar olduğunu öğrendim. Öykü günlerinin gelecek senelerde daha çok okulda, daha çok kitapla kutlanmasını diliyorum. İnanıyorum ki buraya gelen gençlerin arasından yeni öykücüler çıkacak.”
Feridun Andaç
“Öykü günleri on yılı aşan bir süredir ülkenin birçok ilinde, yurtdışında yapıldı. Söyleyebilirim ki öykü türünün edebiyatımızda gündeme gelmesi ve verimli olmasında, öykü dergilerinin çıkmasında öykü günlerinin çok etkin rolü oldu. Dünya öykü gününün kabul edilmesinde büyük katkısı oldu. İnsanlar daha çok öykü yazmak, öykü okumak gereği hissettiler. Bu nedenle yapılan etkinlikler amacına ulaştı diyebiliriz. Buradaki etkinliğe baktığımızda, katılımın önceki yıllara oranla yüksek olması beni sevindirdi. Aslında böyle bir etkinlik tek salon yerine farklı birkaç salonda yapılsaydı katılımı daha da artırırdı. Öykü atölye çalışmasının da bu yıl yapılmaması da bir eksiklik diyebilirim.


Başa dön


Edebiyat dediğin ‘şey’
Çağdaş Günerbüyük
Bizde olsa 16 yaşında bir kızın seks maceraları, suç unsuru sayılır, haberlerde “M.P. (16)” diye anılırdı. Fakat Melissa P. İtalyan ve dünyaca ünlü bir roman yazarı.
İkinci romanı bile çıktı: Yusufçuk Gece Gelir. Belki duymuşsunuzdur, hani çekilişle bazı okurlarının yazarla yemek yiyeceği kitap. Ama uyaralım, ola ki adına roman dendiğine bakıp bir roman okuma beklentisine kapılırsanız, sizi biraz hayal kırıklığına uğratacak bir eser kendisi. Bir de kitabının arka kapağına göre “Onu tanıdığınızı sanıyorsanız” da, “bir kez daha düşün”ecekmişsiniz...
Vay Melissa’nın haline!
İlk kitabı Yatmadan Önce Yüz Fırça Darbesi’nde cinsel faaliyetlere ağırlık veren Melissa kardeşimiz, artık 19 yaşında bir genç kadın olduğunda yazdığı Yusufçuk Gece Gelir’de daha bir melankolik takılıyor. Arka kapakta mutfak tezgahında oturduğu, “erkeğini kendine doğru çektiği”, ısırıp dilini kanattığı bir bölüm aktarılmış olsa da, kitapta dönüp dönüp “parça” anlatmıyor yazar. Artık Melissa P. adını duymuş herkesin tahmin edeceği bir “doyumsuzluk” hali, genç kadında bolca depresyon ve halisünasyon olarak kendisini göstermiş. Sıkılıyor, bunalıyor, ona buna saldırıyor, sevişiyor, yok vazgeçiyor ve bütün bu “olay örgüsü” bizi başka bir kadının yazardan intikam almak için “Yusufçuk kuşu” kılığına girerek geceleyin onu ziyaret etmesiyle sona ulaşıyor.
‘Bu kız gerçekten mi çatlak yoksa numara mı yapıyor’ diye bir kuşku düştüyse içinize, sizi yaşam öyküsünde dört yaşından öncesini anlatan bir cümleyle baş başa bırakalım: “Zamanını, Lucia isimli hayali arkadaşı ile oynayarak ve Spumone (Koca Köpük) isimli bir kukla ile sevişerek geçiriyordu.” Yaş olmuş 21, anlaşılan Melissa kardeşimiz zamanını geçirecek başka bir meşgale bulamamış.
Vay edebiyatın haline!
Herkes günlük yazar, demek iyice ipi koparınca bu yazılar roman mertebesine ulaşıyormuş. Melissa’nın günlüğünde biraz edebiyata doğru bir yaklaşma varsa da belden yukarı çıkamıyor çünkü. Kalbini “içinde yaşamın attığı küçük bir prezervatif”e (s.32) benzetmek aklına geliyor, Roma’nın ortasındaki antikçağdan kalma Colosseum harabelerini de “çoktan yitirdiği erkekliğini millete fütursuzca göstermeye, kanıtlamaya çalışan yaşlı bir erkeğe” (s.19)...
Öykü Günü İstanbul’da da kutlandı
14 Şubat Dünya Öykü Günü dolayısıyla İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde etkinlik düzenlendi. İmge Öyküler Dergisi ve Fransız Kültür Merkezi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinliğin sunuculuğunu, tiyatro ve sinema oyuncusu Gülsen Tuncer yaptı. İmge Öyküler dergisi Genel Yayın Yönetmeni, Özcan Karabulut ve Edebiyatçılar Derneği Başkanı Gökhan Cengizhan’ın 14 Şubat’ın Dünya Öykü Günü olmasının önemine işaret ettikleri konuşmalarının ardından 75. yaşını kutlayan Tarık Dursun K. tarafından kaleme alınan, “Öykü Bildirisi” okundu. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden öykücüler için Sadık Aslankara ve Hürriyet Yaşar’ın anma konuşmalarının yanı sıra doğumlarının 100. yıl kutlamaları kapsamında, Samuel Beckett ve Sait Faik anıldı. Gülsen Tuncer Nezihe Meriç tarafından kaleme alınan “...yanmışım dumanım tüter” adlı öykü okunurken gece dans sanatçısı Aytül Hasaltun’un, Sait Faik’in “hişt, hişt!..” öyküsünden yola çıkarak hazırladığı modern dans gösterisiyle son buldu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net